Terim
Fiorentina ve Milan günlerinde çok iyi bir sinerji yakalayan Terim, bu sefer ALS Hastaları için düzenlenecek yardım maçında İtalyanların karşısına çıkıyor. Costacurta, Albertini, Baresi, Gullit, Rijkaard, Baresi, Donadoni, Evani, Fuser, Sacchi, Simone, Massaro gibi bir çok efsane oyuncunun yer alacağı yardım maçı 8 Ekim'de Floransa'da oynanacak. Yıllar sonra Floransa taraftarı karşısına çıkacak olan Terim'i bekleyen bir başka heyecan da maçın adının Fiorentina-Milan olması heralde.
Yetenek Fabrikatörü
BUGÜN sizinle birini tanıştıracağım... Mutlaka tanışmanız lazım çünkü. "Kaleci" Lakabı bu.Ama insan kumaşından o kadar iyi anlar, öylesine ölçüp biçer ki, "terzi" de derler ona...
Yıl, 1981...
Henüz 10 yaşında, zargana gibi ince uzun bir oğlan getirdiler ona... Baktı, baktı, "sol açık oyna" dedi. Sonra "orta sahaya geç" dedi. Ardından "libero ol" dedi. En son "santrfor mevkiine geç bakayım" dedi. Seyretti... Döndü yanındakilere, "bu çocuk dünyanın en büyük santrforu olacak" dedi. Kehanetti bu.
8 yıl sonra...
Eskişehir Atatürk Stadı.
Dakika 61.
O zargana, girdi oyuna...
Titriyordu.
Çaktı topa, taktı ağlara.
Hakan’ın ilk golüydü bu.
241’in 1’i.
İlk golünü Eskişehirspor’un kalecisi Tanoviç’e atmıştı. Şimdilik, son golünü Manisaspor’un kalecisi Ufuk’a attı. Türkiye’de ve Avrupa’da gol atmadık stat bırakmadı neredeyse... Zdravkov’a 11, Gançev’e 12 gol attı. Rekor, Şanver’de, 14... Şanver, bu büyük krampon için şöyle demişti espriyle, "Hakan’ı Avrupa’ya ben gönderdim!"
Mobilyacıydı babası... Zor günlerdi, iflas kapıdaydı. Evini ipotek ettirmiş, borçlanmış, moralleri bozulmasın diye evlatlarından gizlemişti... Hakan, genç milli takım seçmelerinden eve döndü, anneciğini ağlarken buldu. Sordu, ısrar etti, öğrendi. "Merak etme, futbolcu olacağım, sana yeni bir ev alacağım" dedi... Genç milli oldu, Sakaryaspor’la masaya oturdu. Profesyonel oluyordu. Yaş, 15... "Bir otomobil ve 150 bin lira verelim" dediler. İlla "ev" dedi. Aldı... Annesine verdiği sözü tutmuştu.
(Anneciği hasta şimdi... 1.5 yıldır kanser tedavisi görüyor. O nedenle 241’inci golünü annesine armağan etti... Aklı onda.)
UEFA Kupası kazandı. 7 defa şampiyon oldu. 5 Türkiye Kupası, 3 Cumhurbaşkanlığı Kupası kaldırdı. İtalya Kupası’nı da... Dünya Kupası’nın en hızlı golünü attı, dünya üçüncülüğü yaşarken... Türk tarihinin en golcü futbolcusu... Milli Takım’ın, Galatasaray’ın en golcüsü... FIFA’dan dünyanın en iyi golcüsü unvanını aldı. Dünya Karması’na iki kez çağrılan tek Türk... Avrupa kupalarında en çok gol atan Türk... UEFA Kupası’nın ilk Türk gol kralı.
Kehanet tutmuştu!
Peki, kimdi o kehaneti yapan?
Size tanıştırmak istediğim kişi... Ekrem Karaberber. 81 yaşında şu anda.
4 gol kralı...
1 imparator keşfetti.
Bulup çıkardığı "tıfıl"ların 21 tanesi, A Milli oldu.
Hakan Şükür, Oğuz Çetin, Aykut Kocaman, Aykut Yiğit, Bülent Uygun, Recep Çetin, Turan Sofuoğlu, Rahim Zafer, Şaban Yıldırım, bazıları...
O keşfetti. O yetiştirdi. Onu kimse tanımıyor!
Hálá "Mercedesim" dediği bisikletiyle dolaşıyor Sakarya sokaklarında... Türk futbolunun "dev"lerini yaratan, idealist, ahlaklı, şov yapmayan, perde arkasında kalmayı tercih eden, "gizli kahramanlar"dan sadece biri...
"Müthiş teknik direktörüm" diye ortalıkta dolaşanların keşfettiği, yetiştirdiği bir tane bile futbolcu yokken... Onlar, hiç karşılık beklemeden gecesini gündüzüne katıyor.
"Skor" değil, "spor" basını olacaksak eğer...
Ekrem Karaberber gibilerini daha çok ön plana çıkarmalı...
Haklarını teslim etmeliyiz.
Ve son cümle... Ders gibi. Ekrem Hoca’dan...
"Biz eğiticiyiz. Görevimiz haysiyetli insanlar yetiştirmek... Sportif faaliyet sonra gelir."
Yılmaz ÖZDİL
Genç Timsah
Yıldız arayışının hiç bitmediği Türk futbolunda son günlerin en flaş ismi hiç kuşkusuz Bursaspor'un genç yeteneği Sercan Yıldırım'dır. Henüz 18 yaşında olmasına rağmen 5 maçta attığı 4 golle dikkatleri üstüne çeken oyuncu, Bursa altyapısının son ürünlerinden. Kurtuluş kardeşleri İstanbul'a yollayan Bursa'da geleceğin yıldızlarıysa şimdiden hazır. U-18'de Selcan, U-16'da Muhammet, U-15'te Emre...Futbolun Güzel Yüzü
Fakir gencin zengin çocuklar tarafından hor görülmesi Türk filmlerinin olmazsa olmaz klişelerindendir.Sonra bu fakir ama gururlu genç bir şekilde zengin olur ve olaylar gelişir. En iyi arabalar, fabrikalar, yatlar, katlar... Futbolda da böyle örnekler mevcuttur. En Son City örneğinde olduğu gibi... Fakat bu hikayenin sonu pek o kadar da iyi bitmeyecek gibi gözüküyor. Sporting Gijondan bahsediyorum. Eğer bir arap şeyhi kendilerine yallah tazyik deyüp el atmazsa asla masalsı bir film tadına eremeyecek olan bir İber yarımadası hikayesinden.İspanya lig fikstürü çok değişik. Takımlar sırasıyla Barcelona, Real Madrid, Villarreal ile oynuyor. Lige bu sene çıkan Sporting de bu kumpastan kurtulamadı. Önce 6 sonra 7 yediler. Villarreal ise bir sıfır olsun benim olsun dedi. Sporting ise maçların hiç birini çirkinleştirmedi. Gereksiz sertliğe başvurmadı. Taraftarları ise herşeyin farkında. Endüstriyel futbolun içinde mevcut bütçeleriyle tutunmalarının çok zor olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla seyrettikleri şovun her anından keyif almaya çalışıyorlar. Yabancılar İş Başında !
Son haftaların formda 3 ismi, Kewell, Lincoln ve Baros... Bellinzona, Kocaeli ve son olarak Konya karşısında gösterdikleri iyi performansla takımın bütün gol yükünü omuzlarına almış durumdalar. Sezona şok Bükreş hezimetiyle giren aslanda hem takım hemde yabancılar kendilerine gelmiş gibi gözüküyorlar.İnter - Milan Meydan Muharebesi
Sezon başından beri yan toplarda sinyal veren İnter savunmasına bu güzel kare için teşekkür ediyorum. Fotoyu çeken La Gazetta muhabirine de. Ama en çok Mourinho'ya.Yok yere bir sarı kart, ardından ikinci sarı. Burdisso, 1-0 mağlup duruma düştükten yarım saat sonra oyunu ancak dengelemeye başlamış takımının tüm oyun planlarını altüst etti. Mourinho yeşil sahaların en etkili aktörlerini hesaba katmadan konuşunca hakemler geri planda kalmalarına oldukça içerlemiş olmalılar. Kendini yere bırakan her Milan'lı faulu kaparken, rolünü iyi yapan sarıyı kaptı. (Kaka'nın pozisyonu hariç) İnter'de Ibrahimovic oyunculuk yerine seyircilik yapmayı tercih edince İnter adına son bir iki pozisyon hariç oldukça kısır bir karşılaşma oldu.
Ronaldinho, o ne kafaydı öyle...Jeneriklere geçecek cinsten.Oyundan çıktıktan sonra maçı heyecanla takip etmesine de şaşırdım. Oldukça çabuk adapte olmuş İtalya'ya. 23 yıllık Milanlı gibi kutladı galibiyeti.
Mourinho için ders çalışma vakti: Benvenuti in Italia!
Yırtarım Dağları, Enginlere hiç sığamam.
Şu anda Erman Hoca nerede, yayında mı? Bugün Maraton var mı? Erman Hoca'yı çok merak ediyorum. Geçen hafta sarı kartlarımızı eleştiriyordu. Bugün Sinan'ın kafasında 5 dikiş var. Fakat gösterilen bir kart yok. Hakemlerle ilgili konuşmuyoruz. ama 2-3 tane atılması gereken oyuncu var. 20032004
2008
‘‘Alaattin Çakıcı: Sinan Sinan, ufak bir şey istiyoruz onu da halledemiyorsun. Oğlum, şampiyonlukta hiç mi payımız yok? O kadar olay oldu. Bir Allah’ın kulu açıp ağzını size bir şey söyleyebildi mi? Kızdırıyorsunuz beni.’
Sinan Engin: ‘Şey abi, tamam tamam... Abi, öyle değil başka bir şey oldu. Biliyorsun. Telafi ederiz abi. Kızma.’’
Derbiler
Dünya fikstürleri ortak mı ayarlanıyor nedir bir sürü derbi var bu hafta. Allah denk getirenden razı olsun. İngiltere'de Merseyside, İspanya'da Katalunya, İtalya'da Milano, Portekiz'de Lizbon, Ukrayna'da Donetsk derbileri ve dahası... Çanak anten tesisatı sağlam olanlar için keyifli bir hafta sonu. Başlayalım.Katalunya derbisi geçmişin izlerini taşıyan eylemlere sahne oldu aslında, 20'de Coro ile gelen Espanyol golü, 45+'da Nene'nin kırmızı kartı. 69'da çıkan olaylar. Sıradan bir karşılaşma olsa bunlar normal karşılanabilir belki, ama netice itibariyle karşılaşma bir derbi ve tansiyon tavana vuruyor. Barcelona'yı uyandıran da bu olaylar oldu bir bakıma. 84'de Henry ve 90+14'te Messi'nin penaltıdan attığı golle Barça yırtarken maç sonunda hiç bir şey olmamış gibi centilmence birbirlerini tebrik eden futbolculara şahit olmak yine şaşırtıcıydı.
Estadio de Luz'da oynanan karşılaşmada Benfica T.Direktörü Quique Flores'in 3 yıldızı yedek bırakarak başlayınca derbinin futbol kalitesi ve seyir zevki biraz düşmüştü. 2. yarıda uyanan Flores Aimar, Katsouranis, Reyes gibi isimleri sahaya sürmeyi 'başararak', maçı takımına getirdi. Benfica'nın ilk golü Reyes'ten geldi. 66. dakikada Aimar'ın pasına çaprazdan mükemmel vuran Reyes takımını öne geçirdi. 5 dakika sonra sağdan yapılan ortada Sidnei skoru 2-0'a getirdi ve mücadele bu skorla sona erdi. Geçen seneki maçlara nazaran daha keyifli, seyir zevki olan bir maçtı.
Beşiktaş'ın UEFA kupasındaki rakibi Metalurh de bu haftanın derbi takviminde kendine yer bulan takımlardan. Baştan sonra Shakhtar üstünlüğünde geçen karşılaşmada beraberliği son dakikada Dimittrov'un attığı golle kurtardılar. Shakhtar'ın golü Ilsinho'dan geldi. Her iki takımın da avrupa kupalarında önemli maçları var. Shakhtar Barça'yı konuk ederken Metalurh da Beşiktaş'ı ağırlayacak. Derbi biraz da bu maçların gölgesinde kaldı.Tabii bunlar meze maçlar. Asıl derbi bugün. Milano yanacak. Bakalım bu yangından kim sağ çıkacak?
Yeni Nesil Golcü
Hakan Şükür'ün futboldan kopmasının ardından yeni nesil golcü arayışına giren Türk futbolu, aradığı ismi Fransa'da buldu desek yanılmış olmayız. Yeni sezona müthiş giren genç oyuncu ligde oynadığı karşılaşmalarda fileleri 4 kez havalandırarak, adından daha çok söz ettireceğini kanıtladı. Milli forma altında istenilen performansı sergiliyememesi onu Türk medyasında hedef yapmış, kimi spor yazarlarınca formanın ağırlığını kaldıramadığı şeklinde eleştirilmişti. Mevlüt'ün bu performansından sonra basında çıkacak haberleri şimdiden duyar gibiyim. ''Mevlüt harikalar yaratıyor, Süper golcü, Şükür'ün veliahtı vs...''
Derby of the Merseyside
Liverpool şehrinde yer alan Mersey Nehri'nin isim babalığını yaptığı, Bill Shankly'in demeçleriyle farklı bir boyut kazandırdığı 116 yıllık bir rekabet Merseyside Derbisi... 16 yıl öncesine kadar İngiltere'de en çok şampiyonluk yaşayan 2 ekip olan Liverpool ve Everton'ın gelişen futbola ayak uyduramaması, bu derbininde son yıllarda sönük geçmesindeki en büyük nedendir aslında.Derbinin ilk yıllarına bakıldığında Everton'un bariz üstünlüğü göze çarpıyor. İngiltere liginin kurucu kulüplerinden biri olması ve daha köklü bir geçmişe sahip olmaları Everton'a Merseyside derbisinde 1965 yılına kadar en renkli günlerini yaşatmıştır.
Liverpool'da Bill Shankly ile başlayan altın dönemin sonucunda 11 yılda alınan 2 UEFA ve 4 Şampiyon Kulüpler kupasına, 1 Kupa Galipleri Kupasıyla karşılık veren Everton Heysel faciası sonucu gelen men cezasıyla, rakibine Avrupa kupalarında karşılık verememiş ve rakibinin gerisinde kalmış oldu.
Bugünki derbi de o geride kalmışlığın izlerini taşıyordu. Son yıllarda büyük üstünlük sağladığı rakibini yine Mersey Nehri'ne gömen kırmızılarda Torres'in performansını 2 golle süslemesi maç adına önemli noktalardan biriydi.
Biz Özgürüz, Sadece Özgürüz
Türk blogları ada'datop koşturan futbolcular tarafından oldukça dikkatli bir şekilde takip ediliyormuş bilmiyordum. Ta ki Flying Dutchman'ın sayfasındaki şu yazıyı okuyana dek. Flying'in Kölelik benzetmelerinden rahatsız olan iki kardeş bugün Swansea karşısında birer gol attılar. Özellikle Stephen Hunt'un attığı golden sonra formasını çıkarmasıyla görünen FREEDOM yazısı çok manidardı.
Werdermacht
Werder Bremen iki haftadır aynı tarifeyi uyguluyor: 5-4 Bu hafta da yine geçen hafta gibi fark yaptıkları bir maçı 10 kişi kalmalarının da etkisiyle az daha hediye ediyorlardı Hoffenheim'e. Sahneye yine Mesut çıktı. Açılışı da yapmıştı, kapanışı bir başka güzel yaptı ama.Neden bizim millî takımda değil?(Arkasındaki oyuncu Selim Teber) Ona buna sataşmaktan vakit bulduğumuz bir ara soruştururuz değil mi paşam?!Wehrmacht, ikinci dünya savaşının başlarında tozu dumana katan alman ordusuna verilen isimdi. Werder ligdeki son performanslarıyla bu ismi haketti. Mesut da Hans-Joachim Marseille gibi. Her ikisinin de sonu benzemesin.
Kondisyon
Ekonomisiyle rakiplerinden açık ara ilerde olan Fenerbahçe'de saha içinde işler hiçte istenildiği gibi degil. Sezona T.Direktör Aragones'le iddaalı giren, La liga gol kralını transfer eden, Milli takımın beyni ! Emre'yi alan sarı lacivertlilerde kötü gidişin önüne bir türlü geçilemiyor. Sezon öncesi bir haber ilgimi çekmişti. '' Carlos Cascallana (Kondisyoner): Fenerbahçe La Liga’da rahatça oynayabilecek bir takım '' bu haberden 2 ay geçmedi, bu arkadaşa aynı soruyu sorsak acaba bu seferki cevabı ne olur? merak konusu. İşin özü.. Fenerbahçe 2. yarılarda dökülüyor, Argones ve ekibide buna seyirci kalıyor. Oyuncu tercihleri ve sistem tartışılsada kondisyonu olmayan bir takımın tartışılacak pek bişeyinin olduğunu sanmıyorum. Futbol oynamak sistem'den, oyuncu seçiminden çok mücadele ve dinamzimle olacak iş. Yetkilileri uyandıralım bizden uyarması.
İddamızı güçlendirelim değil mi biraz? Sivasspor oyuncusunun maçtan sonraki açıklamaları ve Bülent Uygun'un tespitleri. Karşılaşmanın gol dakikaları.Faruk Bayar: Teknik direktörümüz Bülent Uygun 60'tan sonra F.Bahçe'nin gücünün biteceğini ve maçı alacağını söyledi.
Sivasspor:2 Fenerbahçe:1
Goller: Dk. 34 Selçuk (Fenerbahçe), Dk. 77 Murat, Dk. 88 Sezer (Sivasspor)
"Ekonomisi Büyük Kulüpler"
Maçı seyretmedim. Ama Fenerbahçe için çalan tehlike çanlarını duymak için maçı seyretmek gerekmiyor. Rıdvan'ın sinirine, lekeli kazağına, konuşurken ağzından uçuşanlara bakınca anlıyor insan. Aslında bunlar sürpriz değil. Fener'in gidişatı sezon başından belliydi. Teşhisimizi koymuştuk. Halen de arkasındayız.Uefa
Uefa'da bir dizi değişikler son 48 saate damgasını vurdu desek yanılmayız. UEFA Kupası'nın ''UEFA Avrupa Ligi'' olarak isim, logo ve statü değiştirmesi, 2016 Avrupa Şampiyonası Finallerine 24 takımın katılması Avrupa futbolunu oldukça tartışmalı bir ortamada sokmuş oldu. Uefa kupasından hiç bir zaman istenilen popüleriteyi ve geliri elde edemeyen UEFA elindeki bütün kozları oynayarak, ŞL statüsüne yakın bir şablonla kupayı yeniden restore etti. Yayın ve sponsorluk, imaj gelirlerinin artırılması amaçlı yeni lig'de 4'er takımlı 12 grupta ilk iki sırayı alan takımların, Şampiyonlar Ligi'nden gelecek 8 takımla birlikte 3. tura yükselecekleri bir sistem olduğubu görüyüruz.
Avrupa Şampiyonası Finalleri katılımını 16'dan 24 takıma çıkarmakta tartışılan başka bir karar oldu. Oy kaygısı, yayın, sponsorluk sanırım bu kararın alınmasındaki en büyük etkendi. Uluslararası maç takviminin sıkışıklığından bahseden oyuncu ve takımların bu karar karşısında nasıl bir tavır alacağıda merak konusu. bildiğiniz üzere daha öncede Dünya Kupasına katılan takımların arttırılması gündeme gelmişti.Son Dakika: UEFA sıralamasında 11. sırada bulunan Türkiye, Süper Lig'de 2008-09 sezonunda şampiyon olan takımı, 2009-2010'da ŞL'ye ön eleme oynamadan uğurlarken, Yeni ismiyle Avrupa Ligi'nde (UEFA Cup) 3 takım ile boy gösterecek.
Zarate Kid & Milito
2007'de Kanada'da düzenlenen U20 dünya kupasında parlamış, muhteşem futbolunu finalde attığı galibiyet golüyle süslemişti. Turnuvadan sonra herkes İtalya ya da İspanya'dan gelecek haberleri beklerken, o Türk sporseverlerinin gündemine İbrahima Yattara transferi ile giren Katar'ın Al-Sadd takımının yolunu tutmuş, tüm sporseverleri şaşkına çevirmişti. Kariyeri değil, parayı tercih ettiğini söylüyorlardı ki Katarlılar o kadar da saf olmadıklarını gösterdiler. Önce Birmingham'ın yolunu tuttu. Meraklı gözlerle bekleyen ingilizleri kendisine hayran bıraktı ama kulübünün küme düşmesini engelleyemedi. Şimdi Lazio'da, yine kiralık. Yine bomba gibi, durduğu yerde durmuyor.Al Sadd Yattara'ya ödeyeceği paranın 3 katını kazanır bu çocuktan Pandev ile mükemmel bir ikili oluşturdular. Lazio maçlarını kaçırmıyorum bu ikili sayesinde... Zarate, Serie A'nın en formda forveti.Milito ise sonradan açılanlardan... Etkileyici bir Yerel lig performansı ortaya koymadan geldi İtalya'ya. Genoa o geldiğinde Serie B'deydi. Atalarının topraklarında ruhunu arayan Milito kendini burada buldu. Etkileyici performansıyla taraftarları büyülürken Genoa'nın karıştığı bir şike skandalı neticesiyle küme düşürülmesinden sonra İspanya'nın yolunu tuttu. Kaldığı yerden devam ediyordu. Özellikle Kral Kupası Yarı Finalinde Real Madrid'i hacamat ettikleri 6-1 lik maçla unutulmazlar arasına girdi. O maçta 4 gol atan Milito, sessiz sedasız başladığı Avrupa kariyerinde tavan yapmıştı. Derken Zaragoza da küme düştü. Şimdi tekrar Genoa'da. Ve transferin son günü geldiği takımıyla çıktığı ilk maçında Milan'ı sahadan silen takımına 1 asist ve 1 golle merhaba dedi. Daha çok teklif alacaktır. Ama ayrılması büyük hata olur. Genoa'da kalsın, 2 sezon sonra unutulmazlar arasında...Milito, Serie A'nın en formda iki forvetinden biri.
Tv'de Bu Hafta
26.09.2008 Cuma20.00 Sivasspor - Fenerbahçe (Lig Tv)
21.30 Köln - Schalke 04 (24)
23.15 Porto - Pacos Ferreira (Spormax)
01.00 Tigre - Gimnasia (Ntv Spor)
27.09.2008 Cumartesi
14.30 Wolverhampton - Bristol City (Futbol Smart)
14.45 Everton - Liverpool (Spormax)
16.30 B. Dortmund - Stuttgart (24)
17.00 Middlesbrough - West Bromwich (Spormax)
17.00 Celtic - Aberdeen (Futbol Smart)
19.00 Sampdoria - Juventus (Ntv Spor)
19.15 İstanbul Büyükşehir - Beşiktaş (Lig Tv)
19.30 Arsenal - Hull (Spormax)
20.00 Malatyaspor - Boluspor (D Spor)
20.00 Le Mans - Marsilya (Kanal A)
20.45 PSV Eindhoven - Volendam (Futbol Smart)
21.00 Real Betis - Real Madrid (Ntv Spor)
21.45 Trabzonspor - Antalyaspor (Lig Tv)
22.00 PSG - Grenoble (Kanal A)
22.45 Benfica - Sporting Lizbon (Spormax)
23.00 Espanyol - Barcelona (Ntv Spor)
00.20 Flamengo - Sport Recife (Spormax)
01.00 San Lorenzo - Arsenal Sarandi (Ntv Spor) Bant
02.30 Lokomotif Moskova - Zenit (Spormax) Bant
05.30 Chivas USA - Kansas City Wizards (Fox Sports)
28.09.2008 Pazar
15.30 Portsmouth - Tottenham (Spormax)
15.30 Ajax Amsterdam - Vitesse (Futbol Smart)
16.00 Roma - Atalanta (Ntv Spor)
18.00 Wigan - M. City (Spormax)
18.00 Karlsruhe - Wolfsburg (24)
20.00 Kasımpaşa - Karşıyaka (D Spor)
20.00 Rubin Kazan - FK Moskova (Spormax) Bant
20.00 Valencia - Deportivo (Ntv Spor)
20.10 E. Frankfurt - A. Bielefeld (24) Bant
21.00 Galatasaray - Konyaspor (Lig Tv)
21.30 Milan - İnter (Ntv)
22.00 Atletico Madrid - Sevilla (Ntv Spor)
22.00 Bordeaux - Sanit Etienne (Kanal A)
22.15 Trofense - V.Guimaraes (Spormax)
00.15 Sao Paulo - Cruzeiro (Spormax) Bant
00.30 Monaco - Lille (Kanal A) Bant
29.09.2008 Pazartesi
19.00 Gaziantep Büyükşehir Belediye - Giresunspor (D Spor)
21.45 Belenenses - Leixoes (Spormax)
00.15 Sao Paulo-Cruzeiro (Spormax)
Turkish Marcos Senna
"O da tıpkı vatandaşı ve adaşı Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettiği gibi İspanya fethetmeye geldi."Bu laflar İspanyol Don Balon dergisinin Mehmet Aurelio için yazıldı. Marcos Senna'yla birebir örtüşen bir hayat hikayesi var: İkisi de Brezilya'da doğuyor, futbola başlıyor, yabancı bir ülkeye transfer oluyor, sonra o ülkenin vatandaşlığına geçip Millî Takımlarında oynadılar. Oyun stilleri, mevkileri bile aynı.
Bizim bir kısım medya da Mehmet'i paragözlükten başlayıp ihanete varan sözlerle suçladılar. Bakış açısı bu olsa gerek... İspanyollar için "Fatih Mehmet", bizim için "Baltacı Mehmet..." Bu işte bir terslik var sanki ama, nerede ben bilemedim!
7- Matthew Le Tissier
Sonraları TRT3'ün aracılığında kendisiyle yüzyüze tanışmamız gerçekleşti. Hep "inşallah iyi bir oyuncudur" diye hayal ederdim. Her futbolseverin başına gelmiştir, özellikle yeni nesil CM fanatiklerinin, Oyunda favori oyuncularının reel hayattaki performanslarını, oyun stilini merak ederler. Hayallerimin gerçek olduğunu söyleyebilirim. Aslında bana hiç bir faydası yoktu bu adamın iyi bir futbolcu olup olmamasının... Ama ismi Le Tissier olan bir adam iyi bir futbolcu olmalıydı.(Hele ki lakabı Le God ise!)
Le Tissier 14 ekim 1968'de, Manş denizinde, Fransa'ya yakın bir ada olan Guernsey'de doğuyor. İsmi de bu yüzden İngilizden çok Fransız ismini andırıyor. Futbola da bu ada'nın takımı Vale Recreation kulübünde başlıyor. Takımıyla çıktıkları bir turda Southampton'un dikkatini çekiyor ve 1985 yılında da Southampton'un genç takımına katılıyor. ve 1986 ekiminde de futbolu bırakana kadar ayrılmayacağı Southampton'la ilk profesyonel sözleşmesini imzalıyor.
Düzenli olarak forma giymeye başladığı 1990 sezonundan itibaren ne denli bir oyuncu olduğunu kanıtlayan Le Tissier, Leicester'a karşı kariyerinin ilk Hat Trick'ini yapar. Ve genç yaşına rağmen kulübün penaltıcısı olur.Kullandığı süper frikiklerle de adını duyurmaya başlar. 20 gol kaydeder o sezon.Yılın En iyi Southampton oyuncusu seçilir. Ve tabii Ligin en iyi genç oyuncusu... Ödülünü bir başka Southampton Efsanesi Terry Paine'nin elinden alır.Kulüp de o sezon ligi 7. Sırada bitirir.
Saints taraftarları onun tekniğine, attığı gollere hayrandır. Ama Le Tissier'i efsane yapan bir diğer unsur da futbolun modern yıllarında eşi benzeri olmayan forma aşkı ve takımına olan bağlılığı. Kariyeri boyunca bir çok defa büyük kulüplerden transfer teklifleri almasına rağmen o hep Southampton'u seçmiştir. Trajik bir Helikopter kazasında hayatını Kaybeden eski Chelsea başkanı Matthew Harding onu Stanford Bridge'e getirmek için rekor bir teklif sunar. Ancak Le Tissier kulübünde kalmayı tercih eder. A.C. Milan da kendisini transfer etmek istemiştir. Ama cevap yine aynıdır.
100. Premier League golünü 1 Nisan 2000'de Sunderland ağlarına göndererek Premire League'de 100 golü geçen ilk ve tek Orta Saha oyuncusu olur. Tüm başarılarına ve yeteneklerine rağmen İngiltere millî takımının formasını yalnızca 8 kez giyer. Paul Gascoigne, bu konuda Le Tissier'e haksızlık yapıldığını düşündüğünü söyler. Ancak durum değişmez. (Chelsea hocası iken reddettiği Glen Hoddle kendisini Millî takıma almayan ve bu nedenle eleştirilen isimlerin başındadır.)
Baldırındaki ve dizindeki kronik sakatlıklar yüzünden yavaş yavaş formunu kaybeder. Yavaş yavaş artık bir efsanenin daha sonu gelmektedir. Son sürprizini Arsenal'e yapar ve The Dell Stadında oynanan 3-2 biten maçta maçı Saints'e getiren muhteşem bir voleye imza atar. 2002 martında jübilesini açıklar. Ve İngiliz futbol tarihinin en görkemli jübile karşılaşmalarından biri kendisi için düzenlenir. 32.000 Southampton taraftarı LeGod dedikleri bu bayrak adamı uğurlamak için oradadır. Southampton, İngiltere All-Star takımıyla karşılaşır. Alan Shearer, Kevin Keegan, Peter Beardsley, Chris Waddle, Paul Gascoigne, Ian Wright gibi isimler Le Tissier'i yalnız bırakmazlar.İlk yarı İngiltere All-Star forması giyen Matt, İkinci yarı Saints formasını son kez giyer. Maç bittikten sonra Stadyumdaki büyük ekranda Le Tissier'in muhteşem golleri, Frank Sinatra'nın My Way şarkısı eşliğinde sunulur.
Bir orta saha oyuncusu olmasına rağmen Southampton formasıyla çıktığı 443 lig maçında 162 gole imza atan Le Tissier, muhteşem bir tekniğe sahipti. İzlediğim maçlarda attığı golleri hâlen hayranlıkla anarım. O dönem premier ligdeki kale ağları gol çizgisine daha yakındı ve kalelerin doksan denilen noktalarında uç noktası kale arkalarına bakan bir üçgen demir yer alıyordu. Attığı kimi goller bu sebeple aynı zamanda "Basket" de sayılabilirdi. Uzak köşelere gönderdiği muhteşem füzeleri, enfes aşırtma golleri, topa olan hakimiyeti ve pas yeteneğiyle Hem ingiliz futbolunun, hem de futbolseverlerin unutulmazları arasında yer alan bu Çirkin Kral'ı saygıyla selamlıyor ve youtube'a girebilenlerinizi unutulmaz golleriyle başbaşa bırakıyorum.Kariyer toplamı
540 maç, 209 gol
(48 penaltı, yalnızca 1 penaltı kaçırmıştır)
Zanetti 600 Dedi
13 yıl ve 600 maç... İnter'deki her maçında ilk günki heyecanını yaşadığını söylüyor, 35'lik Javier Zanetti. Takımının Lecce'yle oynadığı karşılaşmada 600. kez İnter forması giyerek lig tarihinde bunu başaran 3. İnter futbolcusu (Giuseppe Bergomi - 758 ve Giacinto Facchetti - 634)olması, onu yaşayan efsanelerden biri yapıyor kanımca.
1995 yılında Banfield'dan İnter'e transfer olan Zanetti maçtan sonraki açıklamasında ''Çok gururluyum. Çünki İnter gibi büyük bir kulüpte bunu başarmak kolay değil.'' demiş. Nede güzel demiş, her sene 2o oyuncunun gelip gittiği bir dakında 13 sene kalmak zaten büyük başarı, nerde kalmış 600 kez sahaya çıkmak.
Premier League = Birleşmiş Milletler?
Araplar, Amerikalılar,Taylandlılar derken şimdi de Nijeryalılar. Bir ara Bill Gates'in alacağı söylenen Newcastle'a talipler ve oldukça ciddilermiş. Ve söylenenlere göre kulübü alırlarsa Keegan geri dönecek.Bir ara mail kutularına "Nijerya'da yaşıyorum, Babam Başbakanın sol bacağıydı. Burada büyük bir karmaşa var ve paramı kurtarmak istiyorum. Bana yardım edersen, müthiş para kazanırız" içerikli, muhattabından banka hesap ayrıntılarını isteyen mailler gelirdi. Adamlar işi büyütmüş anlaşılan...
Bu arada satış gerçekleşene kadar kulübün başına geçici bir teknik adam arayan Newcastle da Venables ile görüşüyor şu aralar.
Püf Noktası
İngilterede 4 büyük takımın Şampiyonluklarına etki eden maçlar nispeten küçük maçlar mı, yoksa kendi aralarında oynadıkları maçlar mı? Sorusuna bir cevap aramış ingiliz medyası.2002/03
PREMIER LEAGUE: Man U 83pts, Arsenal 78, Chelsea 67, Liverpool 64
BIG FOUR LEAGUE: Man U 14pts, Arsenal 7, Liverpool 5, Chelsea 5
2003/04
PREMIER LEAGUE: Arsenal 90pts, Chelsea 79, Man U 75, Liverpool 60
BIG FOUR LEAGUE: Arsenal 14pts, Chelsea 7, Man U 6, Liverpool 6
2004/05
PREMIER LEAGUE: Chelsea 95pts, Arsenal 83, Man U 77, Liverpool 58
BIG FOUR LEAGUE: Chelsea 14pts, Man U 12, Arsenal 5, Liverpool 3
2005/06
PREMIER LEAGUE: Chelsea 91pts, Man U 83, Liverpool 82, Arsenal 67
BIG FOUR LEAGUE: Chelsea 15pts, Man U 11, Liverpool 4, Arsenal 4
2006/07
PREMIER LEAGUE: Man U 89pts, Chelsea 83, Liverpool 68, Arsenal 68
BIG FOUR LEAGUE: Arsenal 14pts, Man U 11, Liverpool 6, Chelsea 5
2007/08
PREMIER LEAGUE: Man U 87pts, Chelsea 85, Arsenal 83, Liverpool 76
BIG FOUR LEAGUE: Man U 13pts, Chelsea 10, Arsenal 6, Liverpool 4
Son 6 sezonun üçünde bu takımların kendi aralarında oynadıkları karşılaşmalar kesin belirleyici olmuş. Ve 5 sezonda da kendi aralarındaki maçlardan en çok puan çıkaran takım şampiyon olmuş. 2006-2007 sezonunun Arsenali hariç. Kendi aralarında oynadıkları bu maçlara göre yapılan puan durumunda ilk iki dışında kalan hiç bir takım o sezon şampiyon olamamış.
Liverpool'un 90'da kazandığı son şampiyonluğa baktığımızda Ligi ilk 4'de bitiren takımlara karşı 2 galibiyet bir mağlubiyet 3 beraberlik aldığını görüyoruz. 9 puan. 2. Aston Villa 14 puan toplamış. 3. Tottenham 6 puan, 4. Arsenal de 4 puan toplamış. Kop tribünü fazla daha fazla kopmadan Liverpool'un olayı bağlaması gerekiyor artık. E ipucunu verdik, sıra sizde.
Elveda.
Neyse ki onun söylediğini yapmayıp stadımıza elektrik vermediler. Ben de arkasından bir hayır dua okuyorum şimdi. Beşiktaş câmiasının başı sağolsun.Mekânın cennet olsun Kâzım Kanat...
Kombine Olayı
Futbol'da ekonomik gelişim her sene farklı bir boyut alırken, kulüplerin para kazanma çabaları akıl almaz boyutlara ulaşıyor. (En son Boca'nın Otel, Mezarlık ve Taksi şitketi kurması) Gelir defterinin en kalın satırları ise kombine biletlere aittir süphesiz. Artırılan tribün kapasiteleri, yeni localar derken yılda 85.ooo kombine satan Barca pasta'nın kremalı tarafı götürüyor. İspanya'nın diğer devi Real Madrid'de bu sayı 65.ooo olurken , İtalya'da Milan ve İnter'ın sattıkları kombine toplamı 60.ooo dolaylarında.Süper Lig'deyse işler tam tersine... Modern stadlardan yoksun ülkemizde, bırakın kombine satmayı 1 ytl'ye satışa çıkan biletlere bile talip yok. Anadolu'da iş daha farklı 4 büyük takımın şehre gelmesini uyanıklığa ceviren yöneticiler sattıkları uçuk biletlerle kombine satışlarını 2'ye katlıyor zaten. Ülkemizde Fenerbahçe 28.000, Galatasaray 17.ooo, Trabzon 15.ooo, Beşiktaş ise 8.000 kombine satarak bi nebze kasalarını doldurdular. Villareal kasabasında yaşayan 49.ooo kişinin 20.000'nin kombine sahibi olduğu söylersem koşup bir kombine alırmısınız?
Demek Sen de Gidiyorsun
Jolokia yorum olarak eklemiş. Oradan cevap vermiştim. Yorumlarda kalmasın, post olsun zira Yattara'nın satışı onaylanmak üzereymiş."Yattara'nın sözleşmesi devam ediyor. Biraz profesyonellikten nasibini alm..." Bıktım bu zırvalardan. Profesyonellikten nasibini almamışsa bile kaptanından biraz nasip almıştır. Zam da zam diye tutturup bir döneme damga vurmuştu. Trabzonluyuz sapına kadar, Altyapıdan yetiştik biz, ölürüz uğruna, kanımız bordo mavi... Ama zam! Trabzonspor gibi bir takımın kaptanı böyle davranmışsa, bırakın Yattara da hakkını arasın.Ben Yattara'nın yerinde olsam ben de gitmek isterim. Bu takımda Hüseyin Çimşir gibi bir insan 2.6 milyon alıyorken Yattara gibi takımın yarısından fazlası bir adam 1 milyon € ya oynuyor. İşte gördük Yattara'sız Trabzonspor'u. Hücum organizasyonları sıfır. Yaratıcılık hak getire...Eğer oyuncular arasında bu kadar dengesiz ayrımlar yaparsanız, sırf trabzonlu diye bir adama haketmediği halde dünyanın parasını verip, Türkiye liglerinin bana göre en iyi oyuncusuna onun aldığı paranın yarısına oynamasını beklerseniz yanılırsınız. Profesyonellikse profesyonellik. 2 Milyon € vermişler Yattara'ya yıllık. 15 M € bonservis. Reddettik, ne olacak? Yattara'dan ne kadar verim alınabilecek?
Trabzonspor yönetimin yapacağı iki şey var. Birincisi Yattara'ya bu kulübün tavan ücretini vermek. Eğer bunu yapmıyorsa Yattara'yı mutlu edemezler. Ben olsam ben de mutlu olmam, sen olsan sen de olmazsın. Takımı sırtında taşıyorsun, taraftar seni görmeye geliyor o stada. Her spor programı senden bahsediyor, tüm türkiye hayranlıkla seni izliyor, sen 1 milyon € alıyorsun, Hüseyin gibi trabzonlulardan başka kimsenin beğenmediği, verimsiz ve son derece sıradan bir oyuncu 2.6 milyon ytl.
Bunu yapmıyor ücretini yükseltmiyorlarsa satmaları her iki taraf için de daha hayırlı olacaktır. Hüseyin'in ücretine zam yaparlar böylece!
Ekleme: Al Sadd bir diğer gineli Pascal Feindouno'yu da kadrosuna katmış. (Gerçi Fendondu diye yazmışlar tereddüde düştüm.) Acaba bu "Yattara! Senden vazgeçtik" anlamına mı geliyor, yoksa "Kankan da burda bir sen yoksun" anlamına mı? Çözemedim.
Gençlere Yatırım Yapmak - 1
Şu makaleyi okurken aklıma geldi. Genç futbolculara yeterince şans veriliyor mu? Ya da genç futbolcular kendilerine ne kadar şans yaratıyor? Arda o şansı buldu, ya da yarattı. Bugün bir süperstar olmamışsa bir yerlerde hata var demektir.Böyle bir istatistik çıkarmak nicedir aklımdaydı. Sezon sonunu beklemek istemedim. Çünkü sezonun son maçları Süper Lig'de dostlar alışverişte görsün tadında oynanıyor. Forma giyemeyen isimler deneniyor falan. Liglerin henüz başında, hangi ülkede ne kadar güveniliyor genç oyunculara? Şimdilik gol sayısı üzerinden bir kaç karşılaştırma. Liglerin ortalarına doğru araştırma genişleyecek. Bakalım neler çıkacak, ilginç olacağını ümit ediyorum.
Bugün Muratla konuşuyorduk. Eğer TSL'de bir takımda yetkisi olsa, yapacağı yabancı oyuncu transferlerini Fransa'dan yaparım dedi. Çünkü oradan gelip başarısız olan isim çok az. Nouma, Ribery, Cisse, Tehoue, Afanou, Jabi(İyi oyuncudur, bakmayın Trabzon'un harcadığına)... Hiç de haksız sayılmaz. Üst düzey ligler arasında gençlere en çok forma şansı veren kulüpler Fransa liginde... Yakında aldıkları süreler ve diğer istatistikleri de ekleyeceğim.Şimdilik sadece gol sayılarına bile bakınca bunu görmek mümkün...
Ligue 1 6. haftaya kadar atılan 130 golün 27 sini 87 ve üstü doğumlu 13 farklı oyuncu kaydetmiş. (%20)
Benzema: 5 gol
Loic Remy: 4 gol
Frederic Nimani: 3 gol
Mevlüt Erdinç: 3 gol
Modibo Maiga: 3 gol
Elliot Grandin: 2 gol
Roland Lamah: 1 gol
Gervinho: 1 gol
Mahamane Traore: 1 gol
Eden Hazard: 1 gol
Blaise Matuidi: 1 gol
Kevin Gameiro: 1 gol
Sloan Privat: 1 gol
İspanya: 3. hafta itibariyle atılan 73 golün 11'ini 87 ve üstü doğumlu 5 farklı oyuncu kaydetmiş.(%15) İlginçtir, dördü arjantinli bu oyuncuların. Henüz üçüncü hafta, ama bizim ligimizdeki gibi sık oyuncu sirkülasyonu yaşanmayan bir ülke İspanya ve İspanyollar daha çok "olmuş" oyuncuları tercih ediyor. Gerçi bu sezon Pep'in Barça'sından sürpriz gençler bekliyorum. Gençlere şans verecektir. Artık bu şansı değerlendiremezlerse de ayıp olur.
Messi: 3 gol
Mata: 2 gol
Agüero: 2 gol
Higuain: 1 gol
Piatti: 1 gol
İngiltere; Atılan 139 golün 9'unu 87 ve üstü doğumlu 8 farklı oyuncu kaydetmiş.(%0.6) Başı Arsenal çekiyor. Wenger ve Arsenal hepimizin mâlumu. Ama bu sezon Manchester City gençleri de ekstra işler yapacak gibi. Oldukça sağlam bir altyapı jenerasyonu yakalayan City onca transfere rağmen gençlere verdiği önemin faydasını bugün olmazsa yarın mutlaka alır. Micah Richards, Ched Evans ve Sturridge gibi isimler Hughes'in rotasyonunda şimdiden yer bulmaya başladı.
Denilson: 2 gol
Bendtner: 1 gol
Victor Anichebe: 1 gol
Ched Evans: 1 gol
Jo: 1 gol
Samir Nasri: 1 gol
Mark Noble: 1 gol
Daniel Sturridge: 1 gol
Türkiye Ligi: 4. hafta itibariyle atılan atılan 86 golün 5'ini 87 ve üstü doğumlu 3 farklı oyuncu kaydetti. (%4.3) Hücum yollarında gençlerin önü tıkalı ve ligimizin karnesi zayıf.
Teknik adamlarımızda ve yönetimlerimizde anında verim alma mantığı olduğunu düşünüyorum. Genç bir futbolcu fırsat bulmuşsa illa bir şeyler yapmak zorundaymış gibi bir anlayış mevcut. Orta sahada oynuyorsa asist yapacak, defansta oynuyorsa hatasız oynayıp rakibin forvetini durduracak, Kaledeyse 5 tane şut çıkarak, falan. Gençlerin birer robot değil insan olduğunu, düğmeye basınca değil, fırsat bulup oynadıkça kendilerini gösterdiklerini unutmamak lâzım.
Mustafa Pektemek: 2 gol
Sercan Yıldırım: 2 gol.
Eren Güngör: 1 gol.
Derinlemesine devam edeceğiz. Aydınlık günlere...
Carlos Luciano da Silva
33 yaşında, kariyerinin neredeyse tamamını Brezilya Liginde geçirmiş bir futbolcunun başına gelebilecek en güzel olay nedir? Fenerbahçe'ye transfer olması mı? Hayır bilemediniz.Essien'den sonra Deco'nun sakatlanmasından sonra orta sahadaki alternatifleri azalan Chelsea Carlos Luciano da Silva, yani bilinen adıyla Mineiro ile anlaşmak üzere. (Allahtan Fenerbahçe erken davranıp Josico'yu almış(!))Adamımız geçen sezonu Almanya liginde geçirmiş. Onun haricinde tüm kariyeri Brezilya'da. 2006 dünya kupası kadrosunda da yer almış.(Edmilson'un sakatlığı üzerine sonradan çağırılmış.)2007'de de Copa America'yı kazanan Brezilya kadrosuna yer almış.
Kolay uyum sağlamaları, takım düzenini bozmamaları, tecrübeleri... Sanırım bu sebepler yaşlı oyuncuların tercih edilme sebepleri. Bedava olmaları da önemli etken tabii. Bir de yedek olarak düşünülmeleri. Bir de bu Mineiro 3 ciğere sahipmiş. Sal çime koşsun dursun tadında. Bir ekstrası var.
Bazen bizim takımlarımız da bu tip transferler yapıyorlar. Küçük bir farkla: Bonservis ödemeye bayılıyorlar...
Futbol Hoş, Tribünler Boş
Futbolu seven herkesin ortak duygusudur tribüncülük, karda,yağmurda, deplasmanda. Bu güne gelindiğinde bunun koca bir palavradan ibaret olduğunu anlıyoruz ne yazık ki. Ligin 4. haftası geride kalmış olmasına rağmen, oynanan futbol, hakemler, goller değil konuşulan. Boş tribünler gümdemin ilk maddesi. Çocukluğumuzda okul harclıklarını biriktirir bilet sırasına koşardık, manitayı eker stadyuma dolardık. Şimdilerde futbolun sıcaklığını hisseden tek şey üstüne oturulmayı bekleyen koltuklardan ibaret.Veron'la Geziyorum
Futbol kulüplerinin gözbebekleridir altyapıdan çıkan oyuncular. Tarlaya ekilen ekin, ormana dikilen fidan gibi kollanır ve el üstünde tutulur. Hele birde işin kaymağını yedilermi deymeyin kefylerine.. Futbolun bir endüstri haline geldiği bu günlerde uluslararası oyuncu transferinde bonservisler uçuk rakamlara ulaştı malumunuz. Yetiştirme bedeli, bonservis, imaj hakkı derken paralar havada uçuyor vallahi. Ülkemizdeyse durum tamamen farklı, bırakın iyi bir bedel almayı beceripte oyuncuda satamıyoruz Avrupa'ya. Bonservis bedelsiz giden oyuncularada satıcı damgasını yapıştırıyoruz acımadan. Galatasaray'dan Okan ve Emre, Fenerbahçe'den Tuncay, Marco ... Oyuncu, Menejer, Kulüp üçgeninde kambur nedense futbolcular ilan edilir, işin kaymağını yiyen menejerlerde yeni avlar peşinde koşar durular.Yazının kahramanı Veron'a geçelim yavaş yavaş. Arjantin futbolunun dünyaya sunduğu yeteneklerden biri bu gezgin. Estudiantes formasıyla başlayan uzun kariyerinde dünya futbolunun elit takımlarında forma giymesi, her ayrıldığı takıma para kazandırması ona duyulan saygının temelini oluşturuyor kuşkusuz. Avrupa'da sırasıyla Sampdoria, Parma, Lazio, Manchester United, Chelsea ve Inter formalarını giyen Veron şimdilerde delikanlılık yıllarını geçirdiği Estudiantes formasını tekrar sırtına geçirdi. Avrupa'dan sıkıldım ülkeme gidip rahat edeyim desede, menejerliğini yapan babası sayesinde onu tekrar Avrupa'da görebiliriz. Teklifte hazır Panathinaikos ve yıllık 4 milyon €. Rakı, Balık ve Sirtaki Veron'un yeni maceralarına hazır olun.
Calderon A.Ş
Ne zaman büyük camialarda seçim hazırlıkları olsa sakız gibi çiğnenir bu konu. Al gülüm ver gülüm derler yapıştırırlar gündeme. Yer İspanya olayın kahramanı Real Madrid başkanı Roman Calderon, arkadaşlarını ve akrabalarını kulübe üye yaptığı iddiasıyla bu aralar başı belada.Dünya'nın en büyük kulüblerinden birisi olursanız çomak sokanda çok oluyor haliyle. 8000 kişinin üye olmak için beklediği Real'de iddialara göre Calderon seçimi kazanmak uğruna sadece 3000 kişiye bu hakkı tanımış. Önümüzdeki sene seçim olduğunu varsayarsak kendi adına güzel bir taktik sergilemiş kuşkusuz.
Hayalet Gol
Napoli Taraftarı
İtalya'nın en sabıkalı taraftarlarındandır Napoli'liler. Deplasman maçlarına giderken tren, otobüs saldırıları, gasplar ve bilimum hadiselerini saymaya gerek yok. Olaylar adli bir vaka haline gelince Savunma Bakanı İgnazio La Russa "Napoli'deki olaylar için mafya hakkında konuşuluyor, bu tür taraftarlara deplasman yasağı yeterli olmaz. Bunlar televizyonda bile futbol izlememeli" demişti. Bu açıklama Napoli'lerin hangi ruh haline sokar bilinmez ama, Bologna deplasmanında sabıkalarına yenilerini eklemesi muhtemel.
4x4
Fatih Terim'in 2. döneminden beri yabancı çöplüğüne dönen Galatasaray'da doğru transfer politakası meyvelerini vermeye başladı. Geçen sezonun sonunda tamamen Türk oyunculardan kurulu bir kadroyla mücadele eden Galatasaray'da yeni sezonla beraber yabancı oyuncuların resitaline sahne oluyor. Bellinzona maçınının ardından, Körfez'de de golleri sıralayan yabancılar bu geleneğede son verecek gibi.GOLardino
Cafercanlar, Özgürcanlar, Emre Aygünler, Tevfik Köseler... Futbolumuzda "Süper yıldız adayı" olup ikinci ligde sıradan futbolcu rolüne soyunan ne çok isim var. Bir zamanlar Türk futbolunun bir şeyler beklediği bu insanlar, kendilerinden bile bir şey beklemez hale geliyorlar yavaş yavaş.Yaşları en fazla 22'dir. Beklenilen patlamayı yapamamalarının yanında, beklenilen ve umulanın yarısı bile olamamış bir yığın genç yıldız... Bu anlamda kendini bulup belli bir yaştan sonra yeniden doğan futbolculara örnek olarak Fatih Tekke'yi verebiliyorum bir tek. Hazin bir durum...Kimi futbolcular da hiç umulmadık şeyler başarıp kendilerini aşıyorlar. 25 yaşına kadar sıradan bir kariyerin ertesinde gelen patlama... Örnek: Luca Toni, Oliver Bierhoff, Ruggiero Rizitelli.
İtalya liginde bu tip çok oyuncu oldu. Lucarelli, Hübner, Alberto Gilardino, bu iki sınıfa da girmeyen ilginç bir oyuncu. Parma'da stajını başarıyla tamamlayıp Serie A'nın gol kralı olmuştu.Kendisinden beklenenlere cevap veren, başarılı, gittikçe gelişen bir oyuncu... Parma'daki son sezonunda Hem Yılın İtalyan Futbolcusu, hem de Yılın futbolcusu ödülünü alarak Milano yollarına düştü.Ne olduysa Milan'a transferinden sonra oldu. Aslında pek de kötü sayılmayacak bir performans sergilese de Avrupa kupalarında bekleneni verememesi neticesinde gitgide gözden düştü. Kariyerinde gerileme gibi görünen Fiorentina transferiyse oldukça iyi başladı. Eğer Milan'da geçirdiği 3 sezonu aradan çıkartırsak, "Gilardino" kaldığı yerden devam ediyor. Fiorentina taraftarları takımlarının basamak olarak görülmesinden rahatsız. Ve Gilardino'yu bağırlarına bastılar şimdiden. İtalya'da Fiorentina, Roma, biraz da Palermo gibi takımlar Şampiyon olamasalar da sahip oldukları vizyon sayesinde ülke futboluna önemli bir hizmet ediyorlar. Rehabilitasyon merkezi diyebileceğimiz bu gibi takımlar sayesinde ülke futbolu dinamik yapısını yitirmiyor. Ülkemize baktığımızdaysa yıldız olmuş ve ya kısa süreliğine parlayıp bir düşüş içine girmiş oyuncuların sürekli sorunlu futbolcu olarak yaftalandığını görüyoruz. En taze örnek Sergen Yalçın'dır. Hami Mandıralı, Oktay Derelioğlu... Kendilerini yeniden vitrine getirecek fırsatları bulamadılar, ya da böyle fırsatları yoktu. Aslında örnekleri o kadar çoğaltabiliriz ki can sıkıcı bir boyuta gelir. Ligimizde niçin yer aldığına ve niye kurulduğuna hiç bir anlam veremediğim belediye takımları yerine Fiorentina, Palermo, Sampdoria gibi köklü geleneklere sahip takımlarımız olsa, Gilardinolarımıza ikinci, üçüncü şansları sunabilsek, ama herşeyden önce, Gilardinolarımız olsa...
Münih:2 Bremen:5
Şampiyonlar Ligin'de Anortosis'e beceripte 1 gol atamayan Bremen'de 3 günde ne değişti bilinmez ama, Münih karşısında halı saha maçı tadında bir oyun sergilediler. 30 ile 67. dk'lar arasında skoru 5-0 yapan yeşiller Münih'e karşı tarihinin en önemli galibiyetinide almış oldu. Bundesliga'da ofansif futbolun en büyük temsilcisi konumunda olan Bremen'de gecenin yıldızı tartışmasız türk kökenli oyuncu Mesut Özil'di.Rosenberg ve Naldo'nun golleriyle ilk yarıyı 2 farklı üstünlükle geçen Bremen'de. İkinci yarıda Mesut Özil, Pizarro ve Rosenberg'in golleri farkı 5 çıkarttı. Eski Bremenli Borowski'nin attığı 2 gol karşılaşmanın skorunu belirledi.
Okuyun
- 41 Dilde Anında Çeviri
- Sepet Topu
- İzlandik
- Ali Ece
- Anadoludan Futbol
- Artemio Franchi
- Chao Grey
- Edison Nascimento
- Extensor
- Flying Dutchman
- Futbol Ekstra
- Jesus Almeyda
- Klasik Futbol
- Lambuja
- MixBasket
- Objektifanatik
- Ortaya Karışık
- SeyyahelFakir
- Sportif Cumleler
- Stereo Cipolla
- Stereotypeball
- TukreSoccer












