Büyüdükçe Büyüleyenler / Ivana Baquero

14:10 Yazar: Great White 0 Yorum
Sene: 2006
Yaş: 12
Pan's Labyrinth




Sene: 2009
Yaş: 15
The New Daughter




Yeni Sezon Formaları : Olympic Marsilya 2010 - 2011

14:36 Yazar: Master 2 Yorum

http://farm5.static.flickr.com/4117/4744752846_edb8aa72ca_b.jpg

http://farm5.static.flickr.com/4142/4744752956_db84fc9bfd.jpg




Aranıyor! Fatih Terim

12:09 Yazar: Great White 8 Yorum
Neredeyse bir yıl geçmiş yazmış olduğum İmparator Fatih Terim Gerçekleri başlıklı yazımın üzerinden. Hatta o yazının sonlarında şayet Rijkaard’ a sabredilmeden gönderilirse tarihin bir kez daha tekerrür ederek Fatih Terim’ in tekrardan Galatasaray’ ın başına getirilebilme ihtimaline de değinmiştim. Ancak görünüşte başarısız bir sezon geçirmiş olmasına rağmen "doğal olarak" isminin kalitesi ve kredisi sayesinde görevine devam edebilen Rijkaard bu tahminimin ya da (GS li olsaydım) endişemin gerçekleşmesini en azından ötelemeyi başarmış gözüküyor. Hepimizin gayet net hatırlayacağı üzere tam on yıl önce Milan ile ilişiğinin kesilmesinin ardından iki yıl boyunca boşta kalmasına rağmen kendisine kapılarını açan takım Galatasaray olmuştu. O dönemde Lucescu’ nun yerine takımın başına getirilmiş ve sonrasında hem saha sonuçları anlamında hem de maddi yönde büyük bir hüsran yaşanmıştı. Şimdi Lucescu’ nun koltuğunda oturan adam ise Rijkaard. Tabii bu bir kehanet ya da bir nevi beklenti falan değil, sadece küçük bir anekdot..

2010 Dünya Kupası elemelerinde Milli Takımımız’ ı ilk ikiye sokmayı başaramayan ve 10 maçta sadece 15 puan toplayarak Bosna Hersek’ in gerisinde grubu 3 ncü olarak tamamlamamızın sorumlusu olan Fatih Hoca halihazırda tatiline devam ediyormuş. Koca bir sezonu boşta geçiren ve bütün takımların yeni sezona hazırlandığı şu günlerde hala herhangi bir takım ile anlaş(a)mayan Fatih Terim’ in adı İran ve Endonezya Milli Takımları ile anılıyor. Haber ajanslarının satır aralarına sıkıştırılan bu haberlerin doğruluk yüzdesinden emin olamasak da adı bir kısım medya tarafından daha düne kadar Avrupa’ nın üst düzey kulüpleri ile birlikte yazılan Fatih Terim’ in hem mesleki hem de itibar açısından ciddi bir düşüş içerisinde olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Kaldı ki bizzat kendi röportajlarında dahi Avrupa’ nın bazı büyük takımlarından teklif aldığını ama bu teklifler arasından seçim yapmak konusunda kararsız kaldığını söylemişti tecrübeli hoca..

İşte bu tablo bile bazı acı gerçekleri artık net bir şekilde görmemizi ve bir takım olgular hakkında daha rasyonel düşünmemizi sağlayabilir aslında. Gözümüzde abartılı bir şekilde yücelttiğimiz, hatta kimi zaman neredeyse tanrılaştırdığımız bazı kişi ya da takımların aslında hiç de düşündüğümüz kadar heybetli olmadığı realitesini bize acımasızca gösterebilir. Belki de tablodaki asıl görüntüyü tüm çıplaklığı ve detaylarıyla görebilmek için birkaç adım geriye çekilerek o tabloya biraz daha uzaktan bakmak gerektiği düşüncesi hasıl olabilir. Daha doğrusu gerçekten hak edenlerin hak ettikleri yere gelebilmelerinin önünü açabilir..

Kimbilir..



Young Boys, Fenerbahçe, Sergen, Aykut

12:42 Yazar: Great White 6 Yorum
Dün akşam Young Boys ile Fenerbahçe arasında oynanan ve 2-2 lik beraberlikle sona eren Şampiyonlar Ligi 3 ncü ön eleme karşılaşması beklediğimden çok daha fantastik ve keyifli bir mücadeleye sahne oldu doğrusu. Şimdiye dek dolu dolu izleme şansını bulamadığımız Young Boys takımının Türkcell Süper Ligi’ ndeki en kalburüstü takımlarından bir tanesini maç boyunca sürklase edişini ibretle ve (bir Fenerbahçeli olsaydım) dehşetle izledik..

Maçın detaylarına, takımların sistemlerine, oyuncu performanslarına ve gerekli gereksiz istatistiklere girmek istemiyorum. Herkes maçı açık kanaldan izledi zaten. Ancak Young Boys takımının sağ kanadında banliyö treni misali sürekli gidip gelen Sutter ve Degen’ in göstermiş oldukları insanüstü performanslarını , forvet arkasında görev yapan Costanzo’ nun ayağına aldığı her topu birbirinden farklı varyasyonlar ile tehlikeli hücum varyetelerine dönüştürmesini, üç hücumcu ortasaha oyuncusunun önünde tek forvet gibi oynamasına rağmen maçın gidişatına göre oyun kurucu rolü de üstelenerek Fenerbahçe savunmasının tüm dengelerini alt üst eden Bienvenu’ nun haklarını vermek gerekir..

Maçı yorumlayan Rıdvan Dilmen’ in bir türlü adlandıramadığı Young Boys’ un oyun sistemine en uygun tanım bana göre "topun olduğu her alanda çoğalmak" felsefesinden beslenmekte. Topun Fenerbahçe yarısahasında olduğu evrelerde takım halinde o bölge çevresinde yoğunlaşan Young Boys takımı, Fenerbahçe’ nin geliştirdiği toplam iki üç atak esnasında ise yaş olarak hayli genç bir kadroya sahip olmalarının da avantajıyla geriye çabucak dönebilme silahını kullanmaya çalıştılar. Fakat son derece dinamik ve yetenekli bir kadroya sahip olmalarına karşın kısıtlı olan oyun zekaları ve tecrübesizliklerine şanssızlık da eklenince yirmiye yakın net pozisyonundan sadece iki gol üretebildildikleri gibi kalecilerinin tek bir kurtarış yap(a)madan tamamladığı maçta kalelerinde iki de gol görmekten kurtulamadılar..


Takım halinde aşırı kötü performans gösteren Fenerbahçe’ de göze batan isimler olarak Emre, Stoch, Volkan ve tam üç kez gole izin vermeyen kale direklerini sayabiliriz sanırım. Stoch her ne kadar maç yorumcuları tarafından anlamsızca eleştirilse de müthiş bir transfer olduğunu ortaya koydu. Çekinmeden sorumluluk alan, yardımlaşan, sürekli alan değiştiren, topu çok iyi saklayan, şut deneyen ve temposu hiç düşmeyen bir oyuncu. Adeta kabus gibi geçen şu maçtan sonra Fenerbahçe taraftarının içine su serpebilecek adam rolündeydi dün Stoch..

Maç sonrası röportajında oynanan berbat futbolu sahada on kişi kalmış olmanın getirdiği zorluklara bağlamaya çalışan Aykut Kocaman’ ı ise hayretle izledim. Kazım’ ın tam bir andavallık örneği göstererek almış olduğu kırmızıya gösterdiği "üstü kapalı" sert tepki manidar olsa da sahada eksik kalana dek kalesinde görmüş olduğu en az sekiz net pozisyonu pek dikkate almamış olsa gerek sanırım..


Bir paragraf da ekranların nefes almadan konuşan ama pek de fazla şey anlatmayan adamı Sergen Yalçın’ a açalım. Önce kendi tabiriyle Sıkoç’ a ve Alex' e yüklenen Sergen, tuhaf bir tespit ile Fenerbahçe’ nin klasik 4-4-2 sistemiyle oynadığını dile getirdi. Ardından bence kısmen doğru bir tespitte bulunarak kadrodaki Brezilyalılar’ ın alayına şöyle bir giydirdi. Bunla yetinmedi, Ersin Düzen’ in bazı futbolcu performanslarına eskiden gazetelerin soru işareti koyduklarını hatırlatması üzerine “Alex’ e koyarsın, Christian’ a koyarsın, Kazım’ a koyarsın, Gökhan’ a koyarsın” diye sayaraktan içini de şöyle bir döktü! Reklam arasına girerken aslında bizlerin sorması gereken “Daha bitmedi mi ya?” sorusunu Ersin Düzen’ e yönelten Sergen Yalçın, finali ise sağlı sollu Young Boys akınlarına vurgu yaparak “Devamlı vurduruyoruz, devamlı vurduruyoruz” şeklinde tamamlayarak adeta zirve yaptı!!

Kısacası her açıdan keyifli ve alabildiğine renkli bir maç oldu Young Boys - Fenerbahçe maçı..



Karaman' ın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu

11:38 Yazar: Great White 5 Yorum
Bu söz genelde saman altından su yürüten kimselerin gizliden gizliye çevirdikleri bir takım piyastosların belli bir süre geçtikten sonra ortaya çıkması durumunda kullanılır yurdumuzda. Hani öyle bir işe imza atar ki kokusu sonradan ortaya çıkar misali. Bizim asıl mevzuumuzla ne derece ilintili olduğu tartışılır olsa da Trabzonspor’ da hangi görevi yürüttüğü dahi tam bir muamma olan, sportif direktörlüktan yardımcı antrenörlüğe kadar tam bir görev karmaşası yaşayan ve bir de üzerine gözlemci edasıyla Brezilya’ ya futbolcu izlemesi için gönderilen Ünal Karaman’ ın medyaya vermiş olduğu şu demeç insanın aklına karamanın koyununu getirmiyor değil hani..

“İlerleyen dönemler için elimizde bir liste oluşturmak adına maçlar izledim. Biz mevcut forvetlerimize de inanıyoruz. Forvet ihtiyacı şeklindeki haberler teknik ekibimiz tarafından değil basın tarafından gündemde tutuluyor. Sonuç olarak forvet oyuncusu alınırsa iyi olan ve formayı hak eden oynayacaktır”

İsviçre çakısı misali kulüpte her bir işe bakan ama ne türden iş bitirici icraatlara imza attığı asla anlaşılamayan Ünal Karaman’ ın vermiş olduğu bilgi buydu işte. Yani amiyane tabirle “Ben alttan alta bir takım icraatlar yapıyorum. Şimdi bana detaylarını falan sormayın. Ne türden işlere çevirdiğimi elbet bir gün göreceksiniz ama şimdi değil” demek istiyor sanırım! Tabi bu demecinin arasında da artık iyiden iyiye kangren haline gelen santrfor sorununun aslında çok da büyütülecek bir yanı olmadığını, gerekirse herhangi bir takviyeye ihtiyaç duyulmayacağını, ancak (basının zoruyla) illa da bir santrfor alınacak olursa da takımda direkt olarak görev yapabilecek türden bir isim olma zorunluluğunun bulunmadığını ima ediyor beyefendi..

Ben de diyorum ki; Anadolu takımlarının dahi takır takır transferlere imza attığı şu ortamda sadece vasatın üstü bir santrfor takviyesi halinde bile kafaya oynayabilecek kıvama gelmiş bu kaliteli jenerasyonu küçük hesaplarınıza kurban ederek harcamaya kalkarsanız bunun adı düpedüz ihanet olacaktır. Ayrıca şampiyon olmayı "gerçek anlamda" istemediğinizin, asıl amacınızın kulüpteki görev süreniz boyunca kendi menfaatlerinize hizmet ediyor oluşunuzun dalaleti anlamına gelecektir. Şayet bu ölümcül hataya (ya da ihanete) göz göre göre imza atmaya kalkılırsa Karaman’ ın oyununun ortaya çıkması çok da uzun süre almayacaktır..

Sonuçta bu cefakar taraftar sizden çok da fazla şey istemiyor. Guti, Quaresma, Stoch, Gyan, Cana gibi hem cebe hem de göze hitap eden cafcaflı transferler de beklemiyor. Sadece ihtiyacı olanı istiyor. Aklınızı başınıza alıp, elinizi cebinize atmanızın sırası geldi de geçiyor bile..



Colman' ın Veron' dan Neyi Eksik

13:01 Yazar: Great White 24 Yorum
Başlığı atarken aklıma Hıncal Uluç' un überfantastik Arda - Messi kıyaslaması esnasında zikretmiş olduğu "Arda' nın Messi' den neyi eksik?" kıvamındaki çıkışı gelmiş olsa da aynı tabiri 35 yaşını doldurmuş emektar yıldız Veron ile henüz 25 yaşındaki Colman kıyasında kullanmak beni pek rahatsız etmedi doğrusu..

2010 Dünya Kupası boyunca desteklediğim Arjantin' i izlerken sıklıkla kafamı kurcalardı bu düşünce. Belki Higuain' in, Messi' nin, Milito' nun, Tevez' in oynadığı bir takımda forma giymesini beklemek kimilerine ütopik gelebilirdi ama Arjantin ortasahasında görev yapan ve turnuva boyunca tek bir maçta dahi vasatın üzerinde performans gösteremeyen Veron, Mascherano, Rodriguez gibi oyuncuların vazgeçilmez olduğu bir takımda Colman' ın en azından yedek kulübesinde oturmaya hakkı olduğunu düşünürdüm hep..

Zaten Colman da Milli Takım' a seçilme konusunda umudunu hala koruyor olmalı ki kendisiyle yapılan röportajda ''Bir gün beni arayacaklarını söylemiştim. Bu konuda büyük umudum var. İyi oynamayı sürdürdüğüm müddetçe çağrılacaklar listesinde olduğumu biliyorum. Ama tabi ki bu konuda hoca karar verecektir. Arjantin milli takımına çağrılacağım haberini almak istiyorum'' şeklinde bir demeç sunmuş..

Gustavo Colman' ın hasretle giymeyi ümit ettiği o formaya kavuşabileceğinden emin değilim tabii ki. Lakin Arjantin Milli Takımı' nın Dünya Kupası' nda ipini çeken defansif sorunlarının haricinde en büyük sorunu ortasahasında oyunu iki yönlü oynayabilme yeteneği olan futbolcuların eksikliğiydi bana göre. Veron her ne kadar bu işi tam anlamıyla kotarabilen bir futbolcu olsa da yaşı itibarıyle çok etkili olamıyordu. Mascherano ve Rodriguez ise benim nazarımda defansif açıdan oldukça etkili futbolcular olsa da o müthiş forvet hattını besleyebilecek ince ara pasları ve diyagonal topları atabilecek yeterlikte oyuncular değildi. Sadece ofansta etkili olabilen ama defansif açıdan hayli zayıf ve mücadele gücü düşük olan Di Maria da kendinden bekleneni verememişti zaten..

İşte formda ve güçlü bir Colman tam da Maradona' nın sistemine ilaç olabilecek türden bir oyuncu aslında. Ortasahada oyunu tutabilen, topu iyi saklayan, mesafe tanımaksızın milimetrik paslar atabilen, uzaktan şutlarda isabet oranı yüksek olan ve istisnasız her maçta 10 kilometrenin üzerinde koşan bir oyuncunun bu Arjantin ortasahasında görev beklemesine en az 30 luk Cambiasso kadar hakkı olduğunu düşünüyorum..

Belki biraz zor olsa da asla imkansız değil..



Mevlana & Trabzonspor

11:05 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Şu transfer döneminde Trabzonspor yönetiminin sergilediği garip tavırlar, Şenol hocanın akîl davranma çabası içerisinde yaşadığı zor durumlar, Umut Bulut'un daha sezon başlamadan artan eleştirilerde asıl hedefin aslında kendisi olmadığını elbette düşünmemesi, ve 2010-2011 sezonu... Allah encamını hayretsin. Hayretsin derken...

Yüzde ısrar etme, doksan da olur.


İnsan dediğinde, noksan da olur...


Sakın büyüklenme, elde neler var.


Bir ben varım deme, yoksan da olur...




Şenol Güneş Sonunda Patladı!

12:16 Yazar: Great White 11 Yorum
Yeni sezon öncesi hazırlıklarını Holllanda' nın Tegelen kasabasında sürdüren Trabzonspor' da Yönetim' in hala bir forvet transferine imza atamaması üzerine Şenol Güneş adeta küplere bindi..

Son derece mülayim, mütevazi ve soğukkanlı bir mizaca sahip olduğu bilinen kurt hocanın Trabzonspor asbaşkanı Hayrettin Hacısalihoğlu ile girmiş olduğu diyalog ise basına aşağıdaki şekilde yansıdı..


"Hayrettin ağbi artık burama kadar geldi. Hadi şimdiye kadar ne dediyseniz eyvallah çektik ama efendilik de bir yere kadar yani"

"Anladım hocam biraz sakin ol. Taraftarın gazına da gelme bu kadar. İkinci hafta Fenerbahçe' yi yenelim herşey güllük gülistanlık olur"

"İyi de abi şimdiye dek 3 tane dişli takımla oynadık tek gol atamadık. Bu sene de Umut' un, Teofilo' nun ayağına kalırsak işimiz yaş"

"Niye ki? Elinde daha TOS7 var ya?"

"Neyse abi. Ben diyeceğimi dedim, benden söylemesi. Olan size olur. En kötü ihtimal ben giderim, iki üç sene sonra beşinci kez gene gelirim ama siz gittiniz mi dönüşünüz olmaz daha. Ona göre"

"Buradaki işimiz bittikten sonra çağırsalar da gelmeyiz zaten Şenolum. Sen rahat ol, işine yoğunlaş. Hadi hayırlı çalışmalar"



Yeni Sezon Formaları : Chelsea 2010 - 2011

00:38 Yazar: Master 1 Yorum
Chelsea 2010-2011 Home Kit Adidas Lampard and Terry

Chelsea Away Shirt 2010-2011 Adidas



Takımına Göre Skor

23:25 Yazar: Great White 16 Yorum
Hollanda' da yeni sezon hazırlıklarını sürdüren Trabzonspor' un hazırlık maçlarında kelimenin tam anlamıyla rakiplerinin konumlarına göre performans gösterdiğini söyleyebiliriz sanırım. Oynamış olduğumuz toplam 4 hazırlık maçında Almanya' nın 5 nci lig takımları olan Wegberg Beeck ve Fortuna Köln takımlarını 5-0 yenerken kendi ülkelerinin 1 nci lig takımları olan Porto ve S. Liege' e ise 1-0 lık skorlar ile mağlup olduk..

Hazırlık maçları her ne kadar lig hakkında çok da tutarlı bir kanı oluşturmaya yetmese de dişli rakiplere karşı gol bulmakta zorlanan bir takım görüntüsü verdiğimiz kesin. Gerçi yıllardır kronikleşen santrfor ihtiyacımızın giderilmesi konusunda Yönetim' in çalışmalarını da takip ediyoruz diğer yandan. Makukula, Pantelic, Cavenaghi derken şimdi de Başkan' ın ortalığa ipuçlarını yollayıp durduğu gizemli bir santrfor düşmüş gündeme. En geç hafta sonuna kadar kampa yetiştirileceği söylentileri de ilave..

Merakla ve bir o kadar da ümitle bekliyoruz haberleri..



Issiar Dia Transferi Üzerine

19:02 Yazar: Cezasahasi 7 Yorum

1.65... 60 kg. Bir hücum oyuncusu bu boyla, bu fizikle, Türkiye liginde tutunabilir mi? İlk işittiğim şey buydu. Devamla: "Bu adama bu kadar para verilir mi? Adı sanı duyulmamış adamlar alıyoruz." Issiar Dia'nın Transferi duyurulur duyurulmaz bir vaveyladır koptu. Kim ki bu adam? Güçlü, Teknik, Süratli... Modern futbolun gereksinimlerine sahip bir futbolcudan bahsediyoruz. 1987 doğumlu. Rigobert Song muhabbetlerine girmeden belirtelim, adam Fransa doğumlu bir Afrikalı, yaş küçültme durumu imkansıza yakın. 

Geçen sezonun sonundan beri, Nancy taraftarları kendilerini Dia'nın ayrılışına hazırlıyorlardı. Başını Marsilya ve Bordeaux'nun çektiği kulüpler tarafından istenmesine rağmen transferi -Nancy başkanının yüksek bonservis talebi nedeniyle- gerçekleşmemişti. Nicolas Holveck, Nancy sportif direktörü, kendisiyle ilgili transfer tekliflerini, ve bu teklifleri reddedişlerini göğsünü gere gere anlatmaktan bir hal olmuştu. Geçen sezon istatistiksel(!) olarak pek de iyi değildi Dia için, ve de Nancy için. Bu sezon attığı 9 golün yanına 8 de asist ekledi. Ve daha lig bitmeden Nancy kapısı tekrar aşınmaya başladı. Dia, gönlünde yatan aslanı içten içe açıklıyor, Bordeaux'a gidebileceğini ima ediyordu. 

Zaten Amiens'ten Nancy'ye gelmeden evvel, Bordeaux'ya gelecekmiş Dia, fakat transfer son anda olmamış kendi ifadesine göre. Amiens demişken, Dia'nın futbol geçmişine de yakından bir göz atalım. Dünyaca ünlü Fransız futbol akademisi Clairefontaine mezunu. Clairefontaine, Henry gibi, Anelka, Ben Arfa, Gallas, Abou Diaby gibi süperstarların yetiştiği bir yer. 12 yaşında girdiği akademiden 15 yaşında Amiens'e transfer oluyor. Burada çıkışını gerçekleştirdikten sonra Bordeaux'la beraber bir kaç Ligue 1 takımının dikkatini çekiyor, bir kızı bin kişi ister bir kişi alır misali, kendisi için 1.300.000 € ödeyen Nancy transferi gerçekleştiren kulüp oluyor. Fakat Bordeaux takibini sürdürmeye, Dia'nın gelişimini izlemeye devam etmiş. Peki Issiar Dia, neden Bordeaux dururken Fenerbahçe'yi tercih etti? Önce Nancy'den başlayalım. Dia için 10 milyon € civarında bir para istiyordu kulüp. Dia bile buna inanmıyor, başkanın kendisine söz verdiğini, ve transferi için gereken kolaylığı sağlayacağına dair sözünü tutacağına inandığını söylüyordu röportajlarda... Fenerbahçe 6.5 milyon € civarında bir teklif yapmıştı Nancy'e... Bu paranın da 2 milyon €'su Amiens'in olacak.  

Peki Dia nasıl ikna edildi? Şampiyonlar Liginin cazibesinin çok etkili olduğu su götürmez bir gerçek... Alacağı ücret de muhakkak etkilidir. Fakat bana göre en önemlisi Şampiyonlar Ligi ve Fenerbahçe'nin yeni hedefleri. Tabii bununla birlikte Türkcell Süper Lig'in değişen çehresinin de bir payı vardır. Zira lig köklü bir biçimde değişimin arefesinde.  "İtiraf etmeliyim ki benimle temas halinde olan diğer kulüpler bana Avrupa'da oynama şansı sunuyorlar. Bu beni düşündürüyor. Fakat ne olursa olsun Bordeaux, çok iyi oyunculara sahip muhteşem bir takım, ve muhteşem bir şehir." Bordeaux'un Avrupa Kupalarında yer almayışının problem olup olmayacağı kendisine sorulduğunda Dia'nın verdiği cevap. 

İstatistiksel olarak(!) pek iyi değildi demiştik geçen sezon Dia adına... Oynadığı lige, takıma  ve mevkiine göre oldukça iyi bir performans gösterdi Dia. Bu kimseyi yanıltmamalı. Yanılmayanları da kutlamak gerek. Bu transferde payı olanları en başta. Zira Fenerbahçe'nin son 12 yıldaki transfer politikasına çok ters bir isim Dia. Sadece adıyla değil, kariyeri ve kariyerindeki rakamlarla da... Bir oyuncunun, Fenerbahçe gibi bir takıma gelen bir oyuncunun geçmişinde neler yaptığından çok gelecekte Fenerbahçe için neler yapacağı daha önemli artık. Reklam için yapılacak transferlere doyduğu yerdeyiz camianın. Doğruyu görebilmek için alınan oyuncunun adına ve kariyerindeki rakamlara değil de potansiyeline, karakterine, yeteneğine bakmak en akıllıca olanıydı. Geçen sezon attığı gollerin hemen hepsi kritik gollerdi. Ligde 6 karşılaşmada 8 golü var. 4 maçta takımının ilk golünü atan oyuncu. Diğer 2 maçta attığı goller de takımına galibiyeti getiren goller. Biri, deplasmanda 2-3 kazandıkları Nice maçında, diğer yine deplasmanda kazandıkları Bordeaux maçında... Dia'nın gol attığı maçların 5'ini kazanmış Nancy, 1'inde de berabere kalmış, hiç mağlup olmamış. Takımı için oynadığı rol kelimenin gerçek anlamıyla hayatî...

Gerektiğinde her iki kanatta, gerektiğinde forvette oynayabilen, yalnızca açık alanda değil, dar alanda da süratli, dengeli, adam eksiltebilen, güçlü, teknik, takım oyununun gereklerini yerine getiren, azimli, mükemmel bir altyapı eğitimi almış bir süper star adayı. Evet, Dia özetle budur. Ve bana göre mükemmel bir transferdir. Fiyatıyla ilgili soru işaretlerini en kısa zamanda sileceğine kuşkum yok. Fenerbahçe'ye böyle transferlerle gelebilir arzuladığı noktalara. Doymuş yahut sonradan görmüş isimlerle değil. Quaresma, Leko, Manucho, Ismael Sosa, Pino ve son olarak Dia. Lig beni şimdiden heyecanlandırmaya başladı, şimdiden. Daha en başında...



Büyüdükçe Büyüleyenler / Abigail Breslin

17:43 Yazar: Great White 2 Yorum
Sene : 2006
Yaş : 10
Little Miss Sunshine





Sene : 2009
Yaş : 13
Zombieland




Röportaj: Ömer Toprak (SC Freiburg)

04:02 Yazar: dandun 6 Yorum
Bugünkü konugumuz Almanya Birinci Futbol Ligi´nde forma giyen cok önemli bir isim.SC Freiburg´un 1989 dogumlu Türk stoperi Ömer Toprak.

1,86 metre boyundaki gururumuz Almanya U19 Milli Takimi ile Avrupa Sampiyonu oldu ve Almanya´da son yillarin en yetenekli stoperlerinden biri olarak gösteriliyor.

Gecen sene yasadigi talihsiz kazadan sonra yavas yavas eski formuna kavusan genc yetenegimiz, özellikle Milli Takim konusunda yapacagi tercih ile ilgili bir cok soruyla karsilasiyor.

Milli Takimi´mizin bu bölgede duydugu ihtiyac karsisinda cok iyi bir secenek olan Ömer, simdilik bu tür sorular karsisinda sessiz kalmayi tercih etse de, hem gecmisi hem de gelecegi ile ilgili sorularimizi cevapladi. Simdi Ömer Toprak´i dinliyoruz.

Soru: Merhaba Ömer, öncelikle röportajdan dolayi sana cok tesekkür ediyoruz. Kendinden ve ailenden biraz bahsedermisin?Kac kardessiniz ve Türkiye´nin neresinden geliyorsunuz?
Ömer: Merhaba, ben tesekkür ediyorum röportajdan dolayi.Toplam 4 kardesiz ve en kücügü benim ! Sivasliyiz.

Soru: Tatillerde en cok nereye gitmeyi seviyorsun?
Ömer: Sezon sonunda tabii ki Sivas´a gidiyorum, ailemi görmek icin ! Sonra en cok sevdigim yer denizli yerler odugundan, deniz kenarina gitmesini severim.

Soru: Türkiye´nin en cok nesini seviyorsun?
Ömer: Fazla sehirleri henüz gezemedim. Sivas´in disinda gittigim yer olarak bir tek Antalya var.

Soru: Futbola ne zaman ve nasil basladin?
Ömer: Futbola 4 yasinda basladim ve hersey benim gibi futbolcu olan Harun Abimin sayesinde !

Soru: Ailen futbola baslama ve devam ettirme konusunda destek oldumu sana?
Ömer: Ailem her zaman bana destek oldu, iyi ve kötü günlerde ! Ve bundan dolayi cok mutluyum !

Soru: Su an SC Freiburg ile Alamnya´nin Birinci Ligi Bundesliga´da oynuyorsun. Bundan önce hangi kulüplerde oynadin ve ne zamandir SC Freiburg Kulübü´ndesin?
Ömer: Freiburg´dan önce, TSB Ravensburg ve FV Ravensburg altyapilarinda oynadim ! Freiburg´un altyapisina 2005 senesinde geldim !

Soru: Kendini tarif ettiginde, sana göre en büyük özelligin ne bir stoper olarak?
Ömer: Dogrusunu söylemek gerekirse kendimi tarif etmeyi pek sevmem !

Soru: Türk defans oyuncuları oyun kurma, pas alışverişi, oyun zekası bakımından üst düzey olamıyor hiçbir zaman. Daha doğrusu böyle yetiştirilmiyor, altyapıları yok. Futbol altyapısını Almanya'da alan bir defans oyuncusu nasıl yetişiyor, bir Ömer Toprak hangi aşamalardan geçiyor, neler öğretiliyor?
Ömer: SC Freiburg´da teknik ve taktike cok önem veriyorlar !Saniyorum bundan dolayi oyuncular da saydiginiz artilara kavusuyor.

Soru: Stoper mevkiinin disinda baska pozisyonlarda da oynayabiliyorumusun? Meslela defansif orta saha oyuncusu olarak?
Ömer: Altyapida orta sahada oynuyordum ! En cok sevdigim pozisyon stoper mevkii.

Soru: Örnek aldigin bir futbol var mi? Varsa kim ve neden o futbolcu?
Ömer: Örnek aldigim futbolcu yok, kimseyi kopyalamak istemiyorum, ama tabii ki her defansif oyuncunun degisik ve kendilerine has özelikleri var ve onlardan iyi taraflarini ögrenmeye calisiyorum.

Soru: En begendigin Türk futbolcu kim?
Ömer: En begendigim futbolcular Nuri Sahin, Hamit Altintop ve Ali Günes. Ali Abim cok iyi bir insan, simdiye kadar kazandigi cok sey var ama kimseyi kücümsemez ve herkesle saka yapar !

Soru: Türkiye´de futbol oynamayi düsünüyormusun yoksa su an senin icin sadece Almanya Ligi mi söz konusu? Mesela sana Türkiye´den büyük bir kulüpten teklif gelse ve Almanya'da veya baska misal olarak Ingiltere´den orta sinif bir takimdan alternatif teklif gelse hangisini tercih edersin?
Ömer: Su an SC Freiburg Takimi´nda cok mutluyum ve Almanya Ligi´nde oynamak istiyorum! Gelecekte hersey olabilir !

Soru: Alman Futbol Fedarasyonu´nun gurbetci oyunculari baska ülkelere kaptirmama amaci Almanya´da yetisen genc yeteneklerimizin psikolojisini nasıl etkiliyor? Bir baski hissettinmi hic bu konuda?
Ömer: Hayir Almanya Futbol Federasyonu baski yapmiyor !

Soru: Seni bir kac hafta önce bir macinda Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri izledi. Görüsme imkani oldumu mactan sonra?
Ömer: Hayir, mactan sonra kimse benimle görüsmedi, sadece Erdal Keser Abim!

Soru: Turkcell Süper Lig maclarini takip ediyormusun? Sence Türkiye Birinci Ligi nasil bir lig? Yani İtalya'yı sert savunmasıyla, Almanya'yı dolu tribünlerle, İngiltere'yi etkili kanat oyunlarıyla, Fransa'yı berabere biten maçlarla ve İspanya'yı Messi ile tanımlayabiliyorsak Türkiye Süper Ligi'ni en iyi tanımlayacak kavram nedir?
Ömer: Söylediginiz gibi her ligin kendi özelligi vardir, ama ben sadece Almanya Ligi´nden konusabilirm ! Dedigim gibi Almanya Ligi´ni cok begeniyorum, stadlar dolu ve cok iyi futbol oynaniyor!

Soru: Futboldan dolayi bayagi taninir bir kisi oldun. Sen söhret olma konusunda ne düsünüyorsun? Taninmadan önceki halinle kiyaslarsan sende degisiklikler oldu mu?
Ömer: Tabii ki insanlar tanimaya basliyor, ama baska birsey bence degismiyor ! Karakter olarak ayniyim yani.

Soru: Milli Takim konusundaki düsüncen ne? Almanya U19 Milli Takimi ile Avrupa Sampiyonu oldun. Bundan sonra Türkiye A Milli Takimi´nda oynama düsüncen var mi? Davet gelse nasil davranirsin?
Ömer: Su an Milli Takim´lari düsünmüyorum ! Kazamdan sonra bir an önce eski formuma kavusmak istiyorum yine !

Soru: Gecen sene yaz döneminde üzücü ve talihsiz bir kaza gecirdin. Öncelikle yetenekliturkfutbolcu sayfasi olarak yeniden gecmis olsun diyoruz. Kazadan sonra futbola dönüp dönmeyecegin bilinmiyordu. Sen neler hissettin bu dönemde? Hic acaba futbol hayatim bitti mi diye düsündügün oldu mu?
Ömer: Ailem, arkadaslarim ve kulüp bana cok yardim etti ve destek oldu ! Ben kendim hic öyle birsey, yani futbol yayatim bitti mi acaba diye düsünmedim! Medya yaziyordu o tür seyleri. Öyle bir düsüncem asla olmadi.

Soru: Futbola bu kadar hizli bir sekilde dönebilmenin en büyük etkeni neydi sence? En büyük destegi nereden gördün?
Ömer: En cok destegi tabii ki ailemden gördüm, her zaman bana yardimci oldular.

Soru
: Kazadan sonra hayata bakis acin degistimi? Degistiyse ne degisti mesela?
Ömer: Bu soruyu cevaplamak zor ! Tabii ki herseyden önce saglik geliyor!

Soru
: Bundan sonraki hedefin ne?
Ömer: Dedigim gibi en önemlisi saglik, sonra tabii ki eski formuma kavusmak ve SC Freiburg´la Lig´de kalmak.

Soru: Gazetede seninle ilgili en cok okumak istedigin baslik ne olmali?
Ömer: Gazete okumayi sevmem :D

Soru: Futbol disinda hobilerin var mi? Neler yaparsin bos zamanlarinda?
Ömer: Arkadaslaslar bulusuyorum ! Play Station oynuyoruz mesela. Sinemaya gitmeyi de severim !

Soru
: En sevdigin yemek hangisi?
Ömer: En sevdigi yemek Annemin Mantisi !

Soru
: Ne tür müzik dinlemeyi seversin?
Ömer: Türkce, RnB ve House.

Soru: Senin gibi basarili bir futolcu olmak isteyen genclere tavsiyen var mi? En önemli seyler ne sence bu konuda?
Ömer: Kendilerine inanmalari en önemlisi bence !

Soru: Röportajin icin cok tesekkür ederiz Ömer. Bundan sonra da seni ayni basari ile görmeye devam etmek istiyoruz. Röportajin sonunda söyleyecegin birsey varsa seni dinliyoruz.
Ömer: Ben size tesekkür ediyorum röportajdan dolayi.



Juan Pablo Pino Hakkında Her Şey

00:14 Yazar: Cezasahasi 16 Yorum
Carlos Valderrama... Bir Kolombiya Efsanesi... 90, 94 ve 98 Dünya Kupaları'nda Kolombiya adına forma giymiş, 111 kez giydiği millî formayla 11 gole imza atmış, Fifa'nın "Yaşayan en iyi 125 futbolcusu" arasına girmeyi başarmış, Kolombiya'nın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olarak gösterilen bir isim. Bu yazıdaki yeri ve önemi ise Pino ile kıyaslanmış olması. En azından kariyerinin çıkış noktasında...

Juan Pino, bu büyük efsaneyle kıyaslanmadan evvel Cartagena sokaklarında top koşturuyor. Futbolla resmî tanışması ise şu anda menajerliğini yapan Luis Felipe Posso'ya ait Cyclones Futbol okulunda gerçekleşiyor. Küçü Pino zekası ve yeteneğiyle kısa zamanda sivriliyor. 2003 yılında C.D. Alexis Garcia takımına geçiyor. 3 yıl bu takımda geçirdikten sonra da 16 yaşında Deportive Independiente Medellin'le profesyonel sözleşmeyi imzalamasıyla birlikte büyücülük macerası başlıyor. İlk çıkışını yaptığında 16 yaşındaydı. Fransa'da her yıl düzenlenen ve prestijli bir gençlik turnuvası olan Toulon turnuvasında Kolombiya U17 takımıyla gösterdiği performans dikkat çekiciydi. Daha sonra Orta Amerika ve Karayip Oyunları'nda Futbol branşında Altın MAdalyaya uzanan Kolombiya Millî Takımı adına attığı 5 golle dikkatleri iyiden iyiye üzerine çekiyordu. Bir yıl sonra Paraguay'da düzenlenen Sudamericana 20 yaş altı şampiyonasında Kolombiya formasıyla özellikle ilk grup maçlarında harikalar yarattı ve "El Mago" yani büyücü lakabını da bu turnuvada aldı. Sonradan turnuva 2. olacak Di Maria'lı, Ismael Sosa'lı, Di Santo'lu, Moralez'li Arjantin'in, Cavani'li Uruguay'ın da bulunduğu B grubunu lider olarak tamamladı Kolombiya. Ve en etkileyici oyuncuları da Pino'ydu. Pino, özellikle Arjantin'i 1-2 yendikleri karşılaşmada ortaya koyduğu oyun, sürati, tekniği ve muhteşem paslarıyla izleyenleri kendisine hayran bırakmıştı. Final grubunda ise sonuncuydular. Fakat yine en çok göze batan isim "Magician"dı. Artık Valderrama ile kıyaslanmaya başlamıştı. Bu erken şöhret, Kolombiyalı futbolcuların bir çoğunda görülen disiplinsizliği de beraberinde getirmişti. Futbolun halen amatör ruhla oynandığı, profesyonellik ahlakından fersah fersah ötede bir futbol kültürüne ait futbolculardandı Pino... 2007'nin 31 Ocak günü Deportivo Medellin'e 3 milyon € ödeyen Monaco, kadrosunu bu büyücüyle takviye etti. 20 yaşındaki bir Kolombiyalı için daha büyük bir adım olamazdı.

Çoğu Kolombiyalı Avrupa'ya Arjantin himayesinde yelken açar. Bu onların hem zihinsel, hem de fiziksel olarak Avrupa futboluna adapte olabilmeleri için oldukça önemli.Gerek Arjantin'deki antrenman sahaları, gerek profesyonellik algısı, gerek oynanan ligin kalitesi, Kolombiya yerel futboluyla kıyaslanamayacak derecede idi. Kolombiya madenlerinin işlendiği yerdi Arjantin... Bir nevi atölye, ve burada oynayan futbolcular stajyer yıldız gibiydiler. Pino, bu mühim stajı görmeden Fransa'ya gidince, ki kendisini Boca Juniors da istemişti, doğal olarak bazı problemler yaşadı Fransa'da. Fransa da muhteşem tesislere, antreman sahalarına sahip. Bu noktada bir sıkıntı yok, fakat Fransa Ligiyle Arjantin ligi arasındaki fark, bir Arjantin takımıyla Fransa takımının Pino'dan beklentileri arasındaki fark ortaya bazı sorunlar çıkartıyor. Pino da profesyonellik ahlakından nasiplenmemiş olması nedeniyle mental olarak bu süreci atlatamadı. Monaco'daki ilk yılı hayal kırıklıklarıyla geçti. Dönemin Monaco teknik direktörü Laurent Banide kendisine şans veriyordu. Fakat Pino, sahaya çıkabildiği maçlarda bekleneni vermekten uzak kalınca soru işaretleri de beraberinde gelmeye başladı. Valderrama'ya benzetilen Pino gitti, yerine Montano'ya benzetilen Pino geldi. Johnnier Montaño ki 15 yaşında Kolombiya Millî takımının formasını giymiş, 16 yaşında Martin Palermo'nun 3 penaltı kaçırdığı ve 3-0 Kolombiya lehine biten karşılaşmada takımı adına 3. golü kaydetmiş bir futbolcuydu. Kolombiya futbolunun "en büyük yıldız" adayıydı 90'ların sonunda. Sonrası mı? Montano bu sezon Konyaspor formasını terletecek.

Monaco'da geçirdiği ilk sezonunda, daha doğrusu yarım sezonun sonunda 8 resmî maçta toplam 249 dakika oynayabilmişti. Sezon bittiğinde Monaco Banide ile sözleşme yenilemek yerine Ricardo Gomes'le anlaştı. Kendisi de bir Güney Amerikalı olan Gomes, Pino'nun takımda kalacağını söylediğinde Kolombiyalı rahat bir nefes alıyordu. Gomes'in, Pino ile ilgili çok da çarpıcı tespitleri vardı: "Pino Profesyonel olmanın ne demek olduğunu hâlen bilmiyor. Sokakta arkadaşlarıyla maç oynadığını zannediyor sanırım. Takım oyunuyla ilgili en ufak bir fikri bile yok, defansif oyun, çalışkanlık, taktik anlayış... Hiç bir fikri yok. Fakat yine de topu aldığında muhteşem bir yeteneğe sahip... Her iki ayağıyla da çok iyi şut çekebiliyor. Birebirde durdurulması imkansız. "

Tüm bu yeteneklere rağmen mental olarak yerinizde sayarsanız imkansızlaşan o denli şey var ki... 2008 ocak ayında Pino bavulunu toplayıp kısa bir Belçika seyahatine çıktı. Bu seyahatte kendisi dışındaki etkenler de önemliydi. Şu anda Roma forması giyen Jeremy Menez sezona mükemmel başlamıştı. Kariyerinin en verimli sezonunu geçiriyor olması Pino'nun şanssızlığından başka ne olabilir ki? Bununla birlikte Monaco, orta sahada yaşadığı sorunlar nedeniyle Juventus'dan Almiron'u kiralamak istiyordu. (Fransa ligi kurallarına göre Avrupa Birliği dört oyuncu oynatılabiliyordu ve kontenjan doluydu.) Almiron Monaco yollarına düşerken Pino Charleroi'ye gidiyordu.

Görünüşte sadece bir kiralama olsa da, kulislerde dolaşan iddialara göre Pino artık Monaco'ya dönmeyecekti. Monaco'lu yöneticiler'in Anderlecht'le anlaştığı, ve Pino'nun Charleroi macerası sonrası Belçika'da ikamet edeceği... Fakat bu iddia da çöpe gitti. Şöyle ki, Şubat ayında Germinal BA ile oynanan karşılaşmada dizinden sakatlanan Pino, en az 2 ay sahalardan uzak kalacaktı. 92 dakika... Belçika macerasında saha geçirdiği süre... Tersliklerin üst üste geldiği bu dönemler, onun hep eleştirilen "profesyonel olmayan" kişiliği çok işine yaradı sanıyorum. Muhteşem yeteneklerine rağmen onları doğru kullanamadığı için önce kenara itildi, bu, böylesi bir yetenek için büyük bir hakaret kabul edilebilir. Akabinde gelen sakatlık... Pino zor durumdaydı. Böyle durumlarda sığınacak liman arayan Güney Amerikalı futbolcuların tek yaptıkları şey kimseye haber vermeden ülkelerine dönmektir.

2008/2009 sezonu öncesi tekrar Monaco'daydı. Belirsizlikler, sakatlığı... Fakat kimsenin beklemediği bir şey vardı ki Kolombiyalı bu sakatlık evresinde yaşadıklarını lehine çevirmeyi başarmıştı. Gomes ona güvendi, ve kadroda şans verdi. Şansın yanında biraz da gözdağı. Piquonne, Nene gibi isimlerin yanında Adu'yu da katan Gomes'e Pino'nun cevabı şaşırtıcıydı. İdmanlarda ve hazırlık maçlarında sergilediği muhteşem performansla Gomes'in iyice gözüne giren Pino'daki değişim herkesi şaşırtmıştı. Bitti denilirken, ve büyük ihtimalle evine dönmesi beklenirken sıfırdan başlayan Pino'nun Monaco formasıyla geçireceği bu sezon onun adına mükemmel olacaktı.

Sahada "özgüvenini kaybetmiş" gibi duran bu adam aslında hiç de öyle değildi. Sadece artık takım oyuncusu olmanın gereklerini biraz daha kavramıştı. Menez'in ligin 3. haftasından sonra satılmasıyla daha da fazla şans bulmaya başlayan Pino artık iyiden iyiye formasına ısınmıştı. Özellikle Aralık'ta oynadıkları, 3-0 öndeyken 4-3 kaybettikleri maçta yaptıklarıyla iyice dikkat çekmeye başladı. Taraftarlarca Aralık ayının en iyi futbolcusu ödülüne layık görüldü.(Daha sonra Mayıs ayında da aynı ödülü kazanacaktı) Aynı ay içinde Eduardo Lara tarafından Millî takıma davet edildi. Morali arttıkça performansı artan Pino, sezon sonuna kadar Monaco ile çıktığı 23 maçta rakip filelere 6 gol bırakıyordu. Bunun yanında yaptığı 3 asistle de değişimin işaretini vermeyi de ihmal etmiyordu Cartagenalı Pino... Çıkışı sonrası Arsenal, Liverpool ve Tottenham'ın dikkatini çeken Pino'nun adaya transfer olacağı, 11 milyon € civarında bir ücrete bu transferin biteceği söylentileri de hemen yerini aldı medyada... "El Mago"nun adı, Galatasaray'la ilk defa bu dönemde anılmaya başlanmıştı. O dönemde medyada yer alan miktar 10 milyon € civarındaydı.

Monaco'ya dönersek, Pino'nun bu çıkışı takımına pek yansımadı. Monaco, o sezon ligi -4 averajla 11. sırada bitirince Teknik Direktör Ricardo Gomes ile yollar ayrıldı. Monaco yeni sezona Guy Lacombe önderliğinde giriyordu. Rennes takımında oynattığı futbolla dikkatleri çeken Lacombe, genç oyuncularla da oldukça iyi bir iletişime sahipti. Altyapı kökenli bir antrenör olması ve gençlere önem vermesi, onun tercih edilmesindeki etkenlerden biriydi. Fakat sezon başlar başlamaz Pino ile aralarında bir problem olduğu ortaya çıktı. Ligin ilk 2 maçında ilk 11'de başladı ve 179 dakika sahada kaldı. Fakat 2. maçta (90 dakika oynamıştı) Nancy karşısında aldıkları ağır mağlubiyet sonrası takımda bazı dengeler değişmeye başladı. Lacombe Pino'yu 1 ay boyunca kadroya dahi almadı. "Profesyonel futbolcu olmak zordur, herkes başaramaz." Diyordu Lacombe bir röportajda, ve bu sözlerin doğrudan hedefinin Pino olduğu gayet açıktı.

Pino o sezon takımı adına 14 maça çıkabildi. Bir önceki sezon harikalar yaratmış bir futbolcu için bundan büyük hüsran olabilir mi? Kimi zaman sakatlık, ama çokça zamanlar yaşam tarzı, profesyonelliğe uzak oluşu, takımdan çok kendisi için oynaması onun gelişiminin önündeki en büyük engeller olarak görüldü. Frank Rijkaard, gençlerle iletişim konusunda uzman bir isim. Biz, kendi ülkemizde çalıştığı için ne kadar küçümsersek küçümseyelim, bu adam bir efsane. Pino'nun Rijkaard gibi bir teknik adamdan öğreneceği çok şey var. Peki öğrenmek ister mi? Kolombiyalı futbolcuların bu konudaki sıkıntıları büyük. Denizler dalgalanmaya başladığında kendilerini ilk Kolombiya gemisine atıp sağlam bildikleri limana, memleketlerine demirliyorlar. Fakat şahsi fikrim, Rijkaard'ın karizması ve tecrübesi, Pino'daki profesyonellik zaafiyetini de aşıp Kolombiyalı'nın hem kendisine, hem de takıma faydalı bir isim olmasına yetecektir. Yönetimin Rijkaard'ın işine karışmaması bu noktada çok önemli. Bu tip bir oyuncuyla ilgili inisiyatifi tamamiyle Rijkaard almalı. Türkiye'de yönetimlerin bazı durumlarda, örneğin istenmeyen gece hayatı mevzularında aldıkları sözümona tedbirler oyuncuları kaybetmek için çok ideal yöntemler. Pino'ya verilecek bir ceza tamamen Rijkaard'ın inisiyatifinde olmalı, ödül de. Böylesi bir amatöre, Rijkaard gibi bir uzmanın yardımı dokunur yalnızca.

Başlangıçta takımın oyun stiline alışması da zor olacaktır. Pino yetenek olarak çok üst düzeyde bir isim. Gerektiğinde forvet arkası olarak, gerektiğinde second striker diye tabir edilen, Baggio ile özetleyebileceğimiz yardımcı hücum oyuncusu olarak, gerektiğinde de kanatlarda değerlendirilebilecek (özellikle sol kanatta) çok yönlü bir hücum oyuncusu. Yeteneği konusunda Mourinho dahil bir çok teknik adamdan övgüler almış bir oyuncu fakat yapı itibariyle bencil bir stile sahip olmasının yanında yukarıda da bahsettiğim gibi topsuz oyunda kayıpları oynayan bir isim, (Rijkaard'la birlikte bu sorunu aşmasını ümîd ediyorum) ve Galatasaray'da top çoğunlukla Arda'nın ayağından dağıtılacaktır. Rijkaard'ın bu konu ile özel olarak ilgileneceğini düşünüyorum. Zira geçen sezonun başında benzer durumlar Elano için söz konusuydu. Pino'nun topu alamayınca küsmesi, istikrarsızlığıyla birleşince potansiyel problemleri şimdiden kurgulayabiliriz. Bu tip kurguları çok kişiden duyacaksınız, gerek sezon öncesi, gerek sezon başladıktan sonra. Fakat benim daha başka fikirlerim ve umutlarım var. Umuyorum ki Rijkaard usta, bu adamdaki cevherin üzerini kapatan isleri kadife elleriyle siler, parlatır ve Türk futbolunun olduğu kadar Kolombiya ve Dünya futbolunun da semalarına bir güneş gibi doğmasına vesile olur. Hem Pino'nun, hem ülkesinin, hem de Galatasaray'ın kendisine ihtiyacı var.



Kerim Bulut´tan Boleslav´da Süper Baslangic !

15:03 Yazar: dandun 0 Yorum
Avustralya Profesyonel Birinci Ligi "A-League" kulübü Sydney FC´nin PAF Takimi´ndan sürpriz bir sekilde Cek Cumhuriyeti Birinci Ligi "Gambrinus Liga" Kulübü FK Mlada Boleslav´a transfer olan 1992 dogumlu Türk forvet Kerim Bulut (resimde soldaki futbolcu), yeni takimi adina ciktigi ilk lig macinda hem golle bulustu, hem de büyük begeni topladi.

Cek Cumhuruyeti Birinci Ligi´nin ilk haftasinda FK Usti nad Labem deplasmanina giden Mlada Boleslav, rakibi karsisinda 26´inci dakikada 1-0 öne gecti ve ilk yari da bu sonucla sona erdi. Maca ilk onbirde baslayan yetenekli gencimiz, ikinci yarida da maca devam eden oyunculardan oldu.
61 yasindaki antrenörü Karel Stanner´in bu güvenini bosa cikarmayan Kerim, 57´inci dakikada sahneye cikarak, kaleci ile karsi karsiya kaldi ve yanindaki defans oyuncusuna ragmen topu aglarla bulusturup durumu 2-0 yapti.
81 dakika sahada kalan ve yeni takimi adina ilk resmi macina cikan Avustralya dogumlu Türk forvet, böylece ligdeki ilk golüne kavusurken cok iyi bir baslangic yapmis oldu.
1,86 metre boyundaki Kerim, gecen sezonu Sydney FC PAF Takimi´nda gecirmis ve toplam 12 gol kaydetmisti.
Avustralya´da son dönemlerde yetisen en yetenekli futbolculardan biri olarak gösterilen Kerim Bulut, dogdugu ülkenin U16, U17 ve son olarak da U18 Milli Takimlari´nda forma giyiyordu.
Bir kac gün önce ilk kez U18 Milli Takimi´mizdan davet alan Kerim, kulübünün hazirlik dönemi dolayisiyla izin vermemesinden ötürü ulusal takimimizin kampina gidememisti.
Hayalinin bir gün Ingiltere´de Premier League´de forma giymek oldugunu söyleyen Kerim, en büyük dileklerinden birinin de bir gün Türkiye´ye transfer olup Süper Lig´de yer almak oldugunu belirtti.



Teofilo Patlamaya Hazır!

14:22 Yazar: Great White 4 Yorum

Daha üzerinden üç ay geçmedi Sadri Başkan’ ın Teofilo hakkında yapmış olduğu demeçin üzerinden. O demeçte geçen sezonun ortasında Kolombiya’ dan transfer edilen ve sezonu 0 (yazıyla sıfır) gol ile tamamlayan Teofilo’ nun gelecek sezon patlama yapacağına olan inancını dile getirmişti..

Gerçi patlamadan kasıt, patlamanın şiddetiyle ilintili olarak göreceli de olabilir. Zira kimine göre bir sezonda 10 gol atması da, kimine göreyse sezonu 30 golle kapaması da patlama olarak tabir edilebilir..

Ancak yukarıdaki fotoya bakılacak olursa Teofilo’ nun iyiden iyiye şişerek patlama yapma olasılığını da aklına getiriyor insan. Geçen sezon özellikle bendenizin her fırsatta hantallığından ve olağanüstü ağırlığından şikayet edip durduğu Teofilo’ nun son antrenman görüntüsünde ortaya çıkan göbeğindeki şişkinlik Sadri Şener’ i en azından şu "patlama" konusunda haklı çıkaracak gibi gözüküyor!

Biz gene "hayırlısı" diyelim..



Denge, Sizsiniz

12:29 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum

Trabzonspor’un resmî sitesi, geçenlerde lisanslı bir futbolcusuyla ilgili garip bir sıfat içeren bir haber yayınladı. Bu haberde, Teofilo’nun “Dengesiz” hareketlerde bulunduğu, diğer bir deyişle dengesiz olduğu vurgusu vardı. Sebebi de Schengen vizesini almamış, pasaport süresini uzatmamış olması.  Ortada bir sorumsuzluk olduğu muhakkak ve bu sorumsuzluk tek taraflı değildi. Yönetiminde Almanya Fahri Konsolosu birini barındıran bir kulüp içinde hele... Bunun adı rezalet. Son dönemlerde sebepli sebepsiz çalışanların kellesini almayı adet hâline getirmiş bir kulüpten topu saha içinde gerekli pasları alamayan Teofilo'ya atmak yerine bir özeleştiri yapmasını beklerdim. Fakat özeleştiri Trabzonspor yönetiminin haram saydığı kelimelerden. Her ne olursa olsun, sergilenen tavır, resmî ağızdan kullanılan ifadeler düşündürücü. Denge… Şöyle geçmişe doğru ufak bir tur yapalım, dengemizi kaybetmeden geri dönebilecek miyiz acaba?


-Avni Aker’in durumu. Yönetim, stadyumun üzerini 2009-2010 sezonu öncesi kapatacağını söylemişti.

Stadyumun durumu ortada.

-“Yattara sakat değil.” İhsan Alioğlu

Kayserispor maçının ilk yarım saatini tamamlayamaz Yattara, yapılan kontrollerde ayağında gizli kırık tespit edilir. Fakat Trabzonspor Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Alioğlu, onun sakat olmadığı, ve oynatılması gerektiği düşüncesindedir. Hugo Broos o meşhur sözü söyler: Bazen körlere yol göstermek gerekir…

-Dünyaca Ünlü bir hoca ile anlaşacağız.

-Ersun Yanal, 2008/2009 sezonunun bitimine 5 hafta kala görevinden istifa eder. Ahmet Özen yönetiminde sezonu tamamlayan Trabzonspor’da teknik direktör adaylığı için önce Samet Aybaba düşünülür. Hatta kendisiyle anlaşılır. Fakat gelen tepkiler üzerine yönetim çark eder. Ve Sadri Şener yukarıdaki ünlü sözünü söyler. Sonuç: Takımın başına Hugo Broos getirilir.

-Kadromuz yeterli

Takımın kadrosu, futbol dilinde bas bas bağırıp takımın forvet ihtiyacını gözler önüne sererken, ve Trabzonspor koskoca sezona yalnızca 2 forvetle başlarken… Daha sonra durumda bir gariplik olduğu sezilir ve sonuç: Diğer takımların ne kadar forveti varsa bizim de o kadar forvetimiz olacak. Forvet sayımızı dörde çıkarmayı düşünüyoruz.

-Fatih Tekke devre arasında gelecek.

Taraftar bir takıntı halini almış bu beklentiyle kendi kendine acı vermekte, takım üzerinde de gereksiz stres yaratmaktadır. Yönetimeyse tepkililerdir. Derken, 2009/2010 yaz transfer sezonunun bitmesine sayılı saatler kala, “Fatih Tekke’yi düşünmüyoruz” açıklamasını yapmış olmalarına rağmen son bir atak gelir Yönetimden… Gûya her konuda anlaşılır Fatih’le, Zenit bırakmaz. Fakat devre arasında bu iş kesin olacaktır. Sonuç: Fatih Tekke Rubin Kazan’da…

-Rigobert Song, takımın ahengini bozduğu için kadro dışında bırakılır.

Çok değil, bir hafta içinde Rigobert Song, sıkıntılı bir dönemden geçen takımı toparlaması, birliği sağlaması için takım kaptanlığına getirilir.

-Golcü Kampa Yetiştirilecek.

2009/2010’un kazananlarından Trabzonspor yönetimi, yeni sezon transfer çalışmalarıyla ilgili kısa ve en  net açıklamayı yapıyor. Sonuç: Teofilo, sezon başlamadan Junior kampına yetişebilir.

-Kaliteli bir golcü alacağız.

Aynı sezonun sonrasında yapılmış bir başka açıklama.  Sonuç: Gereksiz yere yükseltilen beklentiler, ve şimdi “30 yaşın altında kaliteli bir ismin ancak tek bacağını getirebiliriz.” Açıklaması…