Mayıs 2009 içindeki 89 yayından en yeni 30 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Mayıs 2009 içindeki 89 yayından en yeni 30 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Beşiktaş '' Civelek Türküsü ''

22:12 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum

Az önce Trt'de 23 yıl önce şampiyon olan Beşiktaş'ın harika korosunu gösterdi. Sizlerle de paylaşmak istedim. Kimler yok ki kadroda? Sinan Engin, Saçları, Ulvi, Feyyaz, Gökhan, Rıza, Samet ve diğerleri.. İyi seyirler.




Dere Aynı, Tepe Aynı...

14:58 Yazar: Cezasahasi 7 Yorum
Trabzonspor taraftarı için bir "seneye inşallah be" dönemi daha ümitle başlamak üzere. Hatta başlamıştır belki de. Takım kimilerine göre başarılı sayılsa da sezonun gidişatına baktığımız zaman pek de öyle olmadığını görebiliyoruz. Özellikle takım teklemeye başladığı dönemlerde vurulamayan neşter ve oyuncu tercihlerindeki bağnazlık (diyorum artık) en rahat maçların kabusa dönmesine neden oldu ve bu durumun yarattığı baskı yine negatif bir hal alıp takımın üzerine çöktü. İşin ilginç tarafı bu sıkıntılı dönemlerden sonra alınan bir galibiyetle her şeyin normale dönmesiydi.Tamam, futbolcular adına bu olumlu. Ama kulübe için değil. Her maça sezondan bağımsız mı hazırlandılar nedir, kronik hatalarında ısrar edip durdular. Geçmişe bakamadıkları için de takım bir türlü o hatalardan kurtulamadı. Döndü dolaştı aynı hatalarla yine puan kayıpları yaşadı.

Bursaspor 2-1 Trabzonspor
Trabzonspor 0-1 Konyaspor
Trabzonspor 1-2 Fenerbahçe

Trabzonspor'un bu sezon boyunca kaybettiği 7 maçtan üçü. Ama bu üç mağlubiyeti diğer mağlubiyetlerden ayıran ortak özellikler var. Trabzonspor bu üç maçın da son 10 dakikasına berabere girdi -Bursaspor-Trabzonspor bariz hakem hatasını bir kenara bırakırsak- fakat bu maçla birlikte mutlak kazanması gereken Konyaspor ve Fenerbahçe maçlarını 80. dakikadan sonra yediği gollerle kaybetti. Sezon başından beri görülemeyen ve gerekli önlem alınamayan bu zaafiyetlerin doğurduğu ortak noktaların ligin son maçında, alınan beklenmedik mağlubiyetlerle bu sezonun en kritik hale gelen maçında kendini bir kere daha göstermesi tesadüfün çok çok ötesinde...

Bu üç maçta da Trabzonspor galibiyeti hedeflerken ortak bir değişikliğe imza attı. Remzi Giray Kaçar bu üç maça da ilk 11'de başladı. İyi de oynuyordu. İlerleyen dakikalarda Trabzonspor beklenen skoru elde edemeyince de hücumu güçlendirme adına yapılan değişikliklerde yerini takım arkadaşlarına bıraktı. Bursaspor maçında yerine Barış Memiş, Konyaspor maçında Alanzinho, Fenerbahçe maçında da Isaac Promise girdi. Ve hemen her maçın kendi mevkiinde bile yeterince etkisiz elemanı Hüseyin Giray'ın yerine stopere kaydı. Trabzonspor bu üç maçta da aradığı galibiyete ulaşamazken, üçünü de son dakikalarda yediği gollerle kaybetti. Hüseyin orta saha için bile gereğinden fazla ağırken, rakibin ataklarını arkasında stoperler varken bile karşılamayıp zaten onların arasında kayboluyorken, direk müdahalelerde zaten yeterince zayıfken ve hava toplarında zaten yeterince eziliyorken onu stopere gönderip, esas mevkii stoper olan Giray'ı dışarı almanın mantığını bir türlü çözmüş değilim. Hüseyin konusundaki düşüncelerimi bilenler, blogu takip edenler bilir. Tekrardan uzatmaya lüzum yok. Ama ligin üç kritik maçında, benzeri hatayı yaparak onu oyunda tutup, Giray'ı çıkartıp hücum hattını güçlendirmeyi düşünmek, ve hepsinde de kaybetmek... Üstüne üstlük bundan ders çıkarmamak, nasıl bir gaflettir, nasıl bir delalettir anlamakta zorlanıyorum doğrusu. Bu ortak hatalar Trabzonspor'a tam dokuz puana mâloldu. Bu kafayla giderse daha da mâlolacağa benzer.

Trabzonspor'un takım ve yönetim olarak bir gelişim içinde olduğu aşikar. Ama gelecek sezonda da böyle kritik maçlarda artık kanıksadığımız hataları izleyeceksek onların da emeğine yazık.

"Gelişme değişime bağlı olmaktan çok, unutmamaya bağlıdır."




Giderayak

01:40 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Fransa ligi de nihayete erdi ve Lyon saltanatını yıkma şerefine nail olan takım Bordeaux oldu. Küme düşme potasındaki Caen'i Gouffran'ın golüyle 1-0 yenerek hem 10 yıl aradan sonra ipi göğüslediler hem de Nantes ve Le Havre ile birlikte düşen üçüncü takımı belirlemiş oldular . En az bu 3 takım kadar düşme ihtimali bulunan bir diğer takım da Sochaux'du son iki haftaya kadar. Her ne kadar Mehmet Demirkol’a göre Umut’la arasında bir fark olmadığı iddia edilse de Mevlüt Erdinç son iki haftadaki performansıyla aslında durumun hiç de öyle olmadığını gösterdi. Sochaux için neredeyse her şey demek Mevlüt. Bunu küme düşme korkusunu yakından hissettikleri bu sezonda, özellikle final haftalarında uygulamalı olarak gösterdi. Attığı gollerle hayat verdiği takımının Lig A’da kalmasındaki en büyük pay ona ait.

Bu hafta lige veda eden üç takımdan biri olan FC Nantes karşısında geçen hafta oynadıkları ve 2-1 kazandıkları ölüm kalım maçında rakip ağları havalandırmıştı Mevlüt. Bu hafta da Grenoble karşısında takımına 3 puanı getiren golü kaydetti. En kritik 2 haftada 2 kritik gol… 21 yaşındaki biri için oldukça etkileyici. Rakip savunmalar tarafından Sochaux’un en çok rahatsız edilen oyuncusu olmasına rağmen kendi standardı olan 11 golü bu sezonda da yakaladı. Sezon ortasında Tam Saha dergisine verdiği röportajda 2005’den beri formasını giydiği takımından ayrılacağını açıklamıştı. Premier Ligden taliplileri şimdiden sıraya girmiş. Bundan sonra Mehmet Demirkol’a bileğindeki Türk bayrağıyla İngiltere Premier Lig’den selam eder artık.




Yeni Sezon Formaları: O. Marsilya & PSG / 2010

23:29 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum






6* Yıllık Hasret Noktalandı

22:20 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Hayırlı olsun diyelim. Sezon şu dakika itibariyle sonuçlandı. Mustafa Denizli'nin başa gelmesiyle iyi bir ivme yakalayan Beşiktaş, 6 yıl aradan sonra sezonu şampiyon olarak kapattı. Şampiyonluğun püf noktasıda şüphesiz en çok galip gelen ve en az maplup olan takım olmalarıydı. 2008/2009 sezonu unutulmaz dakikalara sahne oldu. İstanbul'un 2 büyüğü Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu denli kötü olduğu bir sezon geçirmeleri başta Sivasspor olmak üzere Trabzonspor'u potaya soktu. Ligin son haftasında kendi sahasında Fenerbahçe'yi yenemeyen Trabzonspor Şampiyonlar Ligi trenini kaçırırken, Anadolu'dan ilk kez bir takım Şampiyonlar Ligi elemesi oynamaya hak kazandı. Beşiktaş başkanlığı sıfatıyla ilk kez lig şampiyonluğu yaşayan Yıldırım Demirören, iktidarlarını sağlamlaştırırken, 2 büyük tezinide uzun bir süreliğine rafa kaldırmış oldu.




Kiki Musampa

17:31 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum

Ajax'ın Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olan kadrosunda yer alıyordu. Sonra Fransa'ya, ardından İspanya'ya yelken açmıştı. Ajax'tan takım arkadaşı Wooter Sivas'ın yollarına düşünce kendisi de Hamsinin tadına bakmak için Trabzon'a şöyle bir uğradı. Ziya Doğan'ın üstün çabalarına rağmen kendisini futbola veremedi. Marcelinho'yu sol kanat oyuncusu olarak baştan yaratan Doğan, ondan da bir kaleci, bir ön libero yaratacaktı ama zamanı yetmedi.Trabzon'un havasını ciğerlerine sağlam doldurmuş olacak ki Şenol Güneş'in yanına, Kore'ye uçtu. Olmadı. Amerika'lara kadar gitti, denendi, geldi...İkide bir takım değiştirdikten sonra ikinci memleketine, Hollanda'ya döndü. Willem II de gelecek sezon takımda kendisine yer olmadığını açıkladı. Ama Musampa futbola aç bir oyuncu... Fethedilecek yeni kıtalar var önünde. Görüyorum... Ufukta kum fırtınaları görüyorum.




Çelik'ten Özür Diliyorum

04:00 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Beyaz Show'u seyredenler ''Çelikten özür diliyorum'' nakaratına aşinadır. Beyaz'ın bu klişeyi uzun süre devam ettirmesini kendisine örnek alanlardan biri de futbol dünyasının tartışılan yıldızı Didier Drogba. Şampiyonlar ligi yarı finalinde biliyorsunuz Chelsea'nın başına gelenleri. Norveçli Ovrebo maçın önüne geçmiş, haklı Barcelona üstünlüğüne gölge düşürmüştü. Maç içi ve maç sonrası tüm Chelsea kurmayları kararlar hakkında yorumlar yapmış, Ovrebo'yu yerden yere vurmuşlardı. Kuşkusuz eleştirenlerin en başında Drogba geliyor. Maçın tansiyonundan uzaklaşıp yaptıklarının farkına varan Drogba, Ovrebo'dan her seferinde özür dilemeyi adet haline getirmiş durumda. Son açıklamayı da bugün Sky Sports yapmış. Taraftara tüküren, yabancı maddeyi geldiği gibi tribünlere geri atan, onunla da yetinmeyip tribünlere orta parmak gösteren, maç içinde mükemmel bir oyunculuk anlayışı sergileyen bu vatandaş ne oluyor da birden iyilik meleği kesiliyor. Ceza mı? Uefa kendisine ceza mı verecekmiş? Bu muhtemel cezadan yırtmak için yıkama yağlama pozisyonuna ince ince geçiş mi var yoksa?.Anlaşılan bizim Beyaz'ın ruhu Drogba'yı ziyaret etmiş. Dengesiz insanların yapacağı şeylerin hepsini bünyesinde barındıran Drogba, bir sonraki olayda yine benzer davranışlar içersinde olursa kendisini Chelsea hekimlerine emanet edeceğiz.




Kaldığı Yerden: Ferhat Öztorun & Zafer Yelen Trabzonspor'da

21:58 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Geçen sezonun transfer şampiyonuydular. Herkes bu sezon da bu dalga sürecek mi diye beklerken onlar transfere başladı bile. Galatasaray Altyapısından yetişen, daha sonra yolu Manisaspor'a düşen, altyapı fetişistleri tarafından Galatasaray'a döneceği ve formayı tekrar giyip yıldız olacağı hayal edilen Ferhat Öztorun'la anlaştı Trabzonspor. Ferhat, Cale haricinde bölgede alternatifi olmayan Trabzonspor için oldukça isabetli bir seçim. Cale'nin olmadığı maçlarda o bölge Egemen'le kapatılmaya çalışılıyordu. Bu da Trabzonspor savunmasının göbeğinde bazı aksaklıklara yol açabiliyordu. Ayrıca Cale'nin Alman takımlarının gündeminde olduğunu da varsayarsak, Trabzonspor'un bonservisi elinde olan Ferhat'ı alarak ne kadar doğru bir hamle yaptığını daha iyi anlamış oluruz. Ferhat, Fenerbahçe maçını izledikten sonra sözleşme imzalayacakmış. Umuyorum ki yıllardır eksikliği çekilen sol kanat oyuncusu gereksinimini hem Trabzonspor, hem de Türk Futbolu için uzun yıllar karşılar.

Gündemdeki diğer isim Zafer Yelen de Trabzona gelmiş. Geçen sezon da şehre gelip geri dönmek zorunda kalan Zafer'in bonservisi bu kez elinde. Geçen sezon Rostock'un çıkardığı pürüzler yüzünden bu transfer gerçekleşmemişti. Sadri Şener de transfer sürecinde yaşanan bazı gelişmelerden dolayı köpürmüş " Transfer ciddiyet, özveri ve kararlılık ister. Ne yazık ki biz karşı tarafta bu özveriyi göremedik" şeklinde bir açıklama yapmıştı. Bu sefer de Sadri Şener bu işi klasik başkanlar gibi tribe bağlayıp, "Şimdi de ben İstemiyorum Ülen" diyebilirdi. Ama o profesyonelce davranıp yine örnek bir başkan olduğunu kanıtladı. Trabzonspor Yönetimi de o hadiseye takılıp kalmayarak Zafer Yelen'i , hem de bedavaya aldı ve alternatifi bol bir kadro kurma yolunda ilk adımları başarıyla attılar.




Son Transferler -Mayıs-

04:15 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
  • P. Barrientos : Catania - FC Moskova
  • J. Roberto Juca : Partizan - Deportivo
  • Thomas Kahlenberg : Auxerre - Wolfsburg
  • Yoann Gourcuff: AC Milan - Bordeaux
  • Nicolás Bertolo : Banfield - Palermo
  • L. Viatri : Boca Juniors - Siena
  • Andrea Masiello : Genoa - Bari
  • V. Koutsianikoulis : Ergotelis - PAOK
  • Jeroen Drost : Heerenveen - Vitesse
  • Marlos Romero Bonfim : Coritiba - Sao Paulo
  • M. De Brito Filho : Flamengo - Palmeiras
  • Roman Neustädter : Mainz - Bor. M'Gladbach
  • Diego Ribas da Cunha: Werder Bremen - Juventus
  • Aaron Mokoena : Blackburn - Portsmouth
  • Fabio Caracciolo : Den Haag - Den Bosch
  • M. Reginaldo de Matos : Botafogo - Hoffenheim
  • Sergio Floccari : Atalanta - Genoa
  • Robert Acquafresca : Inter - Genoa
  • Diego Alberto Milito : Genoa - Inter
  • Thiago Motta : Genoa - Inter
  • Mustafi Shkodran : Hamburg - Everton
  • Fabio Cannavaro : Real Madrid - Juventus
  • Fabio Santos Romeu : Lyon - Fluminense
  • Sami Hyypia : Liverpool - Bayer Leverkusen
  • J. Rodrigues Macedo : Sao Paulo - Grêmio
  • T. Lustosa Seixas Pinheiro : Corinthians - Grêmio
  • Rafael Pardo : Rapid Bükreş - Olympiakos



Gidenlerden

19:38 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz repliği bu resime cuk gibi oturuyor herhalde. Sezon başında taraflı, tarafsız tüm spor otoritelerinin ''en iyi kadro'' olarak nitelendirdiği Galatasaray, sırasıyla Şampiyonlar Ligi, Uefa, Türkiye Kupası ve Ligde bir bir havlu attı. Bu tablonun baş sorumlusu kimdir diye sorarsanız vereceğim cevap Yönetim...Yeni sezonda Bülent hocayla büyük ihtimal yollar ayrılacak, Bülent hocayla beraber kadroda da büyük bir revizyon olaçağı kaçınılmaz.

Resimden anladığınız üzere, ayrılacaklar hemen hemen belli. Yeni teknik direktörle anlaşmadan, transfer çalışmalarını gizliden gizliye yürüten Galatasaray'ın, lise dışından gelen ilk başkanıyla Fransız teknik adam aramasını da ironik buldum.. Son günlerde Houllier, Le Guen taraftarın önüne sürülen garnitürlerden. Bu kadar borcu olan, oyuncu kadrosunda inanılmaz şişkinlik olan bir takım yine milyonlarca euroyu transfere bağlayacak. Zaten yeterince borçlu olan kulüp, daha da borçlanacak. Peki beklenen başarı gelmezse? Düşünmek bile istemiyorum, zira hiç bir şey olmayacak. Tüm bu başarısızlıkta kendisini en masum görenlerin yetersiz bulup göndereceği isimlere bir bakın. Bu isimlerden bir takım yapsak, başına adam gibi bir teknik adam ve her şeyden önemlisi doğru bir yönetim koysak(hatta koymasak), taraftarın desteğiyle bile ligde ilk 5'e girerdi herhalde.




Transfer Haberlerine Arabesk Makyaj Dönemi?

16:16 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Transfer dönemi haberlerinde en alışık olduğumuz şey uçuk isimlerin yanında bu isimlerin kaprisli eşleri ve her biri birer Einstein olma hevesindeki çocuklarının eğitimidir. Tabii, bir nesil artık bu yalanlarla büyüdüğü için taktik değiştirmek elzem. Yani en azından bu düşünce bile takdire şayan...

Efendim Hürriyet gazetesinin haberine göre Fenerbahçe bir Ganalı futbolcuyu araştırıyormuş. Samuel Yeboah (Herhalde Mali'de Keita neyse Gana'da da Yeboah o!) isimli bu futbolcu hakkında verilen bilgilerden sonra haberin can alıcı kısmına geliyoruz. Bu futbolcunun hanımı var mı bilmiyorum ama varsa da İstanbul'a uçarak geleceği kesin. Çocuğunun eğitimi de problem teşkil edemeyeceğine göre bu habere üçüncü bir unsur gerekiyor. Diğer takımların ilgisi olabilir mi? Doğru tahmin... Ama burada devreye sanıyorum yine bize özgü olabilecek bir faktör giriyor: Kötü adam faktörü... Bu Ganalı gence Rusya'nın CSKA Moskova takımı da talipmiş. Fenerbahçe'den kovulan Zico'nun çalıştırdığı takım...Eskiden Türkiye'de futbol oynayıp hoş olmayan hadiselerle karşılaşan insanlar ülkelerine gittiklerinde, vatandaşları Türkiye'den bir takımdan transfer teklifi aldığında kötü referans verirlerdi buna alışıktık. Bu yepyeni bir boyut... Şimdi bu haberi yapan arkadaş neyi hedeflemiştir? Bu haberi okuyan sporseverlerin aklında nasıl bir sahne yaratmak istemiştir? Haberlerde Pembe Dizi/Arabesk film ekolü yakalama tandansı diye buna derim ben. Çiftlikten kovulan Ferdi önce çiftliğin el attığı işleri kurutur, sonra da çiftliğe geri döner: Patron olarak... Tabii bu son kısım imkansız, zira Şükrü Saracoğlu gelse bile Aziz Yıldırım'ın başkanlığı bırakacağı yok. Ama sahneyi bir kere hayal etmeye başladınız mı sonunu düşünmeden edemiyorsunuz.

İşin gerçeği böyle mi peki? Sanmıyorum. Zira CSKA'nın kadrosunda Ouwo Moussa Maazou gibi, Vagner Love gibi, Tomas Necid gibi, Ricardo Jesus gibi forvetler var. Hatta şahsen çok beğendiğim Dawid Janczyk gibi bir adamı da Ouwo Moussa Maazou transferine karşılık kiralık olarak Lokeren'e verdiler. Böyle bir hücum hattına sahip Zico neden İsrail Liginde forma giyen, daha yeni yeni kendini göstermeye başlamış, üstelik Fenerbahçe'nin de eş zamanlı olarak araştırdığı bir ismin peşine düşsün ki? Herkesin istediği oyuncunun peşine düşme Hürriyeti var. Ondan olabilir mi?




Dünya Futbolunda Yeni Bir Çağ

03:08 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Bu adam, yeni yüzyılın ilk büyük efsanesi adına bestelediği operayı seslendiriyor. Nasıl da coşkulu, nasıl da kendini kaptırmış. Sesinin oktavından yere düşenler bile var. Nasıl coşmasın? Dün akşam sahada gördüklerini seksenlerin çocukları daha önce görmemişti. Bu sezon başından beri seyredenlere büyülü bir masal atmosferi yaşatan Barça, o masalların prensi olduğunu, iyi futbol isimli prensesi Britanya zindanlarından kurtararak bir kez daha gösterdi. Geçilmez gibi görünen etten duvar ManU savunmasını kendilerine has bir zerafetle aşıp Van Der Sar'ın koruduğu kaleyi fethederken hiç zorlanmadılar. İstanbul'un fethi nasıl yeni bir çağ başlatmışsa dünyada, Barcelona'nın futbolu fethi de böyle bir çağın kapılarını aralayacak futbol dünyasında. Futbolun rönesansı başladı, sıra reformlarda!




Yerel Basın Bunu da Yazın!

00:13 Yazar: Cezasahasi 8 Yorum
Trabzonspor'u eleştiren insanların ekranı... Daha iki kelimeyi bir araya getirip konuşamayan, 1 senedir Trabzonspor'da futbol oynayan bir futbolcunun ismini dahi doğru dürüst yazamayan, Senelerdir Türkcell Süper Lig'de oynayan bir takımın ismini yazmaktan aciz medya... O nasıl bir Gençlerbirliği yazmaktır yahu? Sanki Ayzeg yaz, 6161'e yolla, Fatih Ürek - Haydirililililili yar melodisi cebine gelsin tarzı bir reklama bağlayacaklarmış gibi.Bu insanlar alanında Türkiye'nin en büyüklerine kafa tutan bir takımı eleştiriyorlar. Bu takımın futbolcularını, teknik ekibini eleştirmeye kalkıyorlar. Herkes haddini bilse dünya cennet olurdu...

Teşekkürler;
Arda, Utku.




Torino - Genoa Meydan Muharebesi

23:32 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Torino - Genoa meydan muharebesinde objektiflere takılan kareler. Yorum yapmaya gerek yok, Allah ne verdiyse girişmişler birbirlerine. Olayın kahramanlarından Ruben Olivera yerde abondone durumda.Uruguay'lı müzmin yedek yeni yeni forma girmeye başlamıştı ki yine kaldıramamış bu işin ağırlığını. Güreşciliğe özenen Genoa kalecisi Rubinho'nun Torinolu Marco Pisano'yu tuş etmesine ramak kalmış. Olayın üzerinden çok değil iki gün geçti, İtalyan Fedarasyonu hemen faturayı kesmiş. Bunlar da pek aceleciler.

Torino:
  • Angelo Obinze Ogbonna ve Marco Pisano 4 Maç
  • Rolando Bianchi, Aimo Diana ve Cesare Pratali’ye 2 Maç
  • Blerim Dzemaili ve Ignazio Abate'ye 1 Maç
Genoa:
  • Ruben Olivera 3 Maç
Seria A'nın son haftasında Torino, Roma deplasmanında hayati bir karşılaşma oynayacak. Roma karşısında yaşayacak bir mağlubiyet Torino'nun Serie A'ya veda etmesi demek. Son haftaya girerken, Torino 34 puanla 18. sırada yer alıyor. Torino'nun en yakın ve tek rakibi konumunda olan Bologna, son hafta kendi sahasında Catania'yla karşılaşacak. 7 oyuncusunu kaybeden - ki çoğu ilk 11- Torino için müthiş bir dezavantaj. Şike yapsalar ancak bu kadar olurdu.




Maximiliano Moralez

16:02 Yazar: Cezasahasi 6 Yorum
Genç yetenekler başlığında bu sefer Uruguay semalarında değil, Arjantin'deyiz. Frasquito namıyla müsemma, (Boyundan büyük işler yaptığı için verilmiş ona bu lakap: Özgür Adam) Arjantin'in süper bücürler ekolünün son temsilcilerinden Maximiliano Moralez...

Arjantin'in en köklü kulüplerinden biri olan Racing Club altyapısından yetişmiş, bu takımda kendini göstermiş, 2007 Fifa 20 yaşaltı Dünya Kupasının en iyi ikinci oyuncusu olduktan sonra, kendisiyle aynı turnuvada parlayıp otoriteleri yanıltarak Katar'a giden Mauro Zarate gibi otoriteleri yanıltıp Rusya'ya, FC Moskova takımına transfer olmuştu. Moskova'da yalnızca 6 maça çıktıktan sonraysa tekrar Arjantin'e, yetişitiği kulübe döndü. 2009 başında Güney Amerikalı oyuncuların bilinen özelliklerinden biri de, Teknik, yetenekli ve estetik olmalarının yanında gittikleri ülkeye kolay uyum sağlayamamalarıdır. Özellikle Arjantinli oyuncularda bu daha fazla görülür Brezilyalılara oranla. Moralez de Rusya'da varlık gösteremeyerek kiralık olarak ülkesine döndü. Ve kaldığı yerden devam ediyor mükemmel futboluna. Seyretmesi keyif veren, mükemmel bir tekniğe, üst düzey oyun görüşüne ve çok etkili şutlara sahip, asist özelliği çok üst seviyede olan bir oyuncu. Tüm bu özellikleri süratiyle birleştiğinde ortaya harika bir karışım çıkıyor. Problemiyse kendinden öncekilerle ve büyük ihtimalle ardılı olacaklarla aynı: uyum... Kimi Güney Amerikalı futbolcuları sıla özlemiyle yanıp tutuşan, yevmiye ve parasının hesabını yapıp şafak asyan mevsimlik işçilere benzetiyorum. Ki Moralez'de bunlardan biri görüntüsünde. Allah vergisi yeteneklerini dünyaya kanıtlamak yerine kendi çiftliğinde ötüp mutlu olabilen bir horoz... Tıpkı kendinden önceki nice vatandaşı gibi. Yine de yaşı henüz 22 oldu ve önünde kendini -göstermek isterse- gösterebileceği çok uzun bir süre var.




Türkiye'ye Gelmemesi Gereken Futbolcular #1: Leandro Romagnoli

17:35 Yazar: Cezasahasi 5 Yorum
Kimi futbolcular doğuştan şanslı oluyorlar. Mesela ismi Maradona olanlar, Agüero olanlar, Laudrup olanlar, ya da Maldini olanlar. Daha doğmadan yapacakları meslek tahmin edilebiliyor. Kimse onlara büyüdüğünde ne olacaksın diye sormuyordur ki babası Cesare ya da Paolo olan birine "hey, ufaklık büyüdüğünde ne iş yapacaksın" derseniz size kayarak müdahale etmesi kaçınılmazdır.Böylece hem ileride yapacağı mesleği daha net anlarsınız, hem de bir daha sorma gafletinde bulunmazsınız.

Eh şanslı futbolculardan bahsettiysek boşuna değildi. Herkes bir Cruyff'un oğlu, Maradona'nın torunu olamadığına göre... Kimi futbolcular da doğuştan ya da sonradan kendilerine verilen lakaplar yüzünden şanssız oluyorlar. Şanssız derken, ülkemiz kriterlerine göre. Yoksa dünyanın herhangi bir yerinde, soyadı Drinkwater ya da Younghusband değilse hiç bir espriye konu olmadan futbol yaşantılarını sürdürebiliyorlar. Önümüzde yaşanmış Amokachi, Toshack, Six gibi örnekleri var. Bu adamlar isimlerinden (Amokachi'nin performansı ayrı bir kategori konusudur) dolayı yabancı değirmeninden farksız olan memleketimizde kolay kolay silinmeyecek insanlar konumunda. Yaşadıkları ya da yaşattıkları travmalar bakî. Hele ki oynadıkları takımın türk futbolcu kontenjanında espriye meyilli isme sahip futbolcular varsa bir Beatles gibi, ABBA gibi unutulmaz oluyorlar. İşte biz de Türkiye'ye geldiğinde benzer hadiseler yaratabilecek isimleri inceleyeceğiz bu başlık altında. Bu isimlerden ilki Leandro Romagnoli.

Romagnoli'nin ismi Ahmet kadar, Selim kadar, Bülent kadar normal bir isim: Leandro... Cenk Erdem ikilisi bile zorlasa bu isimden yağ çıkmaz. Bu futbolcu kardeşimizi yazımıza konu eden özelliği ise lakabı. Bu adama verilen lakabı kim seçmişse çok ilginç bir seçim yapmış: El Pipi... Pipi, Bal Tırmaşık kuşlarına Güney Amerika'da verilen isim. Herhalde kanatlarının çıkardığı sesten ilham alınmış. Ki Romagnoli de kuş gibi mübarek. Kelebek gibi uçup, Tırmaşık gibi sokan bir futbolcu. Sporting CP forması giymekte olan bu Arjantinli futbolcu kaliteli bir on numara. Ülkemizde rahatlıkla futbol oynar, oynar da, ah o lakabı yok mu. Bu adamın geldiğini düşünün. Ve sakatlıktan dolayı ligin ilk maçında yer alamayacağını: "X'in Pipi'si yok"... Forma giydiği maçlarda kendini gösteremediğini varsayın: "Pipi Kayıplarda" Cinayet sebebi... Hele bu adamın kendini gösteremedikten sonra bir takıma patladığı haftanın başlıklarını hayal edemiyorum: "Pipi'si Y'ye kalktı." Taraftarlar arasında da espri malzemesi olacaktır kendisi. Kendisi geldi ve başarılı oldu diyelim, büyük ihtimalle ah pipi bizde olsa, şöyle olsa Şampiyon oluruz böyle olsa kupayı kaldırırız tarzı hayıflanmalara "El Pipi" Romagnoli'nin oynadığı takımın tribünlerinden şöyle bir cevap gelmesi muhtemel: "El Pipisiyle Gerdeğe Girilmez" Tabii, aynı başarılı performans sokaktaki çocuklar üzerinde de etkisini gösterecek, mahalleler küçük pipilerle dolacaktır: "Pipi, pipi aldı topu gidiyor, düştü kalktı, gidiyor pipi ve cam kırıldı!"

Kısacası Romagnoli bu ülkede gerçek adını unutur. Pipi aşağı, pipi yukarı gezer durur. O yüzden kendisi Türkiye'ye gelmeden önce gerekli araştırmaları yapmalı, en olmadı transferi kesinleşirse sözleşmesine lakabım espri malzemesi olmayacaktır tarzı bir madde yerleştirmelidir. Bu da fayda etmiyorsa Türk Telekom'dan yardım talep edilebilir: Bu isme erişim...




Cantona İs Back

16:47 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum

United'ın efsanevi oyuncularından (kendi aramızda psikopat deriz) Eric Cantona, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaparak '' Manchester United olmazsa, tek alternatifim İngiltere Milli takımı. Çünkü ben İngiltere ve Manchester United tarihlerinde önemli katkıları olan biriyim. Hatta bir numarayım” demişti. Attığı tekmeler, yumruklar çıkardığı bin bir türlü olayla 1 numaraydı evet. Futbolu bıraktıktan sonra kumdan kaleler yapan, plaj takımlarında menejerlik le uğraşan bu adamın canı sıkılmış olacak ki, yeşil sahalara geri dönmek istiyor. Kendisine öncelikle İngiltere Karete, Judo Milli takımının teklif yapmasını, gösterdiği performansa göre United'in teklif sunmasını bekliyoruz.




Alanzinho'nun Aşırtma Takıntısı

16:11 Yazar: Cezasahasi 8 Yorum
  • "Bu ne kardeşim pigme liginden mi geldi bu adam."
  • "Norveç ligi mi lan burası, adamı doğrarlar."
  • "Abi bu fizikle bizim ligde iş yapmaz."
Bu eleştirilerin hedefi kim mi? Elbette bir vakitler Rosenborg'tan Valencia'ya transfer olan John Carew değil! Gerçi o da ilk olarak Türkiye ligini seçseydi ufak kelime değişiklikleriyle aynı eleştirilerin hedefi olabilirdi. Alanzinho Türkiye'ye geldiği andan itibaren maruz kaldığı esprileri yan yana dizsek Norveç'ten İngiltere'ye köprü olurdu herhalde. Aslında Anelka'ları, Hagi'yi, Kewell'i dahi tartışan bir futbol alemine sahip ülkemiz için şaşırılacak bir durum değil bu. İnsan yine de biraz tecrübe edinmelerini, en azından eleştiri seviyelerini dalga geçtikleri Alanzinho'nun boyundan daha yukarılara çekmelerini bekiyordu ama değişen bir şey olmadı. Futbol ulemaları fetvayı vermişlerdi: Adamın boyu kısacık! Bundan topçu mu olur! Norveç ligi gibi görece çok daha fazla fiziğe dayalı bir ligde iki kez üst üste kniksen ödülü almış, en iyi orta saha oyuncusu seçilmiş bir adam için yapılan eleştiriler bunlar.

Alanzinho bu eleştirileri sahada cevaplamaya başladı ve bu işe oldukça manidar gollerle devam ediyor. Neredeyse sıradan diye niteleyebileceğimiz bir golü yok. Özellikle aşırtma gollerini manidar buluyorum. Kendisine onlarca seviyesiz eleştiri geldi, yok boyu kısaydı, yok şuydu buydu diye, adam bu işin boyla bir alakası olmadığını gösterircesine milimetrik vuruşlarla topları kalecilerin üstünden 3 direği arasına gönderiyor. Kısacası, boylarından büyük eleştiri yapanlara boylarının ölçüsünü attığı gollerle veriyor Alanzinho. Futbol böyle güzel işte, yapılan eleştirilere sahada böyle güzel cevaplar verildiğinde.




Glasgow Rangers Wins

15:35 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Açık ara SPL'nin en başarılı takımı olan Rangers, 3 yıl aradan sonra mutlu sona ulaşarak tarihinin 52. şampiyonluğunu kazandı. Elin oğlu bir kere şampiyon olacağım diye 51 takla atıyor, bu adamların 52. şampiyonluğu, dile kolay... Son 3 yılda ezeli rakipleri Celtic'in bir hayli gerisinde kalmıştı maviler. Sezona Carlos Cuéllar (10 milyon euro karşılığında Villa'ya), Filip Sebo ve Daniel Cousin'i kaybederek başlasalar da 7 maçta alınan 6 galibiyet (Celtic deplasmanında 4-2 kazandılar) bu sezon ne kadar iddialı olduğunu gösterdi Rangers'in. Transferde harcanan 23 milyon €'da bunun habercisiydi zaten. Üstünde durulması gereken en önemli unsur kuşkusuz ,attığı 31 golle hem gol krallığını, hem de takımına şampiyonuğu kazandıran Boyd'du. Önümüzdeki yıl Şampiyonlar Ligin'de mücadele edecekler, tahminim onlar için sadece bir deneyim olacak ama onlar için Celtic'i geçmek herşeyin ötesinde.




Yazar Kadrosu

04:44 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Bhut Jolokia

Dandun

Ganzilis

Great White

Master

Shadow

Tanjue



Gümüş Bıçak Parladı

02:20 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı. Değil tabii, nereden aklıma geldiyse? Fenerbahçe - Konyaspor maçı. Hakem Yunus Yıldırım Konyaspor lehine penaltıya hükmediyor. Lig TV'de maçı anlatan spiker Melih Gümüşbıçak şaşkın.. Ben de şaşırıyorum onun şaşkınlığı karşısında:

"Haftalardır ne pozisyonlar oldu, penaltı vermeyen Yunus Yıldırım, bugün penaltı noktasını işaret ediyor."

Melih Gümüşbıçak'ı magazin programları sunduğu günlerden hatırlarım. O vakitler kurduğu cümleleri ilginç hale getirebilmek için yüklem kısmını(devrik cümle kurmadıysa) heceleye heceleye telaffuz ederdi. Efendi insandır, iyi bir Beşiktaşlıdır. Sanırım bu pozisyonda da temiz kalbinin diline hükmettiği bir anın kurbanı oldu. Yunus Yıldırım Beşiktaş'ın Fenerbahçe ile oynayıp 2-1 kaybettiği maçta çoğu kişinin penaltı olduğu konusunda hemfikir olduğu bir pozisyonda devam kararı verip maçın skoruna etki etmişti. Yine de dikkatli olmalı. Türk futbol seyircisi pek bakmaz hangi duygularla söylediğine.




Arsene Wenger'in Facebook Hesabı

23:55 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Resmi Büyütün



Sevda Bizim, Acı da #1

14:03 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Halkın olacak bu sevda… Sakaryaspor’u sene başında Büyükşehir Belediyesinden devralan yönetimin sloganı buydu. Halk, bu coğrafyada hep acıyla anılan bir kitleyi işaret eden bir kelime olmuştur. Bu sefer de aynı oldu ve “Halkın olacak bu sevda” sloganıyla başlatılan harekat tarihinin en kötü günlerinin yaşamasına sebep oldu Sakaryaspor’un.

Belediye yönetimindeki –ve Süper Ligde kalıcı olunamasa da sürekli yarışın içinde olunan- 10 yılı aşkın süre hep tartışma, karmaşa ve işgüzarlık içerisinde geçti. Aziz Duran'ın özünde iyi bir insan olup olmadığı tartışılır, burası aslında Sakaryaspor’la en alakasız olan yanıydı. Önemli olan futboldu ve Aziz Duran’ın futboldan hiç anlamadığını çoğu zaman söylemiştik. Yanındaki kurmayları da pek farklı değildi esasında. Duran, yönetimde aktif olarak yer almasa da Onursal başkanlık sıfatıyla kulübün tüm yönetimlerini atayan gizli isimdi. Ve bu insanlar uzaktan kumandalı araba gibi oradan oraya sürüklediler Sakaryaspor’u. Çıkar ilişkileri, adam kayırma ve Türk futbolunda bir marka olan Sakaryaspor’u kullanarak isim yapma hevesleri önce şehirlilerin gözündeki itibarlarını daha sonra da şehrin ve takımın itibarını ayaklar altına aldı. Tabii ki kendi kitlelerini de yaratmakta gecikmediler. Bugün, O günlerde yöneticilik yapan şahıslar, yarattıkları kendi elitleri tarafından halen itibar gören insanlar konumunda. Sakarya’da oturmuş bir Sakaryalılık anlayışı yok. Ama şu var, Kocaeli ve Düzceli insanlar en azından kulüp çevresinde fazlaca sevilmez. Ne ilginçtir ki Düzceli diye taraftar tarafından yerden yere vurulan Selahattin Aydın bu uzaktan kumandalı kulübün en iyi yöneticisiydi, Duracelliydi bana göre. Bir başkanın tribün kapısında içeri bedava giren insanları engellemesi sanırım görülmemiş bir şeydir. Hele ki bu gözlerin soyunma odasına kadar girip futbolculara küfreden bedavacıları gördüğü göz önüne alınırsa… Ekonomik gerçekleri görerek, realist yaklaşımlarla kulübü borçlandırmaması da onun adına en olumlu hamlelerdi mesela.Belediye tayfası Sakaryaspor'un parasını, ismini öyle kullandı ki bir efsane nasıl rezil edilir uygulamalı olarak gösterdiler.

Son 10 senede harcanan rakam minimum 100 milyon $, Nereye gitti bu kadar para? Ne yapıldı? Asansör takımlar arasında çok özel bir yer edinmekten başka ortaya ne konuldu? Rezil Transferler, bir adım önünü göremeyen teknik ekip ve futbol dünyasının darüşşafakası haline gelen futbolcu kadrosu. Nereye gitti bu kadar para? Tesislere mi? Sportif başarılara mı? Daha farklı bir projeye mi?Hiç biri değil. Acı ama bu paranın çok büyük bir kısmı bugün soluduğumuz hava haline geldi.Sakaryaspor, Türk futboluna çok büyük damga vuran iki şehirden biridir. Ne İstanbul, ne İzmir, ne Ankara… Türk futboluna Trabzon’la beraber silinmez bir damga vurmuş iki şehirden biridir Sakarya. Bugün Türk Millî Takımı formasıyla en çok gol atan futbolcu bir Sakaryalıdır mesela… Tek tek bu isimleri saymaya lüzum yok. Brezilya Futbolunda sahillerin önemi neyse, Türk futbolu için de Adapazarı’nın uçsuz bucaksız düzlükleri odur.

Önündeki efsaneleri örnek alarak futbolla büyüyen minik kalpler vardı bir zamanlar… Bir zamanlar diyorum, çünkü o minik yüreklerin oyun sahaları bir bir ellerinden alındı, çünkü depremden sonra geçici yerleşim alanı haline getirilen futbolcu tarlaları, sakinleri kalıcı konutlara yerleştirilince tekrar futbol sahası olması gerekirken bir bir AVMlere peşkeş çekildi. Amatör futbol bu şekilde doğranırken yapısı itibariyle zaten doğal sahalara sahip bunca yıldız adayını bünyesinde barındıran bir şehirde amatörler için hiçbir futbol sahası kalmamasını geçtim, Sakaryaspor’un altyapı tesislerinde futbol oynayan gençler dahi halı sahalarda idman yaptırılır hale getirildi. TFF’nin verdiği ve alt yapı için harcanması gereken paralar bile toz duman oldu. Sakaryaspor alt yapısı şu an bir çakıl ambarını hatırlatmakta bizlere. İnsan’ın isyan edesi geliyor bu duruma. Hiç unutmam o dönemlerde bir yönetici televizyona çıkıp ‘’TFF bize teşekkür etti, Tesisleri yaptığımız için’’ demişti. TFF derken kum çakıl federasyonunu kaydettiğini yeni yeni anlıyorum. Ve şimdi merak ediyorum, acaba o sözleri sarfeden yönetici bugün bu şehirde ben adamım diye gezebiliyor mu? Bir çok genç Türk futboluna kazandırılabilirken yok ediliyorsa bunda en büyük pay bu isimlerindir. Acaba vicdanları biraz olsun sızlıyor mu? Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe’ye verilen Furkan ve Onur Sakaryaspor’un son mahsullerinden, bu imkanlar dahilinde bu altyapıdan nasıl sporcu çıkıyor anlamış değilim.

Sakaryaspor Altyapı Tesisleri

Takımı uzaktan kumanda gibi yöneten Belediye’nin varlığından söz etmiştik. Belediye Başkanlığı görevini yürüten kulübün onursal başkanı da bazı spekülasyonlara karışmıştı ve tekrar aday olması mucizelere bağlıydı. Kumandanın düğmeleri okunamaz ve iş görmez hale gelince, Belpaş yerel seçimler öncesi kulübü alelacele derneğe devretti. Üstelik Transfer döneminin bitmesine saatler kala yaptılar bu işi. Yeni gelecek yönetimin yapması gereken hoca seçimini de kendileri yaparak çıkarabilecekleri tüm engelleri çıkartarak gittiler. Her şeye rağmen Şehirde kimsenin de pek bir itirazı yoktu. Yeter ki halkın olsun bu sevda denildi. Bu vesileyle Sabri Küçük’ün girişimleriyle Bülent Yılmaz’ın başkanlığında yeni bir yönetim kurulu oluşturuldu ve bu yönetim kulübün idaresini ele aldı. Plansız programsız en önemlisi alakasız bir yönetim kuruluydu bu. Sırf oluşturulmuş olmak için oluşturulmuş, 17 kişiden oluşan, kulüp yönetimiyle, şehirle alakası dahi olmayan insanlardan oluşan bir yönetim için kim sağlıklı diyebilir ki?

Amatör duygularla bu oluşumun içersinde yer alan yöneticiler, sadece isimleri olup kendileri olmayan yöneticiler, tecrübeli olan ama yöneticilikten çok şovmenlik yapan şahıslar vardı. Başkan Bülent Yılmaz önderliğindeki yeni oluşum aslında belirli sıkıntılarla da yüz yüzeydi. Tabii mevcut sıkıntılara bir de kendilerinin ekleyeceği sıkıntılar vardı. Ekonomik anlamdaki çaresizlik hızla ilerliyordu, birçok haciz davası, ödenmeyen elektrik-su faturaları, stadyum kira bedeli, eski oyuncuların alacakları, daha sayamadığımız bir sürü kalem borç da cabasıydı üstelik. Belediye zamanında bir şekilde bu borçlar ötelendi ve geciktirildi. Böyle bir planlama olmuş olması da muhtemel, eninde sonunda dernekleşmenin gerçekleşeceği ve nihayetinde kulübün Belediye himayesinden çıkacağı öngörülüyordu. Bu öngörünün sonunda da yeni gelen yönetime bir kazık bırakmamak da olmazdı. Atabilecekleri son kazığın bırakacakları bir takımın başına kendi anlaştıkları bir teknik adam getirmek olduğunu düşünen Sakarya halkı yine yanılmıştı. 17 Ağustos 1999 sonrasında şehirleşmeyi geciktiren ve ellerinde fırsat varken çarpık kentleşme ve altyapı sorununu çözemeyen şehir yönetmekten aciz insanların bu şehir için yaptıkları tek iyi şey şehrin takımını süper lige çıkartmaktı. Ki şehir halkı acılarından bir nebze olsun sıyrılarak takımla avunabileceklerdi. Böylece hem geri kaldıkları en önemli iş olan şehrin yeniden yapılan(ama)masına kimse de ses çıkartmayacaktı. Kulübü nasıl Süper lige çıkarttıklarını yeni gelen yönetimle ortaya daha net çıkan tabloyla görmüş olduk. (Tüm bunlar olurken Belediye’nin uzaktan kumandasını elinde bulunduran şahsın yeğeni, özel kalem müdürü, sağ kolu olan isim de Yolsuzluktan hapse girdi. Mânidar!) Tüm bu korkunç tablodan habersiz geldiklerini iddia eden yönetim kurulu, neden plansız programsız olduğunu da bu itirafla tüm kamuoyuna göstermiş oldu. Bir kulübün yönetimine talipseniz, öncelikle o kulübün gelir-gider dengesini, oyuncu kadrosunu ve daha fazlasını analiz etmek zorundasınız. Eski yönetim böyle bir tablo bırakırken nasıl ibra edilebildi? İşte bu soruyu bu insanlara kimse soramıyor. Zira küçücük medyası bile bu çarkın içinde olan bir şehrin takımından bahsediyoruz. Bu ahval ve şerait içinde göreve başlayan yeni yönetim kurulu bir biri ardına şoklar yaşadı. Yine de en büyük engel oyuncu kadrosunu oluşturmak ve geçen sezondan büyük bir yıkım yaşamış kadroyu hayata döndürmekti. Belediye zamanında yapılan yüksek kontratlar ve profesyonel olduğunu iddia eden ve alacakları ödenmediğinde hemen federasyona koşan o futbolcuların yeni yönetim geldiğinde adeta yönetim beğenmemeleri, kendilerini eski yönetim getirdiği için adeta takımı sabote etmeleri sonucunda Sakaryaspor’u hızla uçurumun kenarına getirdi. Hangi çağda yaşıyoruz Allah aşkına? Bu zihniyet nasıl bir zihniyettir! Ama bu işin içinde de Belediyeden birilerinin olduğunu kestirmek için müneccim olmaya gerek yok. Böyle düşünen oyuncularla sezona başlayan bir takımın düşme potasına gerilemesi kaçınılmazdı.

Bu farklılıkları anlayan yönetim kurulu, kendilerini takımdan üstün gören, iç saha maçlarında taraftara şirin gözükmek için koşan, deplasmanda adeta yokları oynayan oyuncularla yollarını ayırdı. Tatangaların özellikle gönül verdiği, kendileri için efsane olan oyuncular vardı içlerinde. Yıllık 680 milyar’a oynayan Taner Demirbaş, 500 milyar civarı alan Burak Akdiş gibi. Belki de Bank Asya’nın en pahalı oyuncularıydı bu ikili. Gelin görün ki takıma katkıları eksilerdeydi ve kulüp sezon başından ilk yarının sonuna kadar son sıradaydı. Tüm bu rezaletlerin puan tablosunda vücut bulmuş hâli. Yönetim doğru hamleleri yapmakta biraz gecikti. Yine de bir önlem alınmalıydı ve ilk yarının bitimine 3 hafta kala gençlerle yola devam kararı alındı. Doğru dürüst çalışma alanları olmayan, kum-çakıl deposu haline gelmiş sahalardan yetişen gençlerle… Sezonun ikinci yarısıysa ilk yarıdaki tablonun tam tersi istikametindeydi. Hatalar yapılmadı mı? Kesinlikle yapıldı… Hem de ölümcül hatalar… Bank Asya’da son sırada yer alan bir takımın ikinci yarı itibariyle yapması gereken en önemli şey güçlü, iç ve dış saha maçlarında bu tabloyu değiştirecek oyuncu kadrosunu kurmasıydı. Bunun yerine kendi takımlarında şans bulamayan, 3 tane 90 dakika bile oynamayan oyuncular transfer edildi. Oyuncuların yetenek olarak ilk yarıdaki kadrodan iyi olduğunu kimse söyleyemez mesela. Bu doğrultuda yeni transferler ne istenilen performanstaydı, ne istenilen kalitede ne de bu tabloyu değiştirecek kapasitedeydi.

Türk futbolunda büyük bir yer edinmiş Sakaryalıların desteğini bekledi şehir. Ama düşenin dostu olmuyor. Şansal Büyüka’nın akşam gazetesinde yazdığı bir haber vardı. Oğuz Dizerin de buna yakın yazıları vardı geçmişte. Ana fikir olarak bu takımdan yetişip inanılmaz başarılar kazananların Sakaryaspor’un bu haline kayıtsız kalmalarıydı. Aykutlar, Oğuzlar, Hakanlar, Tuncaylar ve ismini sayamadığımız onlarcası… Her fırsatta Sakaryalılığınızla övünen sizler, en çok ihtiyaç duyulan zamanda memleketiniz için ne yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? (Bu isimler dışında bir kişiden, Sivasspor teknik direktörü Bülent Uygun’dan da bahsetmek gerekir. Her fırsatta yardıma hazır olduğunu dile getiren, Sakaryaspor için elinden gelen her şeyi yapan Bülent Uygun için görev zamanıdır. Kimsenin yardım istemesini beklemeden, bu kulübün üstündeki karabulutların dağılmasına yardımcı ol Bülent Hocam. Sen ve senin organize edeceğin bir oluşum çok değil 5 sene sonra şampiyonluğa oynayan bir takım yaratabilir.)

Sezon ortası kamp ve ikinci yarının ilk 3 haftası oyuncuların performansını arttırsa da deplasmanlarda silik, iç saha maçlarında taraftarın gazıyla ilerleyen bir takım olmaktan öteye geçemedi. Sezon başı transfer edilen Özgürcan ve devre arası transfer edilen Ferdi ikilisi bekli de bu takımın kaderini belirleyen en önemli oyuncular konumundaydı. Özellikle görev yapan teknik direktörlerin ‘’egoist’’ olarak suçladığı Özgürcan attığı 17 gole rağmen, vermediği paslarla, çıldırtan bencilliğiyle, başına buyruk hareketleriyle takım olgusunun altına dinamit koyanlardandı. Bank Asya’yı yalnızca istatistiki olarak seyredip gol sayısına göre oyunculara kalite biçen kimi insanlara göre bu Özgürcan Galatasaray’a geri dönecek. Özgürcan bu haliyle dönse dönse Bank Asya’ya geri döner. Ya Ferdi? Sezon başı takımı TFF’ye şikayet edip giden, taraftar tarafından yerden yere vurulan bu adam ne oldu da tekrar bu takıma hem de kurtarıcı olarak geri döndü ve kirlettiği o kutsal formayı giydi? Ya taraftar? Bunu nasıl sinesine çekti? Bu benim anlamadığım en önemli şeylerden biridir mesela.

O Ferdi ki, geçen sezon oynanan Boluspor play off maçında 119. Dakikada bomboş pozisyonda bekleyen arkadaşına vermediği zaten olayı kafada bitirmişti. O günlerde medya ve taraftar tarafından şiddetle eleştirilen bu sarı oğlanın yaptıkları unutuluverdi birde. Taraftarın ve şehrin ihtiyacı olan güven ve umut havası adına bu yapay ruhlu futbolcu kurtarıcı gözüyle transfer edildi ve geçtiğimiz seneden daha da beter performans sergiledi. İnsanlar kazanılmış maçtan sonra pek eleştiri yapmaz. Yapılan eleştiriler de kazandık, gerisi boş mantığıyla dinlenmez. En büyük yanılgı da budur zaten. Her karşılaşmada girilen birden fazla pozisyon ve kaçan inanılmaz gollere pek aldırış edilmedi. Sakaryaspor kendi sahasında kazanıyordu. Ama kazandığı maçlarda düzinelerce gol kaçırıyordu. Bu durum bir kesim tarafından eleştirilse de takımın içinde bulunduğu kritik günler nedeniyle bu eleştirilerin sahipleri duymazlıktan gelindi. Sırf yaratılan o yalancı bahar havası sona ermesin diye. Peki sonra ne oldu? Son oynanan Samsunspor karşılaşmasında Özgürcan ve Ferdi ikilisinin kaçırdığı goller averajla düşmüş bir takım için bir golün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Takım düştü. Başta uzunca bir dönem bu takımın yönetimini elinde bulundurmuş olan çetenin, sonrasında teknik ekibin ve oyuncu kadrosunun ve en sonunda yönetimin hataları ve taraftarın gözyaşları arasında Bank Asya ligine veda etti.Renkli tribünleri, coşkulu seyircisiyle, yarım asırlık üst düzey futbol geleneğiyle Türk Futbolunun en büyük iki futbol şehrinden biri olan ulu çınar Sakaryaspor el birliğiyle budandı. Taraftarlar... Bu sene gösterdikleri inanılmaz sabırla bazı şeylerin değiştiğini (mi) gösterdiler. Garip şeyler de oldu Tribünlerde. Belediye yönetimini her maçta istifaya çağıran taraftar grubu, ne olduysa yeni oluşuma bir kez bile ‘’istifa’’ demedi. Hep destek tam destekten miydi bu davranış?

Şehrin ileri gelenleri postundaki asalaklarda belki kurtulur diye bu düşüşün de hayırlı taraflarını görmek istiyorum. Küllerinden doğarak tüm Türkiye’yi tekrar yakacak bir futbol ateşi olarak geri dönebilir bu çınar. Bu şehrin damarlarında futbol akıyor çünkü. Düştüğü yerden kalkması için de birinci şart kendisinin sırtına binmiş vizyonsuz insanlardan kurtulmak. Geçtiğimiz günlerde yapılan yönetim kurulu toplantısından kongre kararı çıktı. Bir umut, 8 Haziran Sakaryaspor için kurtuluşun reçetesi olabilir. Şehir gündeminde birkaç aday bu günlerde ön plana çıkıyor. Birisi Türk futbolunun yakından tanıdığı Erdinç Şehit, diğeri ise Belediye destekli Hakan Şükür ve arkadaşları…




100% Futbol

16:38 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Bu akşam 100% Futbolun konuğu malumunuz Aziz Yıldırım... Bu vesileyle kongre sürecine giren Fenerbahçe hakkında bir kaç not düşme ihtiyacı hissettim. Ali Şen zamanında aktif rol oynayan dönemin hızlı yöneticileri, Aziz Yıldırım'ın karşısında seçime giren taraf olacaklar. Fenerbahçeliler için çok da yabancı isimler değil Şadan Kalkavan, Selim Soydan ve Hakan Bilal Kutlualp... İşin garip tarafı 20 Şubat 2000'de yapılan kongre'de Şadan Kalkavan ve Selim Soydan'ın Aziz Yıldırım'ın yönetim kurulunda yer almalarıydı keza Hakan Bilal Kutlualp de 3 Mart 2002'de yapılan kongrede Aziz Yıldırım'ın yönetim kurulundaydı. Bu tablonun ortaya çıkmasında 11 yıl içersinde 79 yöneticiyle çalışan Aziz Yıldırım'ın hatalarından bir türlü ders almaması başta gelen sebeptir bence. Çünkü Yıldırım'ın kendine rakip gördüğü isimleri kulüpten uzaklaştırma yöntemi hiç de etik değildi hatırlarsanız... (Bu üçlüye eklenecek diğer bir isim için Bakınız Saadettin Saran). Bundan 3-5 sene önce aynı fikirde, aynı davada yer alan insanların bugün Aziz Yıldırım'a karşı cephe almaları, Aziz Yıldırım'ın tüm o üstün yöneticilik vasıflarının yanında neyi yanlış yaptığına işaret eden önemli bir nokta. Açık konuşmak gerekirse Aziz Yıldırım'ın çoğu zaman antipatik olduğunu düşünmüşümdür. Tesisleşme hamleleri ve kulübün ekonomik anlamdaki büyümesinde önayak olduğu yaklaşımlarını takdir etsem de bu yönüyle çoğu zaman iyi yaptığı şeyleri unutturan tavırlar içersindeydi. Elbette yaptıkları kolay unutulmaz, ama sırf bunları yaptı diye de hatalarına göz yumulması duygusallıktan öte bir şey olurdu ki bu tip duygular amatör kulüplerde bile kalmadı artık. Kongre süreçleri sancılı geçer derler, bu seçimde sancılı geçer mi? Kesinlikle... Fenerbahçe kulübünde içten içe oluşan karşıt gruplar, son 10 senenin aksine oldukça fazlalaştı. Kulüp içi barışın sağlanmasını bırakın, uçurumlar her geçen gün daha da artmakta.

Sadettin Saran, Atilla Kıyat, Hakan Kutlualp ve bir çoğu aynı oluşum içinden dışlanarak çıkanlardan. Nereden bakarsanız bakın bir sıkıntı var içerde. 11 yıldır aynı saltanatın devam etmesi kuşkusuz sıkıntıların fazlalaşmasının da en büyük etkeni. Aziz Yıldırım'ın tek adamlığının kötü tarafı da bu. Yapılan tüm güzel şeyler onun ismiyle anılıyor, ama işin diğer yönü de hep onun hanesine yazılan eksi şeylerden oluşmakta. Yukarıda da bahsettik ,Fenerbahçe şu anki marka değeriyle Türkiye'yi çoktan aştı, Avrupa'da yarıştığı takımlarla arayı hızla kapatıyor. Hızla artan borçlanma da olmasa... İşte dengenin ve tarafların ayrıldığı en büyük nokta. Fenerbahçe'nin çok mu borcu var? Kulüp batağa doğru hızla ilerliyor mu? Bu ve bir sürü sorunun cevabını bugun başkan NTVSpor'da verecek (mi?) Sorular önceden mi hazırlanacak? Program gayet objektif mi olacak? Ve daha fazlası... İzlemeye değer, işi olmayan geçsin TV karşısına...




Yedi Takladan Aşağısı Kurtarmaz

17:38 Yazar: Cezasahasi 4 Yorum
Transfer sezonu açılınca Fotomaç gazetesi başta olmak üzere medyada yer alan bomba haberler ayrı bir mizah ekolü oluşturdu. Bu ekole son katkı Trabzon merkezli Taka Gazetesinden… Polonya’da forma giyen Zimbabweli Takesure Chinyama ile ilgili haberde ilginç ifadeler var:

''O Bir Çılgın''

Trabzonspor izleme komitesi başkanı Özkan Sümer’in Polonya liginin 28. hafta mücadelesinde Lech Ponzan’ın Legia Warsav ile oynadığı maçta ilgisini çeken bir başka oyuncu Zimbabwe’li Takesure Chinyama oldu. 27 yaşındaki forvet oyuncunun güçlü fiziği ve üstün top tekniğini çok beğenen Sümer’in bu oyuncu için yakın çevresine, “Yattara’yı unutturacak, hatta daha farklı bir oyuncu buldum” dediği konuşuluyor. Gol attıktan sonra müthiş şovlar yapan Zimbabwe’li oyuncu en az 7 takla atıyor.

Gol attıktan sonra en 7 takla atıyormuş. Böylece gol attıktan sonra 4 ila 5 takla atan Isaac Promise’in takımda niye oynayamadığını, oynamamasının niye sorun olmadığını da öğrenmiş oluyoruz.




Hamamzinho

17:14 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Geçen hafta Trabzon’un İskandinavya’dan misafirleri vardı. Sümela’ya gitmemişler bu sefer, Norveç’ten, Stabaek’ten Trabzonspor’a transfer olan Alanzinho’yla oldukça keyifli bir röportaj yapmak için gelmişler VG gazetesinden bir ekip. Fotoğrafta da görüldüğü üzere sahada roket hızıyla ilerleyen “Ali*” Tellak’ın markajı karşısında çaresiz. Tellak’ın sert oynadığından yakınıyor: “Her Cuma buraya geliyorum. Gerçekten acıtıyor, fakat daha sonra inanılmaz rahat ve iyi hissettiriyor.”

Alanzinho sorulara içtenlikle cevap vermiş. Hatta bugün basınımızdaki çarpıtmalara bakınca bunu daha iyi görebildiğimi söylemeliyim. Posta, E-kolay Spor servisi ve bir kısım paçavralar haberi "Pişmanım" başlığıyla vermişler ki yalan atmasalar şaşırırdım. Bu postu dün gece atacaktım fakat film izlemek daha cazip gelince meydanı bu yalancılara bıraktık, ona üzülüyorum. Alanzinho'nun röportajından Trabzon'un küçük bir şehir olduğu sözü ön plana çıkartılmış ki bu yeni bir ifade değil. Trabzon’a transfer olan yabancı futbolcular kendilerine sorulan bu tip sorulara genelde aynı şekilde yanıt veriyorlar. Zaten aksini söyleyemezsiniz. Mesela boş vakitlerde ne yapıyorsun sorusuna verecekleri cevap hep aynıdır. Burası küçük bir şehir, yapacak fazla bir şey yok. Alanzinho’nun geldiği şehir 100.000 nüfuslu. Trabzon’un merkezi 300.000’e yakın. Gerçi 1 milyon da olsa, şehirdeki popüler figürler için küçük bir yer olmaktan öteye gitmez bu şehir. Çünkü sokağa çıktıklarında tüm ilgi onların üzerinde yoğunlaşıyor.

"Çocuklardan biri What's up man!! diye bağırıyor ki koptum."

Röportaj, Trabzon’un tarihi Sekiz Direkli Hamamında yapılmış. Türkiye’de yaşadığı tek sorunun beklediği kadar oynayamamak olduğundan bahsediyor ve bir de ailesine olan özleminden. “Yedek beklemek beni huzursuz ediyor. Daha fazla oynamak istiyorum. Gelecek sene daha fazla oynamayı umuyorum.Trabzonspor, futbol kariyerimde oynadığım en profesyonel kulüp” Bu açıklamalar Rune Lange transferiyle bir dönemler yaşadığı prestij kaybını son dönemde iyice hafızalardan silen Trabzonspor için, Norveç’e gelmiş en iyi yabancı futbolcu olan Alanzinho’nun bu açıklamalarının ne kadar önemli olduğunu tahmin etmek zor değil. “Kulüp mükemmel, tesisler harika, bir futbolcu olarak olmasını isteyeceğim her şey burada var.” Bu sözler, "Pişmanım" başlığıyla verilen bir röportajda sarfedildiği işitilince şaşırtan sözler...

Stabæk’teki arkadaşlarıyla arasının nasıl olduğu, görüştüğü kimse olup olmadığı sorusuna verdiği cevap ilginç: “Çok iyi arkadaşlıklarım oldu Stabæk’te. Bir çok dostum var. Ama Türkiye’ye geldiğimden beri kimseyle görüşmedim.Tamamıyla Türkiye’deki yeni yaşantıma odaklanmış durumdayım”

Yattara ile Alanzinho kıyaslanıp duruyor. Bu röportaj vesilesiyle bu kıyaslamaya bizim de bir katkımız olsun. Yattara Trabzon’a ilk geldiğinde Çömlekçi civarlarında fazlaca görünmüş, adı çapkına çıkmıştı. Hatta 1 maç harikalar yaratıp diğer maç yokları oynadığında “Ruslar iliklerini kuruttu galiba” esprileri havada uçuşurdu o dönem. Aynı dönemde Belçika’dan medya mensupları gelip kendisiyle röportaj yapsalardı tercih edeceği mekanın hamam yerine x otel’in Kral süiti olurdu.

*Takım arkadaşlarının kendisine hitap şekli.




Yeni Sezon Formaları: B. Munih & AC Milan 2009 / 2010

16:38 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Yeni sezon formalarını tanıtan bir başka takımda Alman devi B. Munih oldu. Adidas firmasının bu sene Chelsea ve New York Red takımları için dizayn ettiği formanın aynısı Munih içinde üretmiş. Amblem ve logo kısımlarındaki kabarıklık yeni trendin de habercisi...


Bu da Milan'ın yeni forması, son günlerde interaktif ortamda bol bol çakma forma tanıtıldı. En sonunda yeni formalar piyasaya düştü. Formalar muhtemelen Serie A'nın son 2 haftası veya Amerika turunda kullanılacakmış. Merak edenler için not düşelim yeni formalar 46 €'dan başlıyor.




Şampiyonluk ve Balotelli

02:01 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Balotelli'nin yeni imajı...




UEFA Kupası: Bence Lucescu

19:25 Yazar: Cezasahasi 4 Yorum
Bugün UEFA Kupası finaline ilk kez ev sahipliği yapıyoruz. Yine tarihlerinde ilk kez bu kupada final oynayacak iki takım, Şükrü Saraçoğlu Stadında karşı karşıya geliyor. Ve bir Avrupa Kupası ilk kez Asya topraklarında oynanıyor. Bir tarafta uzun yıllar Türkiye’de çalışmış, çalıştığı yıllar haricinde yine uzun yıllar Türk Spor Basınının malzemesi olmuş Lucescu’nun çalıştırdığı Shakhtar, diğer tarafta yine uzun dönem gündemimizi işgal eden Mesut Özil’in takımı Werder Bremen.

Mesut Özil’in çok değil, birkaç ay önce ülke gündemini işgal etme sebebi malumunuzdur. Almanya doğumlu oyuncunun Millî Takım tercihinin ne olacağı ilgili ilgisiz herkesin dikkatini çekmişti. Mesut Almanya Millî Takımını seçmiş, bu kararı almasında da Almanya’da doğup büyümüş olmasının büyük etkisi olduğunu belirtmişti. Ve bu kararı için kendisine saygı duyulmasını istemişti. Pennearabiata’nın kendisiyle yaptığı röportajdan sonra benim de bu hadiseye bakış açım büyük ölçüde değişmişti. Bir kısım insanlar bu karara saygı duyarken, bir kısmı da büyük tepki gösterdi. Benim tepkimse bu karara saygı duyulmasını belirtenlerin “o artık alman” argümanını ortaya atmalarınaydı. O tartışmalardan geriye kalan tek gerçek olan Mesut’un Almanya’yı tercih etmiş olması...

Şimdi aynı Mesut takımının UEFA kupasında Lucescu’nun takımına karşı oynayacağı final karşılaşmasında Millî Takım tercihini yaparken unuttuğu köklerini hatırlıyor. Ve Türk taraftarlardan bu maç için destek istiyor. Sahadaki tek Türk olması sebebiyle Türk taraftarların kendisini desteklemesini bekliyor ama fena halde yanılıyor. Sahada olmasa da kulübede Mesut’un Alman Millî Takımını tercih ederken kararında etkili olduğunu belirttiği kriterlerle bakıldığında kendisinden daha Türk biri olacak. Ve ben bu sebeple Lucescu’nun takımı Shakhtar’ı destekleyeceğim. Ve maça gidecek Türk taraftarların çoğu da öyle yapacaklar diye düşünüyorum. Mesut'un da bu karara saygı duymasını bekliyorum.




Bank Asya 2008-2009: Göze Batanlar 10/10

17:03 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Bank Asya... Muz Cumhuriyetleri Futbol Ligi... Görsel ve yazılı basının bu ligi es geçmesi, tiraj korkusu ve ekonomik sebeblerden olsa gerek. Herneyse, şimdi bir blog köşesinde halk kahramanlığına soyunup bunları incelemeyeceğiz. Bizim için ne tiraj, ne de ekonomik sebebler bir kaygı unsuru olmadığından, kaygılanacak bir şeyimiz olmadığından bir post, sonra bir post daha, sonra yüzlerce post daha yazmamızın sakıncası yok. Bank Asya'dan post, basından dost olmaz demeyin. Oluyor.

Malum sezon Ankara'da noktalandı. Ekonomik zorluklar, teknik adam kıyımları, sahipsizlik ve ilgisizlik bu ligin kaderi. Bu ligin kaderini, çoğunluğunu şehir takımlarının oluşturduğu bu ligin makus kaderini o şehir takımlarının adlarını taşıdığı şehirlerde yaşayan insanlar belirliyor maalesef. Hadi basın takımlarla ilgilenmiyor, tiraj vesaire, Malatyalılar neden ilgilenmiyor? Samsunlu, Rizeli neden ilgilenmiyor? Hayranlıkla baktığımız Premier Lig aslında en büyük ve en güzel örnek karşımızdaki. Taraftar olmak, kulübüne sahip çıkmak o coğrafyada yaşayanlar için aslında bir zevk. Bilmemkaçıncı ligdeki bilmemne takımının ne kadar tutkulu taraftarlara sahip olduğunu Flying Dutchman her hafta yazıyor. İmreniyorum. Sakaryalıyım ama Beşiktaş'a sempati duyuyorum, Samsunluyum ama Galatasaray'ı seviyorum adamlarına bir örnek teşkil etmesini umuyorum bunun. Yahu koskoca Almanya'nın nemrut Merkel'i bile Energie Cottbus taraftarıyken daha ne diyelim ki.

Bank Asya'da genelde iyi şeyler olmuyor, kabul. Ama yazmak illa ki iyiyi yazmak demek olmadığına göre, Bank Asya'dan çıkarılacak bir Top 10 listesini de en iyiler, en kötüler diye ayırmak imkansız. Ben de gözüme batan, dikkatimi çeken olaylardan bir liste yapayım dedim. En başta tek seferde yapmayı düşünüyordum ama oldukça uzun oluyor.

10- Lige Yeni Yükselen Takımların Beklenenden Üstün Performans Sergilemesi: Karabükspor & Adanaspor

Sezona Bank Asya'da merhaba diyen 2 ekip, bu sezon flaş skorlara imza attılar. Ligin son haftalarına kadar Play Off'u kovalamarı aslında onların lige ne kadar hazır girdiklerinin de göstergesiydi.

Karabükspor cehpesinde belki de en olumlu seçim, ligi tanıyan ve tecrübesiyle bu ağırlığı kaldıran Hüsnü Özkara'ydı. Hocanız kurt olursa bir şekilde sıyrılıyorsunuz işin içinden. Kimi hocalar vardır, Dünyaya Bank Asya Ligi'nde takım çalıştırmak için gelmişlerdir. (Çok garip oldu farkındayım) Hüsnü Özkara da onlardan biridir Coşkun Demirbakan'la birlikte... Geçen sene Sakaryaspor, onun önderliğinde ligi uzun dönem lider olarak götürmüş, daha sonra kronik Sakarya hastalıklarını atlatamayan takımı bırakmak zorunda kalmıştı. Saha dışı sebepler elbette... İşte o Özkara'nın yönetimindeki Karabük potansiyelinin tamamını sahaya yansıtarak ligi çok iyi bir seviyede bitirdi. Takım halinde mücadele eden, defansif ve ofansif olarak rolleri paylaşan bir takım yaratmış Hüsnü Hoca. Bank Asya lideri olarak Süper Lig'e yükselen Manisaspor'u ligde darmadağın eden tek takımlar. Deplasman performansları başarılarındaki kilit rollerden biriydi. (17 deplasman maçının 12sini kaybetmediler). Kadronun yapı taşlarından Bülent Bal, Şenol Akın, Aydın Arslan istikrarlı oyunlarıyla takımın saha içi lokomotifleri oldular. Takıma ikinci yarı transfer edilen Burak Akdiş'in de pozitif katkılar yaptığını belirtmek lazım. Sakarya maçı öncesi trafik kazası geçirmişti golcü, ona da bu vasıtayla geçmiş olsun dileyelim. Biraz geç oldu ama...

Karabükspor bu performansını istikrarlı bir hale getirebilirse Süper Lige çıkması işten bile değil. İnanmak ve doğru tercihleri yapmakla başlıyor herşey. Taraftar gruplarına teslim bayrağı çekmemiş , başında tecrübeli bir hocası olan ve oyuncunun kölesi olmamış her takım bu ligin ağırlığını kaldırabilir.

Adanaspor için söylenecek bir çok şey var. Sezon başında Kartepe'de katıldıkları Kartepe Kupasında Vestel Manisaspor ve Diyarbakırspor'u yenmişlerdi. Yendikleri iki takım şu anda Süper Lig'de. Sürpriz gibi görünen bu skorlar Turunculuların ligde sürpriz yapacaklarının işaretiydi. Genel olarak sportif açıdan başarılı, mali anlamda kötü bir sezon olarak geçirdiler. Sezon ortası yaşanılan ekonomik sıkıntılar, isyan eden futbolcular ve sık sık değişen teknik kadro onların hedeflerine uzak kalmalarındaki önemli unsurlardı. Ekrem Al'ın takımın başına gelmesinden sonra inanılmaz bir çıkış yakalayan Adanaspor ligi 8. sırada Play Off oynayan Karşıyaka'nın 3 puan altında bitirdi. Ligde ilk yılını yaşayan bir takım için, hele de tam da sezon ortası motivasyon bozucu problemler yaşayan bir takım için çok iyi bir derece. Göze çarpan oyunculara bakarsak Trabzonspor'dan transfer edilen kaleci Ahmed Şahin ve 1988 doğumlu Kamerun'lu oyuncu Mbilla Etame'yi sayabiliriz. Özellikle yabancı oyuncu serbestisi sonrası lige genç ve umut vaadeden oyuncular transfer edildi. Etame de bunlardan biri. Bu sezon 16'ı maça ilk 11'de başlayan Etame attığı 11 golle takımının açık ara en skorer ismi oldu. Adanaspor için güzel günler nihayet ufukta görünüyor derken yine kötü haberler gelmeye başladı. Koskoca Adana Şehrine yazık, gerçekten yazık...Başkan Bayram Akgül'ün görevi bırakması sonucu yeni bir kaos Adanaspor'u bekliyor. Yeterince çektiler, çileleri doldu ve artık Süper Lige dönme hedefine ilerleyebilirler derken, yeni kongre, yeni teknik adam ve en önemlisi yeni maddi imkansızlıklar. Adanaspor'da yeni sezon her açıdan sancılı başlayabilir. Çünkü Bank Asya takımları yönetimleri genelde Muz Cumhuriyetleri Hükumetleri gibidir. Sağlam yönetim çok zor bulunan bir şeydir ve eğer şehirde yeterince güçlü değillerse samimiyetleriyle kalırlar ve altları sürekli oyulur. X gelir, adamı y gelir, z gelir, sonra latin alfabesine geçerler, aile efradı yavaş yavaş kulübe dolar. Taraftar dernekleri gelir, sus paylarını alırlar, olanlar da önce o kulübe, sonra o kulübe gönül vermiş insanlara olur.