29 Eki 2009

Mağlubiyet de Yakışır

"Hiç bir şey adaletli gitmiyor" diyor bir kulüp başkanı takımının mağlup bitirdiği bir karşılaşma öncesinde, esnasında ve sonrasında yaşananlardan sonra haklı olarak... Maçtan sonra maçın hakemini eyyamcılık yapmakla suçluyor. Ve ekliyor: “Gerekenleri yapamadı. Rakibimizin ilk golü bariz ofsayttı, penaltıda ise rakip oyuncunun uyanıklığı vardı. Fakat bunlar maalesef görülmedi”

Görülmeyen ne kadar çok şey var şu alemde. Görünmek istenince görünebilir olan ne çok şey... Mağlup takımın başkanının sözlerindeki adalet çığlığını duyabiliyorum. Ta içerimde hem de. Ama samimiyeti konusunda çok ciddî şüphelerim var. Sadece onun hakkında değil bu şüpheler, sadece kendi canı yandığında Adalet diye bağıranların tamamı hakkında... Bugün Adalet eksikliğinden dem vuran bir insan, adaletsizlik kendi lehine işlediğinde aynı çağrıda bulunamayacak kadar duyarsız olabiliyor. Aynı kulüp başkanı, bu sitemlerini ve tepkilerini dile getirişinden bir hafta önce, aşırı bir şekilde takımı lehine işleyen adalet(sizlik) terazisinin de yardımıyla bir takımı mağlup etmiş, fakat başkan bu konuda tek kelime dahi etmemişti.

“Oynanan futbolu beğendim. İki takım da üst düzey bir mücadele ortaya koydu. Daha fazla pozisyon bulan taraf bizdik. Goller keyif verdi. Galibiyet bize yakıştı”

Hakemi eyyamcılık yapmakla suçladığı maçta yaşanan adaletsizliklerden çok daha büyüklerinin yaşandığı bir kaşılaşma sonrasında Adaletten, Eyyamdan değil, attıkları gollerden, galibiyetin takımına yakıştığından söz ediyordu. Durum hiç de öyle değildi aslında. Çünkü sahada hiçkimseye yakışacak bir oyun dolayısıyla galibiyet de yoktu. Bugün adalet isteğiyle yanıp tutuşan kulüp başkanı, takımının hiç de iyi oynamadığı bir karşılaşmayı, hiç de ihtiyacı olmadığı halde hakemin de desteğiyle kazanırken keyif alıyordu. Ortada adaletsizlikten mustarip bir takım varken, kendisi "galibiyetin üzerlerine yakıştığından" söz ediyordu. Belli ki o galibiyeti üzerine yakıştırmak için oldukça fazla vakit geçirmişti ayna karşısında... O maçın hakemi verdiği tüm kararlarda Adil Başkanın takımını kayırırken, rakip oyunculara sıfır müsamaha ile yaklaştı karşılaşma boyunca. Skor netleşince de adil görünme kaygısıyla alakasız kartlar çıkarttı. Adil başkanın takımının formasını giyen 4 oyuncunun çok net kartlık hareketlerini es geçtikten sonra yüzde yüzlük bir penaltıyı da vermeyerek o geceki performansını taçlandırıyordu hakem. Sonuç? Galibiyet, Adil Başkana ve takımına yakışıyordu. Buradan bakıldığında bir sonraki hafta aldıkları mağlubiyet de yakışıyordu onlara.

Hakemlerden adil olmalarını, her takıma aynı kriterleri uygulamalarını bekliyoruz sürekli. Peki ya kulüp başkanları? Bunu gerçekten ne kadar istiyorlar? Gerçekten adil yönetilmiş bir maç mı, yoksa kazanılmış bir maç mı izlemek istiyorlar? Kendi lehlerine öten düdükleri ve bu düdüklerin gölgesinde kazanılmış maçları pişkinlik ve yüzsüzlükle kendilerine yakıştıran bu isimler, durum tersine döndüğünde neden bu kadar öfkeleniyorlar? Adaleti, yalnızca kendilerine yakıştırabildiklerinden olabilir mi?

4 Yorum:

Gündüz Feneri dedi ki...

şahane bir yazı, tebrik ediyorum kardeş.

Naar dedi ki...

Valla ben pek tebrik edemedim. Aynı konu başkaları tarafından yüzlerce defa dile getirilmiş olayları anlatıyor. Klişeler insanı sıkıyor.

Ayrıca durumda bir anormallik de görmüyorum. Herkesi birinci planda kendisi uğradığı haksızlıklar ilgilendirir. Günde birkaç öğün yemek yiyorsunuz ama gidip gıda zehirlenmesi geçiren mağdur insanlara destek oluyor musunuz?

Cezasahasi dedi ki...

Naar, insanlar bu tip durumları "normal" karşılamaya devam ettikçe klişe dediği şeylerle karşılaşmaktan daha normal bir şey olamaz sanırım.

Gıda zehirlenmesi benzetmesiyle Adnan Polat'ın bu ikiyüzlülüğü arasındaki alakayı ben kuramadım. Gıda Zehirlenmelerine hayır? Fiji adalarında yaşayan üç yaşında bir bebek ya da izlanda'daki bir yaşlı. Kimsenin başına gelmesini istemem böyle bir hadisenin. Ben afiyetle yemek yerken birilerinin bundan zehirlenmiş olmasından hoşnut mu olacağım? Üstelik benim afiyetle yemek yiyor olmam birileri için kesin bir gıda zehirlenmesine mi karşılık geliyor?! Benim afiyetle yemek yiyor olmam başkalarının bu gıdalardan zehirlenmesini onayladığım anlamına mı geliyor? Bu nasıl bir basitliktir?

Bugün Adnan, yarın Sadri, Ertesi Gün Aziz, Melih, Ali, Yıldırım... Kılıçla yaşayan kılıçla ölür diye bir söz var. Ya kılıçlar kına girsin, ya da kılıç yaraları bahane edilmesin.

Adem

ahmet dedi ki...

Öyle her sene "trendlere" göre yeni amblem tasarlarsanız o yeni tasarlananlar birkaç senede değiştirilmek zorundadırlar, çünkü sadece o birkaç seneki zevklere hitabederler ve eskirler. O yüzden her daim klasikler vardır değişmez, her dönem sevilirler hatta zamanla daha da değerli hale gelirler.

28 yaşındayım Trabzonlu değilim ama bildim bileli Trabzonspor'u tutarım. Hiç şampiyonluk da görmedim, ama kendimi her zaman ayrıcalıklı hissettim. Amblemini bile her zaman diğer takımlardan farklı buldum. Küçüklükten beri TS logosunu defterimin kenarına çizerim. Hala da her gördüğümde ne güzel yapmışlar zamanında diye düşünürüm. Hikayesini de bilmem, inşallah bugün burdan onu da öğreneceğim. Hiç eskimedi. Bence hiç de eskimeyecek. Ama beğenmediğim bir amblem olsa bile değiştirilmesine her zaman karşıyım. Çünkü büyük kurumların her zaman bir kültürü ve üzerinde durduğu temelleri vardır. Bence Trabzonspor kültürünün de temellerinin de en önemli ögelerinden birisi amblemidir.

AhmetC.