
Halkın olacak bu sevda… Sakaryaspor’u sene başında Büyükşehir Belediyesinden devralan yönetimin sloganı buydu. Halk, bu coğrafyada hep acıyla anılan bir kitleyi işaret eden bir kelime olmuştur. Bu sefer de aynı oldu ve “Halkın olacak bu sevda” sloganıyla başlatılan harekat tarihinin en kötü günlerinin yaşamasına sebep oldu Sakaryaspor’un.

Belediye yönetimindeki –ve Süper Ligde kalıcı olunamasa da sürekli yarışın içinde olunan- 10 yılı aşkın süre hep tartışma, karmaşa ve işgüzarlık içerisinde geçti. Aziz Duran'ın özünde iyi bir insan olup olmadığı tartışılır, burası aslında Sakaryaspor’la en alakasız olan yanıydı. Önemli olan futboldu ve Aziz Duran’ın futboldan hiç anlamadığını çoğu zaman söylemiştik. Yanındaki kurmayları da pek farklı değildi esasında. Duran, yönetimde aktif olarak yer almasa da Onursal başkanlık sıfatıyla kulübün tüm yönetimlerini atayan gizli isimdi. Ve bu insanlar uzaktan kumandalı araba gibi oradan oraya sürüklediler Sakaryaspor’u. Çıkar ilişkileri, adam kayırma ve Türk futbolunda bir marka olan Sakaryaspor’u kullanarak isim yapma hevesleri önce şehirlilerin gözündeki itibarlarını daha sonra da şehrin ve takımın itibarını ayaklar altına aldı. Tabii ki kendi kitlelerini de yaratmakta gecikmediler. Bugün, O günlerde yöneticilik yapan şahıslar, yarattıkları kendi elitleri tarafından halen itibar gören insanlar konumunda. Sakarya’da oturmuş bir Sakaryalılık anlayışı yok. Ama şu var, Kocaeli ve Düzceli insanlar en azından kulüp çevresinde fazlaca sevilmez. Ne ilginçtir ki Düzceli diye taraftar tarafından yerden yere vurulan Selahattin Aydın bu uzaktan kumandalı kulübün en iyi yöneticisiydi, Duracelliydi bana göre. Bir başkanın tribün kapısında içeri bedava giren insanları engellemesi sanırım görülmemiş bir şeydir. Hele ki bu gözlerin soyunma odasına kadar girip futbolculara küfreden bedavacıları gördüğü göz önüne alınırsa… Ekonomik gerçekleri görerek, realist yaklaşımlarla kulübü borçlandırmaması da onun adına en olumlu hamlelerdi mesela.Belediye tayfası Sakaryaspor'un parasını, ismini öyle kullandı ki bir efsane nasıl rezil edilir uygulamalı olarak gösterdiler.

Son 10 senede harcanan rakam minimum 100 milyon $, Nereye gitti bu kadar para? Ne yapıldı? Asansör takımlar arasında çok özel bir yer edinmekten başka ortaya ne konuldu? Rezil Transferler, bir adım önünü göremeyen teknik ekip ve futbol dünyasının darüşşafakası haline gelen futbolcu kadrosu. Nereye gitti bu kadar para? Tesislere mi? Sportif başarılara mı? Daha farklı bir projeye mi?Hiç biri değil. Acı ama bu paranın çok büyük bir kısmı bugün soluduğumuz hava haline geldi.Sakaryaspor, Türk futboluna çok büyük damga vuran iki şehirden biridir. Ne İstanbul, ne İzmir, ne Ankara… Türk futboluna Trabzon’la beraber silinmez bir damga vurmuş iki şehirden biridir Sakarya. Bugün Türk Millî Takımı formasıyla en çok gol atan futbolcu bir Sakaryalıdır mesela… Tek tek bu isimleri saymaya lüzum yok. Brezilya Futbolunda sahillerin önemi neyse, Türk futbolu için de Adapazarı’nın uçsuz bucaksız düzlükleri odur.

Önündeki efsaneleri örnek alarak futbolla büyüyen minik kalpler vardı bir zamanlar… Bir zamanlar diyorum, çünkü o minik yüreklerin oyun sahaları bir bir ellerinden alındı, çünkü depremden sonra geçici yerleşim alanı haline getirilen futbolcu tarlaları, sakinleri kalıcı konutlara yerleştirilince tekrar futbol sahası olması gerekirken bir bir AVMlere peşkeş çekildi. Amatör futbol bu şekilde doğranırken yapısı itibariyle zaten doğal sahalara sahip bunca yıldız adayını bünyesinde barındıran bir şehirde amatörler için hiçbir futbol sahası kalmamasını geçtim, Sakaryaspor’un altyapı tesislerinde futbol oynayan gençler dahi halı sahalarda idman yaptırılır hale getirildi. TFF’nin verdiği ve alt yapı için harcanması gereken paralar bile toz duman oldu. Sakaryaspor alt yapısı şu an bir çakıl ambarını hatırlatmakta bizlere. İnsan’ın isyan edesi geliyor bu duruma. Hiç unutmam o dönemlerde bir yönetici televizyona çıkıp ‘’TFF bize teşekkür etti, Tesisleri yaptığımız için’’ demişti. TFF derken kum çakıl federasyonunu kaydettiğini yeni yeni anlıyorum. Ve şimdi merak ediyorum, acaba o sözleri sarfeden yönetici bugün bu şehirde ben adamım diye gezebiliyor mu? Bir çok genç Türk futboluna kazandırılabilirken yok ediliyorsa bunda en büyük pay bu isimlerindir. Acaba vicdanları biraz olsun sızlıyor mu? Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe’ye verilen Furkan ve Onur Sakaryaspor’un son mahsullerinden, bu imkanlar dahilinde bu altyapıdan nasıl sporcu çıkıyor anlamış değilim.
Sakaryaspor Altyapı TesisleriTakımı uzaktan kumanda gibi yöneten Belediye’nin varlığından söz etmiştik. Belediye Başkanlığı görevini yürüten kulübün onursal başkanı da bazı spekülasyonlara karışmıştı ve tekrar aday olması mucizelere bağlıydı. Kumandanın düğmeleri okunamaz ve iş görmez hale gelince, Belpaş yerel seçimler öncesi kulübü alelacele derneğe devretti. Üstelik Transfer döneminin bitmesine saatler kala yaptılar bu işi. Yeni gelecek yönetimin yapması gereken hoca seçimini de kendileri yaparak çıkarabilecekleri tüm engelleri çıkartarak gittiler. Her şeye rağmen Şehirde kimsenin de pek bir itirazı yoktu. Yeter ki halkın olsun bu sevda denildi. Bu vesileyle Sabri Küçük’ün girişimleriyle Bülent Yılmaz’ın başkanlığında yeni bir yönetim kurulu oluşturuldu ve bu yönetim kulübün idaresini ele aldı. Plansız programsız en önemlisi alakasız bir yönetim kuruluydu bu. Sırf oluşturulmuş olmak için oluşturulmuş, 17 kişiden oluşan, kulüp yönetimiyle, şehirle alakası dahi olmayan insanlardan oluşan bir yönetim için kim sağlıklı diyebilir ki?

Amatör duygularla bu oluşumun içersinde yer alan yöneticiler, sadece isimleri olup kendileri olmayan yöneticiler, tecrübeli olan ama yöneticilikten çok şovmenlik yapan şahıslar vardı. Başkan Bülent Yılmaz önderliğindeki yeni oluşum aslında belirli sıkıntılarla da yüz yüzeydi. Tabii mevcut sıkıntılara bir de kendilerinin ekleyeceği sıkıntılar vardı. Ekonomik anlamdaki çaresizlik hızla ilerliyordu, birçok haciz davası, ödenmeyen elektrik-su faturaları, stadyum kira bedeli, eski oyuncuların alacakları, daha sayamadığımız bir sürü kalem borç da cabasıydı üstelik. Belediye zamanında bir şekilde bu borçlar ötelendi ve geciktirildi. Böyle bir planlama olmuş olması da muhtemel, eninde sonunda dernekleşmenin gerçekleşeceği ve nihayetinde kulübün Belediye himayesinden çıkacağı öngörülüyordu. Bu öngörünün sonunda da yeni gelen yönetime bir kazık bırakmamak da olmazdı. Atabilecekleri son kazığın bırakacakları bir takımın başına kendi anlaştıkları bir teknik adam getirmek olduğunu düşünen Sakarya halkı yine yanılmıştı. 17 Ağustos 1999 sonrasında şehirleşmeyi geciktiren ve ellerinde fırsat varken çarpık kentleşme ve altyapı sorununu çözemeyen şehir yönetmekten aciz insanların bu şehir için yaptıkları tek iyi şey şehrin takımını süper lige çıkartmaktı. Ki şehir halkı acılarından bir nebze olsun sıyrılarak takımla avunabileceklerdi. Böylece hem geri kaldıkları en önemli iş olan şehrin yeniden yapılan(ama)masına kimse de ses çıkartmayacaktı. Kulübü nasıl Süper lige çıkarttıklarını yeni gelen yönetimle ortaya daha net çıkan tabloyla görmüş olduk. (Tüm bunlar olurken Belediye’nin uzaktan kumandasını elinde bulunduran şahsın yeğeni, özel kalem müdürü, sağ kolu olan isim de Yolsuzluktan hapse girdi. Mânidar!) Tüm bu korkunç tablodan habersiz geldiklerini iddia eden yönetim kurulu, neden plansız programsız olduğunu da bu itirafla tüm kamuoyuna göstermiş oldu. Bir kulübün yönetimine talipseniz, öncelikle o kulübün gelir-gider dengesini, oyuncu kadrosunu ve daha fazlasını analiz etmek zorundasınız. Eski yönetim böyle bir tablo bırakırken nasıl ibra edilebildi? İşte bu soruyu bu insanlara kimse soramıyor. Zira küçücük medyası bile bu çarkın içinde olan bir şehrin takımından bahsediyoruz. Bu ahval ve şerait içinde göreve başlayan yeni yönetim kurulu bir biri ardına şoklar yaşadı. Yine de en büyük engel oyuncu kadrosunu oluşturmak ve geçen sezondan büyük bir yıkım yaşamış kadroyu hayata döndürmekti. Belediye zamanında yapılan yüksek kontratlar ve profesyonel olduğunu iddia eden ve alacakları ödenmediğinde hemen federasyona koşan o futbolcuların yeni yönetim geldiğinde adeta yönetim beğenmemeleri, kendilerini eski yönetim getirdiği için adeta takımı sabote etmeleri sonucunda Sakaryaspor’u hızla uçurumun kenarına getirdi. Hangi çağda yaşıyoruz Allah aşkına? Bu zihniyet nasıl bir zihniyettir! Ama bu işin içinde de Belediyeden birilerinin olduğunu kestirmek için müneccim olmaya gerek yok. Böyle düşünen oyuncularla sezona başlayan bir takımın düşme potasına gerilemesi kaçınılmazdı.

Bu farklılıkları anlayan yönetim kurulu, kendilerini takımdan üstün gören, iç saha maçlarında taraftara şirin gözükmek için koşan, deplasmanda adeta yokları oynayan oyuncularla yollarını ayırdı. Tatangaların özellikle gönül verdiği, kendileri için efsane olan oyuncular vardı içlerinde. Yıllık 680 milyar’a oynayan Taner Demirbaş, 500 milyar civarı alan Burak Akdiş gibi. Belki de Bank Asya’nın en pahalı oyuncularıydı bu ikili. Gelin görün ki takıma katkıları eksilerdeydi ve kulüp sezon başından ilk yarının sonuna kadar son sıradaydı. Tüm bu rezaletlerin puan tablosunda vücut bulmuş hâli. Yönetim doğru hamleleri yapmakta biraz gecikti. Yine de bir önlem alınmalıydı ve ilk yarının bitimine 3 hafta kala gençlerle yola devam kararı alındı. Doğru dürüst çalışma alanları olmayan, kum-çakıl deposu haline gelmiş sahalardan yetişen gençlerle… Sezonun ikinci yarısıysa ilk yarıdaki tablonun tam tersi istikametindeydi. Hatalar yapılmadı mı? Kesinlikle yapıldı… Hem de ölümcül hatalar… Bank Asya’da son sırada yer alan bir takımın ikinci yarı itibariyle yapması gereken en önemli şey güçlü, iç ve dış saha maçlarında bu tabloyu değiştirecek oyuncu kadrosunu kurmasıydı. Bunun yerine kendi takımlarında şans bulamayan, 3 tane 90 dakika bile oynamayan oyuncular transfer edildi. Oyuncuların yetenek olarak ilk yarıdaki kadrodan iyi olduğunu kimse söyleyemez mesela. Bu doğrultuda yeni transferler ne istenilen performanstaydı, ne istenilen kalitede ne de bu tabloyu değiştirecek kapasitedeydi.


Türk futbolunda büyük bir yer edinmiş Sakaryalıların desteğini bekledi şehir. Ama düşenin dostu olmuyor. Şansal Büyüka’nın akşam gazetesinde yazdığı bir haber vardı. Oğuz Dizerin de buna yakın yazıları vardı geçmişte. Ana fikir olarak bu takımdan yetişip inanılmaz başarılar kazananların Sakaryaspor’un bu haline kayıtsız kalmalarıydı. Aykutlar, Oğuzlar, Hakanlar, Tuncaylar ve ismini sayamadığımız onlarcası… Her fırsatta Sakaryalılığınızla övünen sizler, en çok ihtiyaç duyulan zamanda memleketiniz için ne yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? (Bu isimler dışında bir kişiden, Sivasspor teknik direktörü Bülent Uygun’dan da bahsetmek gerekir. Her fırsatta yardıma hazır olduğunu dile getiren, Sakaryaspor için elinden gelen her şeyi yapan Bülent Uygun için görev zamanıdır. Kimsenin yardım istemesini beklemeden, bu kulübün üstündeki karabulutların dağılmasına yardımcı ol Bülent Hocam. Sen ve senin organize edeceğin bir oluşum çok değil 5 sene sonra şampiyonluğa oynayan bir takım yaratabilir.)

Sezon ortası kamp ve ikinci yarının ilk 3 haftası oyuncuların performansını arttırsa da deplasmanlarda silik, iç saha maçlarında taraftarın gazıyla ilerleyen bir takım olmaktan öteye geçemedi. Sezon başı transfer edilen Özgürcan ve devre arası transfer edilen Ferdi ikilisi bekli de bu takımın kaderini belirleyen en önemli oyuncular konumundaydı. Özellikle görev yapan teknik direktörlerin ‘’egoist’’ olarak suçladığı Özgürcan attığı 17 gole rağmen, vermediği paslarla, çıldırtan bencilliğiyle, başına buyruk hareketleriyle takım olgusunun altına dinamit koyanlardandı. Bank Asya’yı yalnızca istatistiki olarak seyredip gol sayısına göre oyunculara kalite biçen kimi insanlara göre bu Özgürcan Galatasaray’a geri dönecek. Özgürcan bu haliyle dönse dönse Bank Asya’ya geri döner. Ya Ferdi? Sezon başı takımı TFF’ye şikayet edip giden, taraftar tarafından yerden yere vurulan bu adam ne oldu da tekrar bu takıma hem de kurtarıcı olarak geri döndü ve kirlettiği o kutsal formayı giydi? Ya taraftar? Bunu nasıl sinesine çekti? Bu benim anlamadığım en önemli şeylerden biridir mesela.

O Ferdi ki, geçen sezon oynanan Boluspor play off maçında 119. Dakikada bomboş pozisyonda bekleyen arkadaşına vermediği zaten olayı kafada bitirmişti. O günlerde medya ve taraftar tarafından şiddetle eleştirilen bu sarı oğlanın yaptıkları unutuluverdi birde. Taraftarın ve şehrin ihtiyacı olan güven ve umut havası adına bu yapay ruhlu futbolcu kurtarıcı gözüyle transfer edildi ve geçtiğimiz seneden daha da beter performans sergiledi. İnsanlar kazanılmış maçtan sonra pek eleştiri yapmaz. Yapılan eleştiriler de kazandık, gerisi boş mantığıyla dinlenmez. En büyük yanılgı da budur zaten. Her karşılaşmada girilen birden fazla pozisyon ve kaçan inanılmaz gollere pek aldırış edilmedi. Sakaryaspor kendi sahasında kazanıyordu. Ama kazandığı maçlarda düzinelerce gol kaçırıyordu. Bu durum bir kesim tarafından eleştirilse de takımın içinde bulunduğu kritik günler nedeniyle bu eleştirilerin sahipleri duymazlıktan gelindi. Sırf yaratılan o yalancı bahar havası sona ermesin diye. Peki sonra ne oldu? Son oynanan Samsunspor karşılaşmasında Özgürcan ve Ferdi ikilisinin kaçırdığı goller averajla düşmüş bir takım için bir golün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Takım düştü. Başta uzunca bir dönem bu takımın yönetimini elinde bulundurmuş olan çetenin, sonrasında teknik ekibin ve oyuncu kadrosunun ve en sonunda yönetimin hataları ve taraftarın gözyaşları arasında Bank Asya ligine veda etti.Renkli tribünleri, coşkulu seyircisiyle, yarım asırlık üst düzey futbol geleneğiyle Türk Futbolunun en büyük iki futbol şehrinden biri olan ulu çınar Sakaryaspor el birliğiyle budandı. Taraftarlar... Bu sene gösterdikleri inanılmaz sabırla bazı şeylerin değiştiğini (mi) gösterdiler. Garip şeyler de oldu Tribünlerde. Belediye yönetimini her maçta istifaya çağıran taraftar grubu, ne olduysa yeni oluşuma bir kez bile ‘’istifa’’ demedi. Hep destek tam destekten miydi bu davranış?
Şehrin ileri gelenleri postundaki asalaklarda belki kurtulur diye bu düşüşün de hayırlı taraflarını görmek istiyorum. Küllerinden doğarak tüm Türkiye’yi tekrar yakacak bir futbol ateşi olarak geri dönebilir bu çınar. Bu şehrin damarlarında futbol akıyor çünkü. Düştüğü yerden kalkması için de birinci şart kendisinin sırtına binmiş vizyonsuz insanlardan kurtulmak. Geçtiğimiz günlerde yapılan yönetim kurulu toplantısından kongre kararı çıktı. Bir umut, 8 Haziran Sakaryaspor için kurtuluşun reçetesi olabilir. Şehir gündeminde birkaç aday bu günlerde ön plana çıkıyor. Birisi Türk futbolunun yakından tanıdığı Erdinç Şehit, diğeri ise Belediye destekli Hakan Şükür ve arkadaşları…