Fanatik ve türevi gazetelerde İstanbul takımları haricinde manşet konusuna rastlamak zordur. Tamam, tirajmış, ilgiymiş, bu geyiklere karnımız tok. Sanki bütün siyasi/günlük gazeteler mevcut iktidarın ezici üstünlüğüne göre haber yapıyor da... İstanbul takımları haricinde manşet olmanız için neler yapmalısınız? Bunu farklı bir başlıkta incelemek eğlenceli olacaktır. Yine de inceden bir değinecek olursak, bir zamanlar Torino'ya transfer olup Angloma ve Abedi Pele hakkında alakasız espriler yapmanız yetiyordu bu işe. Rusya ligine transfer olup Lig Şampiyonu olmanız, UEFA kupasını kaldırmanız yetmiyordu ama. Gözle görülür bir kriter yok anlayacağınız. Ama ortada yazıya dökülmemiş bazı kurallar var ki, bu kurallara göre her sporcu eşit, ama bazıları daha da eşit. Herhangi bir takıma transfer olup çok başarılı olmanızdan önemli olan şey, Türkiye liginde formasını giydiğiniz takımın rengi. Başka neler yapmalısınız Türk Spor Basını'nın manşetlerinde yer alabilmek için? Selçuk Aydın'ın yaptıklarından daha iyisini yapmalısınız mesela... Öyle sürekli tekrar eden başarılar yerine hiç yapılmamış olanı yapmalısınız. Zidane'ı Türkiye'ye getirmek için yurt dışı seferine çıkmalısınız ya da Shevchenko'ya imza attırmanıza ramak kalmalı. İmza attırmanız önemli değil, ramak kalma anı kısa ve daha unutulmaz... Aksi takdirde ne yaparsanız yapın, 2 santime 5 santimlik bir alanda arkasından ne çıkacağını bilmediğiniz imalı bir başlığın refakatinde "x. sayfada" yazısıyla süslü bir sütunun malzemesisinizdir. UEFA kupasını kaldırmanız yetmez, yurtdışında bir takımda şampiyon olmanız, yıldızlaşmanız yetmez, hatta bazen bir sporcu olarak kendinizi silahla yaralayıp sakatlamanız bile yetmez manşet olmaya. Tabii olayın gidişatı sizi bir çeşit kahraman yapmadığı müddetçe... Çünkü kahramanlık da o manşeti tapulayanlara özgü bir meta olmalı. Galiba...Tolga Zengin şanslı bir isim. Trabzonspor menşeili olması nedeniyle ne yaparsa yapsın o manşete oturması mümkün değildi. Ne zaman ki yaşadığı sakatlıktan dolayı oynamadığı dönemlerdeki alacağından vazgeçip gündeme oturdu ve Fair-Play Komisyonu Başkanı Erdoğan Arıpınar Tolga'yı 2009 Fair-Play ödülüne aday gösterdi, işte o zaman Tolga'nın makus talihi değişmiş oldu. Trabzonlu kalecinin bu ödüle aday gösterilmesine her nedense içerleyen kimi Fanatik çalışanları, ki haber isimsiz olarak verilmişti manşet olmasına karşın ve bu da apayrı bir soru işareti, oldukça ilginç bir iddiayla kendisini manşete taşıdılar. Tolga'nın sakatlığı biraz ilginçti, bu sakatlık başına evindeyken gelmişti. Evindeyken düşmüş, eline demir parmaklık girmişti iddialara göre. Ama Fanatik'in iddiasına göre kazın ayağı öyle değildi. Yeni aldığı silahı temizlerken kendini yaralayan Tolga, sakatlığını basına yukarıdaki şekilde yansıtır. Bu durum ibret verici olarak görülmüş gazete tarafından... İbret neresindeyse?
Bu iddialar Tolga sakatlandığı dönemde de ortaya atılmıştı. Bencileyin biri dahi bu iddiaları işitmişti. Yani yeni bir iddia değil bu... Sakatlığın ilk gününden beri ortalıkta gezinen bir iddia. Aynı Tolga, aynı Fanatik çalışanları tarafından kazara kendini vurmuş olduğunu iddia ettikleri dönemde bile manşet yapılmamıştı, bu kadar önem atfedilmemişti ona ve Trabzonspor'a. Olayın gazetede anlatılış tarzına bakarsanız tam bir trajedi. Olaydaki ibretlik yanlara şöyle bir bakarsak, gazetedeki iddialara göre Tolga kulübünü ve Kamuoyunu kandırmıştı. Bu durumda, bu haberi yapan arkadaşların bir habercilik örneği gösterip iddiaları daha tazeyken gündeme getirmesi, kulübü ve taraftarları da bilgilendirmesi gerekiyordu. Bu haberi yapanlar büyük ihtimalle gazetenin Trabzon ayağında olduklarına göre kulübün menfaatleri doğrultusunda olayın içyüzünü gazetelerinde gündeme taşımalıydılar O dönem haber değeri taşımayan bir hadise ne oldu da bugün ibretlik bir olaymış gibi anlatılır oldu acaba? Bu insanlar, madem bu olayı Fair-Play ruhuna aykırı buluyorlardı, neden bu olay gerçekleştiğinde habercilik örneği gösterip olayın içyüzüne dair iddiaları gündeme getirmediler? Sergiledikleri davranışta haberciliğin doğasına, ahlâkına aykırı değil mi? Allah göstermesin, Tolga kendini ya da eşini, evde hasbelkader bulunan üçüncü bir şahsı da vurabilirdi ve hadise o zaman daha da ibret verici bir hal alabilirdi. Zamanında böyle bir haberin yapılması çok daha uyarıcı bir nitelik taşımaz mıydı? Kimileri tarafından Millî Takımın gelecekteki kalecisi olarak gösterilen genç futbolcunun bu konuda ihtiyacı varsa psikolojik destek alması sağlanabilir, belki de çok çektiğimiz bu silah belasına karşı bir Kampanya'nın figürü bile olabilirdi. Neticede hata insanlara mahsus, ve önemli olan o hatalardan ders almak. Gazeteci sorumluluğuyla bu konuya bakılsaydı daha bir çok malzeme çıkabilirdi.
İşin ilginç yanlarından biri de futbolcunun sakatlanma şekli ne olursa olsun sergilediği davranıştaki erdemin gözden kaçırılması ya da yok sayılması. Tolga birdirbir oynarken de sakatlanabilirdi, daha garip ya da onların ifadesiyle ibretlik bir şekilde de. Netice itibariyle kendisi alacaklarından feragat etmiştir. Önemli olan bu değil midir? Hayır, önemli olan kendini vurmuş olmasıysa demin de sorduğum gibi neden kendini yaraladığı dönemde bu iddialar gazetede ibretlik bir şekilde yer bulmadı? Tolga'nın, bir Trabzonlu'nun, Anadolu'dan birinin kendini yaralamasından daha mı çok yaraladı sizi yoksa Tolga'nın Fair-Play'e aday gösterilmesi mi?
2 Yorum:
Bunları rahatsızlıkları baştan beri böyle diğer üç takımdan birinden çıksaydı eğer bu aday o zaman nasıl göklere çıkartılıyordu herkes görürdü.Midem kaldırmıyor artık bunların yaptıklarını(kimsenin kaldırmıyor ki) ama ne yapacaksın onlar yazmaya devam edecek ama bir değişmeli ve bu haberlerin çıkma zamanları genelde bizim takım her şey yolunda giderken (sırf bu haber bazında söylemiyorum)çıkartabiliyorlar.
İbne basın bunuda kendince yorumlayarak yazmış.
Yorum Gönder