X, bir hafta önce haksız bir şekilde puan kaybettiğine inanmaktadır. Teknik direktörü sinirlenmiş, başkanı gerilmiş, önüne uzatılan mikrofon ve mikrofona benzer her şeye kin kusmaktadırlar. Rüyalarında Alfa Federasyonu üyelerini boğazlamakta, hakemleri tekmelemektedirler. Bir sonraki hafta gelir çatar.Maçın başlama düdüğü ile birlikte görülmektedir ki X bariz bir şekilde hakem tarafından kollanmaktadır. Maç içindeki kritik tüm takdir hakları x'den yanadır. Tabir-i caizse ince ince doğranmaktadır y. Sonra x golü bulur, rahatlar. İşte o anda olur ne olursa... Bir bakarsınız tüm takdir hakları y'den yana olmaya başlamış. Gol atmasına olanak vermeden y takımı futbolcularının gönlü alınır, maç sonrası yaşanacak tartışmalarda y'nin eleştirilerini çürütebilmek için alakasız pozisyonlarda alakasız kararlar verilir. Bu, "ama sizin lehinize de oluyor"culuk oyunun olmazsa olmazlarındandır. Maç x'in galibiyetiyle biter. Bir önceki hafta ortalığı birbirine katan x antrenörü ve yöneticileri maçtan sonra ağızlarını açmamaktadırlar. Her şey normale dönmüştür, en azından bir sonraki puan kaybına kadar...
Tüm bunlar Türk hakemlerinin hemen her maçta yaşadıkları ve yaşattıklarından bir mizansen. Saha içinde oyuncuların neden bu hakemlere saygı duymadığı, neden sürekli her kararlarına itiraz ettiklerini düşündüğünüzde bunları gözünüzün önüne bir getirin. Puan kaybettiklerinde oyuncusuna saldıran, federasyona saldıran, ona buna saldıran, yedek kulübesini parçalayan insanları görmek ne kadar sinir bozucuysa, sürekli bazı dengeleri gözeterek kararlar veren insanları hakem kıyafetiyle yeşil sahalarda görmek o kadar üzücü. Tüm bunlar danışıklı bir dövüşün kırıntıları değil de nedir acaba? Adalet mi? Burnunuz kırılsın, ondan sonra...
0 Yorum:
Yorum Gönder