
Sezona "eski günlere dönüş" parolasıyla başladılar. Çekilen onca ezadan sonra gelen yönetimin yerinde icraatlarından biridir bu. Oyuncuları gereksiz yere strese sokmuyorlar. Beklentileri de oldukça makul...İlk 60 dakika sahanın her yerinde eski günlerinden örnekler sunan bir takım, son 30 dakikaysa geçen sezondan kabus sahneleri ortaya koyan bir takım. Trabzonspor 2. haftanın açılış karşılaşmasında Ankaragücü karşısında böyleydi. 4 gollük pozisyonu (ki bunlardan birisi goldü) yan hakemin, en etkili oyuncusu Yattara da Sunî çim'in azizliğine uğradı. Muhteşem bir Savunma hattı oluşturmuşlar. Cale, Song ve Egemen muhteşem. Hiç hata yapmadılar ve önlerindeki Millî facia Hüseyin'e rağmen neredeyse pozisyon vermediler. Verdikleri tek pozisyon da ilginçtir, Hüseyin'in yapamadığını yolda yürüyormuşcasına rahat yapan Song'un başlattığı atağın neticesinde geldi. Song'un başlattığı atakta Gökhan zor olanı yapıp topu kaleci Serkan'a nişanlayınca topu alıp uzun bir degaj yapan Serkan, İglesias'ı gördü ve Hüseyin bu adamın önünde olmasına rağmen İglesias degaj sonrası Tolga ile karşı karşıya kaldığında aralarında 7-8 metre vardı.
Colman, ilk maçın aksine oldukça etkiliydi. Attığı ters toplarla Ankaragücü savunmasının kilidini açan oyuncu oldu.
Selçuk, gitgide daha iyi olacağının sinyallerini veriyor. Şahsi kanaatim şudur ki, Trabzonspor Colman ve Selçuk'tan oluşturduğu orta alana Hüseyin'in yerine futbol oynamayı bilen bir oyuncu alırsa bu orta alan üçlüsü efsane olabilir.

Ve Hüseyin Çimşir...Değişen futbol anlayışıyla Trabzonspor'un mevcut kadrosundaki en aksayan adam. Daha ilginç olanıysa mikro-milliyetçi yerel medya'nın (Trabzon medyası) ve bu medyanın çağdışı mikro-milliyetçi-çıkarcı insanların çok tuttuğu bir adam. Hüseyin'in Trabzonspor'daki varlığını adeta bir ölüm kalım mücadelesine döndürüyorlar.Bu noktada kimin trabzonsporlu olup olmadığı, kimin trabzonspor'un çıkarlarını her şeyin üstünde görüp görmediği ortaya çıkıyor.
Hüseyin'i savunanların temel argümanlarından biri onun çok iyi bir trabzonsporlu olduğunu belirtmeleridir. Ben buna karşı çıkıyorum. karşı çıkma sebebim de şudur: Bir kere bir takımın iyi bir taraftarı olmak o takımda banko oynamak için geçerli bir sebep değildir. Şayet öyle olsa idi Hüseyin'e gelene kadar nice Trabzonlu ve Trabzonsporlu futbolcu vardır. İkincisi, 2003 sezonundan sonra yükselişe geçen takım oyuncuları ücretlerinde iyileştirme isterlerken başı çeken oyuncu Hüseyin'di. Alışılmadık bir durum. Yapılan sözleşmede değişikliğe gitmek ne kadar profesyonel tartışılır. Üstelik her imza döneminde "boş sözleşmeye imza atar çıkarım" edebiyatı yapan bir futbolcu için.Bunu da makul bir şekilde kabul ettik diyelim. Takım şampiyonluk beklentileriyle yola çıkıp büyük bir düşüşe geçtiğinde gündeme gelen ücretlerde indirime gitme olayına şiddetle karşı çıkan isim yine kendisi olmuştu. Lafa geldiğinde trabzonspor'lu olmak ne kadar kolay. Ama iş paraya geldiğinde şartlar değişiveriyor. 2.1 trilyon civarında bir para alıp hiç bir şey yapmadan ben Trabzonspor'luyum demekse apayrı bir meziyet.
Hiç bir şey yapmıyor diyorum, Çünkü bu adam gerçekten hiç bir şey yapmıyor. Geçen sezon en az 9-10 maçta yaptığı basit hatalar yüzünden takımı mağlup oldu. Stoper'de denediler yine olmadı. Olmayacak da. çünkü hedefleri ligine ve şehrine göre büyük olan bir takımın o mevkide oynayan oyuncusunda olması gereken hiç bir özellik Hüseyin'de yok. Boyundan dolayı hava toplarında etkili olduğunu düşünebilirsiniz. Ama hayır. Hüseyin'in en büyük zaaflarından biri de yüksek toplardır. o boyuna rağmen bunu bir avantaja çeviremiyor oluşu ayrı bir muamma. Paslara gelelim. Tam bir facia. Yapması gereken en kolay şey hızla önündeki, ya da müsait durumdaki arkadaşına zar zor da olsa çaldığı topu aktarmak. Bunu üstün bir oyuncu gibi değil de, normal bir oyuncu gibi, 2.1 trilyonluk bir oyuncu gibi yapması yeterliyken bunu bile yapamıyor. Uzaktan şutlar... Bu mevzuyu açtığım için özür dileyeyim, siz anlayın.
Hüseyin Çimşir'in zamanında yaptığı tek şey gol sevinçlerine iştirak etmekErsun Yanal'ın sisteminde hücum pres önemli bir yer tutuyor hazırlık maçlarında gördüğümüz kadarıyla. Ama bu pres Hüseyin girdiğinde yapılamıyor. Ağır olmasından dolayı önde zamanında basamıyor. Bu da takımın hücum pres anlayışını sekteye uğratıyor.Trabzonspor'un sezon öncesi Werder Bremen'le Almanya'da oynadığı hazırlık maçında bu bariz bir şekilde görüldü. Hüseyin oyuna girdikten sonra takım hücum presi etkisini yitirdi. Çünkü takım arkadaşlarının hızına ayak uyduramadığı gibi yaptığı zamanlama hatalarıyla da presin amacına ulaşmasını engelledi. Hüseyin oyundayken Werder Bremen Trabzonspor presini çok rahat geçti.Bunlar bir maçlık izlenimler değil. Ben Serkan Balcı'nın ve ya Yattara'nın ve ya Colman'ın yerinde olsam moralim bozulur arkadaş. Ne yaptığı ortada olan bir adam her maç 90 dakika sahada kalıyor ama ben 65. 70. dakikada oyundan çıkıyorum. Ersun Hoca'nın kendisi için oldukça önemli olan bu sezonda kararını ince düşünüp vermesi gerekiyor. Hüseyin 31 yaşında, bundan sonra Trabzonspor'a en fazla 1 bilemedin 2 yıl daha bela olur. Ersun Yanal'a vereceği hasarsa çok daha büyük olur. Ersun Yanal'ın bunu artık görmesi gerekiyor.
Netice itibariyle, hüseyin kesinlikle trabzonspor'un oyuncusu değildir. Millî takım futbolcusu hiç değildir. Bana kalırsa trabzonspor'dan başka bir takımda oynaması da mucizedir. Geçen sezon Trabzonspor kadrosunda yer alan ve sık sık eleştirilen Ayman Abdelaziz bile kendisinden çok daha faydalı bir oyun ortaya koymuştu. Hüseyin'in Trabzonlu olması, iyi niyetli olması futbolculuk yapmasını zorunlu mu kılıyor? Trabzon'da kamu yararına bir dernek kurup orada göstersin bu özelliklerini.