31 Ara 2008

Tottenham'ın Açgözlülüğü

0 Yorum
"Biz, bizler mutluyduk. Sonra onlar geldiler, önce liderimizi aldılar. Ardından hücum gücümüzü. Geldiler ve mutlu hayatımızı paralarıyla yokettiler."


Önce teknik direktörlerini aldılar ellerinden. Şimdi de 3 oyuncusuna birden müthiş bir teklif sundular. Peter Crouch, Glen Johnson ve Jermaine Defoe, Redknapp'ın yeni hedefleri.İyi de para sundular:
£30m... Lassana Diarra'yı Real'e göndermemiş olsalardı belki bir şeyler düşünürlerdi ama kasayı bu sezonu idare edecek şekilde doldurdular. O yüzden şimdilik bu transferler için onay çıkmadı Tony Adams tarafından.Redknapp'ın Portsmouth'taki başarısında etken olduğu düşünülen her ne varsa Tottenham'a gelecek gibi. Neler olabileceğini siz düşünün.Portsmouthlu bir taraftar olsam şu dakikadan sonra bir numaralı düşmanım Tottenham olurdu.

İki sıfır sıfır dokuz

0 Yorum
Küçükken, yılbaşı gecelerini ayrı bir severdim. Nüfus kağıdımda doğum tarihiminin gün ve ay kısımlarının 01.01 olduğuna o vakitler inanıyordum. Kim inanmazdı ki? Bir doğum günü olsun da, ne olursa olsun, 29 şubata bile razıydım ilkokulda içinde bulunduğum o ruh haliyle...Güneşi göremediğim zamanlar mutlu olmak için hiç bir sebebimin olmadığını düşünen bir insan olarak tam kışın ortasında olmanın verdiği çaresizlikle sevinebilecek bir şeyler bulmanın heyecanıyla, belki biraz da kar yağar umuduyla da olabilir. Ayrı bir severdim işte yılbaşı gecelerini. Özellikle ilk yeni yıl şarkısını öğrendiğim gün ve aynı günün akşamı yağan kar sonrasında... Yeni yıl yeni yıl yeni yıl diye başlayan, mutlu olsun insanlar, mutlu olsun tüm evren diye devam eden bir şarkıydı bu. Ve o yıllar, dile gelen her şeyin mümkün olabileceğine inandığımız yıllardı.

Maradona'yı Mexico 86 çıkartma kağıtlarındaki kıvırcık saçlı haliyle tanıyıp sevdiğimiz, onunla ilgili efsanelerle büyüdüğümüz zamanlar... Ve onu televizyonda görme ihtimaline sahip olabildiğimiz yegane geceler de yılbaşı geceleriydi. Her yılbaşı gecesi geride kalacak yılın önemli spor olayları, en güzel golleri, en güzel hareketleri bir müzik eşliğinde verilir, ben olanca merakımla gözlerimi dahi kırpmadan seyre dalar, ertesi günki mahalle maçında denemek üzere bir kaç hareketi zihnime kazırdım. Yeni bir kaç futbolcu adı öğrenir ve onun isminin telaffuzunu arkadaşlara öğretip sanki o kişi benmişim de tüm okul arkadaşlarım adımı ezberliyorlarmışcasına keyiflenirdim.(Mesela Hans van Breukelen'in ismi.) Zaman... Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçip gidiyor ama...Ve o günler artık benim için istanbul'un fethedildiği tarih kadar geride kalıyorlar böylece. Biz büyüdük ve kirlendi dünya mı demeli, büyüdük ve biz de bu kirin bir parçası mı olduk demeli bilmiyorum. En iyisi Hepinize mutlu ve huzurlu yıllar demek. Yarın görüşürüz.

2008'in En Güzel Golü.

4 Yorum
Bir sporsever, taparcasına sevdiği bir kulübün attığı en kritik, en manidar gole ne kadar sevinebilir? Mesela bir Göztepe fanatiği, takımının Avrupa Şampiyonlar Ligi finalinde attığı gole ne kadar sevinebilir?

Ben Andermach, Minik bir futbolsever. Almanya'da yaşıyor. Babasıyla birlikte, tuttukları takım olan Borussia Dortmund'un UEFA kupasında Udinese ile oynadıkları maçı seyrederken, babası tarafından saatin geç olması sebebiyle yatağına gönderiliyor. Ama bir şartla: Şayet Dortmund gol atarsa, Ben'e haber verecek. Tamam diyor baba.

Ben, odasında kimbilir hangi hayale dalmışken çoraplarını bu dalgınlıkla gece lambasının üzerine bırakıyor. Ve çoraplar alev alıp bir yangına dönüşüyor. Bu esnada Hajnal, Dortmund adına bir gol atınca baba verdiği sözü yerine getirmek için oğlunun yanına çıktığında gördüğü manzara karşısında şaşırıyor ve Ben'i kaptığı gibi odadan çıkartıyor. Hajnal farkında olmasan bence 2008'in en güzel ve manidar golünü atıyor böylece.

Sanırım hiç bir taraftar, bir gole bu babanın sevindiği kadar sevinemez. Kendi babama da bir pay çıkardım tabii. Benzerî bir şey bana olsaydı %51 ölmüştüm. Çünkü bizimki "uyusun, erken kalksın, ne yapacak topu" der beni de yangının ortasında bırakırdı.

30 Ara 2008

Transferi Muhtemel 10 Futbolcu

3 Yorum
Transfer konusunda bir çok post attık son günlerde, bu seferki İngiliz Telegraph'dan bir alıntı. İngiliz liginde muhtemelen gerçekleşecek transferlerden bahsedilmiş ki, içlerinde milli oyuncumuz Tuncay Şanlı'da var. İngiliz medyası oyuncuların muhtemel bonservislerini ve yeni takımlarını şöyle belirlemiş.
  • Tuncay Şanlı: Chelsea -Bonservisi: £8m
  • Roque Santa Cruz: Man City - Bonservisi: £7-£20m
  • Jimmy Bullard: Portsmouth veya Newcastle - Bonservisi: £6-£10m
  • Brede Hangeland: Liverpool veya Arsena l- Bonservisi: £5m
  • Stewart Downing: Tottenham - Bonservisi: £12m
  • Jermain Defoe: Tottenham - Bonservisi: £18m
  • Andrei Arshavin: Arsenal veya Tottenham - £20m
  • Marcos Senna: Arsenal veya Man City - £3m (Yalnış Olabilir)
  • Matthew Upson: Man City veya Newcastle - £9m
  • Vagner Love: Everton veya Chelsea - £13m

Yusuf Şimşek & Trabzonspor

2 Yorum

Dünya üzerinde klasik 10 numara tabir ettiğimiz anlayış artık bitmek üzere. Lincoln ve alex örneği bizim ülkemiz için, ya da aynı seviye ligler için geçerli olabilir. Gerçi bugün bile Alex'in Fenerbahçe'ye verdikleri ve vermedikleri tartışılmakta. Çünkü Alex, verdiklerinin yanında çok şeye mâlolan bir oyuncu. Fenerbahçe'nin arka tarafı onu ne kadar idare ederse o kadar iyi bir oyuncudur Alex. Arkasında Aurelio oynadığında çok daha verimli bir oyuncuyken, bugün "onun varlığı Fenerbahçe'nin hücum gücünü azaltıyor mu" soruları soruluyor.

Bugün Chelsea'ya baktığınızda Lampard'ın oyunun iki yönünü de oynadığını görürüz. Tam anlamıyla bir defansif katkı yapmasa da, bu kadar etkili bir oyuncunun yapabileceği en üst katkıyı yapıyor. Gerard da öyle mesela... Xavi de... Iniesta'yı bile bu çerçevede değerlendirebiliriz. Sennayı da katabiliriz keza. Çünkü bu adamlar yalnızca hücum anlamında katkı sağlamıyorlar, takım yarı sahasına gömüldüğünde tüm sorumluluk bilinciyle rakibe basıyorlar. Ve en önemlisi, onları yıldız statüsüne yükselten özellikleri de kazandıkları ya da arkadaşlarının kazandığı topları olumlu bir şekilde kullanmaları. Oyun içinde takım arkadaşlarıyla rotasyona girebiliyor bu isimler. Essien'in hücuma destek verdiği bir pozisyonda Lampard'ı ön liberoda görebiliyoruz. Yaya Toure hücuma çıkarken Iniesta ya da Xavi defansa yaklaşıyor. Bu örnekler de lig ve takım örneklerini genişlettikçe çoğaltılabilir. Ayrıca bu adamlar hücumda top kaptırıldığında anında faul yapıp rakibin oyununu kilitlemek işini de iyi yapıyorlar. Peki bizim oyun düzenimiz?

Şahsi kanaatim Trabzonspor'da düzenin biraz daha farklı olduğu yönünde. Yattara'nın oyunun iki yanını oynayamaması gibi bir bir gerçeklik varken, neden oynatıldığını bir zamanlar hiç anlayamadığımUmut'un bu noktadan bakınca niçin oynadığını anlamaya başlıyorum. Çünkü Umut, zannımca Trabzonspor oyun planının olmazsa olmazı olan hücum presi Yattara'nın yerine de yapıyor. Trabzonspor orta sahasının hücuma katkısına baktığımızda Colman'ın ve Selçuk'un gayretlerini görüyoruz. Colman zaten sol kanada daha yakın oynuyordu, son bir kaç maçtır yerinde oynuyor gibi. Selçuk, topu alıp rakibine sırtını dönmekten fazlasını yapamıyor ceza sahasının uzağında. Kafasını kaldırıp adam eksiltemiyor yada ara pasları atabilecek kadar oyunu okuyamıyor, hızlı pas yapamıyor. Hüseyin de keza aynı. Peki hücum fauller? Burada da çok eksik Trabzonspor. Orta sahasının agresif olmaması ve ağır kalması oyunu rakip yarı sahasına yığmakta bir eksiklik yarattığı gibi, bu eksiklikten kaynaklanan basit hataların sebep olduğu top kayıpları da çok büyük tehlike oluşturuyor. Tüm bunların ışığında Trabzonspor'un nasıl bir oyuncuya ihtiyacı var?

Yusuf bahsettiğimiz futbolcuların hiç birinden değil. Şut çekemiyor, driplingi ve pas yeteneği iyi. Bu özelliklerini de kapanan takımlara karşı değil, genelde açık futbolu tercih eden takımlara karşı kullanabiliyor ve tıpkı Selçuk gibi sürekli atak yapan bir takımın temposuna ayak uydurabilmekten çok uzak görünüyor.Yusuf bir on numara olabilir. Ama bir Lokomotif değil. Patlayıcı özelliği yok. Hücum pres anlamında Hüseyin ne kadar hücum yapabiliyorsa o da o kadar defans yapabiliyor. Evet, kesinlikle artık modern futbolda böyle oyunculara yer yok.

Ama Yusuf bu şekilde kestirip atılabilir mi? Trabzonspor'un mevcut kadrosunda bir Arteta, Fellaini, Romaric ya da Seydou Keita olmadığına göre, 11'de düşünülmese de, yedek kulübesinde bulunması arzulanacak bir oyuncu. Çünkü uzun bir süreçte Trabzonspor'un Yusuf ve yeteneklerine ihtiyacı olacaktır. Kulübesinde ondan daha kaliteli bir oyuncu olmadığını da göz önüne alırsak, Yusuf Trabzonspor yedek kulübesi için gerekli bir transferdir. Daha fazlası değil.

Ne Güzel Komşumuzdun Sen Yıldırım Abi

2 Yorum
Ahmet Muhip Dıranas'ın o meşhur şiirini bilmeyenimiz azdır, yani ismini. Ben isminden başka bir şeyini hatırlamıyorum. "Ne şirin komşumuzdun sen Fahriye abla..." diye gidiyordu. Sonra büyüyünce, internet de bilgiyi elimizin altına kadar getirince biraz daha araştırdım ki şiiri iyi ki o yıllarda ezberlememişim dedim.

Yıldırım Demirören, FB ve GS camiasına bu şiiri söylettirir oldu tekrardan. Onca eleştiriyorlar adamı ama sanata katkıları yadsınamaz düzeyde. 2004 yılında başkanlığa geldiğinden beri geçen dört sezonda Şampiyonluklar FB-GS-FB-GS şeklinde dağıldı ve Beşiktaş'ın diğer kulüplerle arasında bariz bir uçurum ortaya çıkmaya başladı. Her anlamda yaşanan bu gerilemeye Demirören'in çareyi kendisi dışında herkeste araması da bu kötü gidişatı hızlandırdı. Teknik adam tercihleri, arkasında duramadığı çıkışları, yanlış transfer politikalarıyla rakipleri açısından "iyi bir komşu" olarak nitelendirilmek için her şeyi yaptı. Hattâ Trabzonspor'un son dönemlerdeki en büyük Fiyaskolarından olan Tomas Jun'u elden çıkartmak için fellik fellik takım aradığı bu dönemde İyi oyuncu alma komşu al mantığından hareketle Trabzonspor'a da bir güzellik yapmışlığı vardı.E böyle komşuya ne denir? "Ne güzel komşumuzdun sen Yıldırım abi" denir, şükredilir.

29 Ara 2008

Arsenal'de Transfer Dedikoduları

0 Yorum
Liglerin devre arasına girmesiyle beraber transferde de hummalı bir çalışma başladı. Eksik mevkilerden ziyade, takımlarını dahada güçlendirme cabasında olan Premier Lig ekiplerinde transfer piyasasında ki isimler İngiliz basınında yankılanmaya başladı.

Son günlerde Ada'da sıkıntılı günler geçiren William Gallas için Fransız PSG, İtalyan Juventus ve Milan devredeymiş. Gallas'ın takımdan ayrılması durumunda Wenger'in 1 numaralı hedefi Chiellini olacakmış. Bu arada Arsenal'de ayrılacakların arasında gösterilen Nicklas Bendtner'in İnter'le flört ettiği söyleniliyor. Kalede yaşanılan sıkıntıları aşmak isteyen Arsenal'de Vitesse Arnhem'lı genç file bekçisi Piet Velthuizen ismi sıcaklığını korurken, tecrübeli Shay Given'ın da tercih edilebileceği söyleniyor.

Bir başka dedikodu yeni sezonda takımdan ayrılması gündem de olan Fabregas'ın alternatiflerinin Yaya Toure, Senna, Mark Noble ve Arshavin olacağı ön görülüyor.

İyi de nasıl?

2 Yorum
Tümünü YaslaBöyle dönülmez ki eski günlere... Sakaryaspor camiasının en büyük özlemi o şaşaalı günlere yeniden geri dönmek. Çocukluğuma dair hatırladığım en net hatıralara rastlayan bu dönemde şehirdeki heyecanı çocuk gözüyle anlamamıştım. Şimdi bakınca sebebini daha iyi anlayabiliyorum. Yetiştirdiği değerlerle Türk futbolunda çok müstesna bir yere sahip olan Sakarya ve Sakaryaspor'un şimdiki hâli gerçekten üzücü. Murat bu konuda detaylı yazılar yazmış ve konuya parmak basmıştı. Mükemmel yetenekleri altyapısında barındıran bu kulüp, çoğu yıldızından gerçek anlamda faydalanamadan onları elden çıkartıyor. Son örneği Furkan... Trabzonspor'a gitmesi an meselesi. Elbette bunu yapamayan kulüpler de var. Daha üst düzey bir futbolcu bile yetiştirememiş nice kulüp var türk futbolunda. Fakat Sakaryaspor için yetiştirmek problem değil zira şehir doğal bir futbolcu madeni. Sakaryaspor için problem bu isimlerin elde tutulamaması. Problem, bu isimlerin hep başka formalarla hatırlanıyor olması. Yakalanabilecek muhteşem jenerasyonların bir bir tüccar zihniyetiyle satılması. İyi de, bu başarı böyle mi gelecek? Taner'lerle, onlarla bunlarla, bu formanın ve şehrin halet-i ruhiyesini asla anlayamayacak insanlarla mı? Dünya futbolunda, liglerin büyük takımları haricindeki takımların içinde bulundukları darboğaz ortadayken ve neredeyse tüm güçleriyle altyapıya yönelirlerken Sakaryaspor'un örnek teşkil etmesi gereken altyapı organizasyonundan yetişen gençler yeşil siyah formaya hizmet etmeden yuvadan uçuyor. Oluyor mu? Olmuyor. Olmaz da... Kendi organizasyonunu yerleştiremeyen ve sürekli "gedikli" tabir edilen futbolculardan medet uman takımların anlık başarılardan öteye geçmesi imkansız. Sakaryaspor bunu anladığı ve kendisi için en iyi olan yöntemi uyguladığında eski günlerine dönmemesi için hiç bir sebep yok.

28 Ara 2008

Hiç Şaşırmadım

0 Yorum
Hayır, Yıldırım Demirören istifa etmedi. Yılmaz Vural hâlâ Kocaelispor'un başında. Hüseyin cephesinde yeni bir şey yok.

Haber İspanya'dan.İbrahima Yattara Real Madrid'in transfer listesinde. Kaynak mı? Fotomaç değil, Marca... Juande Ramos'un devre arasında alınmasını istediği oyuncular arasında Yattara'nın da ismi zikrediliyor ve 7 milyon € gibi bir paradan bahsediliyor.

Türk futbolseverlerin "Barcelona'da rahat oynar", "Ronaldo'dan daha iyi" dediklerinde ligimizde olduğu için ona torpil geçildiğini düşünenlerin sayısı oldukça fazladır, gayet doğal. Ama Yattara kalibresindeki bir oyuncu için Real Madrid asla sürpriz değildir.

Bir Anormallik var ama...

0 Yorum
"Hakemler de insan, hata yapmaları normal."

Tüm bu çalkantılı dönem üzerine yapılan tamamen bildik bir açıklama. Torna'dan çıkmışcasına verilen içi boş mesajlar...Oğuz Sarvan'ın muhattabı bizler değiliz ne yazık ki. Yani bizlerin düşünceleri onun için hiç bir şey ifade etmiyor. Muhattabı olduğu kurum da Aziz Yıldırım başkanlığındaki kulüpler birliği, İBB başkanı Göksel Gümüşdağ'ın ağzından yapılan açıklamada MHK'nın arkasında olduğunu beyan etti. Siyâsî görüşlerin futbolun bu kadar içine sokulduğu dönem az olmuştur sanırım. Taraftarlar hiç kimsenin umurunda değil, seyirci bu yönetimden, bu söylemlerden bıktı artık. "Stadlar niye dolmuyor" diye feryad ediyorsunuz. Zaten kalitesi yerlerde sürünen bir ligi yanlı ve danışıklıymış izlenimi veren hakemlerle daha da çekilmez bir hâle getiriyorsunuz. Asıl normal olan seyirci sayısı... Asıl normal olan kalitesizlik, Asıl normal olan taraftarların ilgisizliği... Başka bir şey değil. Bir anormallik var bir yerlerde ama, nerede ben çözemedim.

27 Ara 2008

İtalya Süper Kupası Pekin'de

0 Yorum
Son yıllarda sıkça örneklerini gördüğümüz ekonomik bir kararda İtalya'dan geldi. Biliyorsunuz bir benzerini Süper Kupa finalinde yapıyoruz. İtalya'nın en büyüğü olmak için mücadele edecek takımların önümüzde ki seneki rotası Pekin olacak. Futbolu daha geniş kitlelere sunmak adı altında tamamen ekonomik kaygıların düşünüldüğü bu kararlar, krizin de getirisi olarakta bundan sonra sıkça görebiliriz. İngiliz takımlarının ABD'yi tercih etmesi, Avrupa'nın büyük takımlarının Dubai başta olmak üzere bir çok ülkeyi seçmelerinde bu nedenden olsa gerek. Finalin 8 Ağustos'ta yapılması ön görülüyor. Son yıllada şampiyonluğa ambargo koyan İnter'in Çin'de olacağını varsayarsak, kupadan gelen takım belirsizliğini koruyor. Son yıllarca finalde sıkça karşılaşan Roma ve İnter'in bu sene en geç çeyrek finalde karşılaşacağı söylersek, hem İtalya Kupasın da hemde Süper Kupa finalin de degişik bir mücadele izlememiz olanaklar dahilinde. Kupanın son sahibi Roma'yı penaltılarla 8-7 yenen İnter olmuştu.

Aynı zamanda Serie A'nın yeni sezon tarihi de 23 Ağustos olarak açıklandı. Dünya kupası öncesi daha fazla zaman kazanmak adına alınan karara göre ligin bitiş tarihi de 16 Mayıs 2010 olarak kararlaştırıldı.

Haçlılardan Özür Diliyorum

0 Yorum
Biraz futbol dışına çıkıp son dönemlerde tartışma yaratan bir hadise hakkında yazdığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Mâlum, son dönemde bir özür furyası başladı. Bizde kendi penceremizden gördüklerimizi aktaralım dedik. Buyrun;

Haçlılardan Özür Diliyorum!

Çok şık olacak çok! yıllar yılı o adamların kanlarıyla sulanmış bir coğrafyada onları yok sayarak yaşadık! bin bir umutla, sefalet içerisinde geldikleri bu topraklarda bir nebze huzura kavuşmak için neler yapmadılar ki! kimisi alman, kimi fransız, kimisi ingiliz, envai çeşit memleketin kahraman evlatları! onlara doğru yolu gösteren papalarının izinde kendilerine vaadedilmiş kutsal toprakları ele geçirmek için hangi cefalara katlanmadılar ki! ah ki ah! bu nasıl büyük bir felakettir dostlar, anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor! biz bu masum insancıklara neler yapmışız geçmişte? geçtikleri yollardaki su kuyularını zehirlemişiz. baskınlar yapmış canciğazlarına kastetmişiz! yapılır mı ulan bu! adamlar ta anasının gözünden kalkıp topraklarımıza turistik gezi formatlı bir sefer düzenliyor, bizse adamları nasıl karşılıyoruz! kim bilir kaç ocağı söndürdük böyle. kim bilir kaç masum gencin kanına girdik, kaç taze gelini kocasız, kaç yavrucağı babasız bıraktık! frederik barbarossa isimli dost canlısı imparator sırf barış getirebilmek için geldiği bu topraklarda hunharca boğuldu! hem de bir nehir tarafından!! düşünebiliyor musunuz dostlarım! bir nehir... ne kadar nefretle, hınçla yoğrulmuş bir coğrafyamız var ki, nehirler bile masum insanların canına kastedip vahşileşiyor hükümranlığımız altında! halbuki o nehir düşman bildiğimiz güzel insanların kontrolünde olsa barbaros'u boğmak bir tarafa, onu alır, yılların yorgunluğunu ve kirini üzerinden atması için ilahi bir duş yaptırırdı. ama gelin görün ki kader, ağlarını ördü mü örüyor.

hele o arslan yürekli richard yok mu, o yeleleri rüzgârlarda parıldayan, aslan yüreğinin içinde iyi huylu, yumuşak bir kalp barındıran o adaletli hükümdar! selahaddin denen canînin ona çadırında neler yaptığını resmî tarih açıklamaz! ah o resmî tarih yok mu! arslan yürekli richard'cığımın başına gelenleri anlatsam kaldıramazsınız. o dürüstlük timsali asil hükümdar, soy, sop ne bulsa kıran bu canîlerin elinden kurtulduktan sonra çok değişmiş, kendini iyiden iyiye dîne vermiş, rahibe olmuştur. bunu da yazmaz resmî tarih! yazamaz! ama işte benim bu kalbim kaldıramıyor bu yapılanları. bunca yıl nasıl dayandığımı ben bile bilmiyorum. 1915'den tam 1100 önce cereyan eden bu elim olaylar zinciri için o insanlardan özür dileme vaktimiz gelmedi mi? evet! sesinizi duyabiliyorum. come on everybody!

Tutmayın Küçük Enişteyi...

0 Yorum
Gökhan Emreciksin transferi bir kaç kulübü karşı karşıya getirdi. Maddiyat başta olmak üzere ağırlığını koyan Fenerbahçe bu ismi büyük olasılıkla kadrosuna katacak. Hayırlı olsun. Aynı olay Özer Hurmacı transferinde de yaşanıyor. Talipli çok olduğu vakit ne kopartırsam kârdır mantığıyla işleyen anadolu yönetimleri bir kuruş fazlaya satabilmek için her şeyi yapıyorlar bu oyuncuları. Oyuncular da genelde İstanbul'u tercih ediyor. Normal. Buraya kadar bir gariplik yok.

Benim asıl anlamadığım bu tip oyuncular için yaşanan yarış. Ne olacak ki? Bir oyuncuyu çok mu istiyorsunuz? Sabredin. Bırakın, Fenerbahçe'ye ya da Beşiktaş alsın onu. Aradan çok değil, yarım sezon geçsin ve olanları seyredin. Buyrun, Burak Yılmaz. Ne ilk, ne de son örnek...Kimi istiyordunuz? Gökhan Emreciksin? Özer Hurmacı? Bekleyin... O da olacaktır. Yeter ki sabredin.

26 Ara 2008

Sürprizler #1

0 Yorum
Rodrigo Tabata: 28 yaşına kadar yurtdışına çıkmamış bir oyuncu olduğu için biraz şüpheliydim ben Tabata hakkında. Sezon öncesi açıklamaları oldukça iddialıydı. "Çok duyduk biz bunları, süper yıldızsa bile kaçar gider" diye düşünüyordum. Yanıldım. Gerçekten Lige renk getirdi. Şu anda Lincoln'le beraber ligin "10" numaralı en iyi oyuncusu. Transfer piyasasının da en çok istenen oyuncusu Mehmet Yıldız'la birlikte. Erman Hoca geçen maçtaki gol sevincinden sonra "Tabata ya çocuk yapsa tribünde" demişti. Ne gerek var hocam, adam sahada yapacağı kadar yapıyor zaten. Ne varsa Tabata'da var.

Lincoln: Kesinlikle sürpriz. Lincoln'un bu performansı sergileyeceğini Galatasaraylılar başta olmak üzere hiçkimse beklemiyordu. Almanya liginde tutunamamasına sebep olan "disiplinsiz" oyunu Türkiyede de sürer gider diye umuyordu herkes. Ama ne oldu? Müthiş bir performans kesinlikle. Lincoln yaşlandığında torunlarına gururla anlatabileceği bir sezon geçiriyor ve makine düzeninde işleyen Galatasaray hücumunun bir numaralı hazırlayıcısı konumunda. Attığı ve hazırladığı gollerle Süper Lig'in en verimli konumunda olan Brezilya'lı fakirleşen futbola yeni bir soluk getirdi.

Sivasspor & Ankaraspor: İtiraf edelim, Sivasspor'un geçen sezonki çıkışından sonra bunun diğer saman alevi çıkışlar gibi olacağı konusunda çoğu insan hemfikirdi. Bu tip şeyler 10 yılda bir olurdu ve bu seferde Sivas'a vurmuştu piyango. Ama bu kez öyle olmadı. Lig tarihinde Dört Büyüklerden sonra üst üste iki sezon devre arasına lider giren 5. takım oldular. Bu noktada Bülent Uygun'u kesinlikle kutlamak gerekiyor. Sivasspor'un Sivasspor olmasında büyük emeği var. Bülent bir kere büyük takımların havasını solumuş, tabiri caizse ortamın kaşarı olmuş bir isim. Geçen sezon takımı şampiyonluk potasındayken yaptıklarıyla gündem olmayı başarmıştı. İlginç ziyaretler, şiir yazmalar, sürekli değişen manevralar... Bu sene de Mecnun Otyakmaz ile gayet iyi bir ikili oluşturuyorlar. Sürekli medyanın gündemindeler, bu onlardan çok Sivasspor'un işine geliyor.

Ankaraspor'un bu performansı da sürpriz aslında. Oldukça genç bir kadro, cüzi miktarlara oluşturulmuş bir ekip. Baktığınız zaman Ankaraspor'un sıralamada 10-15 arası bir yerde olması kimseyi şaşırtmazdı. "Genç takım" der geçerdik. Ama öyle olmadı. Herkese kafa tutuyorlar ve bu Ankaraspor'un ligde yenemeyeceği takım yok.Aykut'un iyiden iyiye kalburüstü bir Teknik Adam olduğunu kanıtlamasına da şahit oluyoruz böylelikle. Ankaraspor'un bu performansını sürdüreceğini, en azından rahat bir takım olarak iyi maçlar çıkartacağını düşünüyorum. Eğer bu düzeni bozmazlarsa, her anadolu takımının makus talihi onlara uğramazsa Ankaraspor'un çok daha büyük sürprizlere imza atması işten bile değil.

Hangisi?

0 Yorum
Kural: UEFA’nın 17.17 maddesi uyarınca 1 Şubat 2009’a kadar en fazla üç yeni oyuncuyu müsabaka listesine kaydettirebilir. 17.18 maddesi ise: Bu oyunculardan ancak biri eğer UEFA’nın diğer kulüp organizasyonlarda başka bir takım adına forma giymişse yeni takım adına kaydettirilebilir. Başka bir kulüple aynı müsabakada forma giyen oyuncu yeni kulübünde kayıt ettirilemez.

İspanyol basını şimdilerde bu soruyu Real'li yöneticilere soruyor. Yaklaşık 40 milyon €'ya malolan bu oyuncuların, durumlarını bilmiyormuydunuz? Bakalım Real cephesinden karşı açıklama nasıl olacak.

Yok Artık

0 Yorum
Gün geçmiyor ki bir gariplik yaşanmasın repliği vardır ya. İşte bu örnek tam bunu yansıtıyor, futbolun küreselleşmesi sonucu dahada iddialı bir hal alması bu işe gönül verenleride psikolojik açıdan zor durumlara düşürüyor bu kesin. Arjantin'de yaşanan River-Boca rekabetin de taraftarların birbirini öldürmesi, 11'e giremedi diye oyuncuların hocalarını öldürmesi vs vs vs... Bir sürü saçmalığın olduğu arena da yeni bir ahmaklık veya iradesizlik diyebiliriz bu olaya. İngiltere’de küfür ettiği için hakem tarafından oyundan atılan Lloyd, saha kenarından kaptığı elektrikli testereyle sahaya dalıp önüne gelen herkeze saldırmış, olay sonrası kayıplara karışmış. Polis araştırmasından sonra yakalanan cani oyunuya iki yıl tecilli olmak üzere bir yıl hapis cezası verilmiş. Bence arkadaşı bir kliniğe yatırmak lazım, futbolu bırakırsa da hiç fena olmaz.

25 Ara 2008

İngiltere Lig 1

0 Yorum

Eve Dönüş

0 Yorum
Sezon sonu Real'den ayrılmak isteyen Cannavaro için kulisler şimdiden başlamış. İspanyol ve İtalyan basınına göre Cannavaro için Milan devrede. Daha önce oyuncunun Napoli'de futbolu bırakacağım açıklamaları vardı. İspanya'da hem kariyerinin hemde oyununun uzağında kalan Cannavoro için memleket yolları şimdiden görünmüş durumda.

2006 yılında kazanılan Dünya Kupası sonrası Uefa tarafından ''Dünyada Yılın Oyuncusu'' seçilen Cannavaro, bu ödülü kazanmış ilk defans oyuncusuydu. Eğer bu transfer gerçekleşirse bence son yılların en iyi defans ikilisi (Nesta ve Cannavaro) İtalya Milli takımından sonra tekrar buluşmuş olacaklar. Donadoni zamanında Nesta'nın yaşadığı sorunlar, hem bu ikiliyi bozmuş hemde Donadoni'nin sonu olmuştu. Belki erken konuşuyoruz ama bu ikiliyi eski günlerdeki gibi görmek ister bu gözler.

24 Ara 2008

Piyango

1 Yorum
İnsanda şans olacak kardeşim deriz ya? bu örnekte aynen buna uygun. Numancia'da forma giyen Mario Martinez Noel piyangosu almış, hani bizim Milli Piyangomuz. Sen çıka çıka o kadar garibanın içinden Matinez'e çık. Numancia'dan primler hariç yıllık 200.ooo € alan Marti, piyongodan ise 150.ooo € kazanmış. Marca gazetesinde yazan haber'de Martinez '' Benim için büyük bir şans oldu, hayatımda piyongo dışında bişey oynamadım'' demiş. Hadi güle güle harca ballı çoçuk. Biraz da Martinez'i tanıyalım, 1985 doğumlu oyuncu Numancia orta sahasın da bu sene 7 maça çıkıp bir gol attı, o golde Barca'ya idi. Marti aslında gezgin futbolculardan, 2002 yılında Numancia ile başlayan futbol kariyerinde kiralık olarak Las Palmas, tekrar Numancia sonra tekrar kiralık olarak Zamora ve bu sene tekrar yuvaya dönmüş. Sanırım önümüzde ki sene yine kiralık gidecek, belki öbür sene tekrar döner :)

Zor Dostum...

0 Yorum
Tito'nun meşhur bir lafı vardır: "Dünyanın hiçbir yerinde bir adama bu kadar yetki vermezler"
Hakemlerden bahsediyor. Doğru da söylüyor aslında. Astığım astık, kestiğim kestik. Hele memleketimizde, hele de astığı takımlar garibansa, kestikleri küme düşüyorsa...

Adaletli olanına çok az rastladım. Belki de bunlar "hata"ydı, ama ben yanlış yorumladım. Kim bilir?

Ellerindeki tüm yetkiye rağmen, söylentileri sona erdirecek, onca eleştiriye göğsünü gere gere cevap verecek, alnı açık maç yönetebilecek çok az hakeme rastladığımdır.Tito'nun dediği gibi, tüm eleştirel noktaların gelip "takdir hakkı" noktasında eridiği bir meslek icra ederken bile bunca vaveyla kopmasına neden olan insanlar...

Bu insanlardan biri yerel seçimlerde Antalya'nın Alanya ilçesi Belediye başkanlığı için AKP'den aday adayı oldu. Asıl mesleği de Şehir planlamacılığıymış. Tecrübesi var denilebilir yani.Ne güzel.

Ama tecrübesi olan yalnız o değil. Eğer müstakbel seçmenleri, bu adamın yönettiği maçları seyretmişlerse onlar da yeterince tecrübeli.

Tüm yetkileri elinde bulundurduğu bir sahada bile, en kolay olanı, yani adaleti sağlamayı beceremeyen, haklının değil, güçlünün yanında olmayı marifet bilen bir insanın, koskoca Alanya Belediyesini "Adaletle" yönetip "kalkındırabileceğine" kim inanır?

Bence de Kadir İnanır...

23 Ara 2008

Futbolcu Tarlası

0 Yorum
Futbolda Brezilya markasının ne olduğunu kelimelere dökmek anlamsızdır aslında. Futbol heyecanının yaşandığı her metrekare de illaki bir Brezilya'lı gözümüze çarpar. Asya'da, Avrupa'da ve Uzak doğu'da... Ülkenin en büyük ihracatı kahve olarak bilinse de, bunu son yıllar da çürüten en büyük etkendir futbol. Yetiştirdiği onlarca büyük yeteneğin yanında, isimlerini bilmediğimiz onbinlerce Brezilya'lı oyuncu bu ülkeyi diğer örneklerden ayırıyor hiç şüphesiz. Bu kadar büyük bir potansiyele sahip ülkenin insan anotomisine baktığımız da farklılıklar var. Güney Amerika yerlileri, Avrupa’dan gelmiş beyazlar ve Afrika’dan gelmiş siyahiler, Brezilya'nın günümüzdeki insan yapısını oluşturmaktadır.

189,3 Milyon kişinin yaşadığı Brezilya'da 30 milyon kişi futbol oynarken, ülkede ki kulüp sayısı 14.ooo civarındadır. Tabi insanların futbola yönelmesinin en büyük nedeni ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sorunlar. 2007 senesin de Brezilya Futbol Fedarasyonu'nun açıkladığı raporda; yurt dışına giden oyuncuların transferin de toplam 17 milyar Euro'dan fazla paranın döndüğünü ve bunun Brezilya Gayri safhi yurtiçi hasıla'ya katkısının yüzde 4.8 olduğunu belirtmişti. Buda Brezilya'nın futbola ne kadar sekterol baktığının bir göstergesidir. Ülke'nin en büyük oyuncusu konumunda olan Pele'nin, siyasete girmesinin de 1 numaralı etkenidir aslında.

Gelelim bu seneki istatisliklere. Brezilya'nın bu sene yurt dışına yolladığı futbolcu sayısı 1176 ,bu sayı geçen yıldan %8 daha fazla. Her sene üstüne koya koya devam eden Brezilya 'da her geçen gün futbola yapılan yatırımların ve teşfiklerin arttığıda bir gerçek. Futbolun yanında Futsal'ın da ülkede yaygın olduğunu düşünürsek 2030 yılında her 5 futbolcudan biri Brezilya'lı olursa şaşırmamak lazım. Geçtiğimiz yıl Brezilya'da 1085 oyuncu çeşitli ülkelere transfer olmuştu. Bu yıl ülke dışına transfer olan oyuncuların, 762'si Avrupa'ya, 222'si Asya'ya, 105'i Güney Amerika'ya, 69'u Kuzey ve Orta Amerika'ya, 15'i ise Afrika'yı tercih etmiş. Brezilya Federasyonun açıkladığı raporda bir başka dikkat çekici nokta ise, rakamların 10 sene öncesine göre 2 kat, 30 yıl öncesine göre 13 kat artması.

30 milyondan fazla insanın futbol ve futsal oynadığını düşünürsek, Brezilya'nın kaynak konusun da hiç bir zaman sıkıntı çekmeyeceğini söleyebiliriz. Oğlunu futbolcu yapmak isteyenler bu yazıdan sonra Brezilya'ya gitmek isterse onlara sevindirici bir haber verelim vize konusunda pek sıkıntı çekmiyorsunuz :)

Hugo Sanchez Almeria'da

1 Yorum
23 yıllık futbol kariyerinde 675 maçta 394 gol sevinçi yaşayan muhtemelen bir çoğunda attığı taklalarla belleklerde yer alan Hugo Sanchez, futbol kariyerinin en parlak dönemini yaşadığı İspanya topraklarını bu sefer Almeria teknik direktör olarak geri döndü. 2000 yılında U.N.A.M'la başlayan teknik direktörlük kariyerinde sırasıyla Necaxa ve Meksika Milli takımlarını da sığdıran Hugo, 16 puanla 16. sırada bulunan Almeria'yı ligin dibinden kurtarmak için bir hayli mesai harcayacak.

22 Ara 2008

Doğuştan...

2 Yorum
"Liverpool taraftarının Şampiyonluğu ne kadar çok istediğini biliyorum. Son şampiyonluktan bu yana çok uzun zaman geçti ki, ben o sıralar bir Everton Fanatiğiydim." Jamie Carragher

Doğuştan Cimbomlu, ceninden Beşiktaşlı, yedi göbekten Fenerlilere saygıyla.

Transferde Hedef Belirlemek -1

2 Yorum
Basel'den iyi paraya gelmişti Manchester City'e. Eski Manchester City için konuşuyorum tabii. Zira şu anki Manchester City için 7 milyon € çerez parası. Adriano ile kıyaslanıyor bu çocuk. Geçen hafta City formasıyla ilk golünü kaydetti. Onun sevincidir bu resim.
Değişen şartlarla City'nin gelecek kadrosuna baktığımızda kendisine yer bulamayacak gibi. Alınması düşünülen isimlerin yarısı bile alınsa bu çocuk kulübeye mahkûm. (Zaten şimdiden yeterince geniş olan kadro: Mwaruwari, Vassel, Bojinov. sakatlıklarında forma buluyor) 20 yaşında.Evet...Kulüplerimizin Avrupa'dan oyuncu transfer ederken takip etmeleri gereken bir yol bu aslında.Niye mi?

Artık gözümüze gözümüze giren yanlış transfer politikalarından yöneticilerimiz de yeterince usanmışlarsa buyursun başlasınlar. Transferde tercih edilecek oyuncuların başında bana göre bu tip oyuncular gelmeli. Özellikle Türk takımları için. Artık ciddi bir sahne olmaya başlayan ligimize, avrupanın önde gelen liglerinin kulüplerinde geniş kadro içinde forma bulamayan bu tip futbolcuları getirmek o kadar da zor olmaz sanıyorum.

Totti Yine Sakatlandı

0 Yorum
Sezonun hayal kırıklıklarından biridir Roma, geçtiğimiz senelerde kollektif takım anlayışının savaşçı oyuncularla harmanlanmasıyla beklentilerin üstüne çıkılmıştı. Sezona Baptista, Riise gibi transferlerle girip çıtayı yükseltmek istediler ama bir türlü istenilen maya tutmadı ve takım Serie A'da hızla irtifa kaybetti. Tabi bunun en büyük etkeni ise resimde gördüğümüz Totti'nin sakatlanmasıydı. Uzun süreli sakatlıktan sonra takıma dönen Totti'yle beraber 5 maçlık bir seri yakalayan Roma, yine bir sakatlıkla hem galibiyet sersine son verdi hemde takımın en önemli parçasını kaybetti. Son oynanan Catania maçının 31. dakikasın da kasığından sakatlanan Totti yaklaşık 2 ay takımdan uzak kalacakmış. Tek sevindirici gelişme ise devre arasından sonra kaptanın takıma dönme ihtimali.

21 Ara 2008

Erkan Göksel

0 Yorum
Ülkemizde futbolun en çok tartışılan unsurudur hakemler. Ahmet Çakar'ın tv muhabbetlerin de anlata anlata bitiremediği anılarını, Erman Toroğlu'nun kendi uslübuyla olaylara yaklaşımı ve geçmişi bellekler de, onların Türkiye'nin en iyi hakemleri imajını çizmiştir. Bunca hakem abimizin içinde benim ilk kez duyduğum ve İspanyol Marca gazetesinde çıkan çok ilginç bir röportajı yayınlandı. İnternetspor.com sitesinden direk aktarıyorum röportajı.

***
İspanyol spor gazetesi Marca, İspanya'nın Malta'yı 12-1 yendiği, 21 Aralık 1983 tarihinde oynanan karşılaşmayı yöneten Türk hakem Erkan Göksel'le yapılan bir röportajı yayınladı.

25 yıl aradan sonra Erkan Göksel'i hatırlayan Marca gazetesinde yer alan röportajda, eski Türk hakem Göksel, 12-1 İspanya'nın üstünlüğüyle biten maçı gurur ve iyi anılarla hatırladığını belirterek, ''O gün İspanya-Türkiye ilişkileri için çok şey yaptım'' dedi.

İspanya'nın, Malta karşısında aldığı farklı galibiyetle Hollanda'yı geride bırakarak 1984 Avrupa Kupası'na katılmasını sağladığı maçı yöneten Göksel, maç sonrasında bulunduğu arabanın önünü kesen İspanyollar'ın neşelerine kendisinin de ortak olmasını istediklerini anlattı. Maçtan sonraki gün girdiği bir İspanyol mağazasının sahibinin kendisini tanıyıp kemer hediye etmek istediğini, ancak kabul etmeyip para ödediğini ifade eden eski Türk hakem, ''Daha sonra yemek için beni Türk Konsolosluğu'na götürdüler. Konsolos bana, İspanya-Türkiye ilişkileri için 5 yılda kendisinin yaptığından daha fazlasını benim bir gece de yaptığımı söyledi. Çok mükemmel bir insandı'' diye konuştu.

İlk yarısı 3-1 İspanya'nın üstünlüğü ile biten ve 2. yarıda İspanya'nın 9 gol daha bulduğu maçta, hakem Göksel rakibe sert harektinden dolayı bir Maltalı oyuncuyu kırmızı kartla oyun dışında bırakmıştı. Göksel, Maltalılar'ın kendisini suçladığını, ancak sonuçtan esas etkilenen Hollanda'nın hiçbir şekilde maça itiraz etmediğini hatırlatarak, ''Hatta Hollanda Futbol Federasyonu Başkanı benim çok iyi bir maç yönettiğimi söylemişti. UEFA delegasyonu da 4 üzerinden bana 3.5 puan vermişti'' dedi.


İşte Bu Türklerin Ayak Sesleri

4 Yorum
Bir zamanlar tüm Avrupa'da adından sıkça söz ettiren bir takım vardı. Avrupanın devlerine kök söktüren, kendi liginde de üstün başarılar elde eden. Son bir kaç senedir ismi pek duyulmaz oldu Avrupa'da. Duruldular, nekahat dönemlerini yaşıyorlar. İspanya Türklerinden bahsediyorum. Deportivo La Coruna'dan... Son bir kaç sezondur yaşanan kabuslardan yavaş yavaş uyanıyorlar. Daha şimdiden yeniden La Liga'nın korkulan ekiplerinden biri haline geldiler. Oluşturdukları genç kadroya ilerleyen yıllarda yapacakları doğru takviyelerle Türkiye'de bile hayran kitlesi oluşturan başarılarını tekrar yaşamaları yakındır.

20 Ara 2008

İlk İnsanlar

0 Yorum
Vialli - Ranieri - Mourinho - Grant - Scolari


Yankesicilik ve Dolandırıcılık Masasına.

4 Yorum
19 aralık 2008 Cuma akşamı oynanan Konyaspor - Fenerbahçe maçında, Fenerbahçeli Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Yasin Çakmak ve Önder Turacı'nın karıştığı bir dolandırıcılık olayı vuku bulmuştur. Tüm Türkiye'nin gözleri önünde bu dört kişi, rakip futbol takımı oyuncularının haklarını hakemi etki altında bırakmak, göz göre göre yalan atmak suretiyle yemişler, sonra da hiç bir şey olmamış gibi davranmaya devam etmişlerdir.

Soruyorum: Bunun adı profesyonellikse dolandırıcılığa giriyor. Nitelikli dolandırıcılığa hem de. İnsanlar hakem başta olmak üzere tüm Türk halkını, spor kamuoyunu kandırabilmek için akla hayale gelmeyecek işler yapıyorlar ve bu adi işin maskesi ne yazık ki profesyonel futbolculuk. Hayır! Futbolculuk da bir meslekse, diğer meslek grupları üyelerinin sergilediklerinde türlü hakaretlere ve yaptırımlara maruz kaldıkları davranışların benzerlerini sergilediklerinde niçin aynı muameleye maruz kalmıyorlar? Eline çarpıp kaleye giden bir topun gol olmadığını bildiğinden dolayı önce sevinmeyen, ama kendisi gibi yalancı ve dolandırıcı arkadaşları tarafından hakemin etki altına alınmasının akabinde golün verilmesine sesini çıkartamayan, maçtan sonra da "bence goldü" diyebilen bir futbolcu müsveddesinin cezası olmayacak mı? "Profesyonellik" deyip mübah mı sayılacak? Yeni yetişen nesillere böyle mi örnek olacak bu insancıklar? Ya Volkan? Kaleye girdiğini kendisinin bile gördüğü bir top için nasıl bu kadar adice davranabiliyor? Galibiyet hırsı bu denli mi kör etti şahsiyetlerinizi yahu? Yarın, bir çocuk sahibi olduğunuzda onlara dürüstlüğe ve erdeme dair neler anlatabileceksiniz? Onları bu kavramlardan nasıl haberdar edeceksiniz? Başkalarının çocuklarının bile midesini bulandıran bu şeyleri kendi çocuklarınız nasıl karşılardı acaba? Hiç düşündünüz mü?

-Top filelere gitti, sen de bir şaşkınlık yaşadın değil mi?(Muhabir Öndere soruyor)
-Şaşkınlık derken, işte dediğim gibi, her hafta gol atmıyorum ki ben! Yine de sevinçliyim yani üç puanı aldığımız için!

Benim bildiğim az gol atan insanlar daha bir çılgınca sevinirler. Senede bir, bilemedin iki kez yaşadıkları bu mutlu anı çılgınlar gibi kutlarlar. Senin hareketlerine baktığımda önce cenazeye gidiyorsun sandım ben. Akabinde gol verildi. Hâlâ umrunda değil. Doğal Önder her şeyin farkındaydı. Artık soyunma odasında neler oldu, neler bitti bilemeyeceğim. Ama haysiyet ve onura dair bazı duyguların kalmıştı saha içinde gördüğümüz kadarıyla, maç sonunda onları da aldırmıştın. Ne diyeceğimi bilemiyorum doğrusu.

Şu saatten sonra türk futbolunu yazmak, çizmek, konuşmak gerçekten abesle iştigaldir. Türkiye Süper Ligi, 18 takımın birbiriyle boşu boşuna mücadele ettiği, ve sonunda Fenerbahçe'nin ya da Galatasaray'ın kazandığı bir garip aptallıktır!

* Ne hikmettir Konyaspor - Fenerbahçe voleybol pardon! futbol karşılaşmaları bu tür garipliklere sahne oluyor. 2005-2006 sezonun da Anelka'nın da böyle bir golü vardı. Önder'inki de serinin 2. filmi gibi oldu. Bakalım serinin diğer filmleri ne zaman vizyona girecek. Bu da ilk filmden bir görüntü.


19 Ara 2008

Alex vs Jose - Raunt 1

4 Yorum


CL - Eşleşmeler

2 Yorum

Rakipler

4 Yorum
Ali Sami Yen'de Servet'in hatası Galatasaray'ı grupta ikinci yapınca, kuraya CL'den gelen takımlarla girmek kaçınılmaz oldu. Muhtemel rakipler aslında geçtiğimiz senelere göre o kadar da korkutucu değil. Önemli olan ilk maçın dışarda olması bence. Torbanın en zayıfı kuşkusuz Aalborg, en güçlüsü ise bence Fiorentina. Ertuğrul hocayı işinden eden Metalist, Skibbe'nin koltuğunu salladı, Flores'in ise kredisini bitirdi. Şimdi değerli spor basınımıza bir soru sormak istiyorum? Bu mu köy takımı? Uefa gruplarında oynadığı 4 maçta bırakın mağlup olmayı gol bile yemediler. Son eleme ve gruplarda toplam oynadıkları 6 maçta sadece 2 gol yediler ki buda Beşiktaş'tandı. Bir tebrik Metalist'e, bir tebrikde saygıdeğer basınımıza.

Muhtemel rakipler
  • Bordeaux
  • Werder Bremen
  • Shakhtar
  • Marsilya
  • Aalborg
  • Dinamo Kiev
  • Zenit
  • Fiorentina
* Bordeaux- Galatasaray iyi kura. İlk maçın deplasmanda olması daha iyi... Turu geçen Hamburg-Nijmegen turunun galibiyle oynayacak. Almanya bu sene Galatasaray'a uğurlu geliyor. Muhtemel bir eşleşmede bu sefer Galatasaray daha iddialı olacak. Diğer eşleşmeler ise şöyle oluştu. Yol haritası ve bir sonraki turdaki eşleşmeler.

Maç 1: Paris Saint Germain - Wolfsburg
Maç 2: Kopenhag - Manchester City
Maç 3: NEC Nijmegen - Hamburg
Maç 4: Sampdoria - Metalist Kharkiv
Maç 5: Braga - Standard Liege
Maç 6: Aston Villa - CSKA Moskova
Maç 7: Lech Poznan - Udinese
Maç 8: Olympiakos - St. Etienne
Maç 9: Fiorentina - Ajax
Maç 10:AaB Aalborg - Deportivo La Coruna
Maç 11: Werder Bremen - Milan
Maç 12: Bordeux - Galatasaray
Maç 13: Dinamo Kiev - Valencia
Maç 14: Zenith - Stuttgart
Maç 15: Marsilya - Twente
Maç 16: Shakhtar Donetsk - Tottenham

Dördüncü tur maçları

Maç 11 - Maç 8
Maç 6 - Maç 16
Maç 1 - Maç 5
Maç 13- Maç 4
Maç 2 - Maç 10
Maç 15 - Maç 9
Maç 3 - Maç 12

18 Ara 2008

Sam Amca

2 Yorum
17 maçta elde edilen sadece 3 galibiyet İnce'in başını yemişti. Souness'la ilk flörtünü yapan Blackburn, istediğini alamayınca rotayı Büyük Sam'e yöneltmişti. Bu resimde anlaşmanın mutlu sonla bitmesinin resmidir. Amblem çok hoşmuş bu arada, ilk kez bu kadar yakından gördüm. Evet gelelim bundan sonrasına, Mark Hughes'la ligin istikrarlı ve sert takımlarından biriydi Blackburn. City'nin teklifi karşısın da, safları degiştirmek zorunda kaldı. Belki de bu ayrılık kötü geçebilecek bir sezonun habercisi olmuştu. Blackburn yönetimi bence yalnış bir kararla Premier Lig için tecrübesiz bir isme takımı emanet etti, süreç sonunda son yıllarda görülmemiş bir düşüşede girildi. Şimdi Sam Amca takımı toparlıcak, yükselişe geçirecek ve sezonu Premier Lig'de tamamlayacak. Santa Cruz'un önderliğinde bunu başarmak aslında çokta zor değil. Bolton'da ki istikrarlı çizgisini Newcastle gibi bir kazanda korumayı başaramayan, adı sık sık şike iddaalarına karışan Sam için tam bir hesaplaşma olacak. Ön görüm, Blackburn ligde kalır, sezon sonu Sam Amca takımın başında kalırmı derseniz, bence kalmaz. Blackburn önümüzdeki 3 haftada 3 galibiyet alırsa şaşırmamak lazım. Nispeten kolay bir maç takvimi var çünki. Eğer işler biraz bize benziyorsa, Menejer gazıyla 3x3 yapabilirler.

FIFA Dünya Kulüpler Şampiyonası 2008 #1

0 Yorum
Fifa Dünya Kupası'n da finalin adı United - Liga de Quito oldu. Bundan önce oynanan karşılaşmalar, finale gelene kadar takımların yol haritası resimde mevcuttur. Libertadores ve CL şampiyonunu karşılaştıracak final maçı Pazar günü oynanacak.

Turnuvaya ait tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

FIFA Dünya Kulüpler Şampiyonası | #1 || #2 |

Mesut Özil'de Son Tango

1 Yorum
Almanya'yı seçeceğine dair haberler okumuştuk. Ki şu anda Futbolla iyi kötü ilgilenen tüm Türk futbolseverler bu adamın artık Almanya millî takımında oynayacağını düşünüyor.(Ben böyle olduğuna inanıyorum) Çoğu kişi bu durumda en büyük zaafın federasyon ve teknik ekipte olduğunu biliyor. Gûya inanılmaz kaynaklara, onlara, bunlara her birşeylere sahibiz, Almanya'da oyumuz buyumuz var ama Serdar'la başlayıp Fathi ile devam eden(o komediye girmek bile istemiyorum) ve Mesut'la artık iyiden iyiye belli olmaya başlayan eksiklikler bir ekolün de başlangıcı olacak bana göre. Fatih Terim'in geleceğe dair ne kaygılar taşıdığını bilmiyorum ama Almanya'dan ve diğer avrupa ülkelerinden yetişecek Türk futbolcular Mesut'la son bulmayacak. Fatih Terim'in agresif tavırlarıysa kaybedilmiş bir oyuncuyu geri getirmeyeceği gibi diğer Türk Futbolcuların kaybedilmesine sebebiyet verebilecek seviyede. Hıncal Uluç'un da dediği gibi Türk Millî Takımının bir çalışanının en önemli işlerinden biri bu kuruma oyuncu kazandırmaktır. Kaybetmek değil.

Gelen tepkiler Hıncal Uluç'la sınırlı kalmayınca, Fatih Hoca kendine münhasıran şekilde hatasını kabul etmemekte ısrar etmesine karşın, davranışları hatasın anladığını gösteriyor.

Müfit Erkasap, katıldığı bir TV programında Mesut'u canlı yayında Millî Takıma çağırdı. Kaçırılan bir Trenin arkasından gara gelip "geri dön!" diye bağırmaktan bir farkı var mı bilmiyorum."Biz üstümüze düşeni yaptık ama bakın..." tavrı çok garip geliyor bana. Tamamen gelebilecek tepkilere "bakın, biz şunu bile yaptık! Yalvarsa mıydık!" tarzı cevaplar verip millî duygulardan beslenen bir savunma çerçevesinde cevap vermek adına yapılmış bir hareket daha...Tabii Mesut da karakterli bir futbolcuysa kararını çıkar, net bir şekilde deklare eder. Neden Türkiye millî takımını seçmediğini de açıklayarak tabii. Çünkü bu kamuoyunun bunu bilmeye hakkı var. Açıkça söylesin her şeyi. Klişelere boğulup kalmadan, olduğu gibi anlatsın. Çok şey mi istiyorum yoksa? Belki, ama Türk Futbolunun ve Türk Futbol Kamuoyunun yeni terimlere her zamanakinden daha fazla ihtiyacı var.

17 Ara 2008

De Kuip

0 Yorum
Hedef 2018 Dünya kupası olunca, projeler de bir bir piyasaya çıkmaya başladı. Bu da Feyenoord'un yeni mabedi. İsmi De Kuip olacak yeni stadyum 80.000 kapasiteli ve çok fonsiyonlu bir şekilde dizayn ediliyor. İçinde bir çok spor kompleksinin de yer aldığı Kuip'te Antrenman sahaları ve Pateni pisti de olacak. Eğer planlar ön görüldüğü gibi ilerlerse Feyenoord yeni stadyumuna 2016 yılında kavuşacak. Stadyumun maliyeti ise 400-500 milyon euro arası hesaplanmış. Bu krizde iyi para vallahi.

Trabzonspor'dan Hamsi Partisi

0 Yorum
Trabzonspor'un son dönemde başından geçenler, son haftaya kadar oldukça sakin bir görüntü sergileyen yönetimi ve Başkanı da çileden çıkardı. Yaptığı açıklamalar kimi kesimden tepki alırken, kimi kesimler bu açıklamalar için geç bile kalındığını, ne yazık ki Ülkemizde bu oyunun kuralları içinde bu tip hamleler olduğu için daha erken davranılması gerektiğini düşünüyordu. Sadri Şener çok değerli bir insan. Tekrar Trabzonspor Başkanı olduğu günden itibaren yaptıkları, söyledikleri ve davranışlarıyla tüm spor kamuoyunun beğenisini kazandı. En önemlisi Trabzonspor gibi bir camiayı ortak bir hedefin çevresinde toplamayı başardı ki, bu çok az kişiye nasip olan bir durum. Bursaspor maçı sonrasındaki açıklamasına kadar yaptığı her şey taraflı tarafsız herkesten takdir gördü. Aslında bu bir maçlık değil, bir kaç maçlık bir süreçti. Patlama noktası Bursaspor maçı oldu. Bazı spor yazarları bu açıklamaların taraftarı kışkırttığını ve tehlikeli olduğunu açıkladılar. Yazık ki adı dokuza çıkmış Trabzonspor'un. Korku şu; taşkınlıklar yaşanması ve hatta sahaya tekrar seyircilerin girmesi. Allah korusun tabii.(Halbuki girse ne olacak, futbolcular dünyada eşi benzeri görülmemiş bir şekilde kendisini döve döve hastanelik ediyorlar. Olan da Trabzonspor'a oluyor)

Sadri Şener akıllı bir insan. Nerede, nasıl davranacağını gayet iyi biliyor. İşte Bursaspor maçı sonrası yaptığı açıklama çevresinde gelişen eleştirileri bugün yaptığı bir hamleyle boşa çıkardı. Taraftarların ve futbolcuların birlikte katıldığı bir hamsi partisiyle Eskişehirspor maçı öncesi yapılabilecek en doğru hamleyi yaptı. Trabzonspor'a verilen Marina'nın devri için yapılan bu davet yoğun ilgi görüyor. İsmi de manidar: "Ne mutlu ki burası hamsi kokuyor". Yıllar yılı İstanbul ve diğer deplasmanlarda yaratıcılıktan yoksun rakip taraftarların ağzında hakaret malzemesine dönüşen bu mucize balık kutsandığı topraklarda her zaman başka güzel...Bir başka Sadri Şener Yönetimi icraatı, Kazançlı çıkan yine Trabzon camiası. Bu Başkan ve ekip bu yolda devam ederlerse yeni devrimler yakındır.

Olic - M'Boro

0 Yorum
Gareth Southgate Tuncay'ı bırakmayacaklarını söyleyedursun, M'boro Bayern ile Olic için kapışmaya başladı bile. Geçenlerde Alman medyasında Olic transferinin bittiği yönünde haberler çıkmıştı. Ama işin içine Chelsea-Tuncay olayı girince M'boro da harekete geçmekte gecikmedi.

Olic'in sözleşmesi sezon sonunda bitiyor ve yaklaşık 1 ay sonra sezon sonu için anlaşma yapabilir hale gelecek. Bayern şu durumda biraz daha şanssız, çünkü Olic gönlünün Premier League'de oynamaktan yana olduğunu söylemişti.Tıpkı Tuncay'ı aldıkları gibi bedavaya gelecek bir Transfer. Bu hamle Tuncay-Chelsea olayını güçlendiriyor bana göre.

297

0 Yorum
Tüm dünyayı üzen elim sakatlık görüntüsünün üzerinden geçen gün sayısı. Eduardo, oldukça iyi başladığı bir sezona çok şanssız bir şekilde veda etmişti. Şimdiyse hedeflerinin uzağında dolaşmaya başlayan Arsenal'in ihtiyaçlarına cevap verebilmek için geri dönüyor.

Arsenal'in Portsmouth'la oynadığı rezerv lig maçından sonra şöyle demiş: Eduardo "Sakatlığım oldukça kötüydü ve benim için çok zordu. Ama hayatımda kötü ne varsa unutmak istiyorum." En az senin kadar Arsenal'in de buna ihtiyacı var Eduardo.


16 Ara 2008

Leganes'li Oyuncular

0 Yorum

Maddi krizin getirisi diye başlarım bu tür olaylara. Bu seferki diğerlerinden çok farklı bir pretesto. İspanya 3. liginde mücadele eden Leganes'in oyuncuları uzun süre maaşlarını alamadıkları için son oynanan Atletico B maçın da, 1 dakika yere çökerek takım yöneticilerine tokat gibi bir cevap verdi. Atletico'lu oyuncuların da bu eyleme destek vermesi, meslek etiğinin gerektirdiği gibiydi. 1 dk topu kendi araların da dolaştıran Atletico'lu oyunculara da bir alkış bizden gelsin. Karşılaşmanın skorunu merak edenler için yazalım. Maçı Leganes 2-1 kazandı. Oyuncuların maçtan sonraki açıklamaları, maaşların gecikmesi halinde bir sonraki karşılaşmaya çıkmayacağız oldu. Toplu halde takımlarını şikayet eden oyunculara, alaçağına dair şehiri terk edenlere ve takımı sabote eden futbol ruhunu, paraya tercih eden oyunculara duyrulur. İşinize ve oynadığınız kulüplere saygı gösterin ki, size saygı duyulsun. Salıcakla.

Arshavin'in Rüyası

0 Yorum
Modern kölelik tartışmalarından sonra başta Robinho olmak üzere bir çok futbolcu kazan kaldırmıştı. Mızıkçı oyunculardan biri de Zenit'li Arshavin. Her fırsatta gitmek istediğini belirten Arshavin'in gönlünde ki takım da aşşa yukarı belliydi. Resimden de gördüğünüz gibi Arshavin'in rüyası Barcelona, Ocak ayında bakalım bu buluşma gerçekleşecek mi. Aynı manzara Holosko ve Beşiktaş arasında da gerçekleşmişti. Sezon başı Romas'un da Arshavin'in peşinden koştuğunu söylersek Barca ve Real bu transfer için baya bir terleyecek. Real'liler Barca'lılara bu tür darbeleri vurmaya alışıklar, bu resimden sonra Arshavin'in transferi Ramos için biraz daha anlam kazanmıştır. Burdan Arshavin'e ufak bir tiyo verelim, eğer olurda bu transfer gerçekleşmesse, imza atacağı başka bir kulübün basın toplantısın da yalnışlıkla Barcelona'ya geldiğim için mutluyum demesin. (Robinho - City transferinde)

Gökhan Emreciksin

1 Yorum
Ara transfer döneminin ilk bombası Fenerbahçe'den geldi. Ankaragücü formasıyla 15 maça çıkıp 3 gol atan Gökhan, Fenerbahçe'nin aradığı kan mı tartışılır. Ankaragücü'n de orta sahanın sağında iyi maçlar çıkaran Gökhan'ın mevki itibariyle rakipleri Kazım ve Deivid. Yedek kulübesini zenginleştirmek adına yapılan bu transferden ne kadar bomba diye söz edebiliriz açıkçası pek bilemiyorum. Herkez gibi Fenerbahçe'nin zaaflarını biliyoruz, futbol lugatına son yıllar da giren ''ön libero'' kavramı sokaktaki simitçi bile ifade ediliyor. Sol kanattaki alternatifsizlik, ön liberoda ki yetersizlik ve gol atamayan bir hucüm hattının olduğunu varsayarsak, alternatifi en bol olan mevkiye bir transfer daha yapıldı. Kazım ve Deivid şuan o pozisyonun en çok şans bulan isimleri, buna birde Burak'ın bu bölgede oynadığını söylersek bu acıdan gereksiz bir transferin olduğu ortaya çıkar. 4 canlı yayın harici Gökhan'ı pek seyredemedim. Eğer izlediğim maçlar da beni yanıltmadıysa, kendisinden devşirme bir ön libero olabilir, devşirme bir sol kanat oyuncusu olabilir, ama olabilir olur diyemiyorum. Sezon öncesi transferde en çok tartışılan takım Fenerbahçe'y di, bu transferle de tartışılmaya devam edilecek. İhtiyaça göre transfer yapmak varken, sadece transfer olsun diye bişeyler yapmak ne kadar mantıklı ki? Transfer de öncelikli hedef takımların eksik bölgelerin de ki sorunlarını gidermektir, bir başka mantığı ise ekonomik anlam da cazip gelmesidir. Bu transfer ihtiyaç dahilin de mi? bence değil. O zaman cazip bir transfer mi? oda değil tabi 2 milyon Euro'yu az görenleri saymazsak.

Koltuk Değnekleri

0 Yorum
Futbolcular için bundan daha dramatik bir tablo varmıdır bilmiyorum. Real'in 2 önemli kozu Diarra ve Nistelrooy'un son halleri...