Haziran 2009 içindeki 104 yayından en yeni 18 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Haziran 2009 içindeki 104 yayından en yeni 18 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Trabzon Tipi Ötekileştirme

17:58 Yazar: Cezasahasi 5 Yorum
Trabzon ilginç şehir. Bunu defalarca, hem de defalarca duymuşsunuzdur. Eskilerin kendine münhasır dedikleri insanları bünyesinde barındıran, banaysa her zaman gereğinden fazla garip gelmiş insanlarıyla Türkiye’nin nüfus olarak küçük olsa da, etki olarak en büyük illerinden biri. Eskisi kadar olmasa da hâlen etkin bir sosyal hayatı var, bir çok dernek çeşitli kollarda faaliyet göstermekte. Trabzon aynı zamanda bir futbol şehri. Futbolcu ise sanki doğada yetişiyormuşçasına boldur.

Bu şehrin yetiştirdiği o meşhur futbolculardan biri de Serdar Bali’dir. Medyada boy göstermesiyle çoğu kesim tarafından yakından tanınan Serdar Bali, aynı zamanda Trabzonsporlu Profesyonel Futbolcular Derneği adlı bir derneğin de başkanlığını yapmakta. Dernek, kendi ifadesiyle Trabzonspor kulübünde profesyonel futbol oynayan eski sporcuların sosyal, kültürel, sağlık, yardımlaşma, dayanışma amacı ile kurulmuş. Tabii, yeri geldiğinde aktif futbol yaşamlarını sürdüren futbolculara da sahip çıkmalarından daha doğal bir şey olamaz. Amaçlarında böyle bir ifadeye rastlamadım, orası ayrı. Trabzonspor takım kaptanı Hüseyin Çimşir’in takımla ilişiğinin kesilmesinin ardından, Çimşir’e destek mesajı yayınladı TPFD. Açıklama şöyleydi:

‘’Dernek olarak amacımız Trabzonspor’da oynamış ve oynanan Trabzonlu futbolcuları sahiplenmektir. Fatih Tekke’yi nasıl kucaklamışsak aynı duygularımız Hüseyin içinde geçerlidir. Hüseyin Trabzonspor’da görev yaptığı müddetçe her zaman profesyonelliği ve kişiliğiyle örnek olmuş bir insandır. Her zaman saygıyı ve ahtı vefayı hak edecek işler yapmıştır. Trabzonspor yeni sezon için kendisiyle anlaşmamıştır. Bu yönetim kurulunun tasarrufudur. Buna kimsenin bir şey demeye hakkı olamaz. Bizimde bu konuda söyleyecek bir şeyimiz olamaz. Ancak Trabzonlu olan ve Trabzonsporluğundan asla şüphe duymayacak Hüseyin gibi futbolcular kolay bulunmuyor ve kolay yetişmiyor. Onun için gelecekte yetişecek oyunculara örnek olmak açısından Hüseyin’e ahtı vefasızlık yapılmamalıdır. Yolları ayırırken her zaman güzel duygular beslenlendirilmeli ve onure edilmeledir.”

Destek açıklamasındaki Türkçe problemlerine ve Hüseyin’e ahde vefa gösterilmesi konusuna derinlemesine girmeyeceğim zira Trabzonspor’un Transfer Politikası başlıklı yazının yorumlar bölümünde güzel bir münazara oldu bu konuda. Ama şunu eklemeden geçemeyeceğim: 2004 sezonu sonunda kazanılan Türkiye Kupası’nın da etkisiyle Fatih ve Gökdeniz takımla yeniden masaya oturmuşlar ve yeni sözleşmelere imza atmışlardı. O dönemde Marco Aurelio ile birlikte takımın en etkili isimleri olan bu oyuncuların ücretlerinde yapılan iyileştirme yaptıklarının doğal karşılığıydı. Tüm takımlar bu isimlerin peşindeydi, yönetimin hamlesinin ne kadar doğru olduğunu Trabzonspor’un bu oyunculardan kazandığı paralardan bile anlayabiliriz. Fatih, ertesi yıl 31 golle krallık tacını takarken Gökdenizle oluşturdukları ikili dilere destan olmuştu. Hüseyin bu iyileştirme sonrasında hemen Ziya Doğan’la görüşmüş, maaşında iyileştirme istemişti. Üstelik o dönemlerde takıma en büyük katkıyı yapan 4. ya da 5. oyuncu bile değilken... Yönetimin böyle bir niyetimiz yok açıklamasına restle karşılık vermiş, yanına aldığı 4 futbolcuyla o dönemler fazlaca üzerinde durulmasa da küçük çaplı bir kriz yaratmıştı. Yönetim daha sonra yumuşamak zorunda kalmış, ŞL katılma hakkı elde edilirse böyle bir şeyi düşünülebileceğini ifade etmişti ama daha bu hak elde edilmeden süper profesyonel Hüseyin ve birkaç arkadaşının maaşında iyileştirme yapılmıştı. O sene ve takip eden 3 yıl boyunca muhteşem bir futbol sergileyen Yattara bile büyük ustanın maaşının 5'te birine bu takımı sırtında taşımıştı. Bugün maaşında iyileştirme yapılan o üç ismin Trabzonspor’da oynarken takıma kattıklarına ve kulüpten ayrılırken kulübe kazandırdıklarına bile bakıldığında Hüseyin’e neden saygı duyulması ya da ahde vefa gösterilmesi gerektiği konusunda derin bir boşluğa düşüyor insan. Kulüp ona haketmediği bir ücreti vererek yeterince saygı göstermiştir zaten. Bu sene sonunda ücretinde indirim yapılması yönündeki teklifini reddedip belki yapacağı ilk fedakarlığı bile kulübe çok görmüş bu oyuncunun neresine vefa gösterilmeli? Yıllar yılı kendini bir gram ilerletememiş, bu kulübün kaptanlığını yapmasına karşın ücrete gelince profesyonel, performansa gelince bir amatör olsa mazur görülebilecek ve bir profesyonele yakışmayan hatalarla hem takımı, hem kendisini komik durumlara düşürmüş bir futbolcuya, yıllar yılı hakettiğinden çok daha fazla ücret vererek vefadan daha fazlasını göstermiş olan bu camianın ücretinde indirime gitmesi teklifine düşünmeden olmaz cevabı vermiş bir futbolcuya neden vefa gösterilmeli?

Gelelim TPFD’nin garip uygulamasına… Az önce belirttiğim gibi web sayfalarındaki Kuruluş Amaçlarının arasında “Trabzonspor’da futbol oynamış ve ya oynayan Trabzonlu futbolcuları sahiplenmek” diye bir ibareye rastlamamıştım. Bu destek açıklamasına böyle bir ibarenin eklenmesi garip geldi bana. Derneğe ismini vermiş bir takımın formasını giyen futbolcuları Trabzonlu olanlar ve Trabzonlu olmayanlar diye ayırmanın neresi profesyonellikle bağdaşıyor merak ediyorum. Bunun adı apaçık bir ayrımcılık değildir de nedir? Bundan çok değil bir ay kadar önce, sebepsiz ve anlamsız yere kadro dışı bırakılan, gelecekte yetişecek oyunculara örnek olma sıralamasında Hüseyin’i kat be kat gerilerde bırakabilecek bir isim olan, 3 dünya kupası görmüş Rigobert Song’un kadro dışı kalması konusunda en ufak bir açıklama yapmayan bu derneğin neresi Profesyonel, neresi Trabzonsporlu? Bu çifte standart insanın aklına farklı sorular da getiriyor. Şimdilik bu sorulardan birini sorup yazımı noktalayacağım: Trabzonspor'un efsane dönemlerine atıfta bulunarak saygı bekleyen bu insanların saygısızlık ettiği, kendileriyle aynı dönemde Trabzonspor forması giymiş Trabzonlu olmayan futbolculara kim vefa gösterecek?

Bir soru da başkana... Başkan da klasik bir Trabzon tipi ötekileştirme komedisi olan Yattara'nın satılma sürecinin akabinde Hüseyin'le ilgili şöyle bir söz sarfetmişti: "Yattara 10 milyon euro ederse Hüseyin 15 milyon euro eder." Sayın Başkan, Neden kendisine gelen teklifleri kamuoyundan gizliyorsunuz? Hüseyin'e gelen milyon euroluk teklifleri ne zaman kamuoyuyla paylaşacaksınız?
.



www.davidvilla7.com Hacklendi

05:05 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Sabaha karşı ajanslara düşen habere göre; bir Barca taraftarı www.davidvilla7.com'u yani David Villa'nın kişisel sayfasını hacklemiş. David Villa transferi bu olay sonrası dahada dallanıp budaklanacak kuşkusuz. Biliyorsunuz Perez'in Real başkanı seçilmesinden sonra transfer piyasası allak bullak olmuş, milyon eurolar havada uçuşmuştu. Valencia'nın yüksek bir ücret verilirse Villa'yı satmayı düşünebiliriz açıklamasının ardından, Barca devreye girmiş oyuncuyu kadrosuna katmaya çalışmıştı. Siteyi hackleyen katalan arkadaş birde mesaj bırakmış ana sayfaya;

Ana sayfanın solunda Barca formalı bir penguen resmi varki, bunu genelde Linux'culer kullanır. ''Tanrı aşkına Villa.. Senin gibi klas bir oyuncunun dünyanın en iyi takımında oynaması için neyi bekliyorsun. Seni bir an önce bekliyoruz. Ben sadece bir Barcelona taraftarı ve bir Villa hayranıyım'' mesajını yazıp, asıl amacının zarar vermek olmadığını belirtmiş.Tabi bu katalanların ilk vukuatı değil, daha öncede Arsenal'in
Villarreal ile oynadığı Şampiyonlar Ligi maçında, Henry'e Jimmy adlı vatandaşın Barca forması fırlatışı vardı. Artık transferlerde aynı bir boyut kazandı kim ne derse desin...

*Resmin büyük halini görmek için tıklayın.
*Çeviri yazısı bir kaç siteden alıntılanmıştır.
.



Konfederasyon Kupası Raporu #6

03:35 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Bir büyük organizasyonu daha tamamladık.Çekişmeli geçen turnuvanın sonunda Brezilya kupayı kaldırırken ABD'nin biz futbol aşıklarına yaşattığı heyecan, turnuvaya kattığı renk tartışılmazdı.Turnuvanın sonunda organizasyonun asıl sahibi Fifa Altın topu Kaka'ya,Altın Ayakkabıyı Fabiano'ya,Altın Eldiveni de Howard'a layık görürken bizde kendi yıldızlarımızı seçmeye çalıştık.5 rapor 16 maç boyunca bir çok oyuncuya dikkat çektik blogda.Böyle olunca kadroyu yapmak epey zorladı bizi.Altın 11'in dışında daha önce pek dikkat çekmeyen ama turnuvadaki performanslarıyla ön plana çıkan isimlerden bir gümüş 11 kurduk. Her ne kadar aramızda anlaşamadığımız ve istemeye istemeye kadrolara alamadığımız isimler olsada ceza sahasi ekibinin kadroları aşağı yukarı aşağıdaki gibi.Kadrolarda yer veremediğimiz Andre Santos,Ramires,Spector,Clark,Mhlongo, Parker,Mohammed Zidan gibi isimlere de yazık oldu ama 22 kişi seçmek gerekiyordu.Yapmayı planladığımız teneke karmanın da aşağı yukarı tamamı İtalya'dan çıkınca bu fikirden caymak zorunda kaldık.Sizin 11'lerinizi ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Altın 11


Tim Howard (ABD)

Maicon(BRA) Oguchi Onyewu(ABD) Lucio(BRA) Joan Capdevilla(ESP)

Michael Bradley(ABD) Clint Dempsey(ABD) Felipe Melo(BRA)

Kaka (BRA)

Luis Fabiano(BRA) David Villa(ESP)

Bronz 11

Mohammed Kassid (Irak)

Sibonisa Gaxa (G.AF) Matthew Boot(G.AF) Ahmed Said (Mısır) Tsepo Masilela(G.AF)

London Donovan(ABD) Mohamed Shawky(Mısır) Nashat Akram(Irak) S.Tshabalala(G.AF)

Jozy Altidore(ABD) M.Aboutrika(Mısır)




Lincoln Galatasaray'da

01:43 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
  • Levent Tüzemen: Galatasaray, Hagi'den sonra aradığı lideri buldu. 3 dönemdir Galatasaray'ı yöneten Özhan Canaydın yıldız futbolcu transferi konusunda en önemli ve en büyük icraatını Lincoln'ü alarak yaptı. 28 yaşındaki Lincoln hem genç hem de en olgun ve verimli dönemini yaşıyor... Schalke gibi ekonomik sorunu olmayan bir Alman takımından böyle bir oyucuyu transfer etmek büyük başarı. Başta Adnan Polat olmak üzere Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel, Lincoln'ü Schalke'den kıran kırana süren ısrarlı pazarlıklardan sonra transfer etti. Özellikle Adnan Sezgin, Brezilya ile Almanya arasında sürekli gidip geldi. Ve Galatasaray'da ikinci Hagi dönemi başladı.
  • Mehmet Demirkol: ''Zidane seviyesinde'' Artık Galatasaray'ın çok iyi bir frikikçisi, oyunun her anında takıma destek veren bir beyni var. Lincoln zaman zaman başına iş açabilecek kadar da sert. Topla ya da topsuz hızlı bir oyuncu ve karşısındaki, rakip kim olursa olsun birebirde geçmeye cüret ediyor. Durup yardım beklemiyor. Savunmacı için zor bir oyuncu çünkü karşısına aldığında çok şey deneyebilir. 30 metreden şut bile atabilir. Ancak bana kalırsa en önemli özelliği sürekli oyunda olmasına rağmen hızla yer değiştirerek kendisini kaybettirebilmesi. Bir anda savunmanın hiç düşünmediği bir yerde ortaya çıkıyor. Bu hücumcu orta sahalarda olduğunda rakip için çok can sıkıcı bir silah. Abartmıyorum bu özelliği Zidane seviyesinde.
  • Hıncal Uluç: Lincoln`e gelince, onunla ilgili iki tane soru işareti var. Biri son zamanlarda bize karşı oynayan bir Brezilya takımı gördük. Yani on para etmez, eski Brezilya`dan eser olmayan bir Brezilya. Bu takımda dahi yok Lincoln. Bu nasıl büyük bir futbolcudur ki en kötü dönemini yaşayan Brezilya Milli Takımı`na dahi çağrılmıyor? Alex gibi. İkinci soru işareti çalıştığı kulüplerle ve antrenörlerle itilaflı.
  • Mustafa Denizli: Hıncal Uluç'un sorusuna göre; Lincoln, Brezilya futbolunun en büyüklerinden bir tanesidir. H.U: Niye Milli Takım`da yok? M.D: Çünkü Brezilya Milli Takımı`nı yöneten adam, meslektaşımız Kaka`lara, Ronaldinho`lara teslim olmuş. Onlar rahat oynasınlar, bildikleri gibi oynasınlar diye Lincoln gibi oyun kurucuyu istemiyorlar. O da onlara uyup çağırmıyor Lincoln`ü. Yoksa Lincoln`ün ölüsü bu takımda oynar.
  • Osman Tamburacı: Alex'i gölgede bırakacak Lincoln geldi gelecek. Gecikmenin nedeni bonservis bedeliydi. Galatasaray 35'lik posa almaz. 28 yaşındaki Lincoln'ün de bedelini ödemek için Galatasaray yüreği lazımdır. Bu sene en büyük hamleyi yapan takım Galatasaray. Müjdeler olsun...Lincoln ve Linderoth T.C. sınırları dahilinde inanılmaz bir orta sahadır. Avrupa'da Lincoln'ü sorarsanız Fenerbahçe'yi perişan etmesinden bellidir.
17 Haziran 2007 - Yorumsuz
.



Copa Libertadores #2

18:43 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Son günlerde Konfederasyon Kupasına yoğunlaşırken Güney Amerika’daki zorlu mücadeleleri gözden kaçırıyoruz. Sırasıyla Güney Amerika’nın Şampiyonlar ligi diyebileceğimiz Copa Libertadores’de sona doğru yaklaşıldıkça heyecan artıyor. Her ne kadar şikayet etsek de Vuvuzela’nın sesi bizi bir şekilde efsunlamış olmalı ki büyülenip kendimizi iyice Konfederasyon Kupasına odaklayıverdik sanırım. Bu sesin büyüsüne kapılıp giden yalnızca biz değildik. Neyse ki Brezilya herkesi bir rüyadan uyandırdı.

Aynı tarihlerde bir başka kıtanın kulüpleri, kulüpler bazında kıtanın en prestijli kupası için mücadelelerine devam ediyorlardı. 50 yılı geride bırakan Copa Libertadores’in yarı finalinde ilk olarak Estudiantes – Nacional ile karşı karşıya geldi. Her iki takım da bu kupayı daha önce kazanma başarısı göstermiş köklü takımlar. Çeyrek finalde bir başka Uruguay temsilcisi Defensor Sporting’i eleyen Estudiantes kupayı son olarak 1970’de müzesine götürmüş, Brezilya temsilcisi Palmeiras’ı eleyen Nacional’se 1988’de… Daha önce kupayı 3’er kez müzelerine götüren iki takımdan Estudiantes 1971’den, Nacional kupayı kazandığı son tarih olan 1988’den itibaren final yüzü görememişler. Şimdi her iki takım da tarihi bir fırsata sahip. Özellikle geçen yazıda da bahsettiğimiz üzere Uruguay kulüpleri için ayrı bir prestij söz konusu. Arjantin’de oynanan karşılaşmada ilk gol, Estudiantes adına Diego Galvan’ın kafasıyla geldi. Bu yarıda bir pozisyondan daha yararlanamayan Arjantin temsilcisi İkinci yarıya daha çok skoru koruma amaçlı çıktı. Veron ikinci 45 dakikada yerini Mathias Sanchez’e bıraktı. Zira bir önceki turda Palmeiras’ın uğradığı kazaya uğramak istemiyorlardı. Rakibin en etkili oyuncusu Santiago Garcia maça yine ikinci yarıda başladı ve takımının gole en yakın oyuncusu oldu. 2 pozisyonda gole çok yaklaşan Garcia Estudiantes’e bir kabus yaşatabilirdi ama bu sefer şans onların yanında değildi. Nacional, bir rüyanın peşindeydi. Şimdi o rüya bir mucizeye dönüştü. İkinci maç Uruguaylılar için stres dolu bir karşılaşma olacak. Bu tip maçlarda skora genelde golcülerden önce hakemler müdahale etmek zorunda kalıyorlar. Heyecanlarına erken yenik düşen futbolcuların kart görme riskleri artıyor. Eğer Nacional ikinci maçta Garcia ile başlar, kontrolü elden bırakmazsa Estudiantes’in başına iş açacaktır. Tabii bunun için önce sakin kalabilmeli, ve skor ne olursa olsun oyundan kopmamalılar. Estudiantes’e gelince kısa ve net konuşacağım. Elensinler. Elensinler ki Veron Bursaspor’a gelsin. Bu karşılaşmanın rövanşı Montevideo’da, 2 Temmuz’da oynanacak.

Diğer yarı final mücadelesi iki Brezilya takımı arasında oynandı. Cruzeiro, kendi evindeki mücadelede zaman zaman zorlanmasına karşın Gremio’yu 3-1’lik skorla geçerken maç sonu maçtan ziyade maç içinde yaşanılanlar konuşuluyordu. Maxi Lopez kaçırdığı müsait pozisyonların hıncını ağlar yerine rakiplerinden çıkartmaya çalışmış anlaşılan. Cruzerio ilk yarı biterken Wellington Paulista’nın golüyle büyük bir avantaj yakaladı. Soyunma odasına bu golün şokuyla giden Gremio’lu oyuncuları kimse uyarmamış olacak ki sahaya döner dönmez 47. Dakikada bir gol daha yediler. Yedek kalecisiyle maça çıkmak zorunda kalan Gremio takımının as kalecisi Victor skor 2-0 olduğunda Vuvuzela sesleriyle kendinden geçmekteydi. Bu eksiklik onlara pahalıya patlayabilir. Çünkü hızını alan Cruzeiro 3. Golü bulmakta zorlanmadı. Yarı finalde de bir başka Brezilya takımı Sao Paulo’yu elemişler ve bu seriden sonra Paulo yönetimi antrenör Ramalho’nun görevine son vermişti. Venezuela takımı Caracas’ı eleyerek bu maça çıkan Gremio ise maçın bitimine 10 dakika kala bir gol bulurken ikinci maçı imkansız olmaktan hiç değilse biraz uzaklaştırdı. 2-0’lık bir skor onları finale taşıyabilir. Tabii önce Maxi Lopez’in bildiği tüm Portekizce kelimeleri unutması gerekiyor… Rövanş 3 temmuzda… İmkanı olanların kaçırmaması gereken bir başka maç daha.

Bu arada Güney Amerika Süper Kupası diyebileceğimiz Recopa Sudamericana’da ilk maç oynandı. Avrupa Süper Kupası’nın tersine iki maç üzerinden oynanan kupa finalinde Geçen yılın Copa Libertadores galibiyle Copa Sudamericana galibini karşı karşıya getiren bu karşılaşmada ilk gülen taraf Brezilya deplasmanında 2008 Copa Sudamericana’nın sahibi Internacional SC’yi Arjantinli Claudio Bieler’in golüyle 1-0 yenen geçen yılın Copa Libertadores şampiyonu Ekvator ekibi LD Quito oldu. Joffre Guerron ve Luis Bolanos gibi çok etkili oyuncularını kaybetmesine rağmen kadrosunu eski Sakaryaspor’lu Claudio Graf, Premier Lig tecrübesi bulunan beğendiğim beklerden De La Cruz ve Acetonun yayınladığı cüceler listesini görünce aklıma gelen ilk futbolcu olan “Küçük Şeytan” Cristian Lara ile güçlendiren Quito Lara’nın asistiyle bulduğu golle karşılaşmayı kazanarak ikinci maç için büyük bir avantaj elde etti. Internacional, millî takımla Güney Afrika’da bulunan Nilmar ve Kleber’in eksikliğini yeterince hissederken Bolivar’ın direkt kırmızı kartıyla eksik duruma düşmesiyle iyice zor duruma düştü. Bu dakikadan sonra bu avantajı bırakacaklarını sanmıyorum. Yazının uzadığını fark etmeye başladığım an bu andır, geç de olsa fark etmiş olduğum için takdir beklemediğim gibi umulandan uzun olduysa da affınıza sığınıyorum. 1 hafta sonra yeni ve makul uzunlukta bir raporla görüşeceğiz.
.



Cüneyt Köz Bayern´in Gelecegi !

16:38 Yazar: dandun 2 Yorum
Bayern Münih U17 Takimi, Almanya U17 Sampiyonluğu finalinde VfB Stuttgart U17 Takimi´na normal süresi 1-1 biten karşılaşmanın, uzatmalarında gelen gollerle 3-1 mağlup oldu ve sampiyonluğu kıl payı kaçırdı.

Bu macta Bayern Münih U17´yi 1992 dogumlu Türk defans oyuncusu Cüneyt Köz 1-0 öne gecirirken, sonradan yenen gol macın uzamasina neden oldu. Cüneyt´in bu golü, oyuncumuzun bu sezonki 3´üncü golü oldu. 1,80 m boyundaki gururumuz bu sezon Bayern Münih U17 Takımı adına hemen hemen her karşiıasmada görev alarak ne kadar umut verici olduğunu gösterdi.

Cüneyt´in yer aldigi Bayern Münih U17 defansi, ortalama olarak mac başına yenen gol sayısı verisinde bir golün altinda kalarak yetkilileri oldukça memnun etti. Cüneyt´i bundan sonra da takip etmekte yarar var.

Milli Takimi´mizin özellikle defans bölgesinde yaşadiği sorunları düşünürsek, bu oyuncunun güçlü Bayern ekolünden gelmiş olması gelecek için bizi umutlu kılıyor.
.
*** Yazının Orjinali
.



Konfederasyon Kupası Raporu #5

16:04 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Kupa boyunca raporlar halinde izlediğim maçlar ve gözümüze çarpan oyuncularla ilgili birşeyler karalamaya çalıştım.Rapor 1'i yazarken de 4'ü yazarken de finalde İspanya ve Brezilya'nın oynayacağına emindim.Bir ihtimal benim takımım olarak niteleyebileceğim Mısır'ın sürpriz yapabileceğini düşünüyordum ama Amerika'lıların futbolun inceliklerini de öğrendiğini farkedememişim.Tabi futbolu öğrenmelerinden fazlası vardı onların finale geliş öykülerinde,en önemlisi de asla gerçek bir millet olamayan Amerikalıların sahada verdiği o müthiş mücadeleydi. Öyle ki finalde Donovan 2. golü attığında yerinden zıplayıp bağırmamı bile sağladılar.Hele ki bir sivri zekalıya uyup alt oynadığım bir maçta...

Final maçı için herkesin favorisi Brezilya'ydı ama ben bir önceki yazımın sonunda da yazmıştım sahada izlediğim 11 Amerikalının yüreği dünya üzerindeki her takımı yenebilecek düzeyde.Zaten İspanya maçında son dakikalarda ABD'nin lider oyuncusu Bradley hakem hatasıyla atılmasa hepimiz Amerika'nın gerçekleştirdiği mucizeden bahsediyor olacaktık.Aslında Bradley'in yokluğunda babası Bob Bradley 2. golden önce orta sahaya bir adam çekmeyi akıl etse bugün ülkelerine kupayla dönüyor olabilirlerdi.Tabi Bob hata yaptı da Dunga'nın eli boş mu durdu?Tabi ki hayır. Maradona ve Dunga abilerimiz futbolculuklarındaki o şaşalı isimlerinin kaymaklarını yemeye alıştıklarından sahadaki oyunla pek ilgilenmiyorlar.Amerika 2-0 öne geçmiş,Robinho efendi aldığını kaptırıyor,ABD alanı iyice daraltmaya başlamış,Melo dışındaki iki orta sahandan Ramires dökülüyor,Gilberto'nunsa hücum gücü malumunuz sen neyi bekliyorsun peki be adam?Allahtan şanslısın da titremeye başladı Amerikalılar.Kendi kendilerine kontraları yediler, arada iyi geldiler onda da Lucio son saniyelerde kesti topu.Yenilseniz Ömer Üründül inecek tokatlayacaktı seni zaten.Lan o Daniel Alves sol bek oynar mı? Adam Ömer Üründül'ün en beğendiği sağ bek dünyada,sen ondan iyi mi bileceksin?

Neyse maça dönelim,bir insan aynı anda hem Dunga'dan hem de Ömer Üründül'den nefret ederse böyle fıttırıyor arada.Maçın başında aslında ABD o İspanya maçındaki izlenimi vermemişti bana.Brezilya daha aktifti.Ta ki Spector ve Dempsey'in şapkadan çıkardıkları tavşana kadar.Spector ne kadar iyi bir bek olsa da öyle hücumda çok aktif olan bir bek değildir. Zaten ortayı çizgiye uzak bir yerden yaptı,Dempsey'de hayal ettiği ve kendisinden beklenen vuruşu yapamadı.Ama nasıl ki İspanya maçında Altidore'un kötü vuruşu gol olduysa dün de futbol melekleri ABD'nin omzundaydı.Dempsey'in vuruşu daha doğrusu vuramayışı topu tıngır mıngır ters köşeden ağlara yolladı.O an Brezilya'lı futbolcuların yüzünde korkuyu görmek mümkündü. Zaten ilk yarının son bölümüne kadar oyuna ağırlık koyamamaları da o akıllarındaki soru işaretlerinden kaynaklanıyordu. Zira Micheal Bradley'siz ABD'nin ortasahasında Ömer Üründül'ün çok övdüğü Feilhaber bence kötü oynadı.Clark ne kadar yırtınsa da orda büyük bir boşluk vardı ama Gilberto ve Ramires orayı kullanamadı,Melo'nun çırpınışlarıda çok etkisiz oynayan Robinho ve Kaka'nın ayağında eridi.ABD o şok ortamında müthiş bir kontraatak organizasyonuyla ikiyi bulmayı başardı.Golde tecrübeli Donovan'ın Ramires'i bakkala gönderişi çok etkileyiciydi.2-0'dan sonra o kontraatak organizasyonunun yarısını bile yapabilseler bu maçta 3. golü de bulurlardı.İlk yarının son 10 dakikasında Brezilya yavaştan geliyorum dese de iyi yırttı ABD.Bitiş düdüğünden sonra soyunma odasına giden Brezilyalıların(Lucio hariç) gözünde İspanyolların maç sonu ifadesini görmek mümkündü. Amerikalılarsa artık evlerine gururla döneceklerini hissediyorlardı.

Ömer Üründül heyecan dolu bir ilk yarıya hazır olduğunu söylerken biz çoktan ateşli bir ikinci yarıya hazır olmuştuk.İkinci yarının daha başında hiç pozisyon yokken Fabiano'nun attığı o şık gol olmasa maç hayatta dönmezdi.Topun da bu pozisyonda gol olası vardı.Maç boyunca dönüşümlü olarak aksayan ABD stoperlerinden Jay De Merit'in bacak arasından geçen top Howard'a yapacak birşey bırakmadı.Bu golden sonra Brezilya rakip yarı alana yığıldı.Hırs küpü Lucio fm diliyle dc'den forvete oklu bir oyuncu haline dönüştü.70'e dogru Brezilya hala golü bulamamış ve artık pil bitmeye başlamıştı.Ama bu sırada maç boyunca hamle zamanlaması sıkıntısı yaşayan Jay De Merit'den sonra Onyewu ve Bocanegra büyük kademe hataları yapmaya başladı.Onyewu'nun sol beki kapatıcam diye verdiği boşluklardan bulunan poziyonları Fabiano kullanamadı.Tabi bu sırada yan hakemin vermediği ya da Howard'ın çevikliğiyle hakemi kandırdığı bir Brezilya golü var.Ben tam Brezilya'nın artık şarjı biter bir de kontradan yerler diye düşünürken Kaka niye 65 milyon Euro'luk bir futbolcu olduğunu gösterdi ve mühtiş getirdi topu, o uzun bacaklı Onyewu bu kez yetişemedi.Top inatla içeri girmese de Fabiano daha inatçıydı. 74'de 2-2 olduktan sonra Amerikalıların tek şansı penaltılar gibi gözüküyordu.Her ne kadar Avrupa'da oynayan deneyimli oyunculardan oluşsalar da bu seviyede böyle bir şoku atlatmaları mümkün değildi.Öyle de oldu.Hep şom ağızlı olduğumdan bahsediyorum burda ama bu kez sıra babamdaydı.Bu Elano çok güzel falso veriyor toplara dedi ve Elano adrese teslim bir orta yaptı.Defans mı forvet mi olduğu belli olmayan ama her iki işi de üst düzeyde yapan Lucio o gözlerindeki alevin semeresini aldı.Normal şartlar altında Brezilya futbol tarihinde sıradan bir başarı olarak kalacak bu kupa,ABD'nin okunmuş bir takım olması ve maçın 2-0 dan çevrilmesiyle efsanevi bir başarı haline geldi...

Her ne kadar kupa Brezilya'nın elinde yükselse de oynadıkları futbolu görüp İspanya'ya rakip olacaklarını söylemek güç.Yine ABD'nin de başarısıyla futbolda rüştünü ispat ettiği kesin. Bu oyuncuların gelecek seneki dünya kupasında neler yapacaklarını izlemek de heyecan verici olacak.Tabi turnuvadaki Mısır ve Güney Afrika'nın da bu sezonki oyunlarının üstüne koydukları takdirde gelecek Dünya Kupası'nda sürpriz yapmaları mümkün tabi önce Mısır'ın Güney Afrika'ya tekrar gelebilmesi lazım.Turnuvanın diğer ekiplerinden Irak ve Yeni Zelanda muhtemelen seneye Afrika'da olamayacaklar.İtalya'ysa bu bir sene içinde bir çok şeyi değiştimeli tabi bu değişimi gerçekleştirebilecek biri değil Lippi.Kurt hoca şimdiden önümüzdeki dünya kupasında futbolcuların potansiyellerini aşması için dua etmeye başlayabilir.Ya da hemen Juventus teknik direktörüyle kontağa geçip bütün sezon Del Piero ve Giovinco'nun oynatılmasını rica etmeli.Bir üçüncü alternatifde pek sevmediği bir oyuncu tercihi Totti.Bu tarz üstün yetenekli, lider özellikli ve duran topları kullanmayı beceren birine çok ihtiyacı var.Yine defans hattını gençleştirip,geriyi sağlam tutması şart.Seneye de Zambrotta, Cannavaro, Chiellini'yle gelecekse hiç zahmet etmesin bence.

Turnuva biterken bu turnuvaya kadar dikkat çekmeyen ama gelecek sezon farklı arenalarda karşımıza çıkabilecek ve onu izlerken gözümü 4 açmamız gereken isimlerde var.Bunlardan ikisi Irak'dak Muhammed Kassid ve Nashat Akram.Kaptan Nahsat Twente'ye gidecek sanırım. Kassid'se iyi yerlere gelebilecek bir kaleci ama acilen kıta değişikliğine gitmeli.Güney Afrika milli takımında da kıta değiştirmesi halinde karşımıza sıkça çıkabilecek isimler vardı.Bunlardan en önemlisi sağ bek Gaxa.Aşağı yukarı her takımımızın sağ bek sıkıntı yaşadığı şu dönemde gözden kaçırılmamalı.Yine forvet Parker,sol açık Yattara kıvamında yetenekleriyle Tshabalala,ön libero Mhlongo,kalecileri Khune ve İsrail'de futbol hayatını sürdüren Masilela şuan futbol oynadıkları seviyenin daha yukarısına layık oyuncular.Mısır milli takımında da bu tarz birçok oyuncu var. Ama onları Avrupa'ya getirmenin ne kadar zor olduğunu anlatmaya gerek yok.Yine de kalecileri El Hadary,adamım turnuvanın asist kralı Aboutrika,Ahmet Said,bizim buralara uğrayan Sayed Moawad dikkat çeken ve Avrupa'da rahatlıkla oynayabilecek kapasiteye sahip oyuncular.Amerikalı oyuncuların çoğu Avrupa'da oynasada sağ bek Spector,Onyewu,Altidore,artık yıldız statüsündeki Dempsey,Bradley ve Howard üçlüsü ve mücadeleci orta saha oyuncuları Clark çok dikkat çeken oyuncular.Brezilya'da da bir Andres Santos var ki allah Barcelona'dan korusun onu.Onu da alırlarsa eksik bölgeleri kalmaz çünkü!

İşte final başta olmak üzere Konfederasyon kupasının mini bir değerlendirmesi.Liglerin olmadığı bu dönemde yaklaşık 2 haftalık güzel bir futbol ziyafeti oldu bu bize.Müthiş sürprizlerin yaşandığı turnuvada çok güzel maçlar ve yeni yetenekler izleme fırsatı bulduk.Turnuvanın sonuna doğru alıştığımız vuvuzela denilen meret de olmasa çok daha güzel olabilirdi herşey.Yine de 16 maçta 44 gol izledikten sonra Konfederasyon kupasının daha da tartışılacağını sanmam.Tabi bu turnuva boyunca 5 rapor yazmışız.Yaklaşık 8-10 sayfaya denk gelir herhalde.Bakalım şimdi nasıl dayanacağız futbolsuz günlere,haftalara?

Turnuvanın ödülleriyse şöyle;

  • Altın Top - Kaka
  • Altın Ayakkabı - Luis Fabiano 5 gol
  • Altın Eldiven - Tim Howard
  • Final Maçının oyuncusu - Kaka (İlginç seçim)
  • Fair Play ödülü - Brezilya
  • Asist Kralı - Aboutrika,Maicon,Capdevilla (3)

***İspanya maçını izleyemediğim için maç hakkında birşeyler yazamadım.Guiza'nın attığı o mükemmel golüyse canlı izlemeyi çok isterdim.Bu maç ve kapağı Valencia'ma atma çabasındaki Guiza'nın performansıyla ilgili iki kelam ederseniz sevinirim.Bu arada o müthiş golü turnuvanın golü oylamasına almamışlar rezalet!

***Bir de final maçı öncesi futbol şehidi olarak değerlendirebileceğimiz Marc-Vivien Foe'nin oğlunun konuşmasını yakalayamadım.Bu konuşmayla ilgili bir link verebilecek ya da konuşmayı kısaca anlatabilecek biri varsa mutlu olurum. Şimdiden teşekkürler...

Tanjue
.



Yeni Sezon Formaları: Zenit & Spartak Moscow 2009 / 2010

02:58 Yazar: Cezasahasi 7 Yorum




Galatasaray'ın Transfer Politikası

12:38 Yazar: tanjue 7 Yorum
Takımlarımızın futbolcu transferini halâ beceremediğini, varolan planlamanın kısa süreli ve günü kurtarmak adına yaptığını defalarca bu platformdan dile getirmiştik. Avrupa'nın dev kulüplerinden Barcelona, Real, Man.U, İnter ve Milan'ın bu kadar popüler olmasının birinci unsuru kazandığı ve istikrarlı hale getirdiği başarılarıdır. Global anlamda başarısız ve silik görüntü çizen takımlar unutulmaya kaybolmaya ve hatta yokolmaya mahkumdur.Başarının en büyük kriterleri şüphesiz güçlü kulüp ekonomisi,istikrar ve hedefleri doğru belirlemekle alakalıdır. Ülkemizde bir Barca, Milan ve United yok, bunu söylemek içinde kahin olmaya gerek yok. Bu doğrultuda yeni sezon hazırlıklarına başlayan takımlarımızın sergilemiş olduğu mantalite geçmiş yıllarda olduğu gibi yine büyük bir hayal kırıklığı. Kısır çelişkiler, taraftara oynama merakları yine ''ayağını yorganına göre uzat'' deyimini unutmalarına sebeb oluyor. Transfer piyasasının yükselmesi, şuan bu işin direksiyonunda olan Fenerbahçe'de dahil olmak üzere tüm kulüplere zarar ve maddi anlamda büyük bir sorumluluk yüklüyor. İşin kaymağını yiyen oyuncular, menejerler ve basın ortalığı kızıştırmaya devam ediyor. Son günlerin popüler hadisesi Mehmet Topuz olayı 2 büyük kulübü karşı karşıya getirmiş ve fiyatların tavan yapmasına sebeb olmuştu. Nedir bu işin felsefesi? Avrupa'lı kimi takımların başarıyla hayata geçirdiği, bizimse sadece bir peri masalı gibi dinlediğimiz hikaye. Onlarda olup bizde olmayan şey nedirki? Kimisinin inşaatçı, kimisinin otelci, kimisinin tekstilci olduğu takım idarecilerimi yoksa?
Hazır yeni sezon hazırlıkları demişken, geçen yılın büyük hayal kırıklıklarından biri olan Galatasaray'a ayıralım bu postu. 2007-2008 sezonunda Hakan Şükür ve arkadaşlarının büyük bir dayanışma örneği gösterip kazandığı şampiyonluktan, şimdilerde geriye hiç birşey kalmadı. Skibbe, Feldkamp, Cevat hoca derken bu sezon takımı totalci Frank Rijkaard'a emanet etti Adnan Polat. Ülkeye gelişi taraflı tarafsız tüm kesimler tarafından taktir edildi Hollanda'lının. Barcelona'da başarılı geçen 5 senenin ardından Galatasaray'ı neden tercih ettiğiyse halâ büyük bir soru işareti bende. Avrupa'nın dev kulüplerinin bir çoğunda yaşanılan teknik direktör değişimlerinde Rijkaard es geçilmiş, ya da Cruff gibi akıl hocaları mı bulunamamıştı. Adnan Polat, Haydun Üstünel ve Adnan Sezgin üçlüsünün geçen yılkı uyumusuzluğu Galatasaray'a pahalıya patlamış sezonu istemediği noktada bitirmesini sağlamıştı. Bu yıl dümene geçen Haldun Üstünel an itibariyle hiçte fena işlere imza atmıyor. Basında geçen isimler Galatasaray'ın aradığı kurtarıcılar olabilir. Potansiyelli yerli oyuncuların yanına takımı bir üst seviyeye çıkaracak yabancı oyuncular adapte edilirse, yeni sezon Galatasaray için harika olabilir.

Kaleci sorununu Leo Franco'yla çözmüş gözüken Galatasaray, bu transferle beni hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Taffarel, Mondragon'la uzun süre kaleci sıkıntısı çekmeyen, geçen yıl kiraladığı Morgan'ı uzun süre cebeleşen Galatasaray Leo'yla bu sıkıntıları aşarmı açıkçası büyük bir soru işareti. Bir kaleci için 32 yaş pek önemsenmez, tecrübeli ve istikrarlı olduğu taktirde. Son yılında La Liga ve Şampiyonlar Liginde 39 maça çıkıp 55 gol kalesinde gören Leo, bu sezon başarılı bir performans ortaya koydu açıkçası. Her ne kadar bu transfer bende olumsuz bir izlenim bıraksada 1998'de La Liga'ya gelip aralıksız olarak 11 sezon geçiren bir kaleciye haksızlık yapmamak lazım. Haksızlık demişken ülkenin yerli en iyi kalecilerinden olan Aykut ve Orkun'u nuda unutmamak lazım. Büyük umutlarla Galatasaray'a gelip bir türlü beklenen patlamayı yapamayan Aykut için belkide en kritik sezon. Transfer döneminin ilk günlerinde gitti, gidiyor haberleri sıklıkla basına yansımıştı. Onunda artık kendini toparlaması ve futbola tekrar konsantre olması gerekiyor. Fiziği ve atletik yetenekleriyle bir kalecide olması gereken bir çok özelliği bünyesinde barındıran Aykut'un Leo'dan formayı alması Milli Takımda düzenli bir şekilde yer almasınıda sağlayacaktır. Kaleden yavaş yavaş defans hattına geçelim ve ideal 11'de oynamasını ön gördüğümüz 4'lünün Sabri-Servet-Gökhan-Hakan Balta kurgusuna geçelim. Bu isimler Galatasaray hariçinde Milli takımda da aşina olduğumuz isimler. Muhmetel Servet transferinde yabancı bir stoper ihtiyaçı doğacak ki, bu da büyük ihtimal topu arkadan iyi oyuna sokan ve kesici bir oyuncu olacak. Frank Rijkaard'ın total futboldan vazgeçmeyeceğine göre, Marquez tarzı bir oyuncuya katti suretle ihtiyaçı olacak. Gelen yabancıya da büyük bir ihtimâlle sağlam bir Emre Güngör ekürülük yapacak. Olası rotasyona göre Emre'yi tecrübeli Emre Aşık, Semih Kaya ve Murat Akça takip edecek. Defans kurgusunda en büyük eksiklik Sabri'nin mevkisinde şüphesiz. Uğur'un eski performansına ne zaman kavuşacağını kestirmek güç. Genç Serkan Kurtuluş'un da bu mevkinin ağırlığını kaldıramayacağını söylersek transferin öncelikli mevkisi defansın sağı olarak belirginleşiyor. Sol tarafta adeta bir istikrar abidesi haline gelen Hakan Balta'nın olması o bölgeyi direk geçmemizi sağlıyor. Hele onu yedekleyen Alparslan ve Volkan'ın varlığıyla o tarafı Galatasaray'ın sağlama aldığının resmidir.

Bol alternatifli orta sahaya gelelim şimdide. Elde olan malzemeyle 4-4-2, 4-1-3-2, 4-1-4-1 ve daha fazla kombinasyonlarda oynayacak oyuncu zenginliği mecvud. Defansın sağına yapılacak muhtemel bir yabancı transferinde, orta sahasının sağı için Sabri, Aydın, Kewell isimleri öne çıkıyor. Göbekte Topal, Ayhan ve Barış üçlüsüne, sakatlıktan çıkan Linderot'da eklediğinde bu mevkininde bir hayli kalabalık ve alternatifli olduğunu söyleyebiliriz. Bu mevkide Frank Rijkaard'ın 1 kesici ve topu oyuna iyi sokan adamla oynayaçağını tahmin ediyorum. En ideal ikili şuan itibariyle Topal-Ayhan onu yedekleyecek diğer isimlerse Barış ve Linderot ikilisi. Genç Mehmet'in takımda kaldığınıda varsayarsak 18'e girmek bile bir hayli zor olacak bu oyuncular için. Kanat varyasyonlarında Kewell ve Arda'nın oynuyacağı aşikar. Geçen yıl bu isimler mevki konusunda bir hayli sıkıntı çekmişti aslında. Arda'nın sol şeritteki performansı sağ tarafa geçince adete törpileniyordu keze aynı şeyler Kewell içinde geçerli. Belkide transfer politikasını bu düşünceyle şekillendirmek ve sağ uç ve forvet arkası oynuyabilecek bir oyuncu bu bölgeye yerleştirmek gerekecek. Ya da en ideali olan sol çizgiye Kewell'ı, forvet arkasınada Arda'yı yerleştirmek en mantıklısı olacak. Ama her halükarda orta sahanın sağına bir oyuncu daha düşünmek gerekecek. Bu günlerde tırım tırım takım arayan Pennant bu bölge için düşünülebilir mesela. Bu mevkii için Galatasaray'lıların aklındaki en büyük isimse kuşkusuz Hamit Altıntop.

Ve bana göre en arızalı yer olan Forvet hattı. Baros'un geçen yıl kariyerinin en skorer yılını geçirdiğini unutmamak lazım. Benzer bir performans sergilemesi onun ligi ne kadar ciddiye alacağıyla doğru orantılı. Eğer kendini ligin üstünde görür, salına salına oynarsa Galatasaray bu yıl çok sıkıntı çekebilir o bölgede. Ümit Karan'ın ayrılmasıyla Nonda, Baros, Yaser ve Serkan o mevkide oynayan isimler. Baros'un 1. isim olduğu açık, partneriyse mevcud kadrodan Nonda olarak gözüküyor. Oyun tarzı olarak Nonda'nın iyi bir bitirici ama bir o kadarda ağır olduğunu bildiğimiz için lig, avrupa ve fostis'i kaldıracak kapasitede olmadığına inanıyorum. Galatasaray kurmaylarıda böyle düşünüyorki bir forvet arayışı hummalı bir biçimde devam ediyor. Yaser ve Serkan'ın bu bölgede fazla şans bulamayacakları açık. Baros'un yanına hava toplarına hakim, sırtı dönük oynayabilecek bir isim kazandırılırsa bu yıl Galatasaray oldukça fazla gol sevinçi yaşayabilir. Morientes tarzı bir oyuncu Baros'un yanına çuk gibi oturur bence.

Özel olarak etüd edilmesi gereken Lincoln'den bahsetmek bile istemiyorum açıkçası. Bu kadar sorunlu ve başına buyruk bir profesyöne olamaz heralde. Geçtiğimiz yıllarda buna benzer bir çok olayı vardı Brezilya'lının. Yine, yeni, yeniden aynı gariplikler yaşanıyor. Galatasaray taraftarınında bu durumdan iyice sıkıldığını ve artık oyuncuya gönül koyduğunu biliyoruz. Galatasaray için en hayırlı olan bu oyuncuyla yolları ayırmaktır an itibariyle. Meira'yı Zenit'e yollayan, yönetim Lincoln konusunda da az çok demeden bir karar vermesi gerekiyor. 32 yaşında futbolu bırakıp, ülkemde tatil yapaçağım diyen bir adamdan ne bekleyebiliriz ki zaten?

Velhasıl... Ülkenin en alternatifli türk oyuncularına sahip olan Galatasaray'da aynı durum yabancılar için geçerli değil. Elde Leo, Kewell ve Baros var. Durumundan en ufak bir fikrimizin olmadığı Linderot, son bir şans verilen Nonda ve problem adam Lincoln'le yollar ayrılır yerlerine Frank Rijkaard'ın felsefesini kavrayabilecek yabancı oyuncular transfer edilirse önümüzdeki yıl şampiyonluğun en önemli adayı Galatasaray olur. Defansa, orta sağının sağına ve forvete yabancı transferi benim reçetem. Önümüzdeki günler bütün bu soruların cevaplarını bulmasını sağlayacak, bekleyelim görelim...
.



Manchester United'ta Flaş Transferler

23:58 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Cristiano Ronaldo'yu 94 milyon euroya Real'e satan United, iki flaş ismi kadrosuna katarak transfer piyasasında büyük bir bomba patlattı. Geçtiğimiz yıllarda Man.U'nun başına bela olan bu iki isim artık kırmızılar için mücadele edecekler. Bu isimlerden biri Howard Webb bir diğeriyse Mike Riley. Bu isimler daha önce sık sık Man U. maçlarında skoru belirleyen taraflar olmuştu. Ferguson bu sefer elini çabuk tutarak, takımı için nokta transferlere imza attı. Ada basınına göre Sir Alex Ferguson'un transfer etmek istediği son hakemse, 24 Kasım'da oynanan Bolton Wanderers maçında kendisine acel terleri döktüren Mark Clattenburg.!

Resim için Guardian'a teşekkür ederiz. Daha fazlası için tıklayın.
.




Trabzonspor'un Transfer Politikası

23:45 Yazar: tanjue 13 Yorum
Trabzonspor'un var olup olmadığı tartışılabilecek transfer politikasıyla ilgili bir yazıyı yazmayı planlıyordum dün akşam.Blog'dan Murat Abi ''Neyini yazacaksın, sanki politikanız mı var?'' diyince yazmaktan vazgeçmiştim.Haklıydı çünkü bir takımın transfer politikası olması için öncelikle takımı tanıyan en azından takım hakkında belli bir seviyenin üstünde fikre sahip olan bir teknik direktöre ihtiyacı vardı.Broos'un takımla sözleşme imzalamasının üstünden kaç gün geçti bilmiyorum ama Trabzonspor çoktan transfer etmeyi planladığı oyunculara yönelmiş,takımdan gönderileceklere de karar vermiş gözüküyor.Bu tip olaylar yaşandıkça geçen sezon nasıl bu kadar profesyonel hamleler yapmayı başarmışız şaşırıyoum...

Engin Baytar ve şuana kadar ki transferlere değinmeden dün açıklanan Isparta kampı kadrosundan bahsetmek lazım.Kadrodan uzun bahsetmek lazım hatta.Çünkü kadroda iki ilginç karar var.Daha hakkında herhangi bir açıklama yapılmayan sürekli yeni hocanın beklendiği ifade edilen Kaptan Hüseyin Çimşir kadroda yok.Sözleşmesi bitiyor biliyoruz ve yine biliyoruz ki Türk kulüplerinin hepsi vefasız bir kulübüz.Hüseyin Çimşir'e kontrat önerilmemesinden bahsetmiyorum burda.Evet bir oyuncuyla yollarınızı ayırabilirsiniz ama bunun da adeti,yolu yordamı vardır.Haftalardır haklarındaki kararı yeni td verecek denilen Serkan ve Hüseyin'den ,Serkan'la Broos daha gelmeden anlaşılırken Kaptan Hüseyin Çimşir hakkında hala dişe dokunur bir açıklama yok.Hüseyin Çimşir'le sözleşme yenilenmesi taraftarı biri değilim ama bir takımın kaptanına böyle bir tavır sergilemesine hiç bir şartta hak veremem. Zaten bu olaylar yaşanınca aklıma gelenler daha da üzücü,Fatih'in tabiri caizse Rusya'ya sürülmesi,Gökdeniz'e giderken yıldız olsa şampiyon yapardı denmesi ve daha öncesinde sırf Samet Aybaba istedi diye Trabzonspor tarihinin en önemli oyuncularından Hami Mandıralı'nın takımdan kovulması...Hüseyin Çimşir'in ismi bu üçünün yanında pek kaale alınmayabilir ama bir kaptana yapılan bu davranış tabiri caizse bir rezalettir.Yine kadroya alınmayan diğer oyuncu Ferhat Çökmüş'e bu haberin kamp günü verilmesi ve Ferhat'ın büyük bir şoka uğraması da açıklanabilecek bir yanlış değil.Dediğim gibi profesyonel bir kulübün kendisine öyle ya da böyle hizmet etmiş oyunculara verdiği bu büyük değer o kulübün yıllardır yakalayamadığı başarının temel sebebidir.!

İçimde kalan ve Trabzonspor yönetiminden bir adım daha soğumamı sağlayan bu kararlardan sonra yeni transferlere geçebilirim.Şuana kadar dört transfer oldu bildiğiniz gibi. Ferhat, Zafer, Tjikuzu ve Engin Baytar.Ferhat ve Zafer geçen seneki genç oyunculara yatırım mantalitesi altında atılmış doğru adımlar.Hatta Ferhat çok doğru.Hele yabancı kontenjanındaki sıkıntıdan dolayı Cale'yi gönderip yerine 27 yaşındaki Jan Kristiansen'in alınacağı iddia edilirken süper hamle!Zafer'se alternatifsiz orta saha için önemli bir yedek adayı,eğer tutarsa Selçuk'un formasına ortak olması muhtemeldir.Tjikuzu'ysa Trabzonspor'un aradığı bir isim.Kariyerinde aşağıya doğru giden bir ivmeye sahip olduğu Rize'ye kadar düştüğü doğru ama sonrasında alkol probleminden uzaklaşıp potansiyelini gösterdi.Çok çalışkan,ciğersiz diyebileceğimiz biri.Hüseyin Çimşir'i kadar alan kaplayamadığı iddia edenlereyse Hüseyin'in defansın arasına girme problemi olduğunu takım defansını öne çekemediğini hatırlatmak lazım.Tjikuzu'ysa önde basan,ısıran, kazandığı topları basit ve çabuk kullanan bir isim.Trabzonspor'un yavaş futbol oynaması çok eleştirilmişti geçen sezon.İşte o sıkıntıyı çözebilecek doğru isim Tjikuzu.

Engin Baytar'a gelelim artık.2 yıldır bir Engin Baytar sevdamız vardı.Sonunda geldi,bunca beklentiden sonra memleketinde neler yapabileceğini göreceğiz.Öncelikle bonservisini öğrenmek istiyorum kendisinin.Sporx 200bin Euro artı 2 futbolcu olduğunu açıkladı.O iki futbolcunun biri Ferhat olur da ikincisi kim olur acaba?İlhan Cavcav'ın çok istediği Barış mı? 61'den bu kadar kolay vazgeçilir mi acaba? Diğer açıklamaysa Hacısalihoğlun'dan geldi.Ferhat ya da başka bir oyuncuyu takasa vermeyeceğiz ,bonservisini para karşılığında aldık dedi.O meblağnın ne kadar olduğu benim bu transferdeki yorumumu fazlasıyla etkileyecek.Bir aralar konuşulduğu gibi 2 milyon Euro'ysa,Engin gibi kendini kanıtlamamış problemli bir oyuncu için çok fazla.Yetenekli olduğuna katılıyorum ama 30 milyonluk bir Denilson vardı en son Vietnam'dan kovuldu!Engin'in Trabzonspor ne katacağıysa muamma.Zaten sol açıksız oynayan bir takımdık oraya onu monte edersek kim kesilecek takımdan acaba.Alanzinho mu,Yattara mı,Colman mı? Yoksa 2 senedir yedek bir oyuncunun aşkıyla mı yanıp tutuşuyorduk.Bir de şöyle bir soru var tabiki yıllardır bu ligde oynayan Engin Baytar Trabzonspor'a transfer edilecek kadar ne yaptı?Trabzon'lu ve diğerlerinden bir tık daha yetenekli olması mı onu milyonluk yapan?Peki geçen sezon bir türlü şans verilmeyen problemli denilen,kendi jenarasyonunun en önemli oyuncularından Barış'ın günahı ne?Paf takımdaki futbollarıyla herkesi etkileyen Utku ve Hasan Ahmet Sarı'nın kamp kadrosuna dahi alınmadığı Trabzonspor'da dışarıda oynayan 61'ler niye bu kadar kıymete biniyor?Malesef Engin Baytar transferi soru işaretlerinden geçilmiyor.Gönül istiyor ki Engin Özer Hurmacı gibi müthiş bir çıkış yakalasın,ben seneye onun adını taşıyan bir forma alıyım ama bunlar gerçekleşse bile Engin Baytar transferindeki bu sorular ve tartışmalar haksız sayılmamalı..

Birazda muhtemel transferlerden yani olmayan transfer politikamıza değinelim.Defans hattında öncelikli sorunumuz sağ bek olarak gözüküyor.Kerim Zengin ve Rıdvan'ın isimleri geçiyordu o bölgede ama yalan oldu.Abdurrahman deniyordu hala bir ses yok.Broos'a sunulan listede bu bölge için Genk'li Cornelis'in olduğu söyleniyor.Yabancı sayımız şuanda tam 10!Sezonun son bölümünde 3 hafta tatile gönderilerek sözleşme yenilenmeyeceği izlenimi verilen Serkan Balcı'nın sözleşme yenilemesi de seneye Tayfun ve Serkan'la devam anlamına geliyor galiba.Stoper bölgesine Song gönderilmezse takviyeye gelmeyecek.Song giderse bile o bölgeye Giray,Egemen ve Tayfun'a alternatif olarak Karadenizspor'dan kampa çağırılan kaptan Mustafa Yumlu ve Ümit milli Abdullah Karmil gelebilir.Sol bekteyse Cale'nin satış listesine konduğu iddiaları fazlaca duyulmaya başlandı.Ferhat o bölgeye iyi bir alternatif ama Cale'nin gitmesi yine tek sol beke kalmamız demek.27 yaşındaki Jan Kristiansen iddialarıysa Cale'nin gitmesine bağlı.Tabi kontenjan yok diye Cale'yi gönderip yeni bir yabancı almak da ilginç bir politika olur.

Orta sahamızda Hüseyin'i gitti sayıyoruz.Yerine gelen Tjikuzu.Zafer ve Engin'de ofansif orta sahaların rotasyonuna katılacak.Bu oyuncuların oynama ihtimali düşük.Yattara Engin'in gelişiyle gönderilirse şaşırmamak lazım.Ceyhun'un da önümüzdeki sene daha çok şan bulacağını düşünsek bile o bölgede başka alternatiflere ihtiyacımız var.Karadenizspor'dan gelen Ziya Şakar ve Erhan Kurt o bölgeye alternatif olabilirler belki ama bu diğer rakiplerimizle aramızdaki kadro farkını da gün yüzüne çıkarır.Orta saha için adı geçen yabancı oyuncularsa.Broos etkisiyle Sevilla'dan Belçika da Genk'e kiralanan sağ açık Tom De Mul,ilk göz ağrımız İvan Perisic ve büyük fantazi Arango.Bu isimlerden Perisic'in çok talibi olduğu söyleniyor.Almanlar Sochoux'tan onu kapabilirler.Arango'nun Trabzon'a gelmesiyse benim için bir hayal.Ama Marcelinho'nun da bir dönemler hayal olduğunu hatırlatmak lazım.Arango en az onun kadar yetenekli ama çok daha uyumlu ve profesyonel bir futbolcu.Tam aradığımız lider ama çok zor dediğim gibi.Tom De Mul'sa çok büyük potansiyele sahip denilerek Sevilla'ya gitmiş ama bir türlü bekleneni verememiş bir isim.Yattara gibi şovmen bir sağ açık değil.Daha çok İngiliz stili bir oyuncu etkili ortaları olan dengeli bir isim.Kiralanması mümkün,satın alınması da ama satın alınması risk olur hele de Yattara'dan kurtulmadan.

Forvet hattımız da geçen sezon çok canımızı yakmıştı.Orayı doldurabilecek isim belli aslında.Eski kaptan Fatih Sultan Tekke.Sözleşmesi devre arasında bitecek.Şimdi sadece 2 milyon Euro'ya transfer edilebilir.Onun transferi kombineleri de Ts club satışını da patlatır.Azalan şampiyonluk umutlarını yeşertir.Onun giymediği o iğrenç formalarda,onun oynamadığı futbol takımı da tatmin etmez Trabzonspor taraftarını bu saatten sonra.Onun dışındaki alternatiflerde var tabiki.Daha doğrusu iddialar.Broos'un gelişiyle Belçika'dan bir çok isim yazılıyor zaten.Forvet hattı için adı geçen iki isimden biri geçen sezon bonservisine takıldığımız Ruiz.Benim izlediğim en ilginç oyunculardan kendisi.1.87 boyunda ama çok teknik bir isim.Bir forvet oyuncusu gibi oynamıyor zaten.Sol açık gerekirse ön liberoya kadar geçiyor.Biraz dagınık bir oyuncu ama Trabzonspor'a çok yararlı olabilecek bir isim.Özellikle çok yönlü oluşu kadro rotasyonu içinde çok rahatlatıcı olur.Diğer adı geçen isimse Mahamadou Habibou.22 yaşındaki Orta Afrikalı oyuncu Charleroi forması giyiyor.İki sezondur kiralanması ilginç bir nokta.Steau'da 7 maçta 1 gol atmış ingiliz Wiki'sine göre.İzlemedim tanımam etmem ama güçlü,dengeli bir forvet ihtiyacımız olduğu kesin. Kendisini tanıyanlar bize yardımcı olur belki biz araştırmayı sürdürürken.Son olarak forvet hattındaki Isaac'ten kurtulmamız muhtemel.Onun yerine kulübedeyse Karadenizspor'da parlayan Eren Görür'ün oturmasını bekliyoruz.Zaten geçen sezon Cemre'nin Adana'ya satılıp onun tutulması A takım için düşünüldüğünün kanıtıydı.Kendisinde ufaktan bir Cem Demir ve Ali Güzeldal potansiyeli var maalesef...

Teknik direktör,sistem falan yalan olduğundan böyle güzide medyamızın haberlerine göre ihtimallerden bahsetmeye çalıştık.Yarın öbür gün Broos'un gelişiyle beraber transferler yavaş yavaş kesinleşir.Öncelikle yabancı kontenjanını boşaltmalıyız.Papy Rize'ye kiralanırken Song,Isaac ve Cale'nin durumları belirsiz.Brüls'ün bir sene daha kiralanma ihtimali de korkutucu.Zira bu kapasitede bir ismin Hollanda ikinci liginde oynadığı 2. sezonda kazanabileceklerinden şüpheliyim.Sıradaki konumuzsa Karadenizspor olacak.Geçen sezon milyonlar sayılıp alınan İsmail ve Bugra'nın kamp kadrosunda bile olmaması korkutucu. Karadenizspor Galatasaray'ın Beylerbeyi faciası kadar olmasın küçük çapta bir facia yolunda hızlı bi şekilde yürümüyordur umarım...

.
Tanjue



Jasiki Efes'e Gelsene, Gelsenee...

17:30 Yazar: tanjue 7 Yorum
Geçen sezon başlayan transfer atağını sürdürüyor Efes Pilsen,Euro Lig sayı kralı Rakoçeviç'ten sonra yeni hedef Litvanya'lı guard Sarunas Jasikevicius'muş.Muş diyorum çünkü inanmak oldukça zor bu transfere.Jasikevicius Avrupa'nın en iyi guardlarından.Hatta en iyi guardlarından demek yanlış oldu,Avrupa'nın en iyi guardı Jasikevicius.Bir ara Euro Lig'i oynatmadan kupayı Jasikevicius'un takımına vermeyi falan düşündüler ,o kadar yani.Bir ara İbo gibi geç yaşta Nba'i de denedi ama bin pişman oldu zira onun oyun stilindeki birinin atletik guardlara karşı durabilmesi baya zordu.İndiana ve Golden State denemelerinden sonra kral olduğu yere Avrupa'ya döndü.Panathinaikos'la geçen sezon Euro Lig'i kazanırken 3 farklı takımla bu kupayı kazanan ilk oyuncu olarak tarihe geçti.2007'de Pana'yla imzaladığı kontratdaysa 2 seneliğine 7 milyon Euro kazanacağı yazıyordu.Gelir mi bizim buralara ya da Efes bu kadar paraya kıyabilir mi bilmiyorum.Ama olur da gelirse bütün Efes maçlarına gitmek için elimden geleni yapacağıma burdan söz veriyorum.Jasiki kalkıp buralara kadar gelecek de biz onu boş tribünlere mi oynatacağız? Hayatta olmaz...

Tanjue



Nikos Pateras ve Transferleri

17:16 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Transfer bombalarını patlatan Panathinaikos başkanı Nikos Pateras'ın imza törenindeki heybetli duruşu... Aynısını geçtiğimiz yıllarda Gilberto transferinde de görmüştük. Aklıma hemen Sezen Aksu'nun '' O endam eda nedir öyle hey yavrum'' şarkısı geliverdi... Bir başkandan daha fazlası sözünü Nikos Pateras içinde kullansak hiç fena olmayacak.
.



Deniz Naki St. Pauli'de!

14:27 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Almanya Ikinci Lig ekibi FC St. Pauli, 1989 dogumlu Türk yetenek Deniz Naki'yi Bayer Leverkusen'den transfer etti. Hamburg takımı ile 3 yıllık kontrat imzalayan Deniz, aynı zamanda Almanya U20 Milli Takımının oyuncusu. Geçen yıl Almanya U19 Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonu olan Deniz bu sene düzenlenecek olan U20 Dünya Şampiyonasına katılacak. St. Pauli Teknik Direktörü Holger Stanislawski genç hücum oyuncusu için "Deniz inanılmaz büyük potansiyeli olan genç bir oyuncu" değerlendirmesi yaptı. Geçen sezonun ikinci yarısını Ikinci Lig ekibi RW Ahlen'de kiralık olarak geçiren Deniz, burada 11 maçta 4 gol kaydetti. 1,76 m boyundaki hücum oyuncusu Almanya Genç Milli Takımları'nda da değişik kategorilerde 25 maçta 12 gol kaydederek çok iyi bir performans gösterdi.
.
*** Bu konu ile ilgili haberi burada bulabilirsiniz.
.



U21'de Final İngiltere - Almanya

13:42 Yazar: tanjue 5 Yorum
Biz ve güzide medyamız konfederasyon kupası ve transfer borsasıyla ilgilenirken İsveç'te sessiz sedasız bir turnuva oynandı.Avrupa'nın gelecekteki yıldızları kozlarını 21 Yaş Altı Avrupa Şampiyonasında paylaştı.Ümit milli takımımızın playofflarda Belarus'a elenmesi hem bizi böylesine heyecanlı bir turnuvadan mahrum bıraktı hem de Vuvuzela denilen meret eşliğindeki bir konfederayon kupasına mahkum bıraktı. Bu arada her ne kadar milli takımımız orda olmasa da yarı finalde yine iki temsilcimiz vardı; Almanya da Mesut Özil, İngiltere İsveç maçındaysa Cüneyt Çakır...

Hemen grup aşamasından bahsedeyim kısaca.A grubu B grubunun yanında bir alt klasman gibi kalmıştı.B grubu 3 futbol ekolü ülke İspanya,Almanya,İngiltere ve onların yanına düşme şanssızlığını yaşayan Finlandiya'dan oluşuyordu.Finliler tek gollerini Cüneyt Çakır'ın yönettiği açılış maçında yıldızları Southampton'lı Sparv'ın penaltısıyla İngilizler karşısında buldulalar.Buna rağmen 2'şerden 6 gol yiyerek puansız evlerine döndüler.3 devin birbirleriyle oynadıkları maçların 2'si berabere bitti.Grup liderini ve 2.cisini belli eden maç İngiltere ve İspanya arasındaydı.İngilizler Milner'ın bir penaltı kaçırdığı maçta Bojan'ın sıtlamaya çalıştığı İspanyolları Milner ve Campbell'ın golleriyle rahat geçti.Böylelikle grubun ilk ikisi ve dolaylı yoldan finalin ismi belli olmuş oldu.A grubuysa bir seviye alttaydı.Sırp'lar bir önceki jenarasyonda olduğu gibi forvet sıkıntısı yaşadı.Ofansif orta sahalarla aradıkları golleri bulamayıp Finlandiya'ya bile puan verdiler.İsveç'se Finlandiya'ya 5 Sırplara 3 attı.Grup lideri İtalyanlarsa 7 puan toplarken tek puan kaybını Sırbistan karşısında yaptı.Grup maçları bittiğinde Berg 5 golle turnuvanın 1 numaralı yıldızı olduğunu kanıtlamıştı.Adamım Acquafresca'nınsa 3 golü vardı.Diğer dikkat çeken golcüler İsveçli Toivonen ve Fm'den tanıdığımız Belarus ve Dinamo Minsk'in yıldızı Sergei Kislyak'dı...

Yarı finallerse bomba gibi başladı.İlk maçta İngiltere ilk yarıda sahayı İsveç'e dar etti.1.dakikada Portsmouth'lu Cranie açtı perdeyi. Kaptan Onuoha 2 yaptı.Bjarsmyr kendi kalesine attığı golle İsveç'i soyunma odasına 3-0 geride yolladı.İkinci yarı İsveç aradığı golü bulmakta zorlandı.Ta ki 68. dakikaya kadar.Dünya devlerinin peşinden koştuğu Marcus Berg perdeye bir çıktı pir çıktı.75'de Toivonen umutlandırdı,81'de Berg bir mucizeyi başarabileceklerini herkese kanıtladı. 13 dakikada 3 gol yiyen İngiltere uzatmalarda ancak kendine gelebildi.Ama ilk uzatma devresinin sonunda Fraizer Campbell Cüneyt Çakır'dan ikinci sarıyı görüp İsveç'e finali altın tepside sundu.Son 15 dakikada İsveç ne kadar yüklense de İngilizler iyi kapandı.Artık söz toptaydı.Penaltılarda Milner yine kaçırdı,turnuvanın yıldızı Berg iadei itibarda bulundu Milner'a. İngiltere'de ikinci penaltıyı Man. City kalecisi Hart kullandı.O penaltıyla başlayan gol serisi 6. penaltılarda Molins'in topu direğe vurmasıyla sonuçlandı.Konfederasyon kupasında gördüğümüz Amerikan mucizesinden sonra bir büyük mucizeyide İsveç başarabilirdi ama olmadı.

Evlerindeki finali tribünden seyretmek zorunda kalacak İsveçli oyunculardan dikkat çeken bir kaç ismi de belirtmek lazım finali konuşmaya başlamadan.Groningen'li Berg'e özel bir yazı yazmak lazım zaten.Kısa zamanda bir Avrupa devinde oynamaya başlayacağından tanımanız da çok üzün sürmez.Takımın diğer golcüsü Ola Toivonen'de Hollanda'da oynuyor.Psv'li yıldız Hollanda liginin koşulları da düşünüldüğünde yakın zamanda kendini daha iyi bir lige atabilir.Yarı finalde oynayamayan ama uzun zamandır Avrupa futbolunu yakından takip edenlerin adına aşikar oldukları Göteborg'lu Wernblom'da önemli bir oyuncu.Zaten bu turnuvadaki İsveç, Finlandiya, Belarus gibi ülkelerin oyuncularını yakın takibi sürdürmek gerekiyor.Zira bu oyuncuların daha kaliteli liglere geçiş yaptıklarında futbol olarak olgunlaşıp,üst seviye futbolda önemli yer tutacakları kesin.Bu basamak da anadolu takımlarımızın yeri neden olmasın!

Turnuvanın diğer yarı finaliyse yıldızlar geçiti gibiydi.Mesut Özil ve Marin liderliğindeki Almanya Giovinco ve Balotelli önderliğindeki İtalya karşısındaydı desem ne kadar çok şey kaçırdığınızın farkına varırsınız sanırım.Zaten bu iki takımda A milli düzeyde rahatlıkla forma giyebilecek oyunculardan kurulu.Maçın genelinde üstün olan aslında İtalya'ydı.Ama Acquafresca ve Balotelli pek günlerinde değillerdi ya da şöyle diyelim Neuer fazlasıyla formdaydı... Almanya'ysa ilk yarıda çok zorlandı. Mesut bencil futbolunu sürdürmekte ısrarlı, Marin'se formsuzdu. İkinci yarıya Andreas Beck'in golüyle başlayan Almanya rahatladı. Bu dakikadan sonra maça daha motive oldular.İtalyanlardaysa Motta,Givovinco ve Cigarini'nin çabalarına rağmen Acqua ve Balotelli'nin Neuer'i geçemeyecekleri belliydi. İtalya'da oyuna giren Paloschi, Abate ve Pisano'da oyunu değiştiremedi. Almanya finalde İngiltere'nin karşısına dikilirken aklımda Acquafresca'nın Gilardino gibi olmak istediğini açıkladığı röportajı kaldı. Gilardino'nun da Milan ve İtalya milli takımında kritik maçlarda sergileyemediği futbol ve Acqua'nın bu maçtaki berbat denilebilecek performansı...

Evine dönen İtalya'da Giovinco kendini geliştirmeye devam ettiğini gösterdi.Küçük Giovinco büyümeye başlamış belliki.Daha mücadeleci ve daha özverili bir oyuncuya dönüşmüş.Bu yaş grubunda aldığı sorumluluğu Diego ve Del Piero'dan sıra gelirse Juve'de de almalı,zaten o kendine güvendiğinde altından kalkamayacağı iş yok.Yine İtalya'da Cigarini,Marco Motta,Criscito dikkat çekti.Özellikle Motta'nın A milli takımdaki beklerin standartını düşündüğümde acilen bir üst seviyeye monte edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Criscito'da Nesta sonrası fena bocalayan İtalya defansı için denenebilir ama Lippi'de bunu yapabilecek vizyonun olmadığına Konfederasyon kupası raporlarında da sıkça değinmiştim. İtalya'da bir çoğunuzun merak ettiği Balotelli'yse önce şu şımarıklığını atmalı. Çok yetenekli olabilir ama bu oldum havasından çıkmazsa sonu hayra alamet olmaz.Bu aşırı özgüven sıkıntısını en son yaşayan kişi yakın arkadaşı Giovinco sorsun öğrensin,bilmemek değil öğrenmemek ayıp...

Final maçına geçicek olursak maç Pazartesi akşamı yani Konfederasyon kupasıyla çakışmıyor. Sahada bir tarafta Walcott, Noble, Agbonlahor, Milner, Micah Richards, Gibbs'in diğer taraftaysa Mesut, Marin, Djegah, Beck, Höwedes, Boenisch, Castro gibi yıldızların olacağını hatırlatmakta fayda var.Maçın mutlak favorisi İngilizler West Ham'lı Nobre komutasında çok sağlam bir takım olmuşlar.Walcot ve Milner üstün yetenekleri olan iki isim onları durdurmak zor.Defans hatları da bir ümit milli takım için sert.Bu sertliğin yanında Micah gibi bir lidere Gibbs gibi hücumcu bir beke sahipler.Önlerinde de önemli bir ön libero Lee Catermole var.Villa'lı Craig Gardner,Bolton'lı Muamba,Tuncay'ın takım arkadaşı Adam Johnson geniş kadro içindeki çok önemli alternatifler.

Almanlarsa etkileyici kadrolarına rağmen daha çok bireysel yeteneklere bağlı bir takım. Tartışmasız bu yetenekler içinde ön plana çıkanlar Marin ve Mesut. Bu iki oyuncunun da şimdiden yıldız sıfatını kazanması takımın şanssızlığı. Defans hatları da iyi ama İngiltere ya da İtalya seviyesinde değil. Tabii İngiltere ve İtalya'ya göre önemli farkları kalede. Neuer Hart'tan da Consigli'den de 2-3 gömlek üstün. Campbell'ın yokluğunda onu geçmek için Walcott,Agbonlahor ve Milner üçlüsünün çok daha iyi oynaması şart. Almanya'nın kazanabilmesi içinse kritik kramponlar Mesut,Marin ve Djegah'ın ayağında. Onların dışında oyuna etki edebilecek Anis Ben Hatira ve Sami Khedira da var ama onlar büyük ihtimalle kenarda kalıcaklar. Dolayısıyla Marin'in İtalya karşısındaki gibi kötü oynamaya lüksü yok. Top kayıplarını değerlendirecek isimlerin de Walcott, Agbenlohar gibi hızlı isimlerin olacağını düşünürsek Almanlar hatasız oynamalı. İngilizlerin en büyük handikapıysa Joe Hart'ın penaltılar sırasında gördüğü kartla cezalı duruma düşmesi oldu.Yerine Watford'lu Scott Loach oynar. Tabi Cüneyt Çakır'ın gösterdiği kartın iptali için İngilizlerin başvuru yaptığını da belirtmek lazım!




Konfederasyon Kupası Raporu #4

21:47 Yazar: tanjue 4 Yorum
Raporların sayısı arttıkça sürprizlerin büyüklüğü de artıyor maşallah.Halbuki turnuva başlarken fazla sürpriz olmayacagını ve özel yazılara gerek duymayacağımı düşünüyordum.Ama maşallah önce Mısır sonra Abd öyle bombalar patlattılar ki rapor serisini bozmamak için kendimi zor tuttum.Allahtan artık iki maç kaldı,rapor 5 fazla risk altında değil.Olur da Abd bir bomba daha patlatırsa doya doya yazıcam şuraya...

Hemen ABD'nin futbolda özgürlüğünü kanıtladığı maça geçelim.Yıllardır ne kadar başarılı olsalar da gözardı ediliyorlardı ama artık rüştünü kanıtladı ABD.Hem de öyle bir kanıtladı ki finali kaybetseler bile dünya futbol tarihinin en çok hatırlanan 2.cileri olacaklar.Bob Bradley'in takımı dünya futbol tarihine adlarını kocaman kocaman yazdırırken Del Bosque Aragones kadar olamadı.Maç için herkes uzun uzun yazılar yazdı,bu rapor zımbırtısına ben biraz geç kaldım.O yüzden maçı bölüm bölüm anlatmaya gerek yok.Sahada Mısır mucizesinin de etkisiyle 3'er kişilik oynayan bir ABD vardı herkesin gördüğü gibi.İspanya'nınsa maçı kaybetmesinin sebebi daha maçın başında gözüme çarpmıştı.Villa yanılmıyorsam Riera'dan gelen topu kontrol edemedi ve ABD kontratağa kalktı.İspanyollar özgüven olayını abartıp işi kibirliliğe vurmuştu.ABD bütün takım kontraya koşarken geriye ilk koşması gereken Xavi Villa'yla dalaşmayı seçmişti.Bu sahne maçın ilk yarısı boyunca bir kaç kez yaşandı.Zaten ilk yarı bu rahatlıklarının cezasını da yedikleri golle çektiler.
İlk yarıdaki rahatlıklarını görüp ikinci yarıda İspanya'nın bu maçı çevirebileceğini iddia etmek zordu.ABD müthiş bir hırsla sahadaydı.Sahadaki 11 Amerikalı da ölümüne oynadı maçı.Turnuvanın başından beri adını ağzımdan düşürmediğim Altidore o heybetli fiziğinin de yardımıyla Pique'den çok güzel kurtuldu,kötü vuruşuna rağmen topun ağlara gitmesiyse şansıydı.Altidore'un Villareal'de gözden düştüğünü tekrar hatırlatmak lazım.ABD'de bütün oyuncular dikkat çekti ama Onyewu,Bradley ve Dempsey kariyerlerini bu maçla bir basamak daha yukarı çıkardılar.Onyewu içten oyunuyla defansif takımlar için bulunmaz bir kumaş olduğunu bir daha gösterdi.Ama FB'nin ve Sivas'ın gündemindeki Onyewu'nun kazma stoper sınıfında olduğunu ve takım olarak hücuma çıkıldığında kademe sıkıntısı yaşadığını söylemek lazım. Delikanlı lakaplı Onyewu'nun Poltrona Bilica'yla ilginç bir ikili olacağıysa kesin.Lakapları ne kadar müthiş bir ikili olacaklarını söylese de Fb'nin bu iki oyuncuyla tandem oynamaya kalkması bence yanlış tercih olur.ABD'de ilk İtalya maçında bence haksız bir şekilde atılan Clark da çok dikkatimi çekti.Bu aralar bana bir çok oyuncu Aurelio'yu hatırlatıyor ne hikmetse.Clark da onlardan biri.Onun kadar teknik değil ama en az onun kadar futbol iştahı olan mücadeleci bir isim.Topu ayağına alır almaz hücumu düşünmesi de ekstarası.Zaten İspanya'yı kilitlemeyi başaran Irak'la ABD arasındaki en büyük fark da buydu.Tabi bir de Howard var.Sir'ün kariyerindeki en büyük hatalardan biri Howard.Forlan ve Howard gibi dünya çapında iki yıldızın Manu'da nasıl harcanmış olduğunu anlamak zor.En azından Howard'ın yıllarla olgunlaşıp çok iyi bir kaleci olacağını tahmin etmeliydi koca sir.

İspanya köşesindeyse benim gözümde bu mağlubiyetin tek sorumlusu Del Bosque'dir.Silva'yı niye kullanmadığını hala anlayamıyorum.İspanya'nın oynadığı o etkileyici futbolun en kritik noktasını mahvetmekte kanat oyuncularıyla oynayarak.İspanya'nın taktiğinin kritik noktası bence bütün sahayı kontrol edebilen iki bekle oynayabilmesiydi.Sağda Ramos'un önünde oynayan Fabregas ve Santi onun önünü açabiliyor içeriye kaçıp. Ama Mata ve Riera bunu yapamıyorlar.İkisininde etkinlikleri sıfıra iniyor orta sahaya kaydıklarında.Zaten Riera'nın kanatta oynamasının da Türkiye maçında attığı golü saymazsak bir işe yaradığı yok.Bu tezimi desteklemek için size söyle bir soru sorabilirim.Capdevilla'nın 2-0 dan sonraki bölüm dışında kaç kez hücuma katılabildiğini gördünüz?Katılabilmek diyorum özellikle,önü tıkalı çünkü.Bu sıkıntının benzerini Trabzonspor'da Serkan ve Yattara yaşıyordu.Serkan çizgiden çok bindirdiğinden Yattara içten çizgiye doğru attığı çalım ve deparları atamıyordu.Capdevilla'nın olayı da buna benzer.Tabi bütün suçu Riera'ya atmamak lazım.Villa ve Torres'in etkisiz futbolu,Xabi ve Fabregas'ın o kuvvetli prese karşı Xavi'ye yeterince yaklaşıp,eşlik edememeleri bitirdi İspanya'yı.Buna rağmen kalede Howard değil Aston Villa'lı Guzan olsa maçı kazanabilirdi İspanya.Kıyasıya eleştirirken bile hakkını vermek lazım İspanyolların.2-0'dan sonra bile normal bir takıma normal bir kaleciye 3-5 atabilirlerdi.

İspanya maçının analizini yaptıktan sonra o maçtan aşırı etkilenen diğer yarı final maçına geçelim.Ömer Üründül'ün şanslı haftasıydı zaten.Ne dediyse çıktı.Güney Afrika ABD'nin gazına gelmişti.ABD gibi maça önde basarak,defansı ileride kurarak başladılar.Brezilya berbat gününde olmasaydı 5 yerlerdi.Khune'nin de 3 yememelerini sağladığını söylemek lazım.Afrika her ne kadar çok koşsa,mücadele etsede eksik birşeyleri var.Kadro kaliteleri de fena değil ama takımın çok büyük çoğunluğunun kendi liginde oynaması ve tecrübesiz olması onları etkiliyor.Gaxa,Masilela,Parker,Tshabalala,Mhlongo baya iyi oyuncular.Onlara liderlik etmesi beklenen Pienaar'aysa Afrika'ya geri dönüş pek yaramamış.Pienaar'ın orta sahadaki partneri Modise çok bencil.Biraz basit ve akılcı oynasa o attığı saçma şutlardan biri gole dönüşebilirdi.Son olarak geri düştükten sonra önüne geleni oyuna alan Afrika td'si Santana'nın hareketli ama fazla bonkör Mashego'yu hiç denememesi şaşırtıcıydı.Umut Bulut tarzı forvetlerden olan Mashego çok çalışkan,sürekli koşular yapan ama bitirici vuruşları kötü bir isim.Son dakikalarda bile ona şans vermemesi ondan bıktığını gösterdi.G.Afrika'nın dünya kupasında gruplardan çıkabilmesi için acil olarak kalıplı bir forvet ve Pienaar'ın yanına basit ve doğru oynayan bir orta saha bulmalı.

Brezilya adınaysa günün şanslısı Ömer Üründül'dü.Her maç olduğu gibi beni delirtti kendisi. Daniel Alves aşkı bitmek bilmedi.Maicon'un sol bek oynamasını önerip Daniel Alves'i sol beke çeken Dunga'yı nasıl bu kadar eleştirebildi bilmiyorum.Dunga'nın eleştirilecek çok yönü var evet ama bunlardan biri Maicon'un değil Alves'in sol bek oynaması olmamalı.Ki bence zaten işi gücü hücum etmek olan bir Daniel Alves'i Güney Afrika'nın en tehlikeli oyuncusu Tshabalala'nın karşısına koymak hata olurdu.Masilela ve Tshabalala'nın bindirmeleriyle Daniel Alves'in bırakacağı boşluklarda çok şey yapabileceğini düşünüyorum.Dunga'nın berbat bir maç çıkaran Ramirez'in yerine başka birini denememesiyse hataydı.Ramirez'in maç boyunca ezdiği toplardan dağ olur zira.Tabi ne olursa olsun berbat günündeki bir Brezilya bile Kaka önderliğinde,açık oynayan bir Afrika'ya karşı çok daha önce öne geçmeliydi.İşi Alves'in güzel golündeki büyük kaleci hatasına bırakmalılardı.Bu arada not düşmeden edemem benim hayatımda gördüğüm en kötü barajlardan biriydi.Alves sadece düzgün bir vuruş yaptı.Verdiği falsonun hakkını vermeliyim ama baraj öyle kurulmasa o kadar kolay bir vuruş olmazdı.Brezilya cephesinde Andre Santos'a yine ayrı bir başlık açmak istiyorum.Bana dünyada sol bek oyuncusu olarak en güven veren isimlerden biri Hakan Balta'dır.Defansif olarak eksiksiz oynar.Kademe hatası yapmaz,basit top kayıpları yoktur ya da Sabri,Daniel Alves gibi alır başını gitmez.Fiziği de bir stoper kadar sağlamdır.İşte bu özelliklerin hepsini Andre Santos içinde sayarım.Bu kadar güvenilir bir oyuncu olmasına rağmen hücuma nasıl bu kadar etkili katıldığınıysa açıklamakta zorlanıyorum.Bu maçta Gaxa'ya karşı zorlandı kabul ediyorum,çok kötü günündeydi ama bundan daha kötü bir günü olacağını sanmıyorum!..

Final maçı hakkında maçın kaderini değiştirecek yorumumu yapmadan öncede önemli bir konuya değinmek istiyorum.Blogu düzenli takip edenler aşırı yalan ve hatalı haber yapan medya kuruluşlarıyla ne kadar uğraştığımı bilirler.Bu maçı bir kafede seyretmek zorunda kaldığımdan birşey çekti dikkatimi.Hangi gazete bilmiyorum ama bir güzide kuruluş Ramirez'in Fenerbahçe'ye geldiğini yazmış.Muhtemelen haberin kaynağı Brezilya'da aylar önce yapılmış bir haberdir.Evet zamanında Ramirez'le ilgilendiği iddia edildi Fener'in ama onun üzerinden ne sular aktı.Ramirez 7.5 milyona Benfica'lı oldu.Bilmeyenlere hatırlatma.Bu yalan haber yapan gazetelere mahkum olan halkımızaysa allahtan sabır diliyorum valla.İşimiz zor,vallahi çok zor...

Son olarak finalin kaderini değiştirecek tahminime gelelim.Ben Afrika karşısındaki Brezilya'nın gazman ABD karşısında işinin çok zor olduğunu düşünüyorum ama...Ama ABD Bradley'siz ne kadar o eski ABD olur ve Brezilya'da iki maç üst üste bu kadar oynar mı ?Bence oynamaz.Zaten ben işleri zor dediysem çıkar beş atarlar.Son olarak daha önce söylemiştim,berbat oynayıp atılmıştı.Bir daha söylüyorum benim hatrım için Sacha Kljestan'a dikkat...

Tanjue
.



Hüseyin Çimşir Sendromu

17:11 Yazar: Cezasahasi 13 Yorum
Geçen sezon Trabzonspor kadrosunda onun yerine bu sezon için düşünülen Razundara Tjikuzu olsaydı Trabzonspor’un şampiyonluk kutlamaları hâlen devam ediyor olurdu. Ama yoktu. Trabzonspor taraftarının (kimi taraftarlar farketmese de) ömründen ömür götüren bir oyuncu oldu Hüseyin, yaptıkları ve yapamadıklarıyla... Ve, büyük bir taraftar kitlesi için Trabzonspor'un kurtulmasında sık sık zikredilen diğer etkenler kadar önemli olduğuna inanılan bir rüya gerçek oluyor sonunda: Hüseyin Çimşir takımdan ayrılıyor ve artık Trabzonspor taraftarının, en azından saha içinde hayıflanması gereken daha az mevki kalıyor. Ama saha dışında hâlâ hayıflanmasına sebebiyet veren Hüseyin haberleri var. Nasıl mı?

Trabzon eksenli yayın yapan gazete ve web sayfalarında çok ilginç haberler yer alıyor her gün onunla ilgili. Aslında bunlar alışıldık haberler. Geçen sene de yapılıyordu. Nasıl haberlerdi bunlar, Hüseyin’e Rusya’dan, İspanya’dan ve Almanya’dan teklifler vardı. Yönetim elini çabuk tutmalıydı yoksa Kaptan gidecekti. Acaba diyordu Trabzonspor taraftarları, İspanyol kulüplerinin istediği Hüseyin, bizim Hüseyin miydi? Bir yanlışlık olmalıydı. Yakında blogda haberleriyle aramızda olacak, Dünyanın neresinde olursa olsun her türlü haberden bir şekilde haberdar olan Hasan abimiz vardır. Trabzonspor’la ilgili vietnam’da çıkan haberleri bile anında bize ulaştırdığını bilirim. Ve Trabzon eksenli medya, yurtdışı transfer haberlerinin hemen hepsini onun aracılığıyla öğrenir. Perisiç haberini Trabzon gazetelerinden 2 hafta önce bulup bizlerle paylaşmıştı. Ve daha nicelerini.. O bile Hüseyin’le ilgili bir haberin çıktığına şahit olmamıştır dünya medyasında. Ama ne hikmetse Trabzonspor’un ilgilendiği tüm yabancı futbolcuları onun yardımıyla bulan gazeteler, Hüseyin’le ilgili haberlere gizli bir şekilde herkesten önce ulaşıyorlardı. Ne bir kaynak, ne bir dayanak… Üstelik Hüseyinle adı anılan takımların ülkesinde yayın yapan gazetelerde de en ufak bir haber yokken…

Bunlar Hüseyin’e yaranmaya çalışan özevlatçı çağdışı zihniyetin ayak oyunlarından başka bir şey değildi. Üstelik bu gazlama haberler yüzünden onun takımdaki gereksizliğini görmezden gelip onu savunmaya çalışanların eline de bir koz geçiyordu: Kötü olsa o takımlar onu ister mi? Ortada gerçekten istendiğine dair hiçbir emare yokken hem de…Geçen sezon Hüseyin’in takımla tekrar anlaşmasıyla sona erdiğini sandığımız bu komik senaryo tekrar sahnede…

-Dikkat! Hüseyin Kaçıyor!
-Kaptan İspanya yolcusu!
-Hüseyin Rusya yolunda!

Sürekli ismi zikredilmeyen bazı kulüplerin kendisiyle ilgilendiğini yazıyor bu gazeteler. Bonservis bedelsiz transfer edebilecekleri bu oyuncuyu almak için oyuncunun kulübüyle tekrar anlaşmasını bekliyorlar ki hâlen Hüseyin’le görüşmüş, bir sonuç alabilmiş değiller. Trabzonspor yönetiminin kendisiyle ilgili tavrı net: Ona vereceğimiz parayı… Haberler genişleyerek yayılıyor: Galatasaray ve Beşiktaş’ın da Hüseyin’e “Teklif yapmaya hazırlandığı” dedikoduları da ekleniyor bu stalker yabancı takım dedikodularına. Neredeyse sezon başlayacak, Hüseyin hâlâ bir kulüple anlaşamadı ve çıkan bu isimsiz haberlerin arkasına sığınıp bir çağrı bekliyor kulüpten. İşte bu, kendisine özgü bir pas stili olan bu adamın yine kendisiyle birlikte anılması gereken bir sendromdur bana göre. Hiç olmayan tekliflerle basında gündem yaratıp kendisiyle anlaşmak istemeyen kulübünü anlaşmaya zorlamak... Ya da anlaşma umudunu taşımak diyelim, evet. Halbuki bir insan istenmediğini anladığı anda yapması gereken şeyler aşağı yukarı bellidir. Ama o yine arabesk takılmayı yeğlemiş. Geçen günlerde Rest çekti kulübe! Yıllardır takımda hiç hak etmediği halde en yüksek ücreti almasına, takıma saha içini baz alarak konuştuğumuzda hiçbir şey verememesine rağmen çok da ilginç bir çıkışta bulundu: İnsanın evinde üvey evlat muamelesi görmesi üzücü! Göz yaşartıcı…

Şu saatten sonra istenmediği yerde kalmayacağını ümit ediyorum kendisinin. Gerçi belli de olmaz. Kendisine Trabzonspor yıllık 1.2 milyon tl teklif etmişti ki Türkiye’de bu ücreti kendisine hiçbir takım vermez. Yurtdışında oynayabilecek kapasitede olduğuna da inanmıyorum. Dolayısıyla en büyük korkum hâlen sürmekte: Ya Trabzonspor’da kalırsa? Maazallah diyorum ve Hüseyin hakkındaki yerel gazete haberlerinin şu şekilde azalarak yok olmasını diliyorum:

-Hüseyin Beklemede
-Hüseyin Meşgul
-Hüseyin Üzgün
-Hüseyin Offline.
.



4 Eylül Stadyumu - Sivas

15:51 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Süper Ligde geçtiğimiz 2 sezonun en büyük süprizi hangisi diye sorulsa aklımıza gelen bir numaralı cevap kuşkusuz Sivasspor'dur. Bu mucizenin baş mimarlarından olan Bülent Uygun 2001 yılında Sivasspor formasıyla aktif oyunculuk kariyerine nokta koymuş ve menejer kimliğiyle sil baştan bir takım oluşturmuştu. Kimilerine göre antipatik, kimilerine göre değil. Herkes onun hakkında iyi yada kötü referanslara sahiptir ülkede. Onun kareterinden çok futbola verdiklerine bakarsak, şuan itibariyle bile ismini futbol tarihine yazdırmış isimlerden biri. Kaçan şampiyonluğa rağmen Şampiyonlar Ligi biletini cebine koyan Sivasspor'da sportif kadronun yeniden oluşturulmasından, stadyuma hatta tesislere kadar hummalı bir çalışma devam ediyor. Bilica, Balili, Tum gibi isimlerle yollarını ayırıp yeni isimleri kadrosuna katan Sivasspor'da nihai hedeflerden biri kuşkusuz Şampiyonlar Ligine katılmak. Bu doğrultuda 4 Eylül Stadyumununun fiziki şartlarını gözden geçiren ve bir dizi yeniliğe imza atan Sivasspor, yeni sezonda ''saha buzla kaplı'' sendromundan da kurtulmuş olacak. Alttan ısıtma, tribün kapasitesinin arttırılması ve bir dizi yenilikten sonra 4 Eylül yeni bir çehreye kavuşacak.

Resimler için Sivasspor.com'a teşekkür ederiz. Daha fazla resim için tıklayın.
.