Ekim 2008 içindeki 128 yayından en yeni 28 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Ekim 2008 içindeki 128 yayından en yeni 28 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

En Kötü Yönetilen Atletico Madrid

20:12 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Journal of Sports Economics'in yaptığı bir araştırmaya göre La Liga'da 1994-1995 ve 2004-2005 sezonları arasında yer alan takımların ekonomik ve sportif açıdan performansları irledenmiş. Ekonomisi büyük kuluplerin her zaman başarıya ulaşmadığını göz önüne alırsak, ekip ruhu ve takım olgusunun genelde olaya daha amatörce bakanlar tarafından yakalandığını görürüz.

Journal of Sports Economics''in yayınladığı raporda açık ara en kötü yönetilen kulup Madrid'in 2 kulübünden biri Atletico Madrid olmuş. Ekonomik ve sportif açıdan gelmeyen başarılar onları listenin en tepesine çıkarmasına rağmen, 1996 yılında hem La Liga şampiyonluğu hem de Kral Kupasını müzelerine götürmüşlerdir. 2001/02 sezonunda küme düşmeside Atletico adına hatırlanması üzücü olan başka bir hadiseydi.

Raporda yer alan diğer kulüpler Real Betis, Villarreal, Celta Vigo ve Salamanca olmuş. Büyük bir ekonomik krizin eşiğinden, neyi var neyi yok satarak kurtulan Real Madrid, kötüden iyiye doğru ilerleyen kulüpler arasında yer alırken, ezeli rakibi Barcelona'dan daha iyi yönetilen bir kulüp olarak gösterilmiş. Harcamalarına göre en etkili kulüpler ise Numancia, S. D. Compostela, Rayo Vallecano olmuş.

Raporun sonunda yazan ibarede çok manidar. ''Futbolda para çok önemli ama her şey değil. Eğer bütçeler iyi bir şekilde yönetilirse kulüp daha verimli olur'' Bu sözden yola çıkarak. Profesyönel anlamda yönetilmeye çalışılan kulüplerin idaresinde de işten anlayan profesyönel bireylerin olması gerekmektedir. Bu raporu ekonomik olarak ülkemize uyarlarsak açık ara Gençlerbirliği 1. çıkar. Sportif açıdan söylemeye gerek yok sanırım.




Tv'de Bu Hafta (31 Ekim-3 Kasım)

17:46 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
31.10.2008
21.30 B. Leverkusen - Wolfsburg (24)
22.30 V. Setubal - Trofense (Spormax)

01.11.2008
14:00 Karşıyaka - Kartalspor (D Spor)
14:45 Everton - Fulham (Spormax)
15:00 İstanbul BB - Trabzonspor (Lig Tv)
16.30 W. Bremen - H. Berlin (24)
17:00 Stoke City - Arsenal (Spormax)
17.00 G. Rangers - Inverness (Futbol Smart)
19:00 Eskişehirspor - Fenerbahçe (Lig Tv)
19:00 Reggina - Inter (Ntv Spor)
19:30 Tottenham - Liverpool (Spormax)
19:45 Twente - Ajax (Futbol Smart)
20:00 Toulouse - Caen (Kanal A)
21:30 Juventus - Roma (Ntv Spor)
22:00 Marseille - St Etienne (Kanal A)
22:30 Flamengo - Portuguesa (Spormax)
23:30 Malaga - Barcelona (Ntv Spor) Bant
00:30 Chelsea - Sunderland (Spormax) Bant
02:30 Naval - Porto (Spormax) Bant

02.11.2008
13.30 Roda - Feyenoord (Futbol Smart)
14:00 Manisaspor - Adanaspor (D Spor)
15:00 Kayserispor - Beşiktaş (Lig Tv)
15.45 Saturn - Rubin Kazan (Spormax) Bant
16:00 Udinese - Genoa (Ntv Spor)
16.00 Hearts - Celtic (Futbol Smart)
18:00 D. County - N. Forest (Futbol Smart) Bant
18:00 Bolton - Manchester City (Spormax)
18:00 Le Havre - Monaco (Kanal A)
18.00 Dortmund - Bochum (24)
19:00 Galatasaray - Gaziantepspor (Lig Tv)
20:00 Almeria - Real Madrid (Ntv Spor)
21:45 Guimaraes - Benfica (Spormax)
22:00 O. Lyon - Le Mans (Kanal A)
22:00 Milan - Napoli (Ntv Spor) Bant
23:45 Santos - Palmeiras (Spormax)
01:00 Boca Juniors - San Lorenzo (Ntv Spor) Bant

03.11.2008
20:00 Çaykur Rizespor - Kasımpaşa (D Spor)
21:45 Birmingham - Coventry (Futbol Smart)

Kaynak: Tribün Dergi



Futbol Savaşları #1

02:26 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Maradona'nın Arjantin milli takımının menajerliğine getirilmesinden sonra, hısımları kılıçlarını bir bir cekmeye başlandı. Futbol dünyasının en büyük tartışma konularından biri Maradona ve Pele rekabetine, son zamanlarda Blatter, Platini ve Beckenbauer eklendi. Maradona'nın bir demeçinde ''Onlar futbol oynamak için yaratıldılar, yönetici olmak için değil'' demesiyle belkide alevlendi olaylar. Pele, Platini ve Beckenbauer'i Fifa ve Uefa yakalası olarak nitelendiren Diego, kendisini de bu oluşumların dışında tutmak için calıştıklarını yıllarca söyledi durdu. Blatter'le arasındaki gerginliklerde cabası. Modern kölelik, yüksek rakımlı stadyumlar derken... Maradona belkide savunduğu ilkelerde yalnız kalmıştı.

Aralarındaki gerginlikleri basın yoluyla bir birlerine ileten geçmişin yıldızları, Diego'nun teknik direktör olmasını fırsat bilerek demeçlerini vermeye başladılar. Almanların ünlü oyuncusu Beckhambauber '' Maradona’ya sıcak bakmadığını ve Pele’nin ondan daha iyi bir futbolcu olduğuna inandığınını '' , Pele ise; "Büyük yıldızlar, büyük oyuncular, genellikle mükemmel teknik adamlar olamazlar. Bazen de bir futbolcu iyi bir kariyere sahip değildir ama mükemmel bir teknik adam olur. Bilardo, futbolu biliyor. Eğer Maradona, Bilardo'yu dinlerse her şey yolunda gider '' diyerek açılışı yaptılar.

Sırada Platini ve Blatter var. Tabi onlar büyük organizasyonların başında oldukları için biraz daha ılımlı yaklaşacaklardır. Büyük bir turnuvada Maradona başarılı olur, kupayıda bu heyetin elinden alırsa, müthiş kareler çıkacak. Şahsen Maradona'nın Pele'den iyi olduğuna inanırım. Başarılı olmasınıda isterim. Zaman bize bütün sorular cevaplarını verecek. Maradona'lı Arjantin'i 19 Kasım'da İskoçya karşısında izlemek büyük bir keyif olacak. NTV bu işe el atsada maçı yayınlasa harika olacak.



De La Red

02:03 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
İspanya'da hafta arasında oynanan Kral Kupası mücadelelerin de, süpriz sonuçların yanında birde De La Red vakası yaşandı. Karşılaşmanın 13. dakikasında fenalaşarak baygınlık geçiren genç oyuncu sahayı ambulansla terk etmek zorunda kaldı. De La Red'in kan basıncının düştüğü ve geceyi hastanede geçireceği açıklanmış.



Aziz Beckham

01:15 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum



David Bentley

01:02 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Arsenal - Tottenham maçı. Redknapp'ın bir sihirli değneği yoksa -ki olmadığını biliyoruz- bu işte bir iş var. Sanıyorum Spurs oyuncularının bir karın ağrısı vardı Ramos'la alâkalı. 2 günde ne değişti diye sorarlar adama. Sorarlar da, hiç kimse doğru cevabı veremez. Olan Ramos'a oldu.

Gelelim tekrar maça. Bentley güzel bir gol atmıştı. Arsene Wenger Bentley ve golünden övgüyle bahsetti maç sonunda: "Sürpriz bir gol değil.Bentley'in bunları yapabildiğini iyi biliyoruz." Keşke oyuncularıyla paylaşsaydı bu bilgiyi,özellikle de Almunia'yla... Onun için oldukça sürpriz bir gol olmuşa benziyor.





Man Utd & Hublot

00:11 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Küresel krizin sonrasında bir çok takımın ekonomi politakalarında değişimler görüldü. En büyük etkiyi de İngiliz ekipleri hissediyor. Büyük başın derdi büyük olurmuş.Stadyum planlarının ertelenmesi, oyuncu ücretlerinde indirime gidilmesi, takımların forma sponsorlarını kaybetmeleri... Son olarak Manchester United'ın sponsoru AIG’e el konuldu. Hemen yeni sponsor arayışına giren ManU, İsviçre'nin ünlü saat firması Hublot'la 3 yıllık bir anlaşma sağladı. Biz de kendi çapımızda yeni reklamı formaya uyarladık, hiç de fena durmadı.



Roma - Sampdoria

03:25 Yazar: Cezasahasi 5 Yorum
Bu akşam Roma'da oynanmaya çalışılan Roma - Sampdoria maçından bu kareler. Hakem Paolo Tagliavento bu duruma sadece 5 dakika 20 saniye dayanabildi. Mübarek nede bereketli yağmış.




Poli Ejido - Vilarreal

00:38 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum

Poli Ejido... İspanya 3. liginden bir ekip. Geçen sene 2. ligden düşmüşler. Ligden düşerken oynadıkları 42 maçta 37 gol atabilmişler ve bu onları lig sonucusu yapmış. Maç başına attıkları gol sayısı 1 bile değil. Gelin görün ki Şampiyonlar Ligi'nde Aalborg'a 6 gol atan Villarreal'i 5-0 yendiler dün gece. Villarreal öyle gençleriyle falan değil, hemen hemen bildiğimiz Villarreal'di. (Aşağıda veriyorum gözlerinize inanın)Yenilmelerinin bile büyük sürpriz olduğu bir takım karşısında 5 gol yiyerek büyük bir iş başardılar.

Bu arada Huelva, Bilbao karşısında 2-0 yenilirken Ersen Martin, nasıl söylesem, bir kırmızı kart daha gördü. Huelva kariyeri oldukça etkileyici: 2 kırmızı kart, 1 gol!

Polideportivo Ejido: Razak, Raúl Gaitán, Roberto, Raúl Torres, Carpenet, Robles, Mikel Rico, Juli, Antoñito (Víctor Gomiz, m,76.dk), Gregory, Jorge Molina (Diego Cascon. 76.dk).

Villarreal: Viera; Edmilson, Cygan, Ángel, Javi Venta, Bruno (Cazorla, 76.dk), Rossi (Llorente, 61. dk), Fuentes, Matías Fernández, Cani, Altidore.

Goller: 9 Jorge Molina, 37 Jorge Molina, 51 Jorge Molina, 79 Gregory, 88. Gregory




FIFA: Yılın Oyuncusu

21:53 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
FIFA tarafından düzenlenen ''Yılın Futbolcusu'' ödülü için adaylar açıklandı. 6 İspanyol oyuncunun olduğu listede 23 aday boy gösterecek. Euro 2008'de yaşanan başarı hemen hemen o takımdaki oyuncuların hepsini tavan yaptırdı. Listede aynı zamanda Premier Lig'de oyunayan 10 oyuncu bulunuyor. Geçen yıl bu ödülün sahibi Kaka'da listede bulunan isimlerden. Bana göre Ronaldo bu ödülün en büyük adayı, arkasından Torres, Plase Messi diyorum.

Bu ödülü kazanmaya aday gösterilen 23 yıldız ise şunlar:
  • Emmanuel Adebayor (Arsenal - Togo)
  • Sergio Aguero (Atletico Madrid - Arjantin)
  • Andrei Arshavin (Zenit St Petersburg - Rusya)
  • Michael Ballack (Chelsea -Almanya)
  • Gianluigi Buffon (Juventus - İtalya)
  • Iker Casillas (Real Madrid - İspanya)
  • Deco (Chelsea - Portekiz)
  • Didier Drogba (Chelsea - Fildişi Sahilleri)
  • Samuel Eto’o (Barcelona - Kamerun)
  • Cesc Fabregas (Arsenal - İspanya)
  • Steven Gerrard (Liverpool - İngiltere)
  • Zlatan Ibrahimovic (Inter Milan - İsveç)
  • Andres Iniesta (Barcelona - İspanya)
  • Kaka (AC Milan - Brezilya)
  • Frank Lampard (Chelsea - İngiltere)
  • Lionel Messi (Barcelona - Arjantin)
  • Franck Ribery (Bayern Munich - Fransa)
  • Cristiano Ronaldo (Manchester United - Portekiz)
  • John Terry (Chelsea - İngiltere)
  • Fernando Torres (Liverpool - İspanya)
  • Ruud van Nistelrooy (Real Madrid - Hollanda)
  • David Villa (Valencia - İspanya)
  • Xavi (Barcelona - İspanya)

Açıklanan diğer bir listede dünyada ''Yılın Bayan Oyuncusu'' isimler şöyle.
  • Nadine Angerer (Germany),
  • Shannon Boxx (USA)
  • Cristiane (Brazil)
  • Daniela (Brazil)
  • Marta (Brazil)
  • Birgit Prinz (Germany)
  • Christine Sinclair (Canada)
  • Kelly Smith (England)
  • Hope Solo (USA)
  • Ingvild Stensland (Norway)



Suç Makinası: Joey Barton

16:07 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Futbol olgusunun içindeki en önemli aktörler kuşkusuz oyunculardır. Sahadaki performansları onları öncelikli kişiler yapmıştır her zaman. Sahadaki performanslarının dışında tartışılan isimlerde hiç azımsanmayacak kadar fazla. Akıllara bir çırpıda bir çok isim gelebilir. Maradona'nın kokain krizleri, Beckham'ın reklam yıldızlığı, Di Canio'nun faşist yaklaşımları. uzar gider. Şimdi vereceğimiz örnekte bir futbolcudan çok suç makinasını andırıyor.

Şuan Newcastle United forması giyen Joey Barton, 2007 yılında Manchester City forması giydiği dönemde takım arkadaşı Ousmane Dabo'yu antremanda bir güzel benzetmiş, akabinde 1 yıl futbol'dan men cezası almıştı. Olaya İngiliz mahkemeleride dahil olarak 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Daha sonra yüksek mevkilerde tanıdıkların torpiliylemi bilinmez ama bu ceza 200 saat kamu hizmetinde bulunma cezasına cevrilmişti. Northumberland şehrinde bulunan Prudhoe Kasabası'nda haftada toplam 8 saat çöpçülük yaparak cezasını tamamladı.

2007 Aralık'ta bir bar çıkışında 2 kişiyle dalaşarak 74 gün ceza evinde yatmıştı. Tabi onun bir kaç hafif olayından biride; ırkçılık yaptığı gerekçesiyle 12 maçtan men ve 25 bin pound para cezası almasıydı. Aslında bir kaç mukaatı daha var Barton'un, adamın ömrünün bir kısmı içerde geçmiş.

Hapisaneden çıktıktan sonra yavaş yavaş yeşil sahalara adapte olmaya başlayan Barton, son oynanan lig maçında takımın ilk golünü atarak, birazda olsa mesleğini hatırlamış oldu.



Ljungberg Seattle Sounders'de

04:15 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Arsenal forması altında yıldızlaşıp, adını dünyaya ezberleten bir isimdi Ljungberg. Arsen Wenger'in yaş kriterine takıldıktan sonra soluğu West Ham'da almış, gerek yaş, gerek performans, gerekte sakatlıklar onu futboldan uzaklaştırmıştı. West Ham'ın tek taraflı olarak sözleşmesini fes etmeside, onu farklı arayışlara itmişti. En son İtalyan CDS'da çıkan Beckham vari resimleri pozları ve Amerika kaçamağıyla son günlerin gözde ismiydi İsveçli. ABD'nin Seattle Sounders takımıyla 2 yıllık kontrat imzalamasıda, sanırım futboldan çok başka etkenlerin devreye girmesiyle olmuştur. Arsenal kariyerinden sonra düşüş içersindeki kariyerini kurtaracak hamleleri yapmaması, beyin olarak olayı bitirdiğinin göstergesidir. Biraz para, biraz daha şöhret ve hoş amerikan hatunları. Rafet'ten sonra Ljungberg'te ''macera dolu amerika'' diyenlerden. Bu arada ABD'de yeni sezon Mart ayında başlayacak.



Göbekli Ronaldo

01:22 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Baba naptın sen ya?



Maradona Arjantin Milli Takımında

23:41 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Tüm Arjantinli çocukların rüyalarını süsleyen bu adam artık olaylarıyla değil, sahada takımına verdikleriyle konuşulacak.Maradona, 86 dünya kupasında antrenörü olan Carlos Bilardo ile birlikte Arjantin'in yeni teknik direktörü oldu.Bir futbolsever olarak onu doya doya hiç izleyememiş olmanın burukluğunu yaşadım. Oyuncu olarak olmasa da onu kulübede görmek çok güzel bir duygu olacak. Arjantin Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi sivaslı Noray Nakis'in Maradona ile ilgili yaptığı açıklamadan sonra bu Diego'nun bu işi alacağına inanmaya başlamıştım.(Maradona is one that is more likely to be the coach of the national team)Aceto da, blogunda onu bu göreve getirmek için düzenlenen bir dizi kampanyadan bahsetmişti. Biz de bugün bu konuyla ilgili bir post atmıştık. Mürekkep kurumadan,blogger tekrar banlanmadan olay gerçekleşti hayırlı olsun.86'da Tanrının Eliyle bu takımı dünyanın en büyüğü yapmıştı, artık başka uzuvlarını da kullanması gerekiyor.



En Başarılı 10 Adalı

16:32 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
İngiliz medyası Beckham'ın İtalya'ya gitmesi üzerine bir araştırma yapmış: Ada dışında top koşturan en başarılı 10 futbolcu.
Bireysel başarılardan çok kulüp başarılarının baz alındığı araştırmada liste dışında Graeme Souness, Glenn Hoddle, Mark Hughes, Ian Rush, Michael Owen ve Paul Gascoigne gibi isimler var.
Paul Lambert'in bile yıldız olarak anıldığı bir liste gösteriyor ki Adalı futbolcular kendi ülkeleri dışında pek de başarılı olamıyorlar.

No10: Paul Ince
ManU formasıyla geçirdiği 6 yıldan sonra 1995 yılında Inter Milan'a transfer oldu. İtalya'ya alışmakta zorlanan Ince başlangıçta tutuk olsa da daha sonra San Siro tribünlerinin sevgilisi haline geldi. 1997 yılında UEFA kupası finali oynayan takımın önemli oyuncularından biriydi.


No9: David Platt
1990 Dünya Kupasındaki performansından sonra, Platt İtalya'ya, Bari'ye transfer oldu. Takımı küme düşmesine rağmen, Attığı goller ve sergilediği oyun Juventus'a transfer olmasına yetti. Juventus'ta geçirdiği tek sezonde UEFA kupasını kaldırma başarısı gösteren Platt,Sampdoria'da geçirdiği iki sezonda da bir İtalya şampiyonluğu yaşadı.

No8: Gary Lineker
1986 Dünya Kupası'nda gol kralı olduktan sonra, Terry Venables vatandaşı Lineker'i İspanya'ya, Barcelona'ya getirdi.. Lineker İspanya macerasına fırtına gibi başladı, ilk maçında 2 gol birden attı ve akabinde Real Madrid filelerini de 3 kez sarstı. Barça kariyeri boyunca 100 maçta 43 gole imza attı Bir Kupa Galipleri Kupası ve bir de Copa del Rey şampiyonluğu yaşadı.

No7: David Beckham
Beckham, Madrid'den ayrılırken bir kahraman gibi ayrıldı. Bir önceki sezon yaşadıkları şampiyonluğa yaptığı katkı yadsınamaz.. Real Madrid'de geçirdiği 4 sezon boyunca yalnızca 2 kupa kazandı. Tabi olaya sportif acıdan ziyade, ekonomik olarakta bakmak lazım. Uzak doğu pazarını Beckham transferiyle eline geçiren Real, başarısız sezonlar geçsede onunla yolunu ayırmadı. Kimisine göre Reklam yıldızı, kimisine göre büyük oyuncu.

No6: Paul Lambert
Paul Lambert, listedeki diğer isimlere nazaran daha gölgede kalmış bir isim. Onu bu listeye sokan şey Ada dışındaki bir takımla Avrupa kupası kazanan ilk adalı olması. Dortmund'da geçirdiği 1997 sezonunda Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğunu kazanmıştı. Futbol tarihinde ismini duyurabilen bir oyuncu olmamasına rağmen lisede kendine yer bulmuş ilginç.

No5: Owen Hargreaves
Hargreaves ada dışında yetişmiş bir isim. Kanada'da başladığı futbol yaşantısına 16 yaşında Bayern ile anlaşarak Almanya'da devam etti. 2001 yılında, ManU ile sözleşme imzalamadan 6 yıl önce kazandıkları ŞL kupasına katkıda bulundu. Munihten Ada yolunu tutan oyuncunun performansı ise gün geçtikçe düşüyor. Taş yerinde ağırdır lafı gibi. Şimdilerde yedeklik kaderinde var.

No4: Chris Waddle
1989 yılında Marseille ile sözleşme imzaladıktan sonra Waddle 3 sezon üstüste Fransa Ligi Şampiyonluğu yaşadı. Waddle Marseille formasıyla 1991 yılında Avrupa'da yılın futbolcusu ödülünü de kazanmıştı.Aynı yıl Kızılyıldız efsanesine Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde kaybetmişlerdi. Uzun saçlarda o zamanın modasından olsa gerek. Fuleli oyuncu imajı çuk gibi oturmuş.

No3: Steve McManaman
Bosman kuralları uygulanmaya başladıktan sonra, bu kuralları kullanıp takım değiştiren ilk süperstarlardan biri de McManaman. Liverpool formasıyla zirve yaptıktan sonra Bosman kurallarıyla Real Madrid'e geçmişti.İspanya'da geçirdiği 4 sezonda iki şampiyonlar ligi, iki de ispanya ligi şampiyonluğu yaşamıştır. Bence İngiliz futbolunun en başarılı lejyoneriydi oda var. İsminden mi olsa gerek, yoksa başka birşeyden mi, bu adamı oldukça tutmuşumdur.

No2: Kevin Keegan
Keegan genelde Newcastle ve Liverpool formalarıyla hatırlansa da en iyi yıllarını Hamburg formasıyla geçirmiştir. Keegan, Hamburg'la geçirdiği iki sezonda Avrupada Yılın Futbolcusu ödülünü kazanmış, bir de lig şampiyonluğu kazanmıştır. HSV o zamanlar Hamburgla özdeşleşen forma reklamı.

No1: John Charles
Gigante Buono – Kibar Dev – Juventus formasıyla geçirdiği harika 5 sezon sonunda Juventus'lu taraftarlar kendisini bu isimle anmaya başlamış. 1962 yılında Juventus'tan ayrılana kadar neredeyse maç başına 1 gol attı. Juventus'la 3 lig şampiyonluğu kazandı ve bir kaç yıl önce taraftarlar arasında yapılan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oylamasında Platini'nin önünde birinci sırayı aldı.



Adaylar

14:06 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Şili 25 yıl sonra Arjantin'i 1-0 yenmiş ve Alfio Basile'yi koltuğundan etmişti. Her ne kadar da '' istifa etti '' deseler, bu mağlubiyet Basile'ye ağır gelmişti. Spekülasyonlar son sürat devam ediyor Arjantin basınında. Adaylar; Carlos Bianchi, Diego Armando Maradona, Miguel Angel Russo ve Sergio Batista

Federasyon Başkanı Julio Grondona'ya sorulan bir soru üzerine “Önümüzdeki bir buçuk yıl için bir hoca atayıp sonraki yapılanma için tekrardan toplanacağız,” demiş. Bir bakıma geçiçi bir hoca arayışlarını göstermiş. Bu süreçte morallerin dibe vurduğu Arjantin Milli Takımına ''Fatif Terim'' mantelitesinde bir hoca lazim, gaz vermek ve ufak çaplı krizden çıkarmak için. Avrupa'da oynayan Arjantinli oyuncuların adayı Maradona. Bu ağırlığı kaldırır mı? hiç sanmıyorum. Bence en büyük aday Bianchi. Tecrübesiyle bu işin içinden sıyrılcak kapasitede. Kadroda bir çok Boca taraftarının olduğunu varsayarsak akıllı bir seçim olur. Maradona'yla Meksika 86'da aynı takımda yer alan Valdano'da bu konuda eski takım arkadaşını yetersiz görenlerden. Şapkadan kimin çıkacağı merak konusu.



2 Farklı Barcelona

20:29 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Avrupanın kuşkusuz en formda ekibi Barcelona, son oynadığı 6 maçta rakiplerle kelimenin tam anlamıyla dalga geçtiler. Atılan 23 golde bu fırtınayı anlatır nitelikte. Frank ile geçen sezon yaşanan başarısızlık, takım kimyasının bozulması uzun süre konuşulmuş ve hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı. Sezon sonu tabi vedalaşmalar yaşandı. Fatura nerdeyse oynayan herkeze kesildi. Başta Ronaldinho, Deco ve T.D Rickard olmak üzere liste bir hayli kabarıktı. Sezon öncesi transferdeki yavaşlıktan, Pep'in bu ağırlığı kaldıramayacağına kadar bir çok senaryo çizildi. En önemliside yapılmayan golcü transferiydi. Kadroda bunulan Eto'o ve Henry'i kompanse edecek bir kaç veledden başka, bir tek Gudjohnsen vardı. Tabi beklenilen kötü senaryo şuana kadar gerçekleşmedi. Yedek kulübesinin geçen seneye oranla zayıflaması 11'deki futbolcuları kamçılamış durumda. Fırtına ne zamana kadar devam eder bilmiyorum ama, Barca maçını seyrederken ilk 20 dk'yı kaçırmamalısınız. Son Almeria maçında 20. dk'da 4-0'ı görünce şaşırmıştım çünki.




FIFPro Award

18:39 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
2007-2008 sezonunun tamamlanmasıyla, geçen yıla ait ödüllerde bir bir sahiplerini bulmaya başlıyor. France Football'da adaylar birbirini yiye dursun.57 bin 500 üyesi bulunan Dünya çapındaki profesyonel oyuncular tarafından verilen ''Yılın En İyi Oyuncusu'' ödülünün bu seneki sahibi açık arayla ManU'nun Portekizli oyuncusu Ronaldo oldu. Kısa adıyla FIFPro olarak bilinen organizasyon aslında hem rakiplerin, hemde bu işi yapanların birbirini taktir etmesi gibi bişey.

FIFPro aynı zamanda 2008 Futbol Şampiyonu olan İspanya Milli Takımı'ndan 5 oyuncunun bulunduğu, ''Yılın Takımı''nı da açıkladı. Real Madrid, Barcelona, Chelsea, Manchester United, Liverpool ve AC Milan'dan oluşan kadroda şu isimler yer alıyor.

Iker Casillas, Sergio Ramos, John Terry, Carles Puyol, Rio Ferdinand, Steven Gerrard, Xavi, Kaka, Lionel Messi, Fernando Torres, Cristiano Ronaldo



Yeni Lider Liverpool

22:54 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Premier Ligde haftanın derbi niteliği taşıyan karşılaşmasıydı. Beklenenleri karşılama adına fenada geçmedi maç. Hafta arasından Anarthosis'i 1-0 yenen Chelsea bu maça müzmin sakatları Ballack, Essien, Drogba ve Joe Cole’dan yoksun çıktı. Bu dörlüden en çok kimin eksikliğini hissediyor derseniz Essien'i tek geçerim. Mikel felan yalan oluyor onun yokluğunda. Liverpool cephesinde ise, takımın en önemli 2 silahından biri (Gerrard), ki bence en önemlisi Fernando Torres yoktu. Maçın başka bir noktasıda puanların eşit, galibin lider olacağıydı.

Genelde bir orta sahada mücadelesi şeklinde geçti karşılaşma. Xabi Alonso’nun ayağından çıkan füze, Bosingwa’ya çarpınca kırmızılar adına yukardaki kareyi meydana getirdi. Deco'nun oyuna ağırlığını koymasıda sonuçu degiştiremedi ilk yarı. Liverpool ikinci yarıda, oyunu o kadar güzel kitledi ki, Scolarinin tüm hamleleri havada kaldı. Di Santo ve Deco Maviler adına sahanın en iyisiydi bence. İlk mağlubiyet ve kaçan liderlik Abromoviç'in canını bir hayli sıkmış olmalı. Liverpool adına rüya gibi bir sezon geçiyor. Uzun yıllar sonra istikrarlı başladılar lige ve iyide gidiyorlar. Bakalım senelerin özlemi Rafa'nın önderliğinde Kırmızıların olacak mı? (Umarım)

Chelsea: Cech, Bosingwa, Carvalho, Terry, A. Cole, Mikel, Kalou, Deco, Lampard, Malouda, Anelka

Liverpool: Reina, Arbeloa, Carragher, Agger, Aurelio, Alonso, Mascherano, Kuyt, Gerrard, Riera(Gol), Keane

***
Tottenham Hotspur’un başında ilk maçına çıkan Harry Redknapp, açılışı Bolton’a 2 golle yaptı. Açıkçası bu takımın burda olması futbol mantığı ve izahıyla anlatılacak gibi değil.Eksik olan tek şey belkide 1 galibiyetti onuda bugün elde ettiler. Bundan sonra Spurs için iyi bir ivme yakalama zamanı.

Son yıllarında ölçeğine göre en büyük aşamayı yapmış takımıdır tüm Avrupa'da Villarreal. Kasaba takımı gibi ifadelerle küçümsenen bu tip takımlar ve yöneticileri harika dersler veriyorlar mesela. Bir kasabada 50 bin kişi yaşayacak ve 20 bin kişinin kombinesi olacak inanılmaz bir olay. Neyse biz maça dönelim ŞL'de haftayı sıkıntılıda olsa galibiyetle kapatan Villarreal, Barcelona yenilgisinden sonra irtifa kaybeden ve derbide son dakikayla sarsılan Atletico Madrid'i El Madrigalde konuk etti.

2-0 öne geçmiş olmasına rağmen, Banega'nın atılmasıyla sendeleyen Atletico yediği şok gollerle karşılaşmadan 1 puanı 83 ve 85. dakikada attığı gollerle kurtardı. Aslında bu maçların analizide yapılmaz. Harika başlıyorsun maça 1 kırmızı kart 4-2 oluyor maç. Bu takım psikolojiside cok ilginç, golü yedikten sonra drogi durumdaki boksörlü andırıyorlar. Kendine gelene kadar 4 tane yiyorsun.

Villarreal: Diego López, Venta, Godín, Gonzalo, Capdevila; Bruno, Senna, Pires (Mati Fernández, m.81), Cazorla (Cani, m.70); Rossi, Llorente.

Atlético de Madrid: Leo Franco, Seitaridis (Antonio López, m.46), Heitinga, Domínguez, Pernía; Assuncao (Raúl García, m.60), Maniche (De Las Cuevas, m.76), Simao, Ever; Maxi Rodríguez y Forlán.

Goller: 0-1 Simao, 0-2 Forlán, 1-2 Senna, 2-2 Llorente, 3-2 Gonzalo, 4-2 Rossi, 4-3 Simao, 4-4 Raúl García



Fatih Terim ve Maaş Olayı #2

18:37 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Fatih Terim'in maaşı yaklaşık iki kat arttırılarak 260 bin ytl oldu. Olsun tabi bu parada gözümüz yok, güzel güzel harcasın da benim merak ettiğim bir şey var. Fatih Hoca bu maaşı hak etti mi? Şimdi izin verirseniz kendi kriterlerime göre bir maaş / performans değerlendirmesi yapacağım. Haydi başlayalım , bakalım hocamız bu güne kadar neler yapmış neler yapmamış.

1. 2006 Dünya Kupası Eleme gruplarında Ersun Yanal'ın başarısız(!) sonuçlar almasından sonra görevine son verilmesiyle gruplarda ikinci sıradayken Ulusal Takımımızın başına geldi. Grup aşamalarını ikinci bitirerek play-off onamaya hak kazandı Ulusal takımımız.

2. Play-off mücadelesindeki İsviçre maçını unutmuş olan birilerinin olduğunu düşünmüyorum. Rakip oyuncuyu hedef göstermeler, ortamı maçtan önce gereksiz germeler, maç bitiminde soyunma odasında çıkacak kavganın fitilini ateşlemeler... Ve Dünya Kupası elemelerine gidemememiz. Ayrıca kenar yönetiminde sürekli agresif hareketler sergilemesi. En son Belçika maçında gördük.

3. 2008 Avrupa Şampiyonası için yapılan maçlarda Moldava ve Malta gibi Avrupa'nın sıradan takımlarına kaybedilen puanlar. İşin çok zor duruma girdiği anlarda çok zor maçlar kazanarak ,(örn:Norveç), Avrupa Şampiyonası finallerine Ulusal Takımızı götürmek.

4. 2008 Avrupa Şampiyonasında Takımımıza yarı final oynatma. Tarihimizde üçüncü defa katıldığımız bu kupadaki en büyük başarımızı sağlamak.Fakat maçtan hemen sonra yaptığı "takımdan ayrılıyorum" göndermeleriyle bu sevincimizi yarım bırakması. Aslında bu kendisinin alışkanlık haline getirdiği bir şey. Uefa kupasını aldıktan sonra yaptığı açıklamalarla ve bütün göreve devam et , başbakan düzeyinde oldu , ısrarına rağmen görevi bırakması.

5.2010 Dünya Kupası eleme gruplarında Belçika gibi yeni kurulan, Estonya gibi sıkanın 7 sıkmayanın 3 attığı bir takımla beraberlikler alınması. Finallere gitme şansımızın tıpkı 2008 de olduğu gibi zor maçlara kalması.

6. İnsan yönetimini başaramaması. Bütün oyuncuları sahipleneci, hepsine eşit mesafede durması gerekirken tribüne el kol haraketi yapan , otoparkta rakip futbolcuyu kıstırıp tekme tokat girişen , şike skandalına bulaştığı için takımından apar topar gönderilen, rakibini küçümseyen, dahası çocuk yaşta "kral yapmayacaksın kral olacaksın" gibi bencil bir düşünceye sahip oyuncuları baş tacı yaparken, Fatih Tekke gibi Yıldıray gibi oyuncuları takıma küstürmesi. Hatta Mesut Özil gibi geleceğin en büyük yıldızılarından biri olarak gösterilen bir futbolcuyu sahiplenip Takıma kazandırması gerekirken , "Ben ulusal takım formasını pazarlık konusu yaptırmam" gibi şovenist açıklamalar yapmak.

Görüldüğü gibi diğer ülke ulusal takımlarının hocalarının aldıkları maaşlara girmiyorumbile onu başka bir postta incelemiştik zaten.Şimdi soruyorum size yukarda saydığım başarı ya da başarısızlıklardan dolayı Fatih Terim bu maaşı hak etmiş midir?

"Her millet layık olduğu şekilde yönetilir" Winston Churchill




Juande Ramos Kovuldu

03:12 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Bir rüyaydı. Geldi geçti... Ramos, büyük umutlarla başladıkları sezonda hem spurs'u hayal kırıklığına uğrattı, hem kendisini. Levy sonunda dayanamadı ve ekibiyle birlikte Ramos'a kapıyı gösterdi. Kapının dışında kalan diğer isimlerse Sportif Direktör Damien Comolli, Takım Hocaları Marco Alvarez ve Gus Poyet oldu. Tottenham'ın yeni menejeriyse Harry Redknapp. Tottenham sözleşmesi devam eden Redknapp için Portsmouth'a £5m ödeyecek.

Futbol dünyası acımasız...Düşenin dostu olmuyor.Endülüs hayranlığımdan dolayı içten içe büyük bir sempati beslediğim Sevilla'yı yüzüstü bıraktığında Ramos'u pek iyi anmamıştım.Yerine altyapı hocası Jimenez gelmişti ve bir bocalama evresi geçirmişti.O zamanlar bu cümle kısmen de olsa Sevilla için kurluyordu ve herkes Jimenez'in Ramos'un yerini tutamayacağını ve kovulacağını, Sevilla'nın da bir daha asla eskisi gibi olamayacağını söylüyordu. Jimenez hâlâ takımın başında ve her geçen gün daha iyiye gidiyor. Sevilla, Jimenez'den boşalan koltuğu doldurmasaydı Ramos fazla işsiz kalmazdı. Yine de sağlam adamdır Ramos. Aragones ve Skibbe ikilisinden önce gidenin yerine düşünülecek ilk isimlerdendir.



Golün yeni adresi: Mustafa Pektemek

01:22 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum

Sakarya'nın Akyazı ilçesinde amatör olarak başlayan futbol kariyerini Sakaryaspor ve kiralık oynadığı Sarıyer'in ardından genç yetenekleri parlatmasıyla ünlü Gençlerbirliği'nde sürdürüyor. Süper Lig'de ilk sezonuna başarılı bir başlangıç yaptı. Usta işi gol vuruşları ve atletik yapısıyla genç neslin en iyi santrforlarından biri olarak gösteriliyor ve Ümit Milli Takımımızın ideal on birinde de yer alıyor.

Seni ilk defa Ümit Milli Takım'da, Bursa'da Çek Cumhuriyeti ile oynadığınız maçta fark etmiştim. Sahadaki duruşun ve hareketlerinden sıra dışı bir oyuncu olduğun belliydi. Yaşına rağmen oldukça tecrübeli bir forvet gibi oynuyordun. Öncelikle futbola nasıl başladığını anlatabilir misin?

Sakarya'nın Akyazı ilçesinde yaşıyordum. Orada Topağaçspor diye amatör bir takımda futbola başladım. Ondan sonra bir başka amatör takım olan Akasyaspor'a geçtim. Orada üç sezon oynadıktan sonra Sakaryaspor beni altyapısına aldı. Sakaryaspor altyapısında hiç resmi maç oynamadan A takıma çıkardılar beni. Ama 3 ay sonra tekrar altyapıya indim. Sakaryaspor Turkcell Süper Lig'e çıktığı zaman bir sezon PAF takımında oynadım. Yanlış hatırlamıyorsam 8. haftada Nejat Biyediç Hocamız beni A takıma çıkardı. Ligde ilk forma şansını veren de yine Nejat Biyediç oldu. O sezonun ikinci yarısında Sarıyer'e kiralık verildim. Sarıyer'de yarım sezon oynadım. Tekrar Bank Asya 1. Lig'de Sakaryaspor'la devam ettikten sonra bu sezon başında Gençlerbirliği'ne transfer oldum.

Futbola sokakta başlayan bir oyuncu olarak amatör takıma geçişin nasıl oldu? Biri seni gördü ve "Gel bizim takımda oyna" mı dedi?

Okul takımları arasında bir turnuva vardı. Ben de o turnuvada iyi futbol oynamıştım. Turnuvayı izleyen Topağaçspor'un yöneticileri de beni beğenmiş. Amatör futbola öyle başladım.

Başlangıçta voleybolcuydum

Genelde erkek çocuklarının büyük bölümü futbolcu olmayı dener ama çok azı bunu başarabilir. Senin geldiğin noktalara, yani Genç veya Ümit Milli Takımlara ulaşabilenlerin sayısı ise iyice azdır. Birçok genç oyuncu "Bu iş olmayacak" diyerek yarı yolda bırakır. Peki, sen futbola nasıl sarıldın, seni motive eden neydi?

Futbola başlamadan önce 3. sınıfta voleybol oynamaya başladım ve lisenin son sınıfına kadar futbolun yanı sıra voleybol oynamayı sürdürdüm. Yani hep spor yapıyordum. Aslında okulla da aram iyiydi ama başka hiçbir şey düşünmeden sürekli sporla ilgilendim. Zaten dayım da futbolcu olmamı çok istiyordu. Altyapıdayken bazen idmana gitmediğimde hemen arar ve "Neden antrenmana gitmedin?" diye sorardı.

Eskiden çocuklar futbol oynamak için anne-babalarından kaçarlarmış. Camdan kaçanları biliyoruz, dayak yiyenleri biliyoruz. Sende galiba tersi olmuş.

İlk başta babam eğitimimi sürdürmemi çok istiyordu. Sonra o da futbol oynamamı istedi. Voleybola yollamıyordu, kızıyordu ama futbola gitmeme o kadar karşı çıkmadı. Hatta futbolcu olmam için bana ilk teklif geldiği zaman en çok o istedi gitmemi. Sonunda o kadar da karşı çıkmadılar.

Tabii sistem de değişti. Eskiden futbol takımlarının imkânları bu düzeyde değildi. Bütün aileler "Futbolcudan bir şey olmaz" diye karşı çıkardı. Bir anda futbol takımlarının şartları düzelip art arda başarılar da gelince herkes futbolcu yetiştirmek ister oldu. Peki, Gençlerbirliği'nde bir anda A takıma çıkman, bir anda parlaman nasıl gerçekleşti?

Gençlerbirliği'ne zaten bu sezon geldim ve A takımda oynamaya başladım. Hemen hemen bütün maçlarda da 90 dakika oynadım. Sağ olsun Mesut Bakkal Hocam bana güvendi ve şans verdi.

Bunun nedeni Sarıyer'de güzel bir yarım sezon geçirmendi herhalde?

Sarıyer'de yanlış hatırlamıyorsam 15 maç oynadım, 4 tane de gol attım. Ön libero oynadığım maç oldu, sağ açık oynadığım maç oldu. Orada başarılı bir sezon geçirdim. Ondan sonra beni birçok kulüp istedi. Gençlerbirliği o sezon da istemişti ama Sakaryaspor yüksek bonservis bedeli istediği için gelememiştim. Ümit Milli Takım kadrosuna da Sarıyer'deyken alındım. O dönemde Ümit Milli Takım'ın başında Tolunay Kafkas Hoca vardı. Beni milli takımlara ilk çağıran da Tolunay Hocadır.

Spor yöneticiliği okuyorum

Peki, liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavına girdin mi?

Şu anda Sakarya Üniversitesi'nde Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nda okuyorum. Yöneticilik ve spor yöneticiliği dersleri alıyorum.

Yani futbolculuk hayatında beklenmedik bir aksilikle karşılaşırsan B planın da hazır.

Hazır ama şu sıralar eğitimimin pek de iyi gittiği söylenemez. Sakaryaspor'da oynarken bile okula doğru dürüst gidemiyordum. Şimdi Ankara'ya geldim ve hiç gidemez oldum. Devamsızlık sorunum var.

Futbolcu olarak örnek aldığın oyuncular var mı?

Fatih Tekke'yi çok seviyorum, çok beğeniyorum. Onu gerçekten çok yetenekli buluyorum. Tabii bir de hemşerisi olmaktan gurur duyduğum Hakan Şükür var. Yabancılardan da Thierry Henry ve Eto'o'yu çok beğeniyorum.

Henry ve Eto'o hayranlığına bakarak senin Barcelona hayalin bulunduğunu da söyleyebilir miyiz?

Her oyuncunun mutlaka böyle hayalleri vardır ama bunları düşünmek için henüz erken. Şimdi böyle hayallerim olduğunu söylersem komik kaçar. Ben insanın hayallerine adım adım giderek ulaşmasından yanayım.

Eskiden Gençlerbirliği başaltı dediğimiz takımlardan biriydi. Dört büyüklerin korkulu rüyasıydı. Kötü bir dönemin ardından bu sezon sanki o haline doğru bir dönüş yapıyor gibi gözüküyor.

Şu an zaten bizim aramızda da konuşulan o. Aslında lige istediğimiz gibi başlayamadık. Kocaelispor ve Bursaspor maçlarında puan kaybetmeyi hiç beklemiyorduk. Hiç hesapta olmayan puanlar kaybettik. Ama sonrasında toparlanmayı da başardık. Gençlerbirliği'nin geçen sezon yaşadığı zor günlerin bu sezon da tekrarlanmaması için çok daha iyi olmamız gerekiyor.

İlk golü attığımda şaşırdım

Gençlerbirliği'nde ilk golünü attığın zaman ne hissettin?

Üçüncü haftada oynadığımız Eskişehirspor maçıydı. İki takım da o maça kadar henüz galibiyetle tanışmamıştı. İki gol birden attım ve elbette çok sevindim. Süper Lig'deki ilk gollerimi atmıştım ve açıkçası ilk golün ardından ne yapacağımı da şaşırdım. O anda gerçekten çok sevindiğimi ve koştuğumu hatırlıyorum sadece.

Yavaş yavaş medya da seninle ilgilenmeye başladı. Biraz kendini göstermeye başladığın ya da üç büyüklerle oynanan bir maçta gol attığın zaman herkes seninle konuşmak isteyecek. Taraftar sitelerinde ya da gazetelerde seninle ilgili yorumlar yapıldığında ya da futbolunla ilgili iyi veya kötü yazılar yazıldığında ne hissediyorsun?

İnsan iyi şeyler duyduğunda mutlu oluyor haliyle. Ama öyle taraftar sitelerini pek bilmediğim için bakmak mümkün olmuyor. Gazetelerde benimle ilgili güzel şeyler yazıldığında ailem de benimle gurur duyuyor, seviniyor.

Hakkındaki güzel yorumlar senin için de önemli bir motivasyon oluyordur herhalde.

İnsanlardan güzel şeyler duymak motive ediyor beni. İnsanın kendine güveni artıyor.

Futbolda kendine güven gerçekten de çok önemli. Peki, sen kendini özgüveni yüksek oyunculardan biri olarak görüyor musun?

Evet, güveniyorum. Zaten oyuncu kendine güvenmeden sahaya çıkarsa başarılı olabilmesi mümkün değil. Zaten Mesut Hocam da bana "Kesinlikle korkak oynamayacaksın. Sahaya her zaman kendi kişiliğini yansıtacaksın" diyor. Eğer ben birebir pozisyon bulup da rakibimin üzerine gitmezsem mutlaka kızar ve beni uyarır, "Sen böyle bir futbolcu değilsin" der. Tüm oyuncularına "Kendi kişiliğinizle oynayın, gerekirse topu kaptırın ama kendinize duyduğunuz güvenden taviz vermeyin. Kendi değerinizin farkında olun" tavsiyesinde bulunur.

Peki, seni profesyonel ligde oynatan ilk teknik direktör olan Nejat Biyediç nasıl bir hocaydı?

Nejat Biyediç benim için gerçekten çok önemlidir. Çünkü PAF takımından alıp ligde oynatan ilk teknik direktördür. Tolunay Hocamın da hakkını yemeyeyim. Onun da bana çok önemli katkıları var. İkisini de unutmam mümkün değil yani.

Gençlerbirliği'nde iyi oynamak, yakın dönemdeki en önemli hedefin olsa gerek. Peki, birkaç adım sonrasına baktığında kendini nerede görüyorsun? Böyle bir kariyer planı çizdin mi kendine?

Bundan sonra Türkiye'de dört büyükler dediğimiz takımlara gitmek istiyorum. Tabii öncelikle Gençlerbirliği'ne atacağım gollerle katkı sağlayarak ve kulübüme iyi bir gelir kazandırarak. Zaten başkanımız İlhan Cavcav da bunu hedefliyor. Sürekli genç oyuncuları keşfedip Türk futboluna kazandırıyor. Benim imza töreninde de aynı şeyleri söyledi.

Sen imza töreninde neler söyledin gazetecilere?

"Gençlerbirliği'nde yedek kalmaya değil, burada kendimi göstermeye, kulübüme faydalı olmaya geldim" dedim. Sadece bu kadar konuştuk zaten. Ama şu ana kadar gösterdiğim performansla da sezon başındaki sözlerimi şimdilik boşa çıkarmadım.

Takımdaki forvetlerle rekabetiniz nasıl? Bir de günümüz futbolunda tek forvet mi, çift forvet mi daha faydalı diye bir tartışma var. Senin için hangi sistemde oynamak daha verimli?

Gençlerbirliği'nde forvet mevkiinde Kahe, Bruce Djite, Kemal Akbaba ve ben varız. İki forvetli sistemle oynuyoruz. Baştan da söylediğim gibi ben sezon başından beri banko oynuyorum. Tek forvet mi, çift forvet mi meselesine gelince, bu takımın elindeki futbolcu portföyüne ve teknik direktörün oyun anlayışına bağlı bir tercih. Mesela biz Ümit Milli Takım'da farklı kazandığımız Çek Cumhuriyeti ve Ermenistan maçlarında tek forvet oynadık. Ama takımımız çok iyiydi ve tek forvete müsaitti.

Eskiden forvet oyuncularından gol atmaları beklenirdi. Şimdiyse örneğin Fenerbahçe Semih'i orta sahaya yakın oynatıyor ve oyun kurmasını da bekliyor. Bu biraz forvet oyuncularının yapısını değiştiriyor mu sence? Yani sahaya çıktığın zaman insanların senden daha çok şey beklediğini hissediyor musun? Yoksa sana sadece "Çık, gol pozisyonuna gir, gol at. Başka bir şey yapma" mı diyorlar?

Yok, hayır, öyle değil. Golü herkes atabilir oyunda. Bir oyuncunun özellikleri farklıysa bunu beklemezler zaten. Demek ki Semih'te öyle bir yetenek var ki, ondan oyun kurucu gibi oynamasını da istiyorlar. Bende böyle bir özellik yoksa zaten kimse oyun kurmamı istemez. Bence bu teknik adamın beklentilerine ve daha da önemlisi futbolcunun özelliklerine bağlıdır.

Sezonun devre arasında transfer teklifi alsan; mesela Premier Lig'den Middlesbrough ya da Portsmouth ayarında bir takım seni istese, böyle bir teklifi kabul eder misin?

Ben bu konuda kendim karar veremem. Çünkü çok erken olduğunu düşünüyorum. Bu aşamada benim adıma en doğrusunu hocalarım düşünür. Ama devre arasında değil de sezon sonunda böyle bir teklif gelirse düşünürüm elbette. Ancak sezon boyunca çok iyi performans göstermem ve kendimi kanıtlamam gerek. Kendime güvenim daha da artarsa yine hocalarımın görüşlerini alıp bir karar veririm. Onların bu konudaki düşünceleri benimkinden daha önemli çünkü.

Röportaj: İlker Uğur - Kaynak: Tff




Futbol Bank

23:33 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Deloitte araştırma şirketinin hazırladığı rapora göre; yıllık en fazla kazanan kulüpler sıralamasında, 351 milyon Avro ile Real Madrid tepede yer alırken, 315 milyon 200 bin Avro ile Manchester United 2, 290 milyon 100 bin Avro ile İspanyol Barcelona 3. olmuş.

Listede her zamanki gibi İngiliz takımlarının büyük üstünlüğü çarpıyor. Yabancı yatırımlara ne kadar kötümser de baksak, bu konuda dünyanın en iyileri oldukları tartışılmaz. İngilizlerin futbol sevgisi para pulla ölçülecek bir olay değil çünki. Adam sabah kalkıp binlerce km yol yapıp, dandik İngiliz Milli takımını seyrediyorlarsa onlara söylenecek tek şey ? Futbola bağlılık mesajıdır. Bu arada Liste'de bununan 6 İngiliz takımı ise; Manchester United, Chelsea, Arsenal, Liverpool, Tottenham, Newcastle.

Avrupa'nın en büyük futbol mabedlerinden biri olan Santiago Bernabeu ortalama 76 bin 200 kişi ile doluluk oranında listede ilk sırada yer alıyor. Böyle takımı ve harika bir stadın olunca aslında pekte şaşırtıcı bir olay değil. Stadların doluluk oranlarına bakıldığında ilk 50'de hiç bir Türk takımı bulunmuyor. Bu kadar kötü Tv yayınlarının olduğu bir ülkede aslında stadların full olması lazim. Bugün seyrettiğim Sakarya-Manisa mücadelesinde 13.500 küsürlük stadyumda 4000 kişi vardı mesela. Futbola bakış acımız ne yazık ki bilet fiyatları ve rakip takımın potansiyeliyle alakalı. Doluluk oranında ilk 5'e giren diğer ekipler; Manchester United (75.690), Borusia Dortmund (72.500), Bayern Münih (69.000), Barcelona (67.560) sırada yer aldı.

Liste'de bulunan bazı takımlar bizim medyamız ve yöneticilerimiz tarafından '' biz .... 'dendaha büyük takımız'' gibi ifadelerin içinde karşılaştırma olarak kullanılmıştı. Ekonomik anlamda mı, Yönetici anlamında mı? Ekonomik anlamda olamayacağı resmiyet kazandı. Yöneticiler olarak kendilerini dev aynasında görüyor olabilirler mi? Olabililer mi dedim? sözümü geri alıyorum.

Açıklanan Liste'de 20 takım ise şöyle sıralandı.
  • Real Madrid - 351 Milyon Euro
  • Manchester United - 315 Milyon 200 Bin Euro
  • Barcelona - 290 Milyon 100 Bin Euro
  • Chelsea - 283 Milyon Euro
  • Arsenal - 263 Milyon 900 Bin Euro
  • Milan 227 Milyon 200 Bin Euro
  • Bayern Münih - 223 Milyon 300 Bin Euro
  • Liverpool - 198 Milyon 900 Bin Euro
  • İnter - 195 Milyon Euro
  • Roma - 157 Milyon 600 Bin Euro
  • Tottenham - 153 Milyon 100 Bin Euro
  • Juventus - 145 Milyon 200 Bin Euro
  • Olympique Lyon - 140 Milyon 600 Bin Euro
  • Newcastle United - 129 Milyon 400 Bin Euro
  • Hamburg - 120 Milyon 400 bin Euro
  • Schalke 04 - 114 Milyon 300 Bin Euro
  • Celtic - 111 Milyon 800 Bin Euro
  • Valencia - 107 Milyon 600 Bin Euro
  • Olympique Marsilya - 99 Milyon Euro
  • Werder Bremen - 97 Milyon 300 Bin Euro



Sanal Reklamlar

23:13 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
(Resmi Büyütün)

Gün boyu sevdiğiniz-sevmediğiniz bir sürü şey... Trafikten tutun da, can sıkan bir dolu olay. Akşamı iple çekiyorum. Niye? Akşam olacak, eve gidip önce sıcacık bir duş alacağım.Ne diyordu Karakan'dan Alper Ağa? "Sıcak bir banyo cana can katar".Maç başlayacak sonra. Sıcacık odamda neskafemi höpürdete höpürdete içerken maçımı seyredeceğim. Tüm bunların hayali bile tek başına çekilmez olan bu döngüye sabretmemi sağlıyor.

Eve geliyorum. Duş,yemek, Barry White... Günün insanı korkutan tüm o keşmekeşi artık uzak. Birazdan maç başlayacak ve ben heyecanla bu maçı izleyip huzurla uyuyacağım. Maç başlıyor. Bir anda sabah trafikte karşılaştığım ve yolun sahibiymiş gibi davranıp sinirimi bozan köfte arabası dikiliyor karşıma. Şaşırıyorum. Olmaz ki, olamaz ki! Adam evime kadar beni takip etmiş olmalı. Neyse, sakin olmalıyım. Tüm gün bu anı beklemişken sinirlenmeye gerek yok... Sağdan bir orta geliyor, top ceza sahasında, hadi oğlum! yazars... Ekrana ne oluyor? Beyazlıyor sanki? Görüntü mü gitti? TRT devri geride kaldı ama? Kamera... Geçen gün aldığım bozuk çıkan kamera değil mi bu? Ne işi var şimdi orada o kameranın? Jeneratör? Kumpir? Hafriyat? Kâbus mu bunlar yahu? Yoksa bütün gün taşıdığım iş stresinden artık baktığım her yerde bunları görür mü oluyorum? Bari bir Psikolog reklamı çıksa da işimize yarasa! Derin bir nefes alıyorum ve bu esnada her şey normale dönüyor.

-Evet sayın seyirciler! gerçekten izlenmeye değer bir goldü!

Ne zaman gol oldu? Ortayı kim yaptı? Allahım bu anons da reklam olsun lütfen! Pası veren kim? Köfteci köfteleri nerden alıyor, Tuğlaları kaçtan satıyorlar, ben ne yapıyorum, biz tüm bu olan bitene nasıl dayanıyoruz? Bırakıyorum maçı seyretmeyi. Marcel Khalife tüm bu olan bitenden haberdarmış gibi her zaman yaptığı işi yapıp beni kendime getiriyor. Ama ne fayda... Televizyon aklıma her geldiğinde bana bir haller oluyor. Uyku... Henüz rüyalarımız ihale çıkartılıp birilerine peşkeş çekilmeden, biraz uyku...



Rafael Caroca

16:33 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Şili futbolunun son dönemde yaptığı atılımın meyvelerinden. Colo-Colo takımının oyuncusu ama, O'Higgins'te kiralık olarak forma giyiyor. Nike tarafından Şili'de düzenlenen bir turnuvada kendini gösterip Colo-Colo altyapısına alınmış. O günden beri de sürekli millî takımlarda. A millî takıma ilk olarak Ocak'ta çağırıldı.Takımdaki en genç oyuncu olmasının yanında Millî Takıma Şili'den çağırılan tek oyuncuydu. Türkiye'nin de yer aldığı Toulon turnuvasında da Şili ile birlikte boy gösterdi ve Turnuva'nın en iyi genç oyuncusu seçildi. 1989 doğumlu Caroca 2010 dünya kupası elemelerinde oldukça iyi bir tablo çizen Şili millî takımına çağırılıyor. Çabuk, Serî, güçlü ve dayanıklı bir oyuncu.Şu anda Leverkusen forması giyen ve yakın gelecekte ismi Bayern München ile anılan Vidal'e benzetilen stiliyle ileride tıpkı onun gibi Bundesliga'da kendini göstermesi muhtemel.




Tuncay is Back !

21:30 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Gareth Southgate '' Tuncay geri dönecek olduğu için çok heyecanlanlanıyorum, o Dünya çapında bir yıldız''.

Tuncay sakatlandığından beri puan aldığı yok Boro'nun. Tuncay için insanlar Premier Lig'de başarısız olur ön görüsündeydi. Savruk ve dengesizce ordan oraya koşardı bir çoğuna göre. Sakarya'dan İstanbul'un yolunu tuttuğunda, genç bir çıtaydı. Gösterdiği inanılmaz gelişimle hem Fenerbahçe yıllarında, hem Milli takım kariyerinde ve son olarak Boro'da en faydalı isimlerden biri oldu. Onun sakatlığında ligin dibine doğru hızla ilerledi Boro'nun Tuncay'a çok ihtiyacı var. Gerçi kimin yok ki son milli maçlarını göz önüne aldığımızda... Tuncay'a hoşgeldin diyorum. Yokluğunun bu kadar büyük bir eksiklik olacağını hiç düşünmezdim.



Tv'de Bu Hafta (25- 27 Ekim 2008)

20:57 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
25 Ekim Cumartesi

14:00 Everton - Manchester United / Spormax
14:00 Kartalspor - Giresunspor / D Spor
17:00 West Bromwich - Hull City / Spormax
19:00 Fenerbahçe - Bursaspor / Lig Tv
19:30 Blackburn Rovers - Middlesbrough / Spormax
21:30 Juventus - Torino / Ntv Spor
23:00 Barcelona - Almeria / Ntv
23:00 Porto - Leixoes / Spormax

26 Ekim Pazar

14:00 Erciyesspor - Karşıyaka / D Spor
16:00 Trabzonspor - Gaziantepspor / Lig Tv
16:00 Inter - Genoa / Ntv Spor
16:30 Chelsea - Liverpool / Spormax
18:00 Recreativo - Valencia / Ntv Spor
19:00 Eskişehirspor - Galatasaray / Lig Tv
19:00 West Ham United - Arsenal / Spormax
20:00 Villarreal - Atletico Madrid / Ntv Spor
22:00 Benfica - Naval / Spormax
22:00 Real Madrid - Athletic Bilbao / Ntv Spor

27 Ekim Pazartesi

20:00 Samsunspor - Çaykur Rizespor / D Spor



Blogger

18:55 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum