16 Kas 2009

de Nigris de Göklerin Millî Takımında


Derdim ne ölümü kıyaslamak, ne de acıyı süslemek kelimelerle. De Nigris'i kaybettik. Enke gibi... Onunki de bir çeşit intihardı. Onun da bir kızı kaldı geride. İkisi de bir dönem Türkiye'de oynamıştı. Neyse ki biri yalnızca bir maç oynamıştı. Burada iken tek maçlık performansıyla tefe koyulup oynatıldığı, saygısız ve seviyesizce eleştirildiği yetmemişti. Manşetlere "Fenerin Millî Kalecisi" diye geçti yalnızca 1 maçlık bir Türkiye kariyeri olmasına rağmen. İnsanlığını gözetip sahip çıkamadıkları adama ziyaretçi sayısı kaygılarını gözetip nasıl da sahip çıktılar! Türk sevgili arayan avrupalı güzellerin popolarını sergiledikleri sayfalarda, bize, "Yapılan bir araştırmanın sonucuna göre Avrupa'da sevgi saygı maneviyat kalmadı" sonucunu şehvetle karışık veren insanlardan ne beklenirdi ki? Enke ülkesinde bir kurtarıcı gibi anıldı, bir kahraman gibi defnedildi. "Altı üstü bir futbolcu"dan ziyade göz önünde bulunan bir insandı. Geride bir kızı, bir eşini bırakmış, millî takım macerasından ülkesine vergi borcu bırakmamış bir insan. Susması gerekenler susarak gösterdiler acılarını. Zaten acının kelimeleri mi olurmuş? Kelimeler acıyı sulandırırlar, ne yapacağınızı bilemez hale getirirler sizi olsa olsa.

İşte, de Nigris yok. Tıpkı Enke gibi... O da bir çeşit intiharı seçti. Onun Türkiye kariyeri 3 yıl sürmüştü. 3 yıl... İnsan, üç kuşak düşmanı dahi olsa böyle anlarda sessizleşip kederleniyor. Belki kendi sonumuza, belki çaresizliğimize... Taziyeler, aileler, geride kalanlar. Akla başka ne geliyor ki? Bir de Maskesi elbette... Bir de... "Biz demiştik" ler geliyor. Uyarmıştık'lar geliyor. "Türkiye'de bazen göz ardı edilen bu testlere biz önem veriyoruz"lar geliyor. Futbol oynamamalıydı'lar geliyor. Böylesi bir sürece müdahil olabilmek için başvurulacak en irrite edici yol budur herhalde. Tebrikler, bildiniz! Mutlu musunuz? O da bilmişti bazı şeyleri.

"How are you? I'm fine here, thank God, working hard, preparing for the new season, but still do not know if I'll play. I have a contract in force with the Ankaraspor, but there is a problem."

Ve o da mutluydu.

"Hello, I'm with you again. Time has passed since the last report, but everything is back to normal in my life. As you know, I'm in Greece with my new team Larissa. My commitment to Ankaraspor (Turkey) was completed at the time of signing for two years with Larisa. The truth is that I am very happy in the city with the family, excited, because I'm playing."

Sezon başında Ankaraspor'la anlaşamamış, Larissa'ya gitmişti. Ve her şeyi rayına koyduğunu düşünmeye başlamıştı. Bir sonraki hedefiyse Dünya Kupası'nda Meksika forması giyebilmekti. Olmadı... De Nigris mücadeleci, pes etmek nedir bilmeyen, ve bir çok özelliğiyle Meksika'lı gençlere örnek olmuş bir isimdi. Adildi, Türkiye'deki adaletsizliğe karşı çok defa sesini yükseltmişti. Dünya Kupası'nda Meksika kadrosunda yer alamayacak, ama sonsuza kadar sürecek bir kupanın en büyük favorisi olan takımda oynayacak. Tanrı, kendi takımını toparlamaya çoktan başlamıştı zaten... Enke kalede, o forvette... Gelecek yaz vakit buldukça gökyüzüne bakın. Asıl yıldızları orada göreceksiniz.

Hafta sonu oynanacak Gaziantepspor - Bursaspor maçı, önce bir saygı duruşu, muhtemel bir Gaziantepspor golü sonrası da Aztek Maskesiyle renklensin istiyor gönül.

3 Yorum:

Great White dedi ki...

Haberi sabah öğrendim ve şok oldum açıkçası..

Henüz 31 yaşında, ideal fizik ölçülerinde ve sürekli spor yapan bir insanın kaza, bela olmadan bir anda ölüp gidivermesi hakikaten çarpıcı bir durum olsa gerek..

İnsan böyle kolay ölümleri görünce, bunca stres, ekonomik buhran, kalitesiz beslenme ve sporsuz bir yaşam ile nasıl hayatta kalmayı başarabildiğimizi bile düşünüyor bazen:S

Ne diyebiliriz ki; sevdiklerine sabır ve metanet dilemekten başka..

Adsız dedi ki...

Hayatımızdan sevdiğimiz bir kişinin daha eksilmesi, her eksilenin de yanında bizlerden bir parça götürmesi... İlahi adalet (mi?)…

Ölüm, yaşamın karşıtı değil; yaşama karşın hep var olan ve çoğu zaman bizler unutsak da pat diye ortaya çıkıp “elinin yakamızda olduğunu” suratımızın orta yerine çarpan bir olgu… Tasavvufta ölüm, bir şeyin yok olması değil; dönüştür. “Var olandan gelen her varlık dönüşerek var olana dönecektir.” Ölüm, bu yolculuğun bir adımıdır.

Yağmurlu bir kasım sabahında “ölüm”e dair bunları düşündüren De Nigris’in gidişi oldu. Gaziantepspor’umuza 2006-2007 sezonda gelen Meksikalı bir yıldızdı… Kırmızı-siyahlı formayı giyen ilk Meksikalı’ydı aynı zamanda ve ilk “amigos”tu.

Bilenler bilir; takımımıza Osmair, Viola, Boliç, Diawara’dan sonra gelmiş geçmiş en iyi forvetlerdendi. Kısa zamanda oyun içindeki hırsı ve attığı gollerle gönlümüzde taht kurmuş, Gençlik 27’nin maçlarda Meksika bayrağı dalgalandırmasına vesile olmuştu. Vay be!..

İki unutulmaz anı daha bıraktı bizde:
Gaziantepspor 4 – Kayseri 3…
İlk yarısı 0-0 biten maçın ikinci yarısında Kayseri habire öne geçiyor, De Nigris adete tek başına yarattığı gollerle ki 3 gol atmıştı o maçta “olmazları” oynuyordu.

İkincisi: FB’ye İstanbul’da attığı golden sonra taktığı El Santo maskesiydi. Onun sayesinde Zorro’dan sonra bir maskeli kahramanımız daha olmuştu Meksika diyarından…

Evet, bazılarının dediği gibi ölüm hayatın sonu değil; sonucudur belki de… Ve maskeli kahramanımız De Nigris giderken bir kez daha bizlere hatırlattı ki ölümün yaşa başa saygısı yok…

Cem Karaca’nın dizeleriyle uğurlamak isteriz seni:
“Çar atıp şeş oynasam
Yine yenersin beni
Ölüm bana gülerek gel,
Ölümü öp n’olur…”


Ve son söz: Ölüm, gerçek cennete giden tek yol (muş)… Eğer öyleyse yolun açık olsun, Adios Antonio… *Vaya con dios!...

* * *
*Güle Güle Antonio, Tanrı seninle olsun…

Adsız dedi ki...

Bile bile ölüme gitmiş anlaşılan de Nigris. Çok acı..

bebe