Nisan 2009 içindeki 60 yayından en yeni 20 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Nisan 2009 içindeki 60 yayından en yeni 20 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Yeni Sezon Formaları: River Plate 2010

20:30 Yazar: Cezasahasi 7 Yorum

Yeni sezon yaklaştıkça takımlar da gelecek sezon için çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Transferdi, projelerdi derken formalar da gelecek sezon için yeniden dizayn ediliyor. Bundan böyle elimizden geldiğince yeni sezon formalarını da sizlere tanıtacağız.

Forma satışlarından yüksek gelirler elde eden büyük camialara sahip futbol takımları için forma dizaynları iki kere önemli. Bir yandan yıllardır kullanılagelmiş ve büyük başarılarla anılan gelenekselleşmiş forma tasarımları, diğer yanda gelişen moda akımları ve sportif giyimin hayatın her aşamasında yerini alması neticesinde artan taraftar beklentileri... Tüm bu unsurları göz önüne aldığımızda forma tasarımının günümüz futbol dünyasında ne kadar önemli olduğunu bir kere daha görüyoruz. Artan pazarla birlikte forma üreticisi spor giyim markaları da tasarımlarını kulüplerin ve taraftarın beklentileri doğrultusunda gitgide geliştiriyor.

Bunun en son örneği, Arjantin'in en popüler takımlarından biri olan ve neredeyse tüm dünyada forma satabilen River Plate'nin yeni sezon forması. River Plate denince insanların aklına gelen ilk imge onların kırmızı şeritli formasıdır ve tüm o sadeliğine rağmen tarihsel gelişimin ve misyonun o formaya yüklediği kutsal değer bu ruhu yaşamayanlarca bile hissedilir. Böylesine klasikleşmiş bir forma bile değişime ihtiyaç duyabilir. Endüstriyel futbol mu demeliyiz? Yoksa değişimin olmazsa olmazlığı mı? Neticede ne denli kutsal ve klasik olursa olsun, insanlara sürekli aynı şeyleri giydiremezsiniz. Adidas ve River Plate de bunu farketmiş olacak ki kolları sıvamışlar ve ortaya gerçekten mükemmel bir forma çıkmış. Alışılagelmiş kırmızı şeritli formayı ancak böyle muhteşem bir forma unutturabilirdi.




Vahid Halilhodzic: Gerilla dönüyor mu?

17:11 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum

Trabzonspor'da Ersun Yanal'dan boşalan koltuğun talibi bol. Adayı da. Çeşitli adaylar var.Hele ki yerel basın denilen hiç dişi olmamış canavar'ın adayları... "Trabzon Amatör Küme'den hoca getirseler" yetecek onlara. Sadri Şener NTVSpor'da Ercan Taner'in konu ile ilgili sorusuna "Artık o çağlar geride kaldı" yanıtını vererek antrenörün yabancı olacağının sinyallerini vermişti. Ön plana çıkan isimse 2005-2006 yılında Şenol Güneş'in istifası sonrasında bir dönem Trabzonspor'u çalıştırmış olan Vahid Halilhodzic. İstanbul'da oynanan ve Trabzonspor'un 4-1 kaybettiği Galatasaray maçını izledikten sonra takımın başına geçmişti. Halilhodzic görev yaptığı dönem içinde sert çıkışlarıyla hatırlanan bir isim. "Paralarını almak için bankaya koşa koşa gidiyorlar. Ama sahada yürüyorlar" açıklamasını hatırlıyorum futbolcularla ilgili. Trabzonspor şike skandalları, Fatih ve Szymek'in uzun soluklu sakatlıklarıyla ve çeşitli yönetimsel garabetlerle boğuştuğu bu dönemde ligi Kayserispor'un önünde dördüncü olarak tamamlamıştı. Her maça boynunda bir Trabzonspor atkısıyla çıkışı da hâlâ hafızamdadır. Sezon sonu geldiğinde sözleşmesinin uzatılması için yapılan teklifleri reddetmiş, çocuklarını ve ailesini özlediğini, onlarla vakit geçirmek istediğini söyleyerek görevi bırakmıştı. Trabzonspor tarihinde sözleşmesini kendi isteğiyle uzatmayan tek teknik adamdır. Buna rağmen bir kaç ay sonra El İttihat takımını çalıştırmak için Arabistan yollarını tutmuştu.

Trabzonspor sevdalısı sevgili Aytekin Akay'ın TRT Boşnakça masası şefi, Trabzonsporlu Bekir Muftaroviç'le yaptığı bir röportajda, Muftaroviç Vaha'nın Trabzonspor'la ilgili düşüncelerini şöyle aktarıyordu:

"Bir Boşnak olarak onun Trabzon'a gelmesine çok sevinmiştim. Çok disiplinlidir. Zaten Trabzonda da bu disiplini göstermiştir. Ayrıldıktan sonra Trabzon'u ve Trabzon insanını çok sevdiğini söylemişti. Ayrıca, Trabzonspor'dan ayrıldığı için pişman olduğunu ifade etmiş"

Vaha, veda röportajında bir açıklama yapmıştı. Aynen alıntılıyorum:

“Tesadüf eseri geldiğim Trabzonspor’da yedi zorlu ay geçirmeme rağmen bu kulüpte çalıştığım için hiç pişman değilim. Bir gün mutlaka çalışmak istediğim bir ülkeye geldim ve çok insan tanıyıp, çok dost edindim. Maalesef burada kalma sürem çok kısa oldu çünkü 7 ay futbolda çok kısa bir dönemdir. Türkiye ve buranın insanları banim karakterime uygun bu nedenle belki ileride geri gelirim. Trabzonspor’a tekrar gelip takımı Şampiyonlar Ligi’nde oynatmak en büyük isteğimdir”

Görünen o ki geri dönüş zamanı yaklaştı. Trabzon'dan sevdiğim bir ağabeyimin aktardığına göre kendisiyle ilk görüşme yapılmış ve iş %80 oranında tamam gibi. Görüşmede öne çıkanlar:

1-Tazminatımı kendim öder gelirim.
2-Yattara kesinlikle gönderilmesin.
3-Alanzinho'yu transfer edildiğinde ilk defa duydum.Yarı fiyatına gönderilebilirse gönderilsin.
4-Song'un takımda olmasına sevindim.
5-Gökhan Ünal içinde sevinçliyim,
6-Yıldız transferi istemeyeceğim.Fildişi'nden elimde 4 tane genç ilerisi için iyi para edecek futbolcum var.Bunlarla geleceğim.

Ve son olarak 2 sene içinde şampiyonluk vaadetmiş Vahid hoca. Ne diyorduk son söz olarak? Hayırlı olsun...




Rajon Rondo

05:08 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum

Futbolu unutmanın en kolay yolu, futbolu unutmayı istemektir. Bu ruh haliyle NBA Play Off''larından bahsetmemek olmaz. Genel olarak bişeyler söylemek isterdim ama resimde gördüğünüz bu adam oynadığı basketbolla tüm zihnimi etkisi altına almış durumda. Herkesin Lebron James'i pofpofladığı bu günlerde, gözden kaçan en büyük ayrıntı da diyebiliriz. onun için Play off tarihinde üst üste 3 kez uzatmaya giden tek seri olan Boston - Bulls eşleşmesinde Rondo'nun yakaladığı istatistlikler sanırım bir çok NBA yıldızının rüyasında bile göremeyeceği cinsten. Son şampiyon Bulls karşısında zorlanırken, uzun süre sonra Bulls'u Play Off'larda bu denli hareketli görmek bir basketbol sever olarak beni bir hayli heyecanlandırdı.

Maç başına ortalama 35 dakika sahada kalan Rondo;
  • 24,2 Sayı
  • 10,2 Ribant
  • 10,2 Asist
Ortalamalara sahip. Bir başka telaffuzla, ''Triple Double'' ile oynuyor. Üçüncü yılını geçiren bir oyuncu için hiç de fena değil. Ne dersiniz? :)




Kızılyıldız

01:55 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum

Bir futbol takımı için efsane olmak, peşinden milyonları sürüklemek, ve o takım taraftarlarının torunlarına anlattığı anılarda yer alması bir takım taraftarı için en önemli olgulardan biridir. Kısa mesafeli futbol tarihinin yapı taşlarından biridir Red Star Belgrade diğer bir ismiyle Kızılyıldız. 1945 yılında bir grup üniversite öğrencisinin kurduğu futbol takımından çok siyasi ideolojinin ve kurtuluşun sembolü olarak gözükmüştür. En büyük rakibi Partizan'ın ordu kökenli olması, halkta bir reaksiyon haline gelmiş ve Kızılyıldız'ı benimsemelerinde büyük bir rol oynamıştır. Kuruluşundan sonra Yugoslav futbolunda rüzgar gibi esen, kazandığı başarılarla efsaneleşme süreçini tamamlayan Kızılyıldız, 1948, 1949 ve 1950 yılında Yugoslavya kupasını, 1951 ve 1953 yılında ise ligi şampiyon tamamlayarak ilk başarılarını yaşamışlardır. 1979 yılında Uefa Kupası finali, 1991'de Avrupa Kulüpler ve Kıtalar Arası Kupayı kazanmaları şuana kadar Yugoslav futbolunun takım bazında en büyük başarılarıdır. Kısa bir tarih analizinden sonra, bir efsanenin nerden nereye geldiğini inceleyelim.

Malum küresel mali kriz her sektörü olduğu gibi futbolu, özellikle de ekonomisi pamuk ipliğine bağlı takımları derinden sarstı. Kimisi küçülmeye, kimisi de alternatif yollar aramaya gitti. Büyük taraftar kitlelerine sahip takımlar olayı pratik yollarla çözdü desek yanılmış olmayız. İleriye dönük ve mevcut projeleri rafa kaldırmak, reklam ve sponsorluk anlaşmaları, tribün ve store gelirlerini gözden geçirmek başlıca kurtuluş çarelerindendi... Tüm bu unsurları hayata geçiren takımlar paçayı ucuz yırtarken, Kızılyıldız ve benzeri takımlar hala bu krizle mücadele içindeler.

Elektrik ve su kesintisi, ödenmeyen telefon faturaları ve en önemlisi ücretlerini alamayan futbolcular, Bir takım için uçurumun ne kadar yakın olduğunu gösteren unsurlardır. Hele ki bu takıma ülkenin başbakanlığı, sair devlet kuruluşları sahip çıkmıyorsa vay bu takımın haline! Kulüp Başkanı Tanasijevic'in istifası, 8 Haziran'da gerçekleşecek kongreye kadar kulübün yaşayacağı ikinci büyük krizdi. Merak edenler için Kızılyıldız'ın şuanki toplam borcunu söyleyim... Sadece 23 Milyon €...

Şimdi bir de kulüp iflas etti desem, postu okuyan arkadaşlar ortak hesaptan Kızılyıldız'a yardım kampanyası başlatabilir. Tribüncüler aslında bu habere oldukça üzülmüşlerdir. Malum harika bir taraftara sahip olan bu takımın mali yönden iflas bayrağını çekmesi, geçmişi hatırlayan, olimpiyat oyunlarında amerikan sporcularına karşı hep sovyet sporcuları destekleyen, kapitalizm tüm dünyayı etkisi altına alırken Avrupa'nın en üst düzey kupasını kazanan en doğudaki takım olan bu efsaneyi her zaman saygıyla anan gerçek futbolseverlerin taptığı kulüplerden biri batmak üzere.

"Devlet buna bir şey yapması lâzım."




Leo Franco Kimdir?

19:02 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum

Adnan Sezgin'in Radyo Spor'a yaptığı açıklamaya göre kendisi büyük ihtimalle gelecek sezon Galatasaray forması giyecek.

Dikkatli Galatasaraylılar kendisini UEFA kupasının kazanıldığı yıl Mallorca ile oynanan maçlardan hatırlayacaklardır. Tabii, artık ne Galatasaray o Galatasaray, ne de Leo Franco o Leo Franco... Simovic'le başlayan, Taffarel ile devam eden ve şimdilik Mondragon'la neticelenen "kaleye sağlam bir yabancı" geleneğinin son temsilcisi olması umuduyla geliyor İstanbul'a.

Kariyerine Arjantin'de, Independiente ile başlayan Franco, daha kendi takımında oynayamadan, 1997 Fifa Dünya Gençler Şampiyonasında Şampiyon olan Arjantin U-20 Millî Takımıyla gösterdiği Performansla kendini İspanya'da, Merida takımında buldu. Aslında bu turnuva'da Franco bireysel performansıyla değil, Riquelme'li, Aimar'lı, Cambiasso'lu takımının performansıyla sıyrılmıştı. Zira Oynadığı 7 maçta 7 gol yemişti. Merida sonrası giymeye başladığı Real Mallorca formasını aralıksız 6 yıl taşıdı. Sonra Atletico Madrid günleri... O dönemde 2005 Fifa Konfederasyon Kupası kadrosunda da yer almıştı Franco...Yine bu takımın formasını giyerken 2006 dünya kupası kadrosuna davet edildi. Tesadüf olsa gerek, hocası da 97'de Arjantin'i Dünya Gençler Şampiyonluğuna taşıyan Jose Pekerman'dı. Çeyrek finalde Almanya'yla karşılaşan Arjantin'de sakatlanan kaleci Roberto Abbondanzieri'nin yerine oyuna dahil oldu ve penaltılara giden karşılaşmada takımının penaltılarla elenmesine engel olamadı.

Hâlen Atletico Madrid forması giyen Leo Franco, bana kalırsa De Sanctis'den iyi bir kaleci değildir. Olmadık zamanlarda olmadık işlere imza atar tıpkı De Sanctis gibi. Son yılları kaleci kısırlığıyla geçen ve sürekli farklı isimler deneyen Arjantin Millî takımına aranan kan olmaktan uzak kalmıştır. Arjantin Millî takımına çağırılmayan bir oyuncunun yerine, İtalya gibi kalecilerden yana hiç sıkıntısı olmamış bir takımın 2. hatta 3. kalecisini tercih ederim her zaman. Son söz; hayırlı olsun.




Giray Kaçar'dan Ersun Yanal'a: Size Hakkımı Helal Etmiyorum

15:35 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Ersun Yanal, istifa sonrası vedalaşmak için futbolcularla görüşürken Giray Kaçar'ın ağzından bu kelimeler dökülüyor. Sene başında geleceğin takımını kuruyoruz sloganıyla harekete geçen Ersun Yanal'ın sezon içi tercihlerinin, oyuncu tercihlerinin yedek kulübesinde bulduğu sada budur. Takımın yedek oyuncularının psikolojisinin bir nevi yansımasıdır bu. Sıfır rotasyon, kemikleşmiş tercihler ve yanlışta ısrarla geleceğin takımı nasıl kurulur? Onu da Ersun Yanal'a soralım.

Avrupa'da en az oyuncudan faydalanan takımlar

Trabzonspor yönetimi bu sözlerinden dolayı Giray'a ceza verebilirmiş. Eğer doğruysa soruyorum: Aynı yönetim Ersun Yanal'ın taraftarı hedef alan sözlerine niçin müsamaha göstermişti acaba? Giray, birinci ağızdan yönetimin doğru yaptığını teyit eden bir açıklama yapıyor, yönetimse bu açıklamayı cezalandırmayı tercih ediyor. Fıkra gibi...




Ey Ruh...

00:25 Yazar: Akay 0 Yorum
Trabzonspor, 96 runu çağırır...

Liverpool, İstanbul ruhu çağırır...

Galatasaray, 2000 ruhunu çağırır...

Milli takım, Avrupa Şampiyonası ruhunu çağırır...

Ey ruh! Geldiysen üç kere vur!...



Hacettepe > Chelsea

23:46 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Drogba: Şu topu da kafama çarptırıp 5 dakika da ordan yesem tamamdır...

Maç öncesi ne olacak bizim bu halimiz diye hayıflandığımdan, Yanal olayındaki belirsizliklerden dolayı ziyadesiyle canım sıkkındı zaten. Keyiflenirim, bu maç ilaç olur diye düşünüyordum. Bir tarafta tüm futbol alemi tarafından uzaylı bir takım olduğu iddia edilen, ama bir haftada oynayacağı karşılaşmalar sonucunda, harika geçirdiği bir sezonu kupasız kapatma tehlikesi yaşayabilecek bir Barcelona, diğer tarafta Hiddink'in gelişiyle kazanan takım olmayı yeniden öğrenmiş bir Chelsea. Barcelona, yarı total futbol diyebileceğimiz tempolu, bol verkaça ve kanat akınlarına dayalı futboluyla sonuca gitme üzerine kurulu oyunuyla maça başladı. Ama Hiddink Mikel ve Essien gibi mevkilerinde dünyanın sayılı oyuncularından iki ön liberoyu, göbeği zaman zaman riske ederek Barcelona'nın kanatlardan Chelsea savunmasını delme operasyonlarına önlem olarak kullanma hamlesiyle gecenin bana göre taktiksel galibiydi. Gerçi Chelsea'nin sert futbolu ve Wolfgang Stark'ın müsamahası da Barça'nın orta alandaki etkinliğinin beklenilen seviyede olmasını engellediği de aşikârdı. Buna rağmen çok net iki pozisyonları var. Birinde Eto'o finali de ben yapayım bencilliğiyle muhteşem hazırladığı pozisyonu çok kötü bitirdi, diğerinde de Krkic'in zamanlama hatasıyla çok net bir gol pozisyonu Bernebau'da uğultuların arasına karıştı.Wolfgang Stark, sana bir çift sözüm daha var. O nasıl bir hakem üniformasıdır? Messi bile bizim düştüğümüz yanılgıya düştü bir pozisyonda. Hemen her Barça atağında pozisyonlara yakınlığı itibariyle Barçalı bir oyuncu sandım hakemi. Böyle bir maç öncesi giyilecek üniforma bu olmamalıydı.

Ve futbol onuru... Ne kadar dirençli, kaliteli olurlarsa olsunlar, ne kadar çok para kazanırlarsa kazansınlar, Chelsea'li kimin oyuncuların, bu konuda Hacettepeli oyuncuların (ki burada yalnızca takımların kalite farkına vurgu yapılmaktadır.) fersah fersah gerisinde oldukları da bu maçla bir kez daha ortaya çıktı. Hacettepespor bugün Barcelona karşısında futbol olarak ezilirdi belki, ama emînim bu denli küçülmezdi.

PS: UEFA'ya önerimdir. Bir futbolcunun sahada kaç kilometre koştuğunu, kaç kez ofsayta düştüğünün istatistiği yanında, ne kadar yattığını, ne kadar süre çaldığını hesaplayın. Hesaplamanın da bir yolunu bulun.




Ersun Yanal İstifa Etti

15:12 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Aslında önce mart'ın, sonra nisan'ın ilk haftalarında oynanan ve 5 puan kaybedilen maçlar sonrasında istifa etmişti. Ancak ilkinde Başkan'ın, ikincisinde Özkan Sümer'in araya girmesiyle devam etti. Ve Nihayet gitti.Söylenecek çok da fazla şey yok aslında. Umalım ki her iki taraf için de hayırlı olsun.Ersun Yanal Ankaragücü'nde, Gençlerbirliği'nde çalıştığı daha ilk sezonlarda oynattığı oyunla ligin tozunu atmıştı. Trabzonspor'da ise bu oyunun en ufak bir kırıntısını bile göremedik. Daha geniş imkanlara, taraftar desteğine ve daha geniş bir kadroya rağmen...Sene başından beri beklenen atılımı bir türlü gerçekleştiremeyen Trabzonspor'un bahanesi hep yeni bir takım olmasıydı ama, ilginçtir ki ilk haftalarda sürekli kazanan ve direnç gösteren bu takım, yani, yeni bir takımdan çok, uzun zamandır birlikteymiş gibi oynayan bu takım, haftalar geçtikçe yeni bir takımmış gibi oynamaya başlamıştı. Trabzonspor'da bir şeylerin ters gittiği buradan belliydi. Olmadı. Ersun Yanal, bilemediğim bilmeyi ölüm tarihim kadar bilmek istediğim sebeplerle kendisini Ersun Yanal yapan özelliklerini Trabzon'da bir türlü sergileyemedi. Millî Takımda başının yanmasına sebep olan dik duruşu Trabzonda bir türlü gösteremedi. Kimi insanların diline pelesenk olan saçma sapan "bir yirmibeş yıl daha beklersiniz" yaklaşımı da kusturuyor artık. Bu yorumu yapanlar da zaten şampiyon olmamızı istemeyenler. Ersun Yanal'ın ayrılmasına üzülmelerini de samimi bulmuyorum zira Sezon başından beri teknik anlamda ortaya hiç bir şey koyamadık. Ankaraspor'un 1 hafttada yaptığını 29 haftadır yapamadık mesela. Gaziantepspor gibi,Sivasspor, Beşiktaş gibi bir oyun kimliğimiz asla olmadı. Kaybeden Trabzonspor'dan çok Ersun Yanal olmuştur bu ayrılık sonrası. Yerine gelecek kişi de onun son 8 haftadır yaptıklarını pekala yapabilir. Kulübeye yaslan, Umut-Gökhan'ı aynı anda oynat, ya da birini yedeğe çek. İlk yarı Alan-Yattara ikilisinden biri kötü oynarsa Umut'u oyuna al. Sağ kanat aksarsa Tayfun-Serkan değişikliği. Gol mü lâzım? Takım sıkıştı mı? 86'dan sonra Isaac'i oyuna al. Tamamdır. İstenişen sonuca ulaşılamadıysa maç sonunda erken yenilen golün bozduğu oyun planından bahset. Atamayana atarlar de.Bunları yapmak için çok büyük bir teknik bilgiye sahip olmak gerekmiyor. Her hafta Trabzonspor maçlarını takip eden bir Fenerbahçeli bile bunları pekala yapabilir.

Korkum şu ki, Ziya Doğan'ın istifası sonrasında büründüğü mit emeklisi ajan tavırlarına bürünmesi.



PFA Ödülleri

03:40 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Çok az oyuncu sayabiliriz onun kalitesine ve istikrarına ulaşabilen. 1990 yılında başlayan ManU kariyerinde ulaşamadığı başarı yaşamadığı sevinç yoktur heralde... Neyse haberimize gecelim. İngiltere Profesyönel Futbolcular Dernegi bu yılki '' Yılın Oyuncusu '' ve '' Yılın 11'i '' ni açıkladı. En iyi oyuncu katagorisinde ödülün sahibi Giggs olurken, yılın 11'i ise şöyle oluştu. Her zamanki gibi ManU yılın 11'ine 6 oyuncu vererek, 2009'da açık ara yapmaya devam ediyor.

Yılın 11’i: Edwin van der Sar; Glen Johnson, Rio Ferdinand, Nemanja Vidic, Patrice Evra; Ashley Young, Steven Gerrard, Ryan Giggs, Cristiano Ronaldo; Nicolas Anelka, Fernando Torres




Küresel Isınmanın Futbola Etkisi

20:06 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
İspanya liginde garip bir şeyler oluyor. Mitolojik bir tarihleri ve ilginç bir takvimleri olsa buna Boğa Yılı Etkisi diyebilirdik sanırım. Hemen hemen tüm maçlarda kartlar havada uçuşuyor. Geçen maç Pepe'nin yaptıkları... Bugün oynanan 4 karşılaşmada 8 kırmızı, 30 da sarı kart çıktı hakemlerin cebinden.

Küresel ısınmanın denizlere, hayvanlara, tabiata etkilerinden sık sık bahsediyorlardı. Sıra futbolculara mı geldi ne? Bakalım, bugün 3 maç daha var. Bu üç maçtan gelecek kartlarla La Liga'da kart rekoru kırılması içten değil...




Taraftarlardan Oyunculara: Allah Belanızı Versin.

18:45 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Kendi sahasında Kartalspor'a 0-3'la boyun eğen Rizespor taraftarlarının yorumudur. Aldıkları duyumlar takımlarının Sakaryaspor'un küme düşmesi için tam kapasite oynamadığı ve maç sattığı yönünde olunca, ve takımlarının oynadıkları oyundan tatmin olmayınca sitelerine böyle bir başlık atmayı uygun görmüşler. Çok ciddî bir iddia bu. İncelenmeyecek ama yine de ciddî.

Buradan




Christian Benteke

17:51 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Bu sefer Belçika'dayız. Yine siyâhî bir yetenek, yine Kongo asıllı. Belçikalılar 1960'a kadar resmen ellerinde tuttukları bu ülkeden hâlâ ekmek yemeye devam ediyor. Mpenza kardeşler, Van Den Borre, Kompany, Mudingayi... Bu gelenek artarak devam edeceğe benziyor. Christian Benteke de diğer has vatandaşlarının yolunda hızla ilerlemekte. Futbola şu anda da formasını giymekte olduğu Standard formasıyla başlayan Benteke, daha sonra Genk altyapısına geçiyor ve Genk'in A takımına yükseliyor. Daha sonra yuvaya dönüş ki, Liege kendisi için 150.000 euro ödüyor. 2013 yılına kadar takımıyla sözleşmesi olan Benteke 1.90 boyunda, vücudunu oldukça iyi kullanabilen, dengeli ve sağlam bir hücum oyuncusu. Süratli olmasa da hareketli ve çevik bir futbolcu. Topu çok iyi saklıyor, ayrıca pres yapmayı seven, Hakan Şükür tipi pivot santrafor. (oh be)Daha şimdiden futbol simsarlarının dikkatini çekmiş durumda. Belçika liginin en iyi hücum oyuncularına sahip Standard takımında şimdiden süre almaya ve gollerini sıralamaya başladı. Camargo, Mbokani, Jovanovic gibi kaliteli isimlerin arasından sivrilmesi de ayrı bir başarı. Kendisinin yeteneklerini Güiza'nın yerine koysanız şeklinde başlayacağım bir cümleyle anlatmak istiyordum aslında, ama onun yerine kimi koysan zatenle başlayan bir cümlelik yanıtla haksız çıkacağım için Benteke Bentekedir diyor ve huzurlarınızdan ayrılıyorum.



Tevez Beşiktaş'a mı?!

23:43 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum

Önce Eto'o ve Adriano'yu bir getirsinler, sonra getirirler diye not düşmüştüm. Ama bekleyemediler diğerlerini ve Türk Medyasından ManU'dan ayrılacağını açıklayan Tevez'le ilgili transfer haberleri gelmeye başladı. Adriano ve Eto'o'dan iyi ekmek yiyen basınımız Tevez'den de oldukça faydalanacağa benziyor.

Milliyet ve Vatan gazetelerinde yer almış haber. Ben e-kolay.net'de rastladım. Haberin kaynağı da Diario Ole gazetesi. İlgili gazetenin web sayfasını araştırdım. Beşiktaş'la ilgili bir haber çıkmadı. Tevez'in ayrılmak isteyişiyle ilgili haberler Arjantin basınından önce ingiliz basınında yer bulmuştu ve teklif gelen ülkeler arasında İspanya ve başka bir kaç ülke olduğu belirtilmişti. Nasıl bir bağlantı kurmuşlarsa bu "diğer ülkeler" açıklamasıyla Beşiktaş arasında, doğrusu takdire şayan.

Bu bizden.

Tevez: Sezon sonu ayrılıyorum.

Bunlar da bizimkilerden. (Sizce başlıkların hangisi daha gerçekçi?)

E-Kolay- Kartal'ın Tevez bombası!
Vatan - Kartal'da Tevez sesleri!
Milliyet - Tevez rüyası

Bu iş yatarsa sebebi de bunlar.Yengenin tripleri, ufaklığın eğitimi...




Kazanan Sivas!

23:27 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum

Haftanın maçı sona erdi ve hakeden kazandı. Trabzonspor'u sahadan silen Sivasspor maça gerçekten iyi hazırlanmış. Trabzonspor'un zaaflarını çok iyi analiz etmiş. Bu noktada Bülent Uygun'u tebrik etmek gerekiyor. Özellikle attıkları ikinci golde kesilen kontraataklarına rağmen bir kontra daha yaparak güzel bir gol attılar. Trabzonspor, kötü futbolunu sürdürmeye, Ersun Yanal da masallar anlatmaya devam ediyor. Ligin bitimi yaklaşmışken hâlâ yeni bir takım olduklarından bahsediyor. Topa basamayan ve üç pas yapamayan bir takım kurmak için bunca zaman beklemeye ve sabretmeye gerek yok. Ezberlenen saçma değişikliklerini yapmaya devam etti. Umut haftalardır tel tel dökülürken sahada en az 80 dakika kalıyordu ama Alanzinho ve ya Yattara ikilisinden herhangi biri ilk 45 dakikayı beklenenin altında geçirse anında çıkıyordu. Bu maçta oynasa etkili olabilecek bir isim Promise'yi 47. dakikada 3-0 olan bir maçtan sonra dahi düşünmedi. (hezimetten korktu bence. Zira oyuncu değiştirme hakkını kullanmadı) Promise her haliyle Umut'tan daha iyi bir futbolcu. Ama nedense Yanal'ın adil düzeninde pek şans bulamıyor! İlk 11 başladığı maçlarda top kaybı yaptığı gibi ikinci 45 dakikayı göremiyor. Keza haftalardır yokları oynayan Selçuk... Aynı oyununu bugün de sürdürdü. Ama 90 dakika oynamaya devam edecek. Ne âlâ takım...

Kimi zevat, Trabzon'un içindeki o irinler, bu maç sonrası yine öze dönüş safsatasını dillendirdiler. Acaba Sivasspor maçı oynanırken kahvede okey falan mı oynuyorlardı? Karşılarında çok daha düşük bütçeyle, sıfır sivaslı futbolcuyla mükemmel bir mücadele örneği sergileyen bir şehir takımı vardı. Milenyum çağında böyle saçma arayışların sonu Hüseyin oluyor. Farkedemiyorlar mı?

Sözün özü, Trabzonspor'un bu futbolla ligi ilk üç içerisinde bitirmesi bile başarıdır. Ersun hoca da yeni kurulmuş bir takım örneği görmek istiyorsa Wolfsburg'a bir baksın.



Maç Öncesi: Sivasspor - Trabzonspor

14:25 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Sivasspor cephesinin maç öncesi yarattığı atmosfer, psikolojik bir harekatın ürünü ve sanki bu işin profesyonellerinden yardım aldıkları gibi bir hisse kapılıyor insan. Çünkü maç öncesi yaptırımları otel fiyatlarıyla sınırlı değil. Trabzonspor taraftarına ayrılan yer, maça gelenlerin kimlik kontrolüyle stada alınması Sivasspor'un diğer uygulamaları. Anlaşılan yerine göz koyduğu takımla aralarında bir rekabet ortamı yaratabilmek için gerekli şartların ne olduğunu Sivasspor kendince belirlemiş ve buna göre davranıyor. Takım olarak gerilimden beslenen bir yapıya sahip olan Sivasspor'un futbolcularına buradan ne gibi bir ekstra motivasyon kaynağı çıkaracağını merak ettim. Başkanı, yöneticileri ve Teknik direktörü tarafından yaratılan havaya bakacak olursanız, Sivasspor hakem hatası ve şike harici kaybetmeyecek bir takımmış gibi yansıtmalarına ne demeli? Şunu demeli: Sivasspor, işin psikolojik tarafını hiç bir moral değere itimat etmeden gayet iyi götürüyor. Neticede yaşadığımız ülke Türkiye, ve yıllardır şaibelerle şampiyon olan takımların adil düzen isteyen azınlık taraftarları bile takımları kazandıktan sonra olan biteni sorgulamıyorlar. Bu pencereden bakıldığında Sivasspor, Bülent Uygun'un Fenerbahçe tecrübesinden oldukça faydalanıyor ve son derece de haklılar. Dürüstlerin kazandığı bir lig oynamıyoruz çünkü. Atı alanların üsküdar'da at çiftliği açtığı bir ülke burası, ardından kimse bakmıyor bile. Kazanan, kazanmıştır. Nasıl kazandığı kimsenin umrunda değil ve kazanan haklıdır.

Bilet konusunda yaşanan sıkıntılara gelince, Trabzonspor taraftarı için satışa çıkartılmış biletlerin yönetimden bir isim tarafından satın alındığı ve taraftar gruplarına dağıtıldığı söylentileri ayyuka çıkmış durumda. Gişelerden bilet alabilmek için sırada bekleyen insanların çoğu elleri boş döndüler. Çare tükenmez diyerek organize bir şekilde Sivasspor tarafından bilet alma girişiminde bulundu Trabzonsporlu taraftarlar. Bir çoğunun bilet bulamadığını ve bu sebeple maça giremeyeceğini biliyoruz. Eğer söylentiler doğruysa ki, doğruluğuna şahsım adına emînim, yönetimin davranışı Trabzonspor ne kadar değişmeye çalışırsa çalışsın bazı şeylerin bir türlü değişmeyeceğini gösteriyor.

Maça gelirsek, Sivasspor'un oyun stili olarak rakibinin mevcut orta saha/ön libero yetersizliğinden faydalanacağını düşünüyorum. Çünkü genelde orta sahadan forvetlerine gönderilen hava toplarıyla ve güçlü forvetleriyle topu rakip yarı sahada tutan Sivasspor, topu o noktada hızlı kullanarak ağır Trabzonspor orta sahasını oyundan çabuk düşürecektir. Bu tip şişirmelerde rakibin ataklarını ilk durdurma görevini üstlenmesi gereken Hüseyin'in sanıldığı ve iddia edildiği gibi bir hava hakimiyeti yok. Genelde savunmanın arasında kaybolmayı tercih ediyor. Kanat bindirmeleri de (özellikle Serkan oynarsa sağ kanattan) Trabzonspor'un başını ağrıtacak gibi çünkü Son dönemde Trabzonspor savunmasının ne kadar formsuz olduğu herkesin mâlumu. Yine göbeğe şişirilen Sivas hücumlarında forvetlerin ofansif orta saha ve kanat oyuncularına yaratacağı şut pozisyonları da tehlike arzediyor. Zira Trabzonspor genelde yan toplardan ve göbekten gelen şutlardan gol yiyor. Buna bir önlem almak da zor, zira mevcut oyuncu tercihiyle bu mümkün değil.

Trabzonspor için maçın kaderini belirleyecek unsur, hücum hattında Ersun Yanal'ın yapacağı tercihler. Şayet Gökhan ve Umut'u aynı anda oynatmayı seçer, Alanzinho'yu kızağa çekerse bu maçı kazanma adına tüm şansını daha başında çimlere gömmüş olur. Her ikisi de ileride top tutamayan, adam eksiltemeyen, hava topu alamayan isimler. Umut altıpas hariç hiç bir yerde etkili değil. Oradaki etkinliği bile tartışılabilir. Alanzinho süratiyle ve çevikliğiyle ağır Sivasspor defansına kart ve ya kartlar gördürtebilir, bir penaltıya bile sebebiyet verebilir. Çok ters bir oyuncu. Gerçi hakemler nedense onu fasülyeden sayıyorlar. Alanzinho oynarsa, Cüneyt Çakır'ın kendisine yapılacak faulleri görme konusunda ne kadar başarılı olacağını maçta göreceğiz.Yanal, Alanzinho'yu illa ikinci yarıda düşünecekse Gökhan'a partner olarak Promise'yi oynatabilir. Promise hızlı bir oyuncu, Sivasspor'un yükleneceğini ve arkada açıklar verebileceğini düşünürsek ani koşularıyla rakibe bir sürpriz yapması işten bile değil.

Maçın kilit oyuncuları bana göre Bilica ve Yattara. Biri Sivasspor savunmasının adeta belkemiği, diğeriyse insanlar ne kadar görmezden gelirlerse gelsinler Trabzonspor hücumunun her şeyi. Bu iki oyuncunun takımları adına göstereceği performans maçın kaderini çizecektir.

Çok önemli not: Maçın sonucu ne olursa olsun iki takım oyuncuları da kavga etmemeli. Zira sözde federasyon, çok değil az bir zaman önce benzer bir hadiseye karışan kutsanmış meleklerine gerekli cezayı veremediğinden ve günah keçisi olmak için konumunuz itibariyle sizden iyi takımlar olmadığından dikkati olun. Kabak başınıza patlayabilir ve Adaleti gelen (bizimkilerin adaleti hacetleri gibi. Ara sıra kabız oluyorlar, o bakımdan) Federasyonumuz bir güzel cezalandırır sizi.




Barcelona - 19 Eylül 1990

18:01 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
1990 Barcelona takımı, Trabzonspor'la oynayacakları maç öncesinde ısınırken...

Hazır o maça atıfta bulunmuşken; karşılaşmanın skorunu ve ilk 11'leri vermeden olmaz.

TRABZONSPOR :
LEVENT, ŞEYHMUZ, OGUN, KEMAL, MEHMET, LEMI,S ONER, UNAL, ORHAN, HAMDI (ISMAIL), CUKIC

BARCELONA : ZUBIZARETTA, NANDO, FERRER, KEOMAN, SERNA, BAKERO, GOICOECHEA, STOICHKOV (SALINAS), EUSEBIO(SOLER), AMOR, BEGUIRISTAIN

GOL : HAMDI Dk. 60




Kolo Toure Juventus'a?

17:39 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Serie A'da ve ŞL'de umduğunu bulamayan ve erken havlu atan Juve çalışmalara şimdiden başladı. Seneye daha güçlü bir kadro kurup kayıp yılların intikamını olabildiğince erken almanın peşindeler. İşe de geriden, en geriden başlıyorlar ve son muhteşem kadrolarının belkemiği Cannavaro'nun Afrika şubesi için kesenin ağzını açtılar. Yaklaşık 8 milyon €'luk bir teklif Toure'yi yuvadan koparmaya yeter mi? Wenger'in ne düşündüğünü kestirmek güç. Şayet muhteşem gençlerle hedeflediği yarınlara ulaşmak istiyorsa Toure gibi her zaman iş yapacak futbolcuları takımda tutması gerekiyor önce. Arsenal için bu yaz oldukça kritik kararlar alma zamanı. Ya hasadı toplayacaklar gençler tarlada heba olmadan -ki bunun için de Toure'nin tecrübesine fazlasıyla ihtiyaç var-, ya da umutlar başka bahara kalacak.




Nemanja Vidic - Fernando Torres

14:07 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum



Lutz Pfannenstiel

23:19 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Dünya futbol tarihinin ilginç pasajlarından birine sahiptir resimdeki vatandaş. 1973 yılında başlayan hayatında o kadar çok seyehat etmişki, bu onu dünyanın 6 kıtasında futbol oynayan tek oyuncu yapmış. 1991 yılında FC Bad Kötzting takımda başlayan mecera Malezya'dan, Brezilya'ya Singapur'dan, Arnavutluğa kadar bir çok ülkeyi ve takımı barındırıyor. Belkide zihinlerde başarılarından çok bu ilginçlikle yer edinecek ama futbolun bu tadınıda yaşamak lazım. İsterseniz Lutz'un Eyliya Çelebi gibi gezdiği memleketleri sıralayalım.

Yıl Kulüp

Maç

1991–1993 Flag of Germany FC Kötzting - Almanya

68 (0)
1993–1994 Flag of Malaysia Penang FA - Malezya



1994 Flag of England Wimbledon - İngiltere

00 (0)
1995 Flag of England Nottingham - İngiltere

00 (0)
1995 Flag of Belgium Sint-Truidense - Belçika

00 (0)
1995 Flag of Malta Ħamrun Spartans - Malta

04 (0)
1996 Flag of Singapore S. Rangers - Singapur

04 (0)
1996 Flag of South Africa Orlando P. - Güney Afrika

22 (0)
1996–1997 Flag of England Nottingham - İngiltere

07 (0)
1997 Flag of Finland TPV - Finlandiya

00 (0)
1997–1998 Flag of England Nottingham - İngiltere

08 (0)
1998–1999 Flag of Germany SV Wacker - Almanya

00 (0)
1999–2000 Flag of Singapore Geylang U. - Singapur

14 (0)
2001 Flag of New Zealand Dunedin - Yeni Zelanda

46 (0)
2001 Flag of England Bradford - İngiltere

18 (0)
2001 Flag of Germany ASV Cham - Almanya

01 (0)
2002 Flag of New Zealand Dunedin T. - Yeni Zelenda

12 (0)
2002–2003 Flag of England Bradford - İngiltere

18 (0)
2003 Flag of New Zealand Dunedin T. - Yeni Zelenda

14 (0)
2004 Flag of Canada Calgary M. - Kanada

36 (0)
2004–2006 Flag of New Zealand Otago U. - Yeni Zelenda

36 (0)
2006–2007 Flag of Albania FK Vllaznia - Arnavutluk

36 (0)
2007 Flag of Norway Bærum - Norveç



2007 Flag of Canada Vancouver - Kanada

04 (0)
2008 Flag of Brazil Hermann A. - Brezilya



2008–2009 Flag of Norway Fløy - Norveç



2009– Flag of Norway Manglerud Star - Norveç




Lutz şuan 36 yaşında ve bir kaleci için çokta yaşlı sayılmaz. Maceranın devamı başka bir memlekete uzanırsa bu post'tan sonra pekte şaşırmayız. Ne diyelim durmak yok, yola devam :)