31 Tem 2009

Bu Mu Taraftarlık?

13 Yorum
Şuan TSYD Ankara turnuvasında oynanan Ankaragücü - Gençlerbirliği maçını izliyorum. Maç sıkıcının ötesinde ama Ankaragücü taraftarına epey sinirlendim. Az önce riskli sayılabilecek bir topu kornere yumruklayan milli kalecilerinin aleyhine hemen küfre başlayan Ankaragücü taraftarına soruyorum, bu mu taraftarlık? Bu anlayışla 100. yıl değil 1000. yıl olsa kaç yazar? Vassel değil, Messi gelse ne olacak ki? İki hata yapınca ıslıklamakla, s... git çekmekle mi oluyor taraftarlık? Aslında sırf size değil ,sizin gibi davranan başta taraftarı olduğum Trabzonspor'un taraftarları olmak üzere bütün taraftar gruplarına bu sorular.Daha önce ne yaşanmış olursa olsun, 100. yılda yeni bir sayfa açılmışken,kıytırık bir hazırlık maçında yıllardır bu takıma emek veren ve öyle ya da böyle Türk Milli takımının kadrosuna defalarca kez seçilmiş , hatta son yıllarda Ankaragücü'nü milli takımda temsil etmiş tek oyuncuya verilen bu tepkiyi açıklamak mümkün değil. Herşeyin sorumlusu o mu yani?Böyle küfürlerle mi büyük takım olup, şampiyonluğa oynayacaksınız? Hadi geçelim bunları artık ya, bu zihniyetle 40 sene daha küme düşmemeye oynarsınız anca.

Önemli Not; Serkan'ın ıslıklanma sebebi takımdan ayrılmak istemesiymiş! Ben yukarıda da belirttiğim gibi ne olursa olsun demiştim ama arkadaşlar farkedememiş bir sinirle okuduklarından. Ankaragücü o taraftarındır ama oy verme hakkına sahip taraftarların seçtiği yönetim tarafından yönetilir. Serkan istememesine rağmen o formayı ısrarla giydirenlere sormalılar bir hesap soracaklarsa bence. Ayrıca Serkan muhtemelen yedek kalacağı bir takımda kalmak istemeyebilir ya da başka sorunları olabilir ne var ki bunda? Abdulkadir Kayalı'yı kadro dışı bırakan ve sonunda pes eden zihniyet de bu değil mi? Yorumlarda ve yazılarımda her zaman vurguladığım gibi ben Türkiye'deki bütün takımların gelişimini isteyen biri olarak, yıllardır büyük bir düşüş içerisinde olan ve bulunduğu yeri kesinlikle haketmeyen Ankaragücü camiasının bu yepyeni bir başlangıç yaptıkları sezonda çok başarılı olmalarını diliyorum. Vassel'i coşkuyla karşılayan, şampiyonluk naraları atan taraftarları benden çok daha isteklidirler doğal olarak. Şimdi sorum şu sezon başında her ne olursa olsun Serkan'a yapılan bu tepki yeni oyuncuların kulağına gitse ve o s.. git tezhuratlarını ogrense oyuncular o takım içinde nasıl bir psikoloji olusur? Bir hazırlık maçından bahsediyoruz sonuçta. Yepyeni bir sayfa açıldı Ankaragücü tarihinde.Türk futbol tarihinde apayrı bir sayfa açan Vassel transferi geldi ve belki Sol Campbell da gelecek. Bu atmosfer de bir oyuncu için dağları yakmaktansa, o bir oyuncuya geriye kalan 2o küsur futbolcu için, Ankaragücü camiası ve Ankaragücü'nün başarısı için sahip çıkılsa çok daha doğru bir hareket olmaz mı? Alışıla gelmişin ötesine çıkılsa ve ne sebepten olduğunu bilmediğim şekilde takımdan soğuyan ve Türkiye'nin futbola odaklığında en iyi kalecilerinden biri olduğunu düşündüğüm Serkan Kırıntılı bu taraftar sayesinde Ankaragücü'nde tutulsa ve camianın büyüklüğünü anlasa çok daha büyük bir iş yapmış olmaz mı Ankaragücü taraftarı? Tayfun Cora'yı Türkiye'nin yıldız adayı denirken yuhlayan ve psikolojisini bozup Kayseri'ye yollatan ve büyük bir değerin belki de potansiyeline hiç ulaşamamasını sağlayan Trabzonspor taraftarı olmak mı doğru yol , yukarıda söylediklerimi yapmak mı? Ki Serkan zaten yine gitmek istiyorsa bırakın gitsin sizin küfretmenize ne gerek var? Yönetiminize bağırın bizi istemeyeni biz de istemeyiz diye illa ki birilerine bağıracaksınız. Profesyonel bir futbolcunun içinde bulunduğu şartları hiç birimiz tam olarak tahmin edemeyiz. Dolayısıyla o futbolcu belki bir dünya devine bile tercih edebilir İBB'yi. Hatırlayın Van Der Sar kariyerinin en iyi yıllarını Fulham'da para için harcamadı mı? Serkan belki yedek kalacağını anladı ya da öğrendi, bırakın gitsin ama küfürlerle,protestolarla takımın huzurunu kaçırmak yakışır mı Ankaragücü taraftarına ,aşıklarına? Yukarıdaki paragraf sinirlendiğim için sert kaçmış ve yanlış anlaşılmış olabilir, hatta sizin dediğiniz gibi eksik bilgi de olabilir ki ben orada net bir bilgi vermedim ama asıl anlatmak istediklerim bunlardı. Siz hala daha tepki göstermek istiyorsanız, yorumlar bölümü aşağıda ve burada her yorum yayınlanır. Serkan'a dediğiniz gibi s.. git falan demeyin, küfre girmeyin yeter.

*** Maçı da 90+2'de yedikleri golle kaybettiler.Ben Serkan'ın yerinde olsam bir dakika durmam orada, bu ligin 10-12 takımında banko oynar o adam...

Tanjue

Ha Bu Kızlar Da Felaket !

7 Yorum
Daha önce değinmiştik Trabzonspor Bayan futbol takımının 2008/2009 sezonundaki şampiyonluğuna. Henüz 2 sezon önce kurulan bayan takımımız hızlı yükselişini sürdürüyor. Önce 2.ligde gelen şampiyonluk ve sonrasında 1. lig şampiyonluğu. Bayanların şimdiki hedefi Avrupa'yı sallamak ve hedefe kilitlenmiş durumdalar. Şampiyonlar Ligi gruplarındaki ilk maçımızda dün akşam grup maçlarına ev sahipliği yapan Sloven takımı ZNK Krka'yla karşılaştılar ve çok önemli bir galibiyetle başladılar gruba Karadeniz'in hırçın kızları. İzleme şansımızın Türkiye'nin spora bakış açısı dolayısıyla olmadığı karşılaşmada ilk golümüz 33. dakikada Kathia'dan gelmiş. 45.dakikadaki golse Özlem'den gelmiş. Öne geçtikten sonra büyük baskı yemiş gözüküyoruz istatistiklere ve uefanın raporlarına göre.Ama her şeye rağmen gol kraliçemiz Tatiana'nın suskun kaldığı böyle bir maçta, Avrupa arenasındaki ilk karşılaşmamızda alınan galibiyet çok umut verici. D grubunun diğer maçında grubun favorisi olarak gözüken İtalyan ASD Torres Calcio ancak 88. dakikada Panico'nun golüyle geçebilmiş Slovak ekibi FK Slovan Duslo Sala'yı. Yani ilk maçlar sonunda deplasmanda oynamamıza rağmen zirveyi ele geçirmiş durumdayız.Gruptaki ikinci maçımız Cumartesi günü saat 16.45'te ASD Torres Calcio'yla oynayacağız.Şampiyonlar liginin formatı gereği grubu sadece 1. sırada tamamlayan bir üst tura çıkacak ve gruplarda takımlar birbirleriyle birer kez karşılaşacak. Dolayısıyla İtalyan ekibi karşısında alınacak bir galibiyet bizi bir üst tura taşıyacak büyül bir ihtimalle. Beraberlik bile Slovak Duslo Sala'yı yenmemiz durumunda kızlarımızı bir üst tura taşır. Bu elemeleri geçebilirse takımımız asıl lige kalmış olacak ve top 32 maçları oynayacak. Kritik maçı yine takip edemeyecek olsak da skor ve gruptaki son durumu buraya yine düşeriz. Mvv Maastricht'le sezon açılış maçımızı da oynayacağımız cumartesi gününü bizler için çok daha neşeli bir hale getireceklerine inanıyoruz. Bu arada Tatiana'dan gol bekliyorum şahsen...

***Uefa'nın Trabzonspor maçından seçtiği iki foto da berbat malesef, araştırmama rağmen resmi sitemizdeki bu fotoğraftan daha iyi bir foto bulamadım malesef. Forma numaraları tam belli olmadığından tam olarak oyuncuları sayamıyorum ama elimden geldiğince yardımcı olayım. İlk baştaki 14 numaralı oyuncumuz Aleyna Altuntaş ki bu maçta görev yapmadı kendisi.Onun yanındaki isim 4 numaralı formayı giyen Nagihan Aslan.Bir yandaki kıvırcık saçlı oyuncumuzun Şelale Kurt olduğunu tahmin etmekteyim.Onun yanında horonun en neşeli yüzü 10 numaralı formasıyla 2. golün sahibi, Özlem Önder.Onun da yanında 3 numaralı oyuncumuz Meryem Baysal var sanki.Onun yanındaki ismi çıkaramadım doğrusu ama 7 numaraysa Tatiana olmalı ve Tatiana'ya hiç benzetemedim kendisini.Son sıradaki ismin de yedek kalecimiz olduğunu düşünüyorum formasından, dolayısıyla o da resmi sitesindeki fotoğrafındaki saç stiline hayran kaldığım Nagihan Bulut...

Tanjue

Show Must Go On

4 Yorum
Günün başında Şampiyonlar liginde yaşanan büyük sürprizleri yazarken not düşmüştüm köşeye, ''Bu sürprizlerin bu akşamki Uefa Avrupa ligine taşmaması , taşsa da bizimkileri teğet geçmesi dileğiyle...'' demiştim tam olarak. Gerçekten içimde özellikle Galatasaray maçı için şüpheler vardı ,40 derece sıcaklıkta İsrail gibi adı bile ürküten bir yerde, ne çıkacağı belli olmayan bir takıma karşı yaşanacak kötü bir sürpriz çok şeyi mahvedebilirdi. Ama Galatasaray kötü başladığı hatta erken bir golle geri düştüğü maçta çabuk toparlandı ve rakibini darmadağın etti. Bu skorla beraber günün stresi bitmişti bende. Zira Boluspor maçında izleyip çok beğendiğim Fenerbahçe'den zaten şüphe duymuyordum. Ki bu konuda Fenerbahçe yüzümü kara çıkarmadı. 2.lig B kategorisi kıvamında olup olmadığı tartışılacak Honved'i 5 golle geçti sarı lacivertliler. İçimizde şüphelerle başlayan günün akşamı Türk takımları için şölene dönmüştü. Tabi ki bu rakiplere karşı alınan skorları abartmamak lazım ama Avrupa ligindeki diğer sonuçlara da bakıldığında Türk takımları olarak küçük çaplı bir şov yaptık bu akşam. Playoff turunda Sivasspor ve Trabzonspor da Fenerbahçe ve Galatasaray'a katılıp gruplara katılma mücadelesi verecek. Bu saatten sonra şovla başladığımız Avrupa ligine şovla devam etmek şart. 4 takımımızın da elele gruplara kaldığını , sonraları çok daha ilerilere yine kol kola gittiklerini görürüz umarım...

Kısaca maçları değerlendirirsek aslında Galatasaray taraftarı ve camiası için bu tip ön eleme maçları genellikle keyif maçları olmuştur. Trömsö ve S.Bükreş maçkları dışında çok fazla üzülmemiştir taraftar. Gün içinde gelen Elano bombası ile maçın havasına erken girmiştik. Bir taraftar olarak bize tek bir şey kalıyordu takımızı desteklemek. Öncelikle şunu belirteyim eğer Uefa İsrail'deki o stadda maç oynanmasına izin veriyorsa Ali Sami Yen' de Ş.L finali düzenlenebilir. Oyuncu hızını alamadığı zaman beton duvara çarpıyordu, ki ben böyle bir olaya en son 10 sene önce mahallede okulun bahçesinde top oynarken şahit olmuştum. Aydın'ın ve Baros'un spatulayla kazınmadan kendi çabalarıyla ayağa kalkabilmeleri büyük mucize. Dakikalar 25'i gösterirken bizim evdeki küçük Rıdvan "abi tırsıyorum gol olabilir "dedi. Akabinde kullanılan kornerde golü yedik. Ben gole üzülmek yerine kardeşimin bu yeteneğini iddiada nasıl kullanırım diye düşünüyordum. Ancak gole bizim kadar şaşıran başkaları da vardı. Hayır, hayır Galatasaraylı oyunculardan bahsetmiyorum. Rakip takımın hocası gol olduğuna öyle şaşırdı ki az kalsın fotoğraf makinesini çıkartıp o anı ölümsüzleştirecekti. Daha sonraki dakikalarda Galatasaray toparlandı ve oyunun kontrolünü iyiden iyiye eline geçirdi. 30. dakikada Hakan Balta'nın kopya golüyle eşitlik sağlandı. İkinci yarının hemen başında Kewel'ın bulduğu golle de galatasaray tur kapısını araladı. Ancak aralamak yetmez diyerek kapıyı kirişten kırmaya karar veren Galatasaray, Sabri'nin normal şartlarda stad dışına yollaması gereken topu ağlarla buluşturması neticesinde iki farklı üstünlüğe kavuşuyordu. Son ise Kral Baros'tan geliyordu. Bu noktada maçla değil de Galatasaray takımıyla ilgili bir kaç bir şey söylemek gerekirse. Tobol ve Netenya maçları gösteriyor ki Galatasaray artık- hatta yeniden- duran toplardan gol atabilen bir takım haline gelmiş.

Fenerbahçe camiası ve taraftarlarıysa bu tip önelemelerde daha çok sıkıntı yaşamış ve malesef yarı yolda da kalmış ara ara. Belki bugün yeni kadroları ve teknik heyetleriyle pek stressli bir maç oynamadılar ama geçmişten gelen bir acaba herkesin aklında da vardı kesinlikle. Maç başladığında benim aklımda da soru işaretleri oluşmaya başlamıştı aslında. Son hazırlık maçında Boluspor karşısında 45 dakika izlediğim Fenerbahçe'ye hayran kalmıştım çünkü. Maçın başından kalkıp düğüne gitmek istememiştim ama en fazla 45 dakika dayanabilmiştim baskılara. İşte o etkileyici Fenerbahçe'den sonra maçın başındaki Fenerbahçe tatmin etmedi beni. Roberto Carlos'un frikik golünde bariz bir şekilde kaleci hatası olduğunu düşünsem de Andre Santos ve Bilica'nın bir organizasyonun parçası olarak kalecinin önünü kapamasının goldeki payını es geçemem.Golden sonra Honved zaten hazin sonun farkındaydı. Önce takımın en önemli oyuncularından Gökhan alda at dedi Guiza'ya, o da klas bir kafayla bitirdi işi. Sırada Emre Belözoğlu vardı. Bütün maç müthiş birşekilde çalışan Emre defanstan kaptığı topu Guiza'nın önüne yuvarladı. İkinci yarıda yine sahnede Gökhan Gönül, Colin Kazım ikilisi vardı. Müthiş geldiler yine sağdan ve yine Guiza'ya bitirmek kaldı. Alex de kapanışı yapacak en doğru kişiydi. 5 golden sonra maç boyunca ha yedik ha yiyeceğiz diyen Fener savunması kornerden golü yedi. Maç 5-1 biterken son 20 dakikada oynayan ve bir kaç denemesinde golü bulamayan Mehmet Topuz'a ekstra bir gösteri yapılmamasına şaşırdım doğrusu.

Maçın geneline bakıldığında, Boluspor maçındaki hızlı futboluna hayran kaldığım Fenerbahçe tempoyu hiç o seviyeye çıkartmadı ya da çıkaramadı. Gerçekten seviyesi çok düşük rakipleri karşısında kendilerini daha fazla kasmaya gerek görmeme ihtimalleri de yüksek tabi olarak.Fenerbahçe cephesinde hazırlık maçlarında da dikkat çeken Colin Kazım günün yine en sürpriz performansının sahibiydi. Gökhan Gönül her zamanki gibi çok etkili bir maç çıkardı ki Arda'nın 3 asistine 2 asistle karşılık verdi. Diğer dikkat çeken isim Emre'ydi. Uzun süre sonra ilk kez adamakıllı bir hazırlık kampı geçiren Emre çok hırslı ve bomba gibi geliyor sanki. Takımın diğer elemanlarından Santos kalitesini sıkça belli ederken, Carlos'un sakatlığı sonrasıı sol açıkta oynayan Deivid çok kötü bir günündeydi. Alex de vatandaşı Deivid gibi o bilindik günlerinden birinde değildi,zaten olsaydı 5-1 değil 8 ya da 9 bir olurdu en az. Bir de kötülere geçmek lazım tabiki. Defans göbeği berbat durumda Fenerbahçe'nin. Adını hala ezberleyemediğim o iki zenciden forvet olanı 4-5 net pozisyon yakaladı. Önder ve Bilica ikilisinin tek kişilik Honved hücumnda bir pırpır forveti durduramaması akıl alacak gibi değildi. Bir de korner organizasyonlarında bir bozukluk var sanki Fb'nin, hem defansta hem hücumda. Gol sırasında maçın kopmuş olması ayrı mevzu tabi ama konsantrasyon eksikliğine rağmen genel bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Bir de Volkan Demirel'in maça hiç giremediğini gördük ama şanslı günündeydi bugün normal şartlarda 2 golü yemeyi haketmişti en az.Son olarak ilk 11'de sahaya çıkan bir diğer yeni transfer Cristian Baroni'ye değineyim. Umarım bu oyunu sadece bu maça özgüdür. Ben bu kadar korkak bir orta saha az gördüm. Hiç bir toplu atraksiyonda yoktu Baroni. Defans orta saha bağlantısında da hiç sorumluk almadı. Sert bir görev adamı olabilir ama eğer o bağlantıda sorumluluk almamaya ve hücumda bir opsiyon yaratmamaya devam edecekse Deniz Barış'tan,Selçuk Şahin'den, hatta ve hatta Maldonado'dan fazlası ne ki bunca para sayıldı derim ben. Söylediğim gibi bu performansının bu maça özgü olduğunu ve uyum sürecini aşınca daha aktif bir rol oynayacağını düşünüyorum ama bu maçtaki performansından sonra da bunları söyleyebilirim sadece.

Maçların kısaca özeti böyle.Uzun lafın kısası bu çerezleri geçip, playoff turuna 4 takımla kalmış bulunuyoruz. Bu saatten sonra 2'şerden 8 büyük heyecan daha yaşayacağız. Sivasspor ve Trabzonspor şuanki görüntüye göre seri başı olamayacaklar. Dolayısıyla bu takımlarımızı zorlu eşleşmeler bekliyor. Seri başı takımlarımızın fikstür avantajını ve gücünü gözümüzün önüne alırsak gruplara en az 3 takımla katılmalıyız. Bir sonraki aşamada da bir takımımızı feda etsek, 2 takımla Avrupa Ligi gruplarından çıkmak fena sonuç değildir gözümde. Aslında güç itibariyle 4 takımımızın 3'ü grupları geçebilecek kalibrede ama o üç takımdan Trabzonspor'un seri başı olamaması işleri bozuyor. Yeni Ş.L sistemi de düşünüldüğünde bu ülke puanından ve takımların seri başı olup olmama durumlarından çok çekeceğiz zaten. Böyle başlamışken böyle devam etmek ülke ve takım puanlarımızı arttırmak şart. Daha yeni başladık bakalım, bu sene bizim senemiz olur inşallah. Show must go on , o zaman...

***Galatasaray maçının yazısı blogun Galatasaraylı yazarlarından Akay'ın elinden çıkmıştır.

Tanjue

30 Tem 2009

Şampiyonlar Liginde Sürprizler Haftası

4 Yorum
Şampiyonlar ligi üçüncü ön eleme turunda ilk maçlar salı akşamı oynanmaya başlamıştı. Bizi bu turda temsil eden Sivasspor üzücü bir netice alırken, diğer eşleşmelerde favorilerin çoğunluğu avantajlarını yitirdi. Gerçekten beklenmedik sürprizler vardı Şampiyonlar ligi 3. öneleme turunda, eşleşmelere ve sürprizlere kısaca değinmek gerekti böyle olunca. Bu sürprizlerin bu akşamki Uefa Avrupa ligine taşmaması , taşsa da bizimkileri teğet geçmesi dileğiyle...

  • Shakhtar 2-2 Poli Aek Timişora ; Günün en büyük sürprizi benim gözümde budur. Son Uefa kupasının sahibi kadrosundan büyük bir kayıp yaşamamasına rağmen Romanya temsilcisi Poli'den son anda kurtuldu. Poli Bucur'un attığı iki golle iki kez öne geçti maçta. Shakhtar'sa Gladkiy'in 60 ve Fernandinho'nun 90. dakikadaki golleriyle beraberliği zor kurtardı. Maçta Luiz Adriano'nun bir topu direkten dönerken, Poli kalecisi Pantilimon da çok önemli kurtarışlar yaptı. Poli'de de iki gol atan Bucur'un forvetteki partneri Kosta Rika'lı Winston Parks önemli pozisyonlardan yararlanamadı. Shakhtar'ın gruptan çıkması için deplasmanda galibiyet lazım artık. Tabi 3-3 ve daha gollü beraberlik de olabilir...
  • Celtic 0-1 Dinamo Moskova ; Celtic hazırlık döneminin en formda takımlarından biri olarak gözüküyordu ve herkesin açık ara favorisiydi tur öncesi. Ama ligi devam eden ve ligde 5. sırada bulunan Moskova ekibi gücünü ispatladı.Maçın daha başında Kerzhakov'un ortasında Kokorin'in golüyle öne geçen Moskova maç boyunca gol yemeden dayanmayı başardı.Samaras 60 dakika kenarda oturtulunca ve yeni transferi Marc-Antoine Fortune başta olmak üzere diğer golcüleri de sessiz kalınca, işleri de küçük çaplı bir mucizeye kaldı. Halbuki sezon başında West Brom 'da oynattığı hücum futboluyla büyük başarı yakalayan Tony Mowbray'in takıma getirilmesiyle çok büyük beklenti içerisine girmişlerdi. Yine de kadrosu genellikle şöhretsiz oyunculardan oluşan Dinamo deplasmanında bir sürpriz yapma ihtimallerinin olduğunu düşünüyorum.
  • Sporting Lizbon 0-0 Twente ; Bu maç kimileri için büyük bir sürpriz sayılmaz ama benim için ciddi bir sürpriz. Elia ve Arnautovic'i kaybeden Twente , Mati Fernandez'le takımı güçlendiren ve daha da önemlisi Moutinho ve Veloso'yu takımda tutan Sporting Lizbon'a dayanabildi. Ve Twente 24. dakikada Boscher'in atılmasıyla tam 66 dakika 10 kişi oynadı. 27. dakikada penaltı vuruşunu kaçıran kaptan Moutinho da Twente'nin ekmeğine yağ sürdü sağolsun. Twente'nin 10 kişi kalmasına rağmen maçı kazanabilecek pozisyonlar da yakaladığını belirtelim. Hollanda'da haftaya müthiş bir maç oynanacak kısaca...
  • Zürih 2-3 Maribor ; Tarihinde hiç bu kademeyi geçemeyen Sloven temsilcisi ilk defa bu kadar umutlandı. Maribor deplasmanda henüz maçın 4. dakikasında Vonlanthen'in golüyle geri döştüğü maçta maçın yıldızı Marcos'un iki golüyle öne geçti.Hassli 2-2 yapsa da Pavloviç son sözü söyledi. Maribor tur için çok büyük bir avantaj yakaladı böylelikle, 2. maçta Zürih'e iki farklı bir galibiyet lazım. Sloven temsilcisinde gollerin sahibi Marcos ve Pavloviç'in yanında Fm'lerden tanıdğımız Rene Miheliç'i de yakından takip etmek lazım aslında.Bir zamanlar Ç.Rize forması giyen ve Maribor Villareal'i elerken İntertoto'da büyük dikkat çeken Dragan Jeliç de 70. dakika da oyuna dahil oldu.
  • Apoel 2-0 Partizan ; 2 sene önce olsa büyük sürpriz olurdu ama müthiş bir çıkış içinde Kıbrıs takımları ve malesef bu çıkış Anorthosis'in Trabzonspor'u elemesiyle başladı. Anarthosis şok bir şekilde Avrupa liginden elenirken bu sezon, onun geçen sezon tepeye çıkardığı bayrak Apoel'de.Goller Mirosljavic ve Polonyalı Zewlakow'dan.Bir önceki maçta Rhyl'i iki maçta 12 gol atarak eleyen Partizan, iç sahada ateşli taraftarıyla şartları zorlayacaktır ama işleri çok zor. Kıbrıs ekibi deplasmanda da gol bulabilir.Nuno Morais,Altin Haxi ve Kosowski gibi takip edilesi isimler var Kıbrıs ekibinin kadrosunda.
  • Ventsplis 1-0 Bate Barisov ; Bunu sürprizden saymamak lazım aslında ama maç önces Bate çok formda ve ciddi şekilde favoriydi. Letonya temsilcisinin tek golü adı güzel bir arkadaştan, Grigori Chirkin'den geldi. İkinci maç için kesin favorim Belarus temsilcisi Bate Barisov ama ikisinin de önemi yok nasılsa, bir sonraki turda biter Ş.L hayalleri büyük ihtimalle.
  • Sparta Prag 3-1 Panathinaikos ; Bir de salı gününün sürprizine değinelim son olarak. Büyük düşüş içindeki Çek ligini geçen sezon ikinci sırada tamamlayan Sparta, transfer şampiyonu Pana'yı 3 golle geçti. Holenda, Vacek ve Kalouda'nın gollerine tek cevap Salpingidis'ten geldi. Kalouda'nın 86. dakikadaki golü belki de turu getirecek önümüzdeki hafta.Bu arada bir penaltısı da kaleci Blazek tarafından kurtarılan Pana tarihinin en pahalı transferi Djibril Cisse için çok ağır eleştiriler var. Berbat bir futbol ortaya koymuş anladığım üzere ama normal daha da berbat oynayabilir, Yunanistan'a top oynamaya geldiğine kimse inandıramaz beni. İkinci maç için tahminimse 2-0. Cisse gol de atar kendini affettirir , bir daha ne zaman oynar allah bilir...

''Eyvah! Yine O Esmer Çocuk''

19 Yorum
Yukarıdaki başlık Trabzonspor tarihinin önemli başarılarından birinin ertesine ait. Trabzonspor'un Lyon'u deplasmanda 4-3 yendiği maçın ertesi günü yani. Trabzonspor Fransa'da destansı bir galibiyet kazanır ama herkesin ilgi oldağı o esmer çocuktur. Sahada Lyonlu futbolcuları darmadağın etmiş ve her zamanki gibi takımını müthiş idare etmiştir. Maçı Fransız televizyonuna anlatan spikerin ağzından sıkça yukarıdaki cümle çıkmaktadır. Esmer çocuk sadece fransız spikeri çıldırtmamıştır tabiki. Günümüzün Fransa milli takımı teknik direktörü Raymond Domenech'in de büyük dikkatini çekmiştir. Maç sonrasında Domenech onun için ''Bu kadar Avrupa kupası maçı seyrettim. Böylesine az rastladım. Her tarafı futbol kokuyor bu çocuğun.'' der. Gerçekten de öyledir, Konya doğumlu o çocuk futbol için yaratılmıştır. O çocuk Ünal Karaman'dır. Bazı futbolcular rakibin sağından,bazıları solundan geçer ama o rakibin üstünden geçer ...

Onun futbol kariyerinde anlatılacak onlarla ,yüzlerce şey var kesinlikle.Konya doğumlu Ünal futbola da Konyaspor'da başlar. 84 sezonu başlarken o da Gaziantepspor'a yolcu olur. Daha 1985'de ikinci ligde Gaziantep forması giyerken milli takıma çağırılır Coşkun Özarı tarafından.Daha 19 yaşındadır o dönemde. İlk kez kadroya alındığı milli takımla İngiltere'ye gider ama karşılaşmada forma giyemez ''Kara Boğa''. Kader odur ki halen tarihimizde gol atma başarısı gösteremediğimiz o İngiltere karşısında gole en çok yaklaştığımız pozisyonda ona ait olacaktır ileride. 91'de İngiltere karşısındaki maçta ceza sahası dışından attığı şut direkte patlar.Gaziantep formasıyla 2. ligde gösterdiği performans onu Malatyaspor'a taşır,86-87 sezonunun başında. Malatyaspor'un ligde fırtınalar estirmeye başlayacağı sezonlardır bunlar. Ünal Malatya'da da futbol için doğduğunu herkese kanıtlar. Artık Türk futbolunun en büyük yeteneklerinden biridir. Bir çok teklife rağmen 88-89 sezonunun sonuna kadar elinde tutabilir onu Malatyaspor. Ama o sezondan sonra onu 4 büyük takımın elinden kurtarmak imkansızdır. Herkes Ünal Karaman'ın İstanbul ekiplerine gideceğine kesin gözüyle bakmaktadır. Ünal Karaman'sa herkesi şaşırtan bir karar verir, başta Galatasaray olmak üzere 3 İstanbul takımının ciddi tekliflerini reddeder ve ona daha az para önermesine rağmen Trabzonspor forması giymeyi seçer.Bu seçim hakkında da ''Anadolu insanına aşığım bu yüzden İstanbul takımlarına gitmedim'' der. Orhan,Füzeci Hami,Ogün, Doktor Abdullah ve daha bir çok yıldızın olduğu Trabzonspor takımının en önemli parçası olur zamanla. Milli takımında bütün iskeletini oluşturan bu takım bir türlü şampiyonluk ipini göğüsleyemez. Ama Trabzonspor takımı oynadığı futbolla herkesin övgüsünü kazanır ve o şampiyonluklar kazanmış ekip kadar efsanevi olur. Arada Avrupa kupalarında alınan Türk futbolu için ilk denilebilecek başrılarda da payı büyüktür kara boğanın. Bursaspor karşısında 3-0'ın rövanşını 5 golle alan ve Türkiye Kupasını müzesine götüren o efsane takımın saha içi lideridir Ünal...

Futbol kariyeri boyunca Trabzonspor' geldiği ilk gün söylediği cümlelere sadık kalır.'' Türkiye'nin en büyük kulüplerinden birine gitmek istiyordum ve artık burdayım. İstanbul takımlarına gitmek için bir sebebim yok.'' der vakti zamanında. Gerçekten de öyle olur. Trabzonspor forması giydiği yıllarda ayrılma fikrini aklının ucuna bile getirmez. Futbolu kadar adamlığı ve insanlığıyla da bütün herkesin takdirini kazanmıştır kara oğlan. Ünal Karaman'ın o meşhur bıyıkları ve sivri tavırlarıysa tepki çekmektedir bazı kesimlerden. Önemli bir kesim de onun bıyıklarına ve siyasi kimliğine takmıştır. Özellikle düğününde eşinin gelinliğinin üzerindeki 3 hilal çok büyük tepkiler almıştır. Sahadaki efendiliği, takım içindeki abiliği bile siyasi görüşleri dolayısıyla saptırılmaya başlanmıştır. Takımdan ayrılan Lemi gibi oyuncuların ayrılış sebebi sol sağ ayrımına bağlanmıştır hatta. Oysa hiç bir zaman siyasi görüşünü gizleme gereği duymamıştır. Bütün aldığı tepkilere rağmen verdiği her röportajda, yaptığı her açıklamada çizgisinden bir gram bile kaymayarak dahada büyük bir saygı kazanmıştır aslına. Onunla zıt siyasi düşüncelere sahip olan ve art niyet gözetmeyenler bile onun inançlarını savunmasına,yaptığı işe, karakterine saygı göstermek zorunluluğu hissetmişlerdir...

Futbolculuğu zamanında hem futboluyla ,hem karakteri , hem de siyasi görüşleriyle gündemden düşmeyen Ünal için başka başka iddialar da gündeme gelmiştir kariyeri boyunca. Milli takımda oynadığı karşılaşmalarda gösterdiği üstün performansı milliyetçi görüşüne bağlanmıştır sık sık. Milli maçlarda ya da Avrupa kupası karşılaşmalarında gösterdiği performansı hiç bir zaman Trabzonspor forması altında istikrarlı bir şekilde gösterememiştir aslında. Trabzonspor formasıyla gösterdiği performans da çok etkileyicidir ama milli duyguların işin içine girdiği alanlarda Ünal Karaman bir dünya yıldızına dönüşüyordur. Barcelona, Lyon,Schalke gibi onlarca önemli zaferin altında onun parmağı vardır. Avrupa arenasında oynadığı maçlarla o takımlarda oynayabilecek potansiyele fazlasıyla sahip olduğunu kanıtlamıştır ama yolu hiç bir zaman yurt dışına çıkamayacaktır. Zaten Ünal'ın böyle büyük bir hedefi de pek yoktur, zamanın bir çok Türk yıldızı gibi. Onun için varsa yoksa Trabzonspor ve siyasi görüşleri vardır aslında. Futbol kariyerinin sonunda da siyasete girmek istediğini her zaman dile getirmişti kara oğlan...9 senelik Trabzonspor kariyerinde saha içinde Trabzonspor'a liderlik ettiği gibi saha dışında arkadaşlarına da abilik etmiştir her daim. Kara boğa sayesinde Trabzonsporlu olanların sayısı da hiç az değildir. Zaten Trabzonspor aşıklarının hala unutamadığı ve özlem duygusuyla yandıkları o 96 takımının en sevilen isimlerinden birisidir. 96 sezonunda kaçan o şampiyonluğa rağmen Trabzonspor taraftarının o gruba sevgisini ya da saygısını bir gram kaybetmemesi de o takımın futbol değerlerinden önce insani değerini göstermektedir zaten.99 sezonu geldiğindeyse yolları ayrılır Trabzonspor'un Ünal Karaman'la. İstikamet Ankaragücü'dür. Bir sezon da orada kalacak ve sonra futbola sessiz sedasız veda edecektir. Trabzonspor camiası her zamanki gibi vefasızca davranıp ona da bir jubileyi bile fazla görecektir onun aşık olduğu taraftarın önünde...

2000 sezonundan sonra teknik direktörlük kariyeri başlayacaktır efsanenin. Herkes onun futbol zekasındaki ve karakterindeki birinin büyük bir teknik direktör olmasını ummaktadır.Zaten futbol kariyeri biter bitmez A milli takım yardımcı antrenörlüğüne getirilir. 2000'den 2004 yılına kadar orada kalır. Şenol Güneş'le beraber dünya kupası 3.lüğünü yaşar. Milli takım bünyesine katılmasıysa o siyasi anlamı olan bıyıklarının kesilmesi demektir. Şenol Güneş sonrası o da görevi bırakır. Daha sonrasında Raşit Çetiner'den boşalan Ümit Milli takım teknik direktörlüğüne getirilir. Önünde kendini geliştirmek için çok önemli bir fırsat vardır. Ama o bu fırsatı pek de iyi kullanamaz malesef.2007-2008 sezonuna çok kötü bir giriş yapan Konyaspor'un teklifiyle Ümit Milli takımdan ayrılır. Duygusal bir karaktere sahip olan Ünal'ın memleketinin takımı olan futbola başladığı klübe böyle bir zamanda sırt çevirmesi beklenemez. Ekim ayında takımın başına geçen Ünal Karaman, takıma müthiş bir ivme kazandırır. Konyaspor tehlikeli bölgeden kurtulmuştur. Ünal Karaman'ın kariyerindeki patlama noktasına gelinmiş midir acaba? Malesef daha gelinememiştir o noktaya ve belki de hiç gelinemeyecektir. Ünal Karaman'ın Konyası o çıkıştan sonra büyük bir düşüş yaşar ve Mart ayının son bölümünde Konyaspor'la yollar ayrılır. Konyaspor ligde kalmayı başarır ama Ünal Karaman'la yolları yakın zamanda tekrar kesişecektir.

Kara oğlan bir süre görev yapmaz, sonrasında eski takımlarından Ankaragücü ona ihtiyaç duyar. Ünal Karaman Ankaragücü'nün büyük bir kaos içinde olduğunu bilir fakat futbol kariyerinin sonunda kendisine kucak açan eski takımına hayır diyemez. 2008 Kasım'da gelir ve 1 ay sonra Lincoln'ün Ankara'da şov yaptığı maçta Galatasaray'a 3-0 kaybettikten sonra istifasını verir. Ünal Karaman istifa sebebinin alınan skorlar değil taraftar yönetim çatışması olduğunu söyler. Ki o dönem Ankaragücü yönetimi ve taraftarı gerçekten düşman kıvamındadır. Ünal Karaman birlik sağlayabileceğini umarak gelmiş ama çabuk bezmiştir. Aynı sezonun son 2 haftasına kadar ortalıklarda gözükmez Kara Boğa. Son 2 haftaya girerken teknik direktörü Giray Bulak'la yollarını ayıran ve küme düşmemesi için büyük bir mucizeye ihtiyacı olan eski takımı, Konyaspor Ünal Karaman'dan acil yardım talep eder. Aslında profesyonellik gereği bu teklif kabul edilmemelidir ama söz konusu isim Ünal Karaman'dır. Yine eski takımına sırtını çeviremez efsane, zaten o hayatta korkacak birşeyi olmayanlardandır. Gözüpek ve korkusuz Ünal Karaman mucize umuduyla gelir Konya'ya. Ya herru ya merrudur artık. Takım ligde kalırsa kendisini yetiştiren kulübe hakkını fazlasıyla ödeyecek ve Trabzonspor'un olduğu gibi Konya'nın da ''Kahraman''ı olacaktır Ünal Karaman. Fener deplasmanından puan gerekir ama kalecilerinin yerine sahaya çıkıp oynama şansı yoktur. İlk yarıda daha 4-0 olmuştur skor. İkinci yarı verilen gaz ancak 4-2'yi sağlar. Sezonun son haftası hala bir şans vardır ama imkansıza yakındır. Maçların son bölümüne girilirken herşey Konya'nın istediği gibidir. Konya farkı atmış, Gençlerbirliği'yse farkı yemiştir. Antalya maçından gol gelmezse uzun averaj hesapları Konya'nın ligde kalacağını söyleyecektir ama olmaz Konyaspor küme düşmekten kurtulamaz. Gençlerbirliği düşmeyi daha çok haketmiştir belki ama Djehaua'nın 71. dakikadaki golü sonu olmuştur Konyaspor'un. İki haftalık maceradan sonra da karşılıklı olarak yollar ayrılmıştır Karaman'la. Karaman'ı takımın başında görmek isteyenler şimdi Trabzonlulardır. Ama Broos gelir takımın başına, Ünal Karaman'ın kulübe dönmesini isteyenler ve onu özleyenlerse fazla beklemeyeceklerdir. Ünal Karaman nam-ı diğer kara boğa kısa bir süre sonra Trabzonspor'un Sportif Direktörü olmuştur...

Esmer çocuğun Trabzonspor'daki yeni görevine değinmek içindi bu yazı aslında ama onun adını duyupta bizim için değerini anlatmadan geçmek büyük hata olurdu. Bir Sportif Direktöre sahip olmak zaten yeterince olumlu bir gelişmeyken bir de futbolun içinden gelme ve camia içinde efsaneleşmiş bir insanı o koltukta görmenin tadı apayrı. Bütün kariyeri boyunca futbola bakış açısı yeterince profesyonel olmasa bile onun futbol bilgisini , Trabzonspor sevgisini ya da karakterini sorgulamak mümkün değil. Bu görev için seçilebilecek en doğru kişilerden biri olduğu hatta onun Trabzonspor teknik direktörlüğüne gelmesinden kat ve kat daha doğru bir hamle olduğuna inanıyorum bunun. Sportif Direktör'e verilmesi gereken haklar doğru şekilde verilirse onun başarılı olacağından da şüphe duymuyorum açıkçası. Her zaman bahsettiğim ve bu taraftarın her daim bağrına bastığı 96 takımından birilerinin bu takımda olması şarttı. Hiç olmazsa bu taraftara nasıl yaklaşılması gerektiğini anlatabilecek, takımdaki futbolculara abilik yapabilecek biri Ünal Karaman...

Bir de aklıma yatmayan yönlerine değinmeliyim bu hamlenin. Öncelikle ben Ünal Karaman'ın profesyonelliğinden şüphe ediyorum ama onun bu açığını Trabzonspor sevgisiyle kapatabileceğini umuyorum. Vefa duygusunu bünyesinde en fazla barındıran adamlardan biri olarak kara oğlana sonuna kadar güvenmemiz gerekir zaten. Asıl şüphelerse Trabzonspor yönetiminin Ünal Karaman'a tanıyacağı haklar ve onun kararlarına göstereceği saygı. Zaten bir sportif direktör ya da bir menajerin başarısı bunlara bağlı bence. Örneğin Aykut Kocaman bütün imza törenlerinde var ve bütün transfer görüşmeleri ona devredilmiş durumda ki doğrusu bu . Hatta mümkünse teknik direktör seçimi de genel menajerin ya da sportif direktörün kontrolünde olmalı. Takımın uzun vadeli planları bu kişiler tarafından belirlenip ,o anlayış doğrultusunda karar verme yetisi de onlara bırakılmalı. Yine oyuncu izleme komitelerinin, alt yapı organizasyonlarının da ilk bağlı olduğu kişi Ünal Karaman olmalı Trabzonspor'da. Karadenizspor için izlenen oyunculardan başlamak üzere 12 ay boyunca dünyanın heryerinde keşifler yapmak zorunda olan Trabzonspor'da bu keşifleri değerlendirmesi ve potansiyel transfer belirlemelerini yapması gereken adam artık Ünal Karaman. Özellikle bu son iki konu çok önemli Trabzonspor'un geleceği için. Artık bu takımın belirli bir ekolü tercih etmesi ve bu ekole göre uzun vadeli planlar yapması gerekmekte. Bir dönem Ziya Doğan gibi kapalı futbolu seven, Otto Rehagel zihniyetindeki bir insan ve bir sonraki dönem Ersun Yanal ya da Broos gibi açık ve cesur futbolu seven hoca getirmek gibi mantıksızlıklar son bulmalı artık. Trabzonspor takımının en alt yaş grubundan itibaren oyunculara benimsetilmeye başlayan bir oyun anlayışı olmalı ve üst kademelerdeki oyuncu tercihleri buna göre şekillenmeli . Aynı şekilde teknik direktör tercihleri de bununlar paralellik göstermeli. Örnek olarak vermek gerekirse Rijkaard'ı göreve getiren Galatasaray'da, Rijkaard'ın alt yapılarda da kendi oyun sistemiyle oynanılmasını istediği yazılıp çizilmişti. İşte Trabzonspor'da herşey Ünal Karaman'ın istediği düzende ilerlemeli bu saatten sonra. 7 yaş grubundaki oyuncular bile 18 yaşlarına geldiklerinde takımın aşağı yukarı hangi mantalitede futbol oynacağını bilmeli ve buna göre temel eğitimi almalılar...

Uzun lafın kısası artık Trabzonspor kulübünde futbol denince akla gelen ilk ismin her yaş grubunda Ünal Karaman olması gerekiyor. Ünal Karaman belki emekliliğe ayrılana kadar takımda kalacakmış gibi planlar yapıp Trabzonspor'a bir futbol karakteri yüklemek zorunda. Ona bu şansların verilip verilmemesi tabiki olayın kritik noktası bu aşamada. Trabzonspor yönetimi Ünal Karaman'a bu sorumlulukları verebilirse ve bu yönetimden sonraki yönetimler dahi Ünal Karaman'a sahip çıkabilirse bu sistem Trabzonspor'un geleceğini kurtaracaktır. Böylesine kulübe bağlılığın önemli olduğu bir göreve de Ünal Karaman gibi bir adamdan daha iyisini bulmak mümkün değildi bence. Kendisine bu açıdan ne kadar güvendiğimi söylesem az kalır. Trabzonspor'un geleceğini planlamakla görevli olan kişi bir Trabzonspor efsanesi Ünal Karaman artık. Biz taraftarlar için bundan daha güzel bir seçim ne olabilirdi ki? Umarım dediğim görevler ve kredi sağlanır kendisine ve 10 sene sonra bile Ünal Karaman'ın bugün yaratmaya başlayacağı Trabzonspor'u izleriz. İstikrarsa buyrun size istikrar. İstikrar bir hocaya kontratı sonuna kadar destek olmak değil, böylesine uzun vadeli planlar yapmaktır. Porto gibi bir futbol karakteri ve yönetim anlayışına sahip olmaktır...

***Son olarak ekşi sözlükte karşılaştığım müthiş bir yorum; "Bir maçta aut çizgisine kadar inip top çizgiye 10 cm. cıvarı mesafedeyen, toptan uzak olan ayağını diğer ayağının arkasından geçirip yaptığı bir orta vardır ki, maçi anlatan spiker, avrupa birliğine bu hareketle bile girebileceğimizi iddia etmiştir".

***Fotoğraflar Bordomavi.net'in Ünal Karaman'a ilişkin bölümünden alınmıştır...

Tanjue

Elano Galatasaray'da

5 Yorum
Yılın Transferi diyorum ben. Bu kalibrede bir oyuncunun Galatasaray'a gelmesi hemde bu yaşta tam anlamıyla yöneticilik başarısıdır. Brezilya Milli takımında da görev alan Elano, Galatasaray orta sahasına ilaç gibi gelir. Lincoln'ün gidişiyle sendeleyen, Keita transferiyle keyiflenen Galatasaray taraftarı, Elano transferiyle uçuşa geçecektir. Geniş analizi daha sonraya bırakarak, tüm camiaya hayırlı olmasını diliyorum. Resmi sitede yer alan haberi aynen yayınlıyorum.

Galatasaray, Manchester City'nin Brezilyalı Yıldızı Elano Blumer'le 4 yıllık sözleşme imzaladı.

28 yaşındaki Elano, orta sahada hücuma yönelik görev yapabilen, her iki ayağına da hakim, uzaktan etkili şutlar atabilen ve gerektiğinde orta sahanın farklı mevkilerinde oynayabilen bir isim.

Mevkisinde Kaka, Ronaldinho, Diego, Juninho gibi isimler olmasına karşın tam 35 kez Brezilya Milli Takım forması giyen Elano, 6 gol kaydetti.

Disiplinli futbolunu tekniğiyle birleştirebilen ender Brezilyalılar'dan birisi olan yıldız futbolcu, Manchester City'den önce Shakthar Donetsk ve Santos takımlarında forma giydi.

Brezilyalı yıldız, Cuma günü İstanbul'a gelecek. Elano'nun geliş saati ve imza töreniyle ilgili bilgiler Galatsaray.org, GSMobile ve GSTV'den açıklanacak.

Ufuk ve Sezer Galatasaray'a ?

2 Yorum
http://g.mynet.com/i/145/75889_0.jpg http://www.tumspor.com/photos-inner/276752186.jpg

Yabancı transferini Nonda'nın gidişine göre şekillendirecek olan Galatasaray'da geçtiğimiz günlerde yurt içinden 2 ismin önplana çıktığını ulusal basında sık sık okuduk. Bu isimler geçen yıl Manisaspor'u Bank Asya'dan Süper Lige taşıyan parçaların en değerlileri olan ''Yılın Oyuncusu'' apoletli Sezer Öztürk ve A Milli Takımın genç isimlerinden Ufak Ceylan'dan başkası değil tabiki. Sinan Engin'in Manisaspor menejeri olduğu günlerde çaktırmadan bu transferin olabileceği belirtmişti Telegol programında. Muhtemel transferler öncesi her iki oyuncu hakkında bişeyler karalamak gerekirse; 2005 yılında Leverkusen formasıyla profesyönel kariyerine başlayan Sezer Öztürk hakkında tüm otoritelerin ve futbolseverlerin olumlu izlenimler taşıdığını, 10 numara kıtlığı yaşayan Türk futbolunda bu rolü üstlenecek yegene isimlerden biri olduğunu belirtmek lazım. Oyun görüşü, hızı, tekniği ve uzun mesefeli şutlarının isabeti onun başlıca özelliklerinden. Lincoln'ün gidişiyle mevcud kadro içersinde Arda'ya bu rolü benimsetmeye çalışan Galatasaray, Sezer transferiyle hem Arda'yı devşirmemiş olacak hem de kaliteli bir Türk oyuncuyu bünyesine katacak. Sezer'in Almanya'dan Türkiye'ye uzanan macerasında kilit rolü oynayan isimlerin başında kuşkusuz Ersun Yanal geliyor. 300 bin euro'ya Manisaspor'a gelen Sezer, bu yıl ortaya koyduğu performansla Bank Asya'nın en dikkat çekiçi oyuncularından biriydi. Biriydi diyorum çünki ortasaha da görev yapan bir oyuncu için 15 gol neredeyse kusursuz bir rakam. Eğer bu transfer gerçekleşirse, her acıdan çok kârlı bir icraat olacağı kesin.

Gündemde olan bir diğer isimse, Milli takımın Bank Asya'dan kadroya davet ettiği tek futbolcu olan Ufuk Ceylan. Yeteneği ve sezgilerinin üst düzey olduğunu tekrar tekrar yazmaya gerek yok sanırım. 2004 yılında Altay'la başladığı profesyönel kariyerinde U18-U19- Ümit ve A Milli takım tecrübeleri bulunan Ufuk, yıllardır Aykut'tan beklediği verimi alamayan Galatasaray için yerinde bir hamle olarak görünüyor tabi yedek kulübesine mahrum edilmesse. Leo Franco, Orkun gibi isimlerin yanında 2. kaleci olacağını ön gördüğüm Ufuk, Leo'nun gidişinden sonra Galatasaray'ın 7-8 senesini rahatlıkla götürebilecek yetenekte.

Muhtemel transferlerin ekonomik yansımaları genellikle takas+para olarak lanse ediliyor. Geçtiğimiz yıllarda benzer bir durumda Ferhat ve Arda'nın Manisaspor'a gönderildiğini, bu süreçte Arda'nın harika bir sıçrama yaptığını, Ferhat'ın Trabzonspor'a transfer olduğunu varsayarsak benzeri durumda Galatasaray'ın kârlı çıkacağını belirtebiliriz. Son olarak, Anadolu'dan Futbol blogunda gördüğüm bir paragrafla bitirmek istiyorum.

‘’Adım Sezerinho ya da Bastian Sezertegier olsa, Bayern Münih’te forma giyiyor olurdum, Spor basını benden daha çok bahsederdi, attığım 15 gol Bruno’nun attığı 21 gol kadar konuşulurdu’’

29 Tem 2009

Yerel Basın Bunu da Yazın #2: Rezalette Son Perde

8 Yorum
Haber61.net isimli site ve habercilik anlayışında son nokta. Silerler diye ekran görüntüsünü aldım. Link de şurada.

Her Şeyde Bir Hayır Vardır

2 Yorum
Her şerde bile hayır vardır diye boşuna dememişler. Massa'nın vahim kazası sonrasında Ferrari'nin yeni pilotunun Schumacher olacağı kulaktan kulağa konuşuluyordu ve bugün resmiyet kazandı. O gittikten sonra tadı iyice kaçmıştı F1'in. Hele bu seneki değişikliklerden sonra geleceği de belirsizleşmişti organizasyonun.Bu arada Massa'nın sağlık durumunun iyiye gitmesi de hepimizin yüzünün gülmesini sağlayan bir diğer gelişme. Massa'nın en kısa sürede normale dönmesi ve efsanenin dönüşünün de Formula organizasyonunu eski günlerine döndürmesi umuduyla, hayırlı olsun...

Tanjue

Açılış Maçı Niye İstanbul'da Değil?

2 Yorum
Trabzonspor cumartesi günü son hazırlık maçını Hollanda 2. liginde mücadele eden kardeş takımı Mvv Maastricht'le oynayacak. Daha önce programda bu maç yoktu bildiğim kadarıyla ama ilk Mvv maçı da yoktu. 3 (Boffin,Brüls ve Faty Papy) kiralık oyuncumuzun bulunduğu bir takımla 2 hazırlık maçı yapmamız çok önemli gerçekten. Bizim için cumartesi günkü maç çok daha önemli dolayısıyla ama bu maçın niye Avni Aker'de oynatıldığını kimse açıklayamaz bana. İstanbul'daki Trabzonspor taraftarı için bu maç İstanbul'da oynatılmalı hatta mümkünse İnönü ya da Saraçoğlu için anlaşma yapılmalıydı.Hele bir de Avni Aker zemininde çalışmaların yapıldığı bu dönemde, yeni zemini 2 hafta önce kullanıma açmak nasıl bir gaflettir? Hem geçen sezon Club Bruge'le oynanan hazırlık maçının maddi getirilerinin de yanına yaklaşamaz Avni Aker'de oynanacak bir maç. İstanbul'da oynanacak bir maç hem seyirci gelirini arttıracak, hem de stad önüne gelecek Ts Club tırı sayesinde forma satışlarında büyük bir artış olacaktı ama akıl edilemedi yine böyle bir hamle. Geçen seneki müthiş açılış maçıyla verdiğimiz birlik beraberlik mesajının sezon boyunca alınan başarılardaki payı da farkedilemedi demek bence bu. Trabzonspor'un deplasman başarısının en büyük pay sahibi olan , Trabzon dışında özellikle de İstanbul sınırlarında yaşayan Trabzonspor taraftarlarına bu maç fazla görülmemeliydi. Geçen sezondan sonra gelenekselleşeciğini düşündüğüm ve çok umutlandığım bu organizasyon dolayısıyla hayal oldu. Avni Aker'deki çekirdekçi tayfaya müfakat olsun bu da...

Tanjue

Milan'ın Transfer Çalışmaları

0 Yorum
Dün akşam City'nin Milan'ın yaptığı Elano teklifini reddettiğini duyunca sinirlenip bir Milan postu yazmaya başlamıştım ama tamamlayamamıştım niyeyse. Bugün Berlusconi yaptığı açıklamalarla biraz da olsun aydınlattı beni ama Berlusconi'nin dediği takviyeler ne kadar keser Milan'ı orasını bilemiyorum. Kısaca Berlusconi'nin açıklamalarına değinirsek , başkan artık 30 yaş üzeri futbolcu almayacaklarını söylemiş ki bu süper haber doğrusu.Bir de artık 23 yaş altı yetenekli ve genç oyuncularla takıma takviye yapmaları gerektiğini söylemiş. İlk hedefleri bir bek oyuncusu ve bir de orta alan oyuncusuymuş Milano ekibinin, ben en azından bir de forvet bekliyordum doğrusu. Bir de genç bir Brezilyalı orta alan oyuncusunun takıma katılacağını söylemiş ki bu isim hakkında da biraz sonra değineceğimiz bir kaç spekülasyon var. Bir de alınmayacaklarını söylediği isimler var. Bu isimler Boriello'yla takası konuşulan Trezeguet, Sevillalı Luis Fabiano ve geçen sezon kiraladıkları Beckham. Andrea Pirlo için Chelsea'den gelen teklif hakkındaysa yorum yapmak istememiş Berlusconi. Galliani'yse yok öyle birşey diyip kestirip atmıştı halbuki ama ona güvenmemek lazım ,zira transfer dönemi başından beri topaç gibi dönüyor maşallah.

Gelelim dün yazıp tamamlamayı beceremediğim Milan yazısına. Milan'ın bildiğim kadarıyla ekonomik bir sıkıntısı yok.Üstüne üstlük 65 milyonluk Kaka satışı var ve her zaman İtalya ve Ş.L şampiyonluğunu hedefleyen bir kulüp olmuşlardır. Ama kadroları berbat durumda,2 hazırlık maçlarını da 90 dakika izlediğim takım, o kadroya rağmen fena iş çıkarmıyor ama alabildikleri skorlar ortada. Kısaca kadro değerlendirmesi yaparsak 4 kalecilerinin yaş ortalaması 34! Dida,Abbiati,Storari ve Kalac, en gençleri Storari ve Abbiati 32 yaşında. 4'ünü aynı anda kaleye koysanız bile lig şampiyonluğundaki rakipleri, İnter ,Fiorentina ve Juve'nin kalecileri Cesar,Frey ya da Buffon'un birinin yarısı kadar güven veremezler bana doğrusu. Bekleri de müthiş. Kaladze,Zambrotta,Ujfalusi,Favalli,Bonera ve Oddo'nun yaş ortalamaları 32, en gençleri de Bonera 28. Stoperde Nesta'nın dönüşü büyük avantaj ,yanına Brezilyalı oyuncu Thiago Silva monte edilecek. Onyewu da idare eder.Zaten yukarıdaki bek kılıklıların çoğu stoper bozması. Orta alanda da çok genç bir rotasyon var. Kaptan Ambrosini,Pirlo,Gattuso ve Seedorf formanın büyük adayları ve yaş ortalamaları 32! Pirlo da yolcu gibi. Bu isimlere en büyük alternatif Flamini ama o Milano'ya geldiğine geleceğine bin pişman oldu bile. Abate genç ve yetenekli bir isim ama şansı az.Cardaccio ve Antonini de var ama Antonini yolcu , Cardaccio da kiralanır kuvvetle muhtemel. Kanatlarda oynayabilecek tek isim zaten Ronnie.Çok istekli bu sezon ama tek başına yapabilecekleri de sınırlı sonuçta ve sezon boyunca Kaka'nın rolünde forvet arkasında serbest oynayacak sanki. Forvette banko Pato var.19 yaşındaki yıldızın en büyük alternatifi 36'lık Pippo ve hala niye Trezeguet'le takasına yanaşılmadığını anlamadığım Boriello. Kadronun genel yaş ortalaması 30 civarı ama muhtemel 11'e Pato'yu koymazsanız rahatlıkla ihtiyar heyeti seçilebilirler...

Gelelim transfer çalışmalarına. Bek kesinlikle lazım ama Cissokho sırf pahallı geldi diye nasıl kıvıracaklarını bilememişlerdi. Andre Santos'un da AB dışı olması transferini yatırdı. Şimdiki aday Gareth Bale. Potansiyeli çok yüksek ama bir türlü bekleneni veremeyen biri Bale. Sunderland'e gidiyordu sezon başında düşünün. Tutarsa pişman etmez ama İngiltere'de bile zorlanan genç oyuncunun İtalya'ya uyumu zor sanki.Adaylar arasında geçen bir diğer isim de Schaefer. Wolfburg'un sol beki Mourinho'nun da göz kıskacında hemen belirtelim. Orta alanda ise 1. aday Elano ama Pirlo'nun gidişi muhtemel. Pirlo için gelen son teklifi de hatırlatalım hemen Pizarro artı Manciennea artı para. Yani orta alan yok teklifte. Elano gelirse hem sağ açık,hem orta saha ,hem de forvet arkası oynayabildiğinden süper transfer olur. Adı geçen başka isimlerde var tabiki. Bir Joe Cole dedikodusu var mesela, müthiş transfer olur. Ancelotti onu düşünmüyor ve sakatlığı daha geçmedi. West Ham'dan eski hocası Rednkamp onu Tottenham'a getirmeye çalışıyor.Adı daha öncelerde gazetelere yansımış Mamadou Diarra ve Robben gibi isimler de var ama üzerinde konuşmaya değmez. Genç Brezilyalı diye kastedilen oyuncununsa Hoffenheim'lı Carlos Eduardo olduğu iddia ediliyor. Benim hayranı olduğum isimlerden biri kendisi,yakında en az Diego seviyesine gelir ama son olarak okuduğuma göre 2013'e kadar sözleşmesini uzatmış. Diğer aday Hernanes. Fb sayesınde yakından tanındı artık,sezon başından beri takibinde Milan'ın ama bir türlü paraya kıyamadı Milan. Pirlo'nun yerini en iyi doldurabilecek isimdir bence kendisi. Onun hakkında okuduğum son haberse,takımıyla ve onunla anlaşıldığı ama AB dışı oyuncu transferindeki kısıtlamadan dolayı diğer transferler bitmeden bu transferin resmiyet kazanmayağı yönünde,tabi bunların hepsi birer iddia. Forvet transferi söylememişti Berlusconi ama ordaki dedikoduları da ben söyleyeyim. Rossi transferi Rossi'nin kalıyorum açıklamasıyla yattı,ki hackerlar onu Milanlı yapmıştı bile. Luca Toni adı geçiyordu ama 30 yaştan fazlasını almayacağız dedi Berlusconi. Zaten ben Toni'nin futbolcu olmasına bile karşıyımdır. Huntelaar da ciddi iddialardan biri ama cimri bir Milan'ın ona 18-20 sayması mucize olur. Koskoca Fabiano'ya 14 milyon Euro önererek komikleşmişlerdi hatta. Bu arada Huntelaar ve Robben'in Roma'ya kiralanma ihtimali var elde kalmaları durumunda. Bu kiralamalara daha önce iddia edildiği gibi De Rossi bağlanır mı bilmiyorum. Bir de kaleci mevzuatı var. Kaleci yok Milan'da bence. Marchetti dedikoduları bu sezonluk kapandı. Corinthians kalecisi Felipe'ye Dida artı para önerdiklerini yazıyordu Brezilya basınında ama o da unutuldu gitti. Eldivenler önce Abbiati'ye sonra Kalac'a emanet olduktan sonra Barcelona olsanız kaç yazar...

İşte kısaca Milan'ın özeti. Milan'ı sevdiğimden yazmadım bu yazıyı,aksine hiç sevmem ama ne yaptıklarını bilmediklerini düşünüyorum ben. Bu kafayla Roma,Fiorentina hatta Napoli,Genoa, Sampdoria bile zorlar Milanı bu sene. İtalya'da destekçisi olduğum Lazio'yu saymıyorum bile. Bu arada Lazio'dan beklediğim Bojinov hamlesi de malesef gelmedi ve Bojinov bir iki gün içinde kendisini bir seneliğine Parmalı yapan imzayı atacak. Olsun Parma'yı da Bojinov'u da severiz. Lugano'yla anlaşamayan Lazio'nun hedefiyse Gallas,allahtan Wenger Toure'den sonra onu da kaybetmek istemez de başımızda patlamaz Gallas bozuntusu...

Tanjue

Elano , Jo Ve Bizimkiler

20 Yorum
Bir süredir Fotospor başta spor medyasının hatalarını yazmıyordum ama bunu yazmak zorundayım çünkü yine yalan yanlış haberler yapmaya devam ediyorlar. Daha doğrusu eksik bilgili uydurma haberlerine devam ediyorlar. Yukarıdaki iki yıldız da Fotospor'dan Fanatik'e, Fanatik'ten Fotomaç'a, ordan Sabah'a, ordan da Habertürk'e kadar her yerde geçiyor bu aralar. Bütün haberlerin çıkışı aynı yer büyük ihtimalle. Ya da biri uydurdu başta ,diğerleri de onlara uyup devamını getirdiler klasik bir şekilde. Elano'yu Beşiktaş ve Galatasaray'a getiriyorlar bu aralar. Kimilerine göre Galatasaray'la anlaşmaya yakın,kimilerine göre Beşiktaş City'le anlaştı bile. Zaten her transferde bir Mehmet Topuz ortamı yaratmaya çalışıyorlar bu sıralar orası da ayrı konu. Jo da spor gazetelerimiz de yazılmaya devam eden onlarca isimlerden biri. Bugün basında Jo ismi üzerine yaptığım bir araştırmadan sonra devre arasında City'nin Baros'u istediğini ve karşılığında Jo'yu istediğini yazan bir haber bile buldum. Peki gerçekte bu oyuncuların akıbeti ne?

İlk önce Jo'dan başlayalım çünkü onun olayı epey basit ve anlaşılır. İnatla Beşiktaş'ın Bobo'yu satması halinde transfer edileceği yazılan, diğer taraftan da City'nin Guiza'ya karşılık önerdiği iddia edilen genç Brezilyalı bir sezonluğuna daha Everton'a kiralandı. Yani Jo en erken önümüzdeki sezon takıma katılabilecek bir oyuncu. Bu transferin gerçekleştiğini nasıl bilmezler bilmiyorum ama gözgöre göre de milleti kandırmaya çalışmalarından bıktım artık. Elime hoparlörü alıp sokak sokak dolaşacağım yakında Balıkesir'i. Gelelim Elano'ya. Elano'nun Beşiktaş'ın ve Galatasaray'ın kıskacında olduğu iddia ediliyor. Hatta Beşiktaş anlaşmış bile City'le.Kaynak da fanatik miydi fotomaç mıydı neydi, bugün Spor Servisi'nde geçti. Aynı gazetenin içindeki Yıldırım Demirören röportajında,niye Demirören'e bu ismin sorulmadığınıysa çözebilmiş değiliz hala. Her neyse Elano Türkiye'ye keşke gelse de çok kaliteli bir yıldız daha izleyebilsek ama gerçekte kendisinin talibi bol. Son olarak İtalyanlar'ın birbirine girdiği iddia ediliyor onun için. İnter ve Milan City'nin kapısında. Daha önce yazmıştım Milan'ın ilk teklifinin reddedildiğini. 14 milyon euro konuşuluyordu o haberlerde. Şimdi İtalyan basınında ve The Sun'da bu iki devden 8 milyon sterlin talep edildiği konuşuluyor.Özellikle Milan çok istekli onun transferinde. Berlusconi bugünkü açıklamasında 1 bek bir de orta saha alacaklarını söyledi. Bir de genç bir Brezilyalı orta saha oyuncusunun takıma katılacağını ifade etti. O transferi arzulanan orta alan Elano gibi gözüküyor...

Bu ortamda bu transferlerin gerçekleşme ihtimaline inanıp inanmamak sizin elinizde ama ben ara ara postların içine sakladığım bu bilgileri buradan tekrar açıklamak istedim. Bizim basınımıza güvenip hayal kırıklığı yaşamamanızı tavsiye ederim. Bugün spor servisi'nde Mehmet Demirkol'un Deco haberleri üzerine dediği gibi, Elano gelsin hep beraber hava alanına gidelim ama yeter ki gelsin. Deco konusunaysa hiç değinmiyorum daha 2 gün önce Deco'nun açıklamalarını yayınlamıştım...

Tanjue

Anderlecht'e Başarı Dilekleri

4 Yorum
Fazla yorum yapmaya gerek yok belki ama çok şey ifade ediyor bu fotoğraf. Fotoğraf Trabzon'un Çarşı mahallesinde çekilmiş.Sivasspor'un Trabzon'da böyle tepki alması, bir önceki sezon Avni Aker'de yaşanan büyük kavga ve geçen sezonun en kritik maçında Sivasspor yönetiminin Trabzonspor'un biletli taraftarlarını stada almaması sonrasında çok garip değil tabiki. Ama Bülent Uygun ve Sivasspor yöneticilerinin oturup bir düşünmeleri lazım artık. Bu ülkede bu güne kadar böylesine büyük çıkış yapan Anadolu takımlarının hepsine destek olundu, herkes onların daha da başarılı olmasını arzuladı. Örneğin Ersun Yanal'ın önderliğinde büyük çıkış yapan Gençlerbirliği, Ankaragücü gibi takımlar zamanında hepimizin ilgisini çekti, çoğumuzun ikinci takımı haline bile geldi bu takımlar. Sivasspor'sa çoğunluğun en nefret ettiği takım olmaya giderek yaklaşıyor Bülent Uygun sayesinde. Uzunca bir yazı şart bunun üzerine ama bu fotoğrafı görünce dayanamadım. Bülent Uygun da bu fotoğrafı önüne koyup uzun uzun düşünmeli. Eğer performansları biraz düşerse , bu ligin en nefret edilen takımı olarak sonlarının hayır olmayacağını farketmeliler artık. Çoğumuzun izleyemediği bir Vefa'yı bile nasıl saygıyla andığımızı düşünün, 10 sene sonra Sivas hakkında aynı şeyleri hissedebilecek var mı aranızda?

*** Fotoğraf da Spor61.net'den...

Tanjue

Ronaldo Defteri Açtı

0 Yorum
Real Madrid kendi evinde düzenlenen Peace Cup'ta gruptaki ikinci maçını Ekvator temsilcisi Deportivo Quito ile oynadı. Real rakibini 4-2 ile geçerek yarı finale kalmayı başardı, ilk golün sahibi dünyanın en pahalı transferi de yeni formasıyla ilk golüne kavuşmuş oldu. CR ikinci golde de yeni transferlerden Esteban Granero'ya asisti yaptı. Pepe'de aldığı büyük ceza sonrası ilk kez Barnebau'ya çıktı. İsimleri ayrılacaklar listesinde geçen Metzelder ve Robben ilk 11'de başlarken, Negredo ve Drenthe de oyuna sonradan dahil oldu. İstenmeyen adamlardan Metzelder 3. golü, oyuna sonradan dahil olan Negredo da son golü attı. Bu arada maçın oyuncusu da normal bir şekilde 80 milyon sterlinlik yeni yıldızları CR9 oldu.Sezon boyunca gol attığı her maçın da adamı seçilir zaten...

*** Dün yazdığım Arbeloa transferi de resmi olarak tamamlandı...

Tanjue

Tuncay Şanlı Stuttgart'a

0 Yorum
Daha geçenlerde yazmıştık Tuncay Şanlı nerelerde diye? Bugün ciddi bir iddia düştü İngiliz basınına. Haftalardır adı Tottenham, Everton ve Aston Villa gibi EPL'in önemli takımlarıyla anılıyordu halbuki. Bu takımlar Middlesbrough'nun istediği 10 milyon sterline çıkmamışlardı, aralarındaki en iyi teklif 6 milyon sterlinle Aston Villa'dan gelirken, Everton ve Tottenham 5 milyona kadar çıkmıştı yazılan çizilenlere göre. Gomez'in yerine bir türlü aradığı forveti bulamayan Stuttgat'sa liglerin yaklaştığını farkedip transfer girişimlerini arttırmıştı. Bugünlerde Stuttgart yöneticilerinin Middlesbroug yöneticileriyle temas halinde olduğu ve Tuncay Şanlı için 9 milyon sterlini gözden çıkardığı konuşuluyor. Southgate son açıklamalarında Mido veTuncay'ın durumlarının yakında belli olacağını söylemişti, ardından Zemalek'in Mido için yaptığı 3milyon sterlinlik teklifin kabul edildiği iddia edilmişti.Arkasından da bu dedikodular çıkınca olayın boyutunun ciddi olabilme ihtimaline daha çok inanıyorum doğrusu. Almanya liginde Stuttgart'ı destekleyen biri olarak Gomez'in yerini doldurmadan Tuncay'ı ne yapacaklarını çözemedim şahsen ama Tuncay'ın ikinci ligde oynama riskini almadan Almanya'daki gurbetçilerin yanına gitmeyi tercih edeceğini düşünüyorum ben. 9 milyon sterlinle de bonservisine en büyük bedel ödenen Türk futbolcu olabilir Tuncay Şanlı. Haketti mi derseniz bence haketti bonservisine bu kadar para ödenmeyi ama ödemesi en saçma takımlardan biri Stuttgart bence, Gomez'in yerini doldurmadan onun partneri olabilecek birini bulmak ilginç bir hamle.İlk hedeflerinden Demba Ba ya da Pavlyuchenko tarzında güçlü bir forvet alabilirlerse Tuncay'ın kariyer patlamasını Bundesliga'da yapacağını da şimdiden iddia edeyim buradan. Bu isimlerden biri gelmez de Marica ve U19 milli takımının en önemli yıldız adaylarından Fischer'le idare etmeye kalkarlarsa ya 3'ü birden patlar ,ya Stuttgart...

Bülent Uygun Sözünü Tuttu

6 Yorum
Çizdiği delikanlı imajına da bu yakışırdı.

“Evet biz 5 yeriz, 7 yeriz ama 6 yemeyiz. Belki 7 yeriz, 9 yeriz ama 8 yemeyiz.”

03.03. 2009

Anderlecht 5-0 Sivasspor

28.07.2009

9 ya da 7 gol yiyecekleri takımların seviyelerine çıkmaları zor görünüyor.

28 Tem 2009

Frankfurt´lu Cenk Tosun kendinden emin !

0 Yorum
Gelecek vaad eden Türk futbolculari tanitan internet sitesi Yetenekliturkfutbolcu.de.tl Eintracht Frankfurt profesyonel takimi ile sezon basinda profesyonel sözlesme imzalayan 1991 dogumlu Cenk Tosun ile röportaj yapti. Forvet oyuncusu Cenk, gecen kis döneminde de Frankfurt´un devre arasi kampina katilmis ve göz doldurmustu. Frankfurt´un alt yapisinda yetisen oyuncu, ayni zamanda Almanya U18 Milli Takimi´nda oynuyor. 4 yildir U15´ten baslamak üzere degisik yas kategorilerinde Almanya adina milli olan Cenk Tosun, Galatasaray´in eski hocasi Michael Skibbe´nin basina gectigi Eintracht Frankfurt´un en büyük umutlarindan biri.
Ankara´li bir anne ile Denizli´li bir babanin oglu olan yetenekli gencimizin bir de ablasi var. Su an icin Türk Milli Takimi´nin kendisi icin erken olacagini belirten Cenk, Türkiye A Milli Takimi´ndan gelecek teklife acik oldugunu belirtti. Türkiye Ligi´ni de ilgilye izledigini söyleyen 1,85 boyundaki gencimiz, koyu bir Besiktas taraftari. Top saklayici ve dagitici oyun stili ve kafa toplarinda rakiplerine kurdugu üstünlük ile otoriteler tarafindan Bayern Münih´e gecen Mario Gomez´e ve yeni Barcelona´li Ibrahimovic´e benzetilen Cenk böyle devam ederse Bundesliga´nin yeni Türk yildizi olacak gibi gözüküyor. Begendigi futbolcularin Ibrahimovic ve Torres oldugunu söyleyen yildiz adayimiz, Türk oyunculardan en cok Arda ve Tuncay´i begendigini belirtiyor.

Diyarbakırspor,Konyaspor,Trabzonspor - Süper Döngü

1 Yorum
Başlığı görenlerin bu 3 takımın birbiriyle ne alakası var dediklerini duyar gibiyim sanki. Hadi güncel haberlerden Diyarbakırspor ve Trabzonspor bağlantısını yakalayanlar olacaktır ama Konyaspor işin içine girince biraz kafalar karışabilir. Herneyse fazla uzatmadan başlayayım yavaştan bu üçlünün bağlantılarını anlatmaya. Öncelikle biraz sonra uzun uzun değineceğim Diyarbakırspor'un transferleri , daha doğrusu eski Trabzonsporlu transferlerini sayayım. Zaten bilindiği gibi Ziya(n) Doğan takımın teknik direktörü, yeni transferler arasında ilk sayacağım kişi Ziya'nın oğlu lakaplı Ayman.Diğerleri Erdinç,Risp,Musa Büyük ve Adnan Güngör. Şimdilik bu kadar belki ama zamanla Celalleddin başta olmak üzere yeni isimler de katılabilir. Konyaspor'un konumuzla alakasını da kısaca değerlendireyim. Vakti zamanında eski blogumda birbirlerini yediler demiştim Konya ve Trabzon için. Trabzonspor'un ligde aldığı en kritik mağlubiyet Konya'ya karşı iç sahada alınmıştı. Konyaspor teknik direktörü başta olmak üzere kalecileri, sol beki, orta sahası da eski Trabzonsporlulardan oluşuyordu. Sonları bilindiği üzere acı oldu, Trabzonlular Konyaspor'a hayır getirmezken, Trabzonspor'u da şampiyonluktan , şampiyonlar liginden etti, hatta ve hatta transfer dönemindeki kaos ortamının içine sürükledi...

Konyaspor'a yukarıdakilerden sonra fazla değinmeyeceğim aslında. Küçük karşılaştırmalar yapalım yine de. Konyaspor'un teknik direktörü Giray Bulak'tı eski hocamız, Diyarbakırspor'un ki Ziya Doğan. Taraftarlarımız arasında bu iki hocaya bakış farkı tartışılamaz o da ayrı konu. Konyaspor'un kalesini Jefferson ve Oğuzhan Bahadır korudur bütün sezon. Jeff eski Trabzonsporlu, Oğuzhan da bir 61 numara. Bu iki ismin takımlarına kazandırdığıysa sadece bir maç var ve o da Avni Aker'de. Bence takımımızın en iyi oynadığı maçtı geçen sezon. Diyarbakırspor'sa defansın göbeğini bizimkilere emanet etmişler. Erdinç en sevmediğim futbolculardandır şu ligte, Kayseri sevgisi yüzünden Kayseri deplasmanlarında nasıl oynadığını herkes bilir. Sonra bir dönem onu Kayseri maçlarında oynatmamıştık hatta.Zaten geçen sene de TSL'den taliplerine rağmen Erciyesi seçmişti. Risp'te aksine en sevdiklerimdendir ama çok şey yaşadı artık. Stepanov Risp ikilisi Ziya Doğan'ın Stepanov takıntısı olmasa mükemmel olabilirdi aslında kısmet değilmiş. Diyarbakırspor'da defansın sağında muhtemelen Musa oynayacak, aynı Musa geçen sezonun ikinci bölümünde Konyaspor'la küme düşmüştü. O Konyaspor'un sol beki de eski Alman milli Celaleddin Koçak'tı. Ondan kurtuluşumuzu nasıl kutladığımızı hatırlarım. Diyarbakırspor'un dediğim gibi orta saha göbeğinde Ayman ve Adnan oynayabilir. Ayman'da Celo gibi Ziya Doğan'ın Malatya'sında parlamış ve Ziya Doğan tarafından kol çantası gibi gittiği yere taşınmıştı. Son olarak topa bomba , rakibe İsrail askeri muamelesi yapan Ayman da, geçen sezonun ikinci yarısında Konyaspor kadrosunda bizi Avni Aker'de yenmiş ama arkasından da kümeye düşmüştü. Adnan'da Trabzonspor' a sol bek olarak gelmişti yanlış hatırlamıyorsam. Ne çıktı , ne oynadı hala çözebilen yok. Devre arasında Hacettepe'ye gitmişti. Kaderi fizik olarak da benzediği eski takım arkadaşı Ayman'dan farklı olmadı. Diyarbakır'ın şuanki hocası Ziya Doğan'a değindiğimiz gibi Konya'yı küme düşüren isimlere de değinelim. Biri Trabzonlu Trabzonsporluların hala Türkiye'nin en iyi hocası olduğunu düşündüğü Giray Bulak, diğeri eski efsane futbolcumuz ve şimdiki sportif direktörümüz Ünal Karaman(adı geçmişken onun hakkında yazacağım yazıyı da artık yazayım). Giray Bulak'ın gittiği takımı çökerttiğini görebilen yok hala ama geçen sezon Konyaspor'un küme düşmesinin en büyük pay sahibidir bence. Bir de iki şehrin ve takımın ortak noktası var. Geçen sene Konyalı arkadaşlarım AKP güvencesi başta olmak üzere sosyal ve siyasal güvencelere sahip olduklarını ve küme düşmeyeceklerini iddia ediyorlardı. Şimdi de Diyarbakırlılar bölgenin kritikliği ve siyasilerin oradaki halkı kazanma çabası olacağını düşünüyorlar ve umutlanıyorlar. Kısacası çok benziyor bunlar, çok...

Şimdi kısa bir de Diyarbakırspor değerlendirmesi yapayım yeri gelmişken.Bir çok isim aldılar aslında ama hala Tff.org da bir tek oyuncuları bile gözükmüyor. İlginçtir ki diğer takımların en son transferleri dahi var listede, örneğin Andre Dos Santos ve Cristian Barone. Yani hala maddi konular aşılıp, lisanslar çıkarılamamış belli ki. Takımın çalışmalara geç başladığı ayrı bir gerçek. Genel transfer anlayışlarıysa tam komedi. Maddi olarak çökmüş her Türk takımı gibi sürekli oyuncu gönderip yenisini alıyorlar, sonra da lisans çıkaracak paraları yok aman ne güzel.Bir de sen 2.ligin şampiyonu olmuşsun , yeni kadro yerine yerinde takviyelerle yoluna gitsene ne kasıyorsun ki. Klasik Türk mantalitesi işte. Bu konuda bazı Bank Asya futbolcularının TSL'de oynamak istemediğini söylemişti Mehmet Demirkol , buna da değinmek lazım bir ara. Neyse sonuçta bunca borç içinde sıfırdan bir takım yapıyorlar ve çok da geç kaldılar. Başkanlarının son açıklamasına göre de en büyük transferleri ve güvenceleri Ziya Doğan. Onlardan önceki son talibi Tepecik Belediye'ydi. Yanına kadar yolları olur ben şimdiden uyarayım. Olur da lige iyi başlarlarsa 10. haftada Bjk'ye gitmek için ortam hazırlar benim tanıdığım Ziya(n). Kadroya kattıkları oyuncularda da yukarıdakiler dışında dikkat çeken kimse yok aslında. Sivaslı Diallo iyi bir oyuncu ya da eski performansını yakalarsa Yasir önemli isimler olabilir. Ama Diallo da Erdinç ve Risp gibi stoper. Diallo aynı zamanda Ayman ve Adnan gibi defansif ortasaha olarak oynayabilir ki Yasir de öyle bir oyuncu. Şener Aşkaroğlu hırsı ve tecrübesiyle çabalar ama o da Musa'yla aynı tarzda bir oyuncu. Son olarak da eski Konyasporlu Eren Şen ve Erdal Güneş var. İkisi de hem hücumcu kanat hem de forvet olarak oynayabilirler.Ama normalde düşme hattındaki takımlar da bile ilk 11'de oynamaları zor.

Yukarıdaki Diyarbakırspor, Konyaspor arasındaki benzerlikler ve Diyarbakırspor'un transferleri düşünüldüğünde işleri zaten çok zor. Üstüne üstlük Kasımpaşa'yı bir kenara koyduğumuzda geçen sene düşme tehlikesi yaşayan takımlar epey iyi işler çıkardılar. Eskişehirspor ve 100. yılındaki Ankaragücü o korkuyu çok yaşamaz herhalde. Cavcav da işe daha sıkı sarılacaktır, takım sayısı bire düştü zaten. İBB'yse Erman Kılıç takası sayesinde çok güçlendi. Thum ve Sylla'nın yanına Taner Gülleri de geldi. Tjikuzu'nun yeri çok doğru bir transferle Nsumbu'yla dolduruldu. Uzun lafın kısası Diyarbakırspor'un hali ortadayken rakipleri harıl harıl çalışıyor. Yine de Trabzonspor ligin 2. haftasında Avni Aker'de ve 19 haftasında Diyarbakır'da çok dikkatli olsa iyi olur. Seneye de benzer bir yazı yazmaya niyetim yok...
Tanjue

Arbeloa Xabi Elele, Hep Beraber Madrid'e

0 Yorum
Bir kaç gün önce İspanyolların Rafa Benitez'in en büyük korkusu olduğunu yazmıştım blogda. O günden sonra transferlerdeki gelişmeler hız kazandı. Arbeloa Marca'ya yaptığı açıklamayla Madrid biletini beklemeye başladığını ifade etti aslında. Arbeloa transfer görüşmelerini doğrularken, anlaşmanın sağlanmak üzere olduğunu söyledi.Arbeloa için belirlenen 7 milyon sterlinken, ilk teklifin 3 milyon sterlin civarında olduğunu yazmıştık. 4'e biteceği iddia ediliyor şuan ama ben 5'ten aşağıya düşeceğini sanmıyorum Liverpool'un. Diğer yandan Xabi transferinde de görüşmelerin sürdüğü iddia ediliyor. Xabi'nin Real'e gitmek istediğini sağır sultan bile duydu artık. Rafael Benitez vatandaşına karşı en son olarak taraftar kozunu kullanmıştı ama pek tutmadı anlaşılan. İngiliz basınına yansıyan iddialar Liverpool'un bu transfer için Real'e 48 saat verdiği yönünde. İddia edilen teklifse 30 milyon sterlin seviyesinde. Liverpool'un 60 milyon sterlinlik borçtan kurtulmak için satış yapmak zorunda olduğu da haberlerin dipnotu. Rafa bu transferin gerçekleşmesi ihtimaline karşılık alternatiflerini de belirlemiş. En büyük aday Aquliani. Roma'nın maddi sıkıntı içerisinde olması transferin ihtimalini arttırıyor.18 milyon sterlin ve 15 milyon euro artı Voronin de dedikodularda geçen meblağlar. Ekonomik krizdeki Roma'nın başına Manchester City adlı bir talih kuşunun konduğu ve Mexes'in o kuşla uçma ihtimalinin olduğunu da belirtelim. Yeniden Liverpool'a döndüğümüzde Rafa'nın ikinci adayı daha önce de yazdığım gibi Türk asıllı İsviçreli milli futbolcu Gökhan İnler. Fenerbahçe bu transfer gerçekleşirse başını nerelere vurur bilmiyorum artık. Liverpool'un diğer önemli orta saha oyuncusu Mascherano için de Barça'nın yeni girişimlerde bulunacağı kesin gibi. Hem Liverpool'un maddi sıkıntısının iyice ayyuka çıkması, hem de Guardiola'nın daha transferlerimiz bitmedi açıklaması bu ihtimali kuvvetlendiriyor. Laf Barça'ya gelmişken Juve'nin Caceres için para artı Poulsen'le Barça'yı kandırma ihtimalinin yüksek olduğunu da belirteyim. Şimdilik bu kadar dedikodu yeter, akşam saatlarinde bir transfer dedikoduları postu daha atmak farz olmuş sanırım...

Tanjue

Premier Lig Tarihinin En İyi Transferleri

5 Yorum
Boşlukta araştırmalara yer vermeye devam ediyoruz. Sıradaki araştırma İngiltere Premier ligi tarihinin verim ve transfer bedeli açısından en iyi transferleri üzerine. İki araştırmanın olduğu gibi bunun da sahibi Independent'taki abilerimiz. Biz de zaman bulunca benzer 2 liste Türkiye ligi için yapacağız inşallah. Diğer yazılarda olduğu gibi bunda da aklınıza gelen ve bu da vardı demek istediğiniz isimleri yorumlar bölümünden paylaşmanızı rica ediyoruz.
  • Sammi Hyypia (Willem II - Liverpool, £2.6m 1999); Zamanında Samsunspor için Türkiye'ye gelmiş ama transferi gerçekleştirilememişti Hyypia'nın. Sonrasında 10 sezon süren müthiş bir Liverpool kariyeri. Samsunspor'un kapısından dönen bir oyuncunun 10 sene sonra dünya devi Liverpool'un efsanelerinden olacağını kim bilebilirdi ki? Tabi o zaman Hollanda takımları pek çakal değilmiş anlaşılan,2.6 milyon sterline tav olmuşlar.
  • Brad Friedel (Liverpool - Blackburn Rovers, ücretsiz, 2000); Liste her ne hikmetse Türkiye baplantılı isimlerle başladı. Galatasaray'ın eski kalecisi Friedel listeye girmeyi fazlasıyla haketti. Liverpool'da ne kadar hayal kırıklığı yarattıysa, Blackburn kariyerindeki 8 senede o kadar iyi işler çıkardı.Öyleki 37 yaşında bile 2.5 milyon euroya Aston Villa'ya giderek kariyerini bir üst kademeye çıkarmayı başardı Amerikalı kaleci.
  • Carlos Tevez (Corinthians - West Ham United, Kim bilir? 2006) ; Listenin esprilerinden biri Tevez. Ama haklılık payları da yok değil,kimse tam olarak ne kadara mal olduğunu bilmiyor West Ham'a. Tek bilinen şey küme düşmek üzere olan West Ham'ı son 10 maçta attığı 7 golle ligde tuttuğu. Sonrasını anlatmaya gerek yok, zaten hergün bir şekilde adından söz ettiriyor bizlere.
  • Zat Knight (Rushall Olympic - Fulham, 30 antrenman eşofmanı, 1999); İlginç transfer ücretleri listesinde de vardı Zat Knight. 30 tane antrenman eşofmanına İngiliz milli futbolcu. Bir de sonrasında 3.5 milyon sterline satışı var tabiki. Fazla lafa lüzum yok ve bence bu listeden daha iyisi de zor çıkar sanki.
  • David James (Manchester City - Portsmouth, £1.2m, 2006); Şu maddeyi yazmak gelmedi içimden nedense. James çok mu iyi bir kalecidir tartışılır. 2006'daki yaşı düşünüldüğünde ben 1.2 milyon sterlin çok bile ama Portsmouth formasıyla milli takıma seçilince listede bir yer kapmış.
  • Alan Shearer (Southampton - Blackburn Rovers, £3.6m, 1992); Zat Knight'tan da iyi leri çıkar vazgeçtim. Sadece 3.6 milyon sterlin böylesine bir efsaneye. 138 maçta 112 gol ligde ve kazanılan bir premier lig şampiyonluğu. O kadar da yetmemiş ve bir de 11 milyon sterlinden fazla kazandırmış takımına ayrılırken.
  • Paolo Di Canio (Sheffield Wednesday - West Ham United, £1.75m, 1999); Di Canio'nun adını görmek bile heyecanlandırdı beni. West Ham'ın kahramanını anlatmaya gerek bile yok. Attığı müthiş golleri mi anlatacaksın, saha içindeki hareketlerini mi, siyasal görüşünü mü? Uzun lafın kısası dünya futbolunun en unutulmaz isimlerinden biri sadece 1.75 milyon sterlin. Umut Bulut'a daha fazla vermişizdir yemin ederim...
  • Dimitar Berbatov (Bayer Leverkusen to Tottenham Hotspur, £10.9m, 2006); Berbatov'un listede olması şaşırtıcı değil, zira kazandırdığı para 20 milyona yakın.Bir de gittiği Manchester'daki performansı düşünülürse listenin üst sıralarını bile zorlar. Almanya liginde 88 maç 45 gol 18 asist ve Tottenham formasıyla 69 EPL maçında 27 gol 14 asist. Haketmiş mi, haketmemiş mi karar sizin.
  • Marc Overmars (Ajax - Arsenal, £7m, 1997) ; Overmars'ı özlediğimi anladım şuan. Soldan şöyle kopsa gelse keşke. Ajax alt yapısından olsun taştan olsun. Bir de Wenger onaylı olursa zaten tadından yenmez. Barcelona'ya geçiş bedeli de 25 milyon sterlin. Sonuç 18 milyon kar artı müthiş bir performans...
  • Roy Keane (Nottingham Forest - Manchester United, £3.75m, 1993); Mücadele diyince akla gelen ilk isimdir kendisi.Vakti zamanında şampiyon Blackburn'u reddedip gelmiştir Manu'ya. Ferguson'ın o müthiş takımının lideri ve kaptanıydı. Beckham-Scholes-Keane- Gigs, vay be ne günlerdi?
  • Nicolas Anelka (Paris St-Germain - Arsenal, £500,000, 1996); Ben daha da yorum yapmam bu ismin üzerine. Real'e gidişi 35 milyon euro. Dünya'da bonservisine en fazla para sayılan isimlerden biri. Ölüsü bile 8 ediyordu...
  • Gianfranco Zola (Parma - Chelsea, £4.5m, 1996); Alanzinho geldi aklıma nedense. Bu ufaklık İngiliz futboluna gelmiş en önemli İtalyan olarak gösteriliyor hala.Onu izleme şansını yakalayan Stamford Bridge sakinleri onun üstüne başka futbolculardan tad almakta zorlanıyorlardır eminim. Drogba'nın yanında olsa şimdi arkasında da Lampard ,peh...
  • Cristiano Ronaldo (Sporting Lisbon - Manchester United, £12m, 2003); Kimileri için bir zonta olabilir ama benim gözümde dünya futbolunun en potansiyelli oyuncusudur hala. Bu arada 6 yıl nasıl geçmiş su gibi diye sorgulam zorunda kaldım kendimi. 6 sezonda kazandırdığı kupalar, Ş.L şampiyonluğu ve 68 milyon sterlin böyle topçuya 12 milyon değil 62 milyon sterlin helal olsun...
  • Dennis Bergkamp (Inter Milan - Arsenal, £7.5m, 1995); Büyük bir futbol sanatçısı daha var sırada. Onun futbolculuğunu sevmeyen tanımadım bu güne kadar. İtalya ligindeyken hiç izlemedim zira daha ben 7 yaşındaymışım ona 7.5 milyon sterlin ödendiğinde. İtalya'da izlemek de istemezdim herhalde. Dünyanın en güzel golü olarak kabul ettiğim gol de onun ayağından gelmiştir hali hazırda.
  • Ole Gunnar Solskjaer (Molde - Manchester United, £1.5m, 1996); Semih'e nöbetçi golcü diyenler buraya iyi baksın. İlk maçına Blackburn karşısında çıkıyor. Klasik olarak kenardan geliyor yine,6 dakika sahada kalıp atıyor golünü. Sonra Notthingham'a 12 dakikada attığı bir 4 gol var efsane. Bir de Bayern Münih Manchester ŞL finali var tabi unutulmaz. Sakatlıklar son sezonlarında onun tecrübeli halini izlememize engel oldu. Ama hala Manu'da alt yapıda antrenör olarak görev yapmakta. Yakında onun yetiştirdiği golcüler atmaya başlarlar...
  • Kevin Davies (Southampton - Bolton Wanderers, ücretsiz, 2003); Oldum olası sevdiğim Bolton'ın sevdiğim oyuncularından biri Davies. İngiltere futbolunun en under-rated(hakettiği değeri göremeyen) oyuncularından biri olarak da kabul edilir kendisi. Newcastle yakan ve bugünlerde de Blackburn'ü yakma çabasındaki Big Sam(Allardyce)'in keşfidir kendisi.
  • Jurgen Klinsmann (Monaco - Tottenham Hotspur, £1m, 1995); Alman futbolunun en büyük yıldızlarından biri Jurgen Klinsman da sıra. Onu malesef en son Bierhoff'a formasını kaptırırken hatırlıyorum milli takımda. İngiltere ligine 1 milyon sterline ayak basıp, geldiği sezon yılın oyuncusu seçilmiş bir oyuncuya ne denebilir ki. Umut Bulut örneği acaba daha mı iyi giderdi şimdi? Aslında keşke Anelka da verseydim...
  • Tim Cahill (Millwall - Everton, £1.5m, 2004); Everton denilince akla gelen ilk şey Tim Cahill. Avusturyalı ofansif orta saha oyuncusunun yeteneklerini anlatmak mümkün değil bence. Ama Everton'a gitmesi şanssızlık olarak kabul edilebilir çünkü Everton yıldızlarını satmayı seven bir kulüp değil. Arteta ve Pienaar örnekleri de bu transfer döneminden sıcak sıcak karşımızda duruyor...
  • Thierry Henry (Juventus - Arsenal, £10.5m, 1999); Arsenal tarihinin en büyük futbolcusu olarak kabul edilen Thierry Henry. 10.5 milyon sterlini her kuruşuna kadar geri ödedi herhalde. Onun berbat Juve macerasından sonra ona güvenmeyi her zaman sürdüren Arsene Wenger'e çok şey borçlu olduğu kesin. Bir de Galatasaraylılar başta olmak üzere biz Türklerin güzel anıları var onla. Nasıl kurtardı ama Taffarel o kafanı?
  • Eric Cantona (Leeds United - Manchester United, £1.2m, 1992);Listenin son sırası,listenin en büyük yıldızının yani Cantona'nın. Cantona yüz yıllar geçse de unutulmayacağı kesin olan futbolculardan. O taraftara doğru uçuşa geçtiği an hala gözlerimizin önünde. Geçenlerde de blog Asprilla'yla beraber konuk olmuşlardı. 26 senedir şampiyonluk özlemi çeken Manu'ya geldiğinde Manu'nun sonraki 17 sene de ortalığı kasıp kavuracağını kim bilebilirdi ki?Bu arada biz de 26. seneye giriyoruz, var mı ortalıklarda bir başka Cantona acaba?
Tanjue

Mourinho Ferguson'ın Koltuğunu İstiyor

0 Yorum
Mourinho'yu çok severim, Manu'yu da severim ve o Mourinho Ferguson'dan sonra onun koltuğa aday olduğunu açıklamış resmen. Yakışır Mourinho paşama...

''Manchester United'a gitmeyi düşünebilirim ama önce onlar Sir Alex Ferguson'ın varisi olarak beni istemeliler. Sonra eğer onlar isterlerse tabiki giderim. İngiltere'yi çok seviyorum. Taraftarlar çok ateşli ve her maçı müthiş bir atmosle özel bir olaya çeviriyorlar.Chelsea'den ayrılmadan önce bir çok görüşme yaptık ama ben ayrılmaya karar verdim. Çok zor bir karardı çünkü birbirimizi çok seviyorduk fakat bu birliktelik tek istikamete doğru gidiyordu ve bu herkes için en iyisiydi. Ben ayrıldığımdan beri şampiyon oluyorum ama onlar birşey kazanamadılar. Ben kazanmaya devam ediyorum ama onlar kazanamıyor.Şu an için bir projem var ve çok heyecanlıyım. Ben Chelsea'ye gittiğimde büyük hedef 50 yıl sonra Premier Lig'i kazanmaktı. İnter'de de ligi kazanmak çok önemli ama aklımızda başka şeyler de var.''

Tanjue

A'dan Z'ye Sezon Öncesi Trabzonspor

26 Yorum
Hazırlık maçlarını izleyemediğimden şikayet edip duruyordum hep. Hafta sonu bütün hazırlık maçlarını tekrardan da olsa izleyebildim. Önce özel olarak kaydedilen Standart Liege maçını, sonra da Heerenven maçının izleyemediğim kısımları izledim. Cumartesi akşamı bir de Bochum maçını izleyince takımıma doydum doğrusu. Boşluğu bulunca da aç gibi yazmaya başlıyorum. Ne kadar uzun sürer, nerelere girer, nerden çıkarım bilmiyorum ama tek bildiğim şey bu sezon için çok büyük bir heyecan duyduğum. Değinilecek bir çok konu var ve vira bismillah diyerek başlıyorum bakalım...

Öncelikle geçen sezonun kısa bir özetini geçmeden bu sezon öncesi hamlelerimize bakmayı yanlış buluyorum. Geçen sezonun başında yaptığımız büyük yenilenme hamlesi aslında planlanandan çok daha iyi bir sonuç vermişti. Ama sezon boyunca şampiyonluğun asıl büyük adaylarının inişli çıkışlı performanslarıyla bizim planlarımızı bozmuştu. Onların kötü performansı Trabzonspor'u şampiyonluğun en iddialı takımlarından biri haline getirince Ersun Yanal da haketmediği şekilde koltuğundan olmuştu aslında. Ben Ersun Yanal'ın ayrılmasına hep hak vermiş biri olarak bu cümleleri söylerken olaya şu açıdan bakıyorum.Eğer Trabzonspor Sivas deplasmanında 3-0 kaybederek şampiyonluk yarışında büyük bir darbe almasaydı, yani o dönemde Galatasaray ya da Fenerbahçe o kadar kötü performans göstermeyip 6 puan civarı önde olsa, Trabzonspor da 4. olsa Ersun Yanal hala takımın başındaydı. Sezon başından beri Avrupa ligi diye tutturan bir başkanın ,Avrupa ligi garanti gözükürken hocasını kovması sezon sonunda yaşanacakların sinyalini veriyordu. Her ne kadar o teknik direktör geleceğin takımını kuruyoruz deyip, genç oyunculara forma vermeyip, sezonu 12-13 kişiyle tamamlamayı denese ve kendisiyle çelişse de bir başkanın kendiyle çelişmesi takımın geleceğini daha çok etkileyen bir faktördür kabul edelim ki.

Sezon sonunda yaşanan teknik direktör ve Fatih Tekke krizleri hakkında bir çok şey yazmıştım bu blogda, Sadri Şener'in iki konuda da büyük yanlışları olduğunu düşünüyorum şahsen. Özellikle de geçen sene ''Hedefimiz şampiyonluk değil!'' deme cesaretini gösteren ve yine de büyük destek gören bir başkanın, gerçek düşüncelerini açıkça ifade etmemesi hayal kırıklığına uğrattı beni bu süreçte. Teknik direktör arayışları ''Fener maçına yeni teknik direktörümüz tribünde olur.'' denerek başlamıştı halbuki. Ama tek planı Şenol Güneş olunca işler karıştı. Samet Aybaba kararıyla rezalet başladı. Sonrasında Sadri Şener güven tazeleme amaçlı bir kongre resti çekti camiaya. Bir tek büyüğümüz de çıkıp bu resti göremedi,herkes inlerine çekildi ve Trabzonspor'un sahipsizliği belgelendi bence. Sonrasında Sadri Şener'in gövde gösterisi yapma çabası ,yanlış tercihlerin peşinde koşulan bir ayı getirdi beraberinde. Kapısına gidilen Eriksson, Zaccheroni gibi bir çok kariyerli hocalardan red cevabı alınarak, camia bence küçük düşürüldü. Ki bu isimler aslında zaten doğru tercihler olmayacaktı.Trabzon şehrinin yapı itibariyle kariyerli ve kibirli insanlar için uygun olmadığı gerçeği inkar edildi. Zaten haftalar sonra Uğur Dündar'ın programında Sadri Şener yanlış yaptığını ''Hocayla anlaşıyorsunuz İstanbul'a getiriyorsunuz, daha kaç saat yol var diye soruyor. Dolayısıyla bu işler kolay değil. Elimde imkan yok ki takımı İstanbul'a taşıyayım'' diyerek de itiraf etti aslında. Her zaman söylediğim Trabzon şehrinin gelişiminin ne kadar önemli olduğu da bir kez daha ortaya çıkıyor bu cümleden. Trabzonspor klübünün bu sıkıntıyı aşması ve geleceği kurtarması için maddi kaynaklarını klüp dışına da aktarması gerekiyor bence. Kısa vadede büyük maddi kayıp olarak gözükebilir belki bu ama şehrin hızlı gelişimi Trabzonspor'la İstanbul takımları arasındaki büyük farkı minimuma indirecektir...

Beklediğimden hızlı gidiyorum aslında şu ana kadar doğruyu söyleyeyim. Broos tercihi öncesinde yapılmış bir Metin Diyadin tercihi var bir de. Hangi akla hizmet yapılmıştır hala çözebilmiş değiliz. Hatta hala Metin Diyadin'i öneren ismin Şenol Güneş olduğunu da düşünüyorum, neyse bu Broos'un başarılı olmaması halinde bir kaç aya ayyuka çıkar. Ki allah korusun ,tahtaya vuralım lütfen. Gelelim Broos tercihine. Bence Broos tercihi küçük çaplı bir rezaletti. Onca büyük sözler edilip, çok kariyerli ,büyük bir hoca getireceğiz deyip Broos'u getirmek kabul edilebilir değildir benim gözümde. Ama Trabzonspor ilginç bir şekilde mecburen yaptığı bu tercihle doğru bir hamle yapmış oldu. Çünkü o büyük hocaların alışamayacağı Trabzon'a hem karakter olarak hem de ego olarak en iyi uyum sağlayabilecek isimlerden biri Broos. Broos geldiği gün karakteri hakkında bir araştırma yapıp yazmıştım .Ben Trabzonspor başkanı olsam ve Broos'un bu özelliklerini farketsem gözümü kırpmazdım onu takımın başına getirirken diyorum ,şimdi olaylara bakınca.

Sırada transferler var tabiki. Her transfer sonrası değerlendirmelerde bulunduk burada. Aslında yapılan transferlerde ilk 11 oyuncusu olarak sadece Tjikuzu gözüküyor ki blogdaki Trabzonsporlular olarak onun bizim için biçilmiş kaftan olduğuna sonsuz inanıyoruz. Ferhat da tarzı itibariyle Cale'yi tamamlayabilecek ve kendini geliştirip Cale'nin yerini alabilecek çok akıllıca bir hamle. Tarz itibariyle kısmını da açayım. Cale, Hakan Kadir Balta gibi defansif yönü çok güçlü, hücuma ise fazla çıkmayı sevmeyen bir oyuncu ama çıktığında çok doğru koşular yaptığını da biliyoruz. Ferhat'sa hücum etmeyi çok seven ve müthiş bindirmeler yaparak sağ bekleri çileden çıkaran biri. Defansif yönünde kademe hataları yapıyor sıkça ama Cale'nin yanında bu yönünü geliştirecektir ve önümüzdeki sezon muhtemelen elimizde tutamayacağımız Cale'nin yerini alacaktır. Sezon içinde de özellikle geride olduğumuz maçlarda hücumcu bek olarak çok iş yapacaktır. Dünya futbolunda Belletti,Silvinho gibi yedek beklerin böyle bir misyonu olmuştur hep.Tıkanan maçlarda girerler ve dağıtırlar kanadı git gelleriyle. Diğer transferlerden Zafer tarz itibariyle Selcuk'a benziyor. Aslında fiziksel olarak Ayman gibi maşallah ama çok daha teknik ve akıllı. Geçen sezon çok çektiğimiz yedek kulübesi zaafımızı tek başına azaltabilecek bir isim. Engin Baytar da Zafer gibi muhtemelen kulübede oturacak ama o vurdum duymaz tavırlarını taraftarı olduğu Trabzonspor forması altında bırakmış gözüküyor. Broos sol açık(4-5-1'in forveti tamamlayan oyuncusu) değil diye inat etse de hem sol açık için hem de orta saha 3'lüsünün en ilerisi olarak kullanılabilir. Eksiklerimiz ve transfer ihtiyacı duyduğumuz bölgelerimizse kesinlikle sağ bek ve forvet bence. Ama Broos sol açık mevkinde ısrarlı, ben Barış,Alan, Engin üçlüsü varken lüzumsuz görsem de güveniyorum Broos'a. Güvenemediklerimse Umut Gökhan ikilisi ve nasıl oluyorsa paramız olmadığını söyleyen Sadri Şener!(Maddi konuda Fatih Tekke transferi üzerinden şöyle bir yazı yazmıştık.)Gidenler arasında çok önemli isimler yok. İlk 11 oyuncusu olarak takımdan ayrılan tek isim kaptan Hüseyin, ki ben onun ayrılmasını doğru bulan, gönderiliş biçimini yanlış bulan biriyim.Hüseyin'e laf daha sonra gelecek. Diğer takımdan ayrılan Papy ve Isaac zaten kiralık. Ferhat benim beğendiğim biridir ama stoper ve önlibero olarak yani asıl bölgelerinde oynaması halinde ,biz ona bu fırsatı vermedik Manisa'da gösterir kendini umarım. Ve inşallah geri alma maddesi vardır kontratında...


Gelelim eski taktiğimiz ve yeni taktiğimize. Aslında eski taktiğimiz diye birşey yok pek. Çok garip bir 4-4-2 oynuyorduk. Yani 4-4-2 dediğime de bakmayın taktik yukarıdaki gibi garip. Sol açıksız oynayıp forvetlerin sol kulvarı Colman'la ortaklaşa kapamasına dayalıydı. Ne forvetlerimiz ne de Colman buna uyumlu olmayınca oyun tamamiyle sağ kanada sıkışıyordu. Cale'ye bütün bir koridor kalıyordu ki yine de soldan yediğimiz gol sayısı sağdan yediğimizin yarısı kadar değildir. Herneyse sağ açığımız Yattara'nın geçen sezonki kötü performansı, Selçuk ve Colman'ın üstünde çok yük oluşuyordu. İkisi de her ne kadar iyi oynasa da bu yükü kaldırmakta zorlandılar. Zaten Hüseyin'den de destek alamıyorlardı. Forvetlerimiz buna rağmen geçen sezon ligin en fazla pozisyonuna giren oyuncularıydılar ama kaçıra kaçıra bizi delirttiler malesef. Bu arada eski taktiğimize değinirken Serkan Balcı Yattara çakışmasını da es geçemeyiz. Yattara'nın ilginç bir çalım stili olduğunu çok iyi biliyoruz. Ondan verim alabilmek için yanına çok fazla girmemek ve alanını daraltmamak gerekiyor. Çizgi tamamen ona kalmalı yani ama Serkan ne kadar bal yapmaz arı da olsa, oyun stili itibariyle sürekli bindirme yapmak isteyen biri. Dolayısıyla geçen sezon çok kez yaşandığı gibi Yattara'nın alanına girdi. Ve Yattara'nın o bildik çizgiye inişlerini fazla izleyemedik. Defansif olaraksa sağ bek kademelerinde sıkıntı yaşadık hep. Bunda sağ beklerimizin yetersizliği kadar Song'un ikinci devredeki berbat performansının da büyük payı vardı. Egemen Giray ikilisinin ligin en iyi ikilisi olacağına inanan biri olarak, bu sezon Song'un yedek yabancı kontenjanını işgal etmesini de istemiyorum açıkçası...


Bir de yeni taktiğimizi açayım kısaca. Herkes Rijkaard'ın gelişiyle 4-3-3'ü kafaya takmış durumda. Ben geçen sezon boyunca Trabzonspor'un 4-5-1'in bir versiyonunu oynamasını tavsiye etmiştim buralarda. Bu sene bizde Galatasaray gibi bir 4-5-1 versiyonunu oynayacağız görünen o ki. Aslında kariyerinin tamamında 4-4-2'yi benimsemiş bir Broos için radikal bir karar bu. Mvv Maastricht maçında 4-4-2'yi yine denese de kadronun adam gibi 1 forveti bile yokken ve 6-7 tane çok yetenekli, dinamik orta sahası varken 4-5-1'e çok daha uyacağımızı anlamış durumda Broos. Bu taktik içinde bu paragraf içinde kaba bir bakış yaparsak , kaleci sıkıntısı zaten yaşamayacağımız kesin. Defans blogunun sağına güvenilir,kademe bilen defansif bir beke ihtiyacımız var. Ofansif olmasına gerek yok çünkü önünde zaten Yattara ya da Barış olacak. Stoperlerimiz Giray ve Egemen olacak muhtemelen. Song ve Mustafa Yumlu iyi alternatifler, özellikle Mustafa fiziğiyle bile şansı hakediyor. Sol bek sıkıntımız yok demiştik zaten. Ön libero da Tjikuzu formanın kesinlikle hakkını verecektir. Ceyhun hazırlık maçlarındaki performansıyla o bölgede de , oranın bir tık önünde de oynayabilecek konumda. Ön liberonun önünde iki çok yönlü orta saha oyuncusu olacak. Bunlar Selçuk ve Colman olacak gibi gözüküyor, ki özellikle Selçuk çok büyük bir çıkış içinde. Alternatiflerden Zafer de formayı zorlayacaktır, Engin o bölgenin daha ofansif olan elemanı olabilir. Alanzinho sol açık oynamazsa bu ikiliden biri olmaya çalışacak ama görünen o ki forma için çok daha fazla mücadele etmeli. Sol açıkta daha önce de değindiğimiz gibi Alan, Engin ve Barış olmak üzere 3 ciddi alternatifimiz var bence. Ama Broos Barış'ı sağ kanatta , Engin ve Alan'ıysa ortada kullanmayı planlıyor sanki. Bu durumda Gabriç'i beklemeye devam edeceğiz. Ona da ayrı bir post atılır zamanı gelince. Sağ açıkta herkes Yattara'nın formasını garanti görebilir ama Barış müthiş bir çıkış içinde formayı alma ihtimali hiçte düşük değil. Broos ne kadar başarısız olursa olsun Trabzonspor'a Barış'ı kazandıracak belli ki. Forvet hattında tek aday Gökhan. Ondan tek forvet olarak geçen sezonu aşmasını bekliyordum ama çok kötü bir Bochum maçı çıkararak kafamı karıştırdı. Yeni bir forvet gelmesi için dua ediyorum her gece. Bir de Umut'un yerine Eren'in şans bulması için tabiki. Eren zamanında Cem Demir, Ali Güzeldal gibi oyunculara verilmeyen şansı bulabilirse sezonun sürpriz ismi olabilir. Yabancı transferi yapacağımızı düşünürsek yedek kulübesindeki artı 2'miz de hiç gönlüm razı olmasa da Alanzinho ve Song olacak gibi duruyor...

Takımın şablonsal olarak dizilişine ve hazırlık döneminin bize verdiği sinyallere göre muhtemel ilk 11'imize değindik. Ama Trabzonspor'un saha içindeki sisteminin değişimi yukarıda matematiğin ve rakamların gösterdiğinin çok daha fazlası. Öncelikle Trabzonspor 5'li orta saha kurgusuyla oynayan takımların yakalaması gereken en önemli özelliği yakalamış durumda. Yani Trabzonspor geçen sezonki gibi belli kalıpların etrafında oynamıyor. Kısa paslarla oyunu açmaya çalışırken, ani uzun toplarla rakip defansları gafil avlamaya çalışıyor. Kısa paslarla topu çok hızlı gezdiriyoruz ki bu çok önemli. Topun bir kanattan diğer kanada 4-5 hızlı pasla geçtiği oluyor mesela. Geçen sezon sol kanadı hiç kullanmayan takım bu sezon iki kanata da oyunu dengeli yayıyor. Bu en çok Yattara ve Selçuk'un işine gelecek kesinlikle. Bir kaç göze çarpan detay daha var yeni oyun sistemimizde. Geçen sezon hiç göremediğimiz bir kanattan diğer kanata atılan çok isabetli paslar izliyoruz. Rakip takımların Trabzonspor'un pas trafiğini takip etmesi ve pas düzenini bozmasını çok zorlaştırıyor bu çok yönlü pas trafiğimiz. Bir başka detay nokta da topun Silva'nın elinden çıkması. Silva aşağı yukarı hiç degaj yapmıyor oyuna başlarken. Geçen sezon da pek yapmıyordu belki ama bu kez belli bir şablona göre oyuna başladığımız kesin. Top Silva'nın elinden ilk olarak Cale'ye gidiyor çoğunlukla. Cale ve Egemen'le başlayan pas trafiğinin yukarıda bahsettiğim farklılıklar yüzünden nereye gideceği hiç belli olmuyor. Geçen sezonki Trabzonspor maçlarında pasların nereye atılacağını çok rahatlıkla tahmin eden biri olarak bu sezon tahmin etmekte çok zorlanıyorum doğrusu.

Yeni Trabzonspor'un geçen sezonki Trabzonspor'la detayda bir çok farkını yazdık .Genel açıdan bakıldığında geçen sezon çok az gol atan - Gökhan'ın ve Umut'un katkıları yadsınamaz- ve genel olarak oyunu rakip yarı alana yıkmada sıkıntı yaşan Trabzonspor, bu sezon tam aksine sürekli oyunu rakip alanda oynamak istiyor. Öyleki rakip oyun kurarken Cale dahi rakip yarı alanın ortasına kadar gelip pres yapıyor.Bu Egemen ve Giray'ı bolca sıkıntıya düşürse de zamanla rakipleri bozma konusunda iyice uzmanlaşacağımız kesin. Geçen sezon ileride basmayan bir takımdan sonra,top daha kalecinin ayağından çıkar çıkmaz prese başlayan ve topu ayağında isteyen bir takımı izlemek şaşırtıcı. Tabi bu farkın en büyük yaratıcılarından biri de Hüseyin'in artık 5 numaralı bordo mavi formayı giymemesi. Öz Trabzon kaygısı olan bazı insanlar Hüseyin'in geçen sezon oynamadığı maçları karşımıza getiriyor sıkça ama bu oyun tarzıyla alakalı birşey. Yani Hüseyin'in varlığına göre kurgulanmış ve geriye doğru kaçarak oynayan bir takımda Hüseyin'in yokluğunu doğal olarak hissedersiniz. Ama Hüseyin'siz ve rakibe sürekli basarak oynayan bir takımda Hüseyin'i hatırlamazsınız bile. Zaten Hüseyin'i bu taktiğe koymak ne kadar intihar olursa, geride bekleyen ve sürekli arkaya doğru kaçarak savunma yapan bir takıma rakibi önde karşılamayı seven bir Tjikuzu'yu koymak da o kadar intihar olur...

Son bölümde forvet sıkıntımıza vurgu yapalım. Gökhan'ın tek forvet olarak Kayseri'de yaptıklarını hatırlıyorum ve fiziksel olarak da bu görevi yapabilecek kapasitede. Ama her ne hikmetse bordo mavi formayı giydiğinden beri futboldan soğumuş izlenimi veriyor. Yine de geçen sezondan daha hareketliydi Heerenven maçında, son Bochum maçındaysa ayakta duracak hali yoktu. Sakatlık da yaşadığını düşünürsek son maçtaki kötü performansını gözardı edebiliriz şimdilik. Umut ise bu taktiğe tamamen uyumsuz bir oyuncu. Bir kere dengesiz bir oyuncu, sırtı dönük olarak topu tutacak, arkadaki oyuncuların aksiyon bölgesine yaklaşmasını sağlayacak bir oyun karakteri yok. Dağınık forvet olduğundan kaleciyle karşı karşıyayken bile topu verseniz pozisyonu kendi kendine zorlaştırıyor. Karambol golcüsünden öte geçemedi Ankaragücü'nden geldiği günden beri ve artık yolcu edilme zamanı geldi sanki. Bir de Eren var tabi. Benim beklediğimden çok daha hazır Eren. Zaman zaman formayı giyip sürpriz işler yapacaktır, 2. ligin son gol kralı. Onun da tek zaafı hep çift forvet oynamış olması. Yani orta sahaya gelip top almak istiyor sıkça ama fiziği itibariyle ileride tek başına ayakta kalabilecek durumda şimdiden. Zamanla çok önemli bir oyuncu haline gelebilir eline geçen bu şansı değerlendirirse...

Ligin başlamasına 2 hafta kala kondisyon seviyesi olarak da taktiksel olarak da gayet hazır izlenimi veriyor Trabzonspor. Ciddi bir forvet ve sağ bek eksiği göze çarpıyor ama Broos önceliği sol açığa vermiş durumda. Gabriç transferi bitecek gibi gözükürken, fizikli ,sırtı dönük oynamaya alışık bir forvet çok büyük bir eksiğimizi giderir. Her fırsatta değindiğim ama Twente'ye kaptırdığımız Ruiz çok doğru bir transfer olabilirdi mesela. Önce Fatih Tekke, sonra da Batuhan Karadeniz hayallerimiz sona erdikten sonra ortalıkta bir dedikodu da yok maalesef. Sağ bek transferi de hali hazırda pek konuşulmuyor ama ihtiyaç duyduğumuz aşikar. Kadrodaki yabancı oyuncu sayımızın 7 olduğu ve üstüne bir yabancı sol açığın geleceği düşünüldüğünde fazla da hayal kurmamak lazım sanırım. Gabriç'in gelmesiyle Song'un yanında yedek bekleyecek 2. yabancının kim olacağı da büyük bir tartışma konusu olacak. Bir de bu sezon 8 hakkımızı da kullanırsak seneye takıma katılacak 4 yabancı oyuncuya( Brüls, Faty Papy, Boffin, Isaac) nasıl yer açacağımızı merak ediyorum doğrusu. Yattara'nın Türk pasaportuna niye hala geçemediğiniyse apayrı bir araştırma konusu bizler için. Sonuç olarak tek yabancı hakkımız var ve 3 transfer ihtiyacımız var. Ligin başlamasına 2 hafta,Avrupa ligi maçımızaysa 3 hafta var yaklaşık. Broos'a güvenmekten başka şansımız yok görünün o ki. Bizlere düşen Ts cluba uğrayıp taraftar kartlarımızı, formamızı almak şimdilik. Arada mesajımızı da vermiş olalım...

Tanjue