Ağustos 2009 içindeki 110 yayından en yeni 35 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Ağustos 2009 içindeki 110 yayından en yeni 35 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Bir Garip Değerlendirme

16:58 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Süper Lig'in dördüncü haftası da oynandı. Eskişehirspor, içerde oynadığı cesur futbolun karşılığını alarak ilk 4 hafta sonunda öne çıkan takım, Galatasaray ve Fenerbahçe haricinde... Beşiktaş, Trabzonspor ve Sivasspor lige kötü başlayan takımlar. Ligde 4. hafta itibariyle atılan gol sayısı 104. Atılan gollerin neredeyse %50'si forvet oyuncularından geldi. Geçen sezon 4. hafta itibariyle ligde atılan gol sayısı 88'de kalmıştı. 16 gollük bir artış söz konusu. 2007-2008 sezonu sonunda süper lige yükselen Kocaelispor, Antalyaspor ve Eskişehirspor geçen sezon ilk dört hafta itibariyle ligde toplam 9 gol atmışlardı. Bu sezon ligin yenileriyse 12 gollük bir katkı yaptılar bu tabloya. Diyarbakırspor lige yeni çıkan ekipler arasında en golcü olanı ve aynı zamanda 4. sırada. Forvetleri şimdiye kadar da boş geçmedi. Geçen sezon ilk 4 haftada 5 gol atan Fenerbahçe, bu sezon bu sayıyı ikiye katladı. Güiza'nın bu artıştaki payı büyük. Formunu bulan okçu hedefi buldu nihayet... Yine geçen sezon ilk 4 haftada 9 gol atan Galatasaray bir maçı eksiğiyle geçti bu sayıyı: 11 gol... Galatasaray'ın transferde hedefi vurduğunun bir başka göstergesi de bu. Yeni bir TD, yeni oyunculara rağmen makine gibi işleyen bir takım. Bahanelere sığınmanın en kolay olduğu bu haftaları üçer dörder geçiyorlar. Beşiktaş'sa geçen sezon 8 gol atmıştı 4 haftalık periyotta. Şampiyon takıma yapılan takviyelerle birlikte siyah beyazlıların yalnızca üç golü var. Forvet hattındaki "kalabalığa" rağmen. Anlaşılan Nihat beklenen etkiyi yapmaktan fersah fersah uzakta kaldı. Galatasaray'ın kullanmadığı bu bahaneyi Beşiktaş sıkça kullanacak gibi. Sezon başında gönderilmesi gündeme gelen Bobo, geçen sezon 3 gol kaydetmişti aynı süre zarfında...

Ligde bu sezon forveti gol atamayan tek takım var. Doğru tahmin: Trabzonspor... Geçen sezon ilk 4 hafta itibariyle Trabzonspor'un attığı 5 golün ikisi Gökhan Ünal'dan gelmişti. Bu sezon oynadıkları 6 resmî karşılaşmada rakip fileleri dışarıya giden şutlarının rüzgârları haricinde havalandırmayı başaramadılar. 18 takımlı ligde atılan 104 golün hiç birinde Trabzonspor forvetinin imzası yok. Ve takımın yönetimi hâlen bir takviye düşünmüyor bu bölgeye. Takımın mevcut oyun düzeninde çok önemli bir rol oynayan bu noktaya yapılacak bir transfer çok şeyi değiştirebilir. Kayserispor geçen sezon bal yapmayan arı gibiydi. Yaptıkları transferler yaralara merhem olamayınca Makukula'yı getirdiler. Top saklayabilen, hava toplarında etkili ve güçlü bir forvetin yanındaki oyuncuları da nasıl oynatmaya başladığına yakından şahit oluyoruz. Fakat nedense aynı hamle bir türlü Trabzonspor yönetiminden gelmiyor. 4 gol atan orta sahaya daha fazla destek verebilecek, ileride topu tutabilecek bir forvetin takıma katacağı güç tartışılmaz.

Hani bir eleştiri var, uçurum artıyor, uçurum diye... Aslında FB vs GS'nin bu transferleri ligin kalitesine olumlu etki yapıyor bence. Ligin tanınırlığını artıran bu isimler, yetenekli yabancıları ülkemize gelmek konusunda otomatikmen teşvik ediyor. Bir yabancı futbolcuyu ikna etmek için gereken şartlardan biri de liginizde oynayan futbolcuların uluslararası tanıırlığı... Mesela bugün Beşiktaş'a oldukça yüksek bir bonservis bedeliyle transfer olan Tabata'nın Antep'i tercih etmesinde Alex'in rolü büyük. Ya da Tazemeta'nın Diyarbakırspor'u seçmesinde Song'un etkisi... Sivasspor bu pastadan payına düşeni alamadı; buna gerekçe olarak şehrin sosyo-jeolojik durumu gösterilebilir.




Golü At, Tereyağı-Sütü Kap!

17:21 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Fatih Tekke yine golünü attı. Son 5 maçta 5. golü bu. Trabzonspor'a alınmayışı kendisine yeni bir motivasyon kaynağı oldu. Ritmini bulan Tekke, Rusya'ya gittiğinden beri en parlak performansını sergiliyor. Bu arada Kezman Zenit'e gidiyormuş. Eğer bonservisi hâlâ Fenerdeyse bu transferden çok söylentiler çıkacaktır.

Gelelim Trabzonspor'un golcülerine. Trabzonda bazı firmalar 5 maçtır gol atamayan Gökhan- Umut ikilisini teşvik etmek için yeni kampanyalar yaptı. Sürmene'deki çay firması Sürçaysan ve Vakfıkebir'deki Kebir Süt, bu ikiliden suskunluğunu bozacak kişiye bir yıllık çay ve tereyağı vereceklerini açıklamış. Bir bal firmasının da bu kampanyaya katılması gerekiyor zira bu adamların gol atması için bolca bala ihtiyaçları var. Aksi takdirde Mandırayı emirlerine versek bir işe yarayacağa benzemiyor.




Londra'da Türk Rüzgârları

17:48 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Ancelotti önderliğindeki Chelsea, ligin ilk haftasında ManU'yu devirerek büyük bir sürprizle lige merhaba diyen Burnley'i 3-0'la geçti. Fotoğraf Cole'ün gol sevincinden. Berber koltuğundan kaldırılıp maça getirilmiş gibi bir hâli var Cole'ün. Aynı maçta takımının ikinci golüne imza atan Ballack da yaz tatilinin bir kısmını Türkiye'de geçirmiş sanki...

Yazın Trabzon yaylalarına hayran kalan Drogba'dan sonra O da Kolbastı'ya hayran kalmış olmalı. Taraftarların da katılımı atmosferi tamamlıyor:

Kensington'ı Chelsea'si
Mahallenin Terry'si
Oynayalum dude'lar
Londra Kolbastisi

Hayde...



Bu Sefer Orjinal: Tabata Beşiktaş'ta!

16:49 Yazar: Cezasahasi 4 Yorum
Bildiğim kadarıyla bonservisinin tamamı Gaziantepspor'da değildi. Bu konuda daha geniş bilgisi olanlar vardır muhakkak. Türkiye sınırları içinde alabilecekleri en iyi oyuncuyu aldılar bence. Para çok, fakat bunu da Beşiktaş'lı arkadaşlar düşünsün. Hayırlı olsun diyelim. Burun kıvıranlara da bir hatırlatma: Geçen sezon Yusuf Şimşek alınırken de benzer eleştiriler olmuştu(Hatta kendisinin Trabzonspor'a gelmesine karşıydım) ama Yusuf tüm o öngörüleri boşa çıkartıp takımı şampiyonluğa taşımıştı. Tabata da benzer bir katkı yapabilir. Antep'te çok pas hatasıyla oynadığı için eleştiriliyor fakat oynadığı takımın en önemli oyuncusu olduğunu, tüm baskıyı onun yediğini ve rakibin önlem alınacak futbolcular sırasında bir numara olduğunu unutmamak gerekiyor. Beşiktaş'ta kendisini rahatlatacak oyuncularla oynayacak. Bu da oyununa zenginlik katacaktır. Keşke Delgado'nun sözleşmesi uzatılmadan önce düşünülseydi diye hayıflanabilir Beşiktaş taraftarları, haklılar.

Ocak ayına kadar donmuş sözleşmesiyle bekleyecek Delgado ısınma turlarına başladığında gidecek isim Bobo olacak sanırım. Forvetteki yığılma böyle bir ayrılığı zarurî kılıyor. Tabata transferine dönecek olursak hakkında başka eleştiriler de olacaktır fakat gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var. Delgado, Higuain, Cisse gibi transferleri hatırlayınca insan Tabata'ya bir kere daha seviniyor. Rodrigo'nun yerine şu da gelebilirdi:

Üstad Sensei Kazumi Tabata. Shotokan Karate'nin efsane ismi. Kendisi Mustafa Denizli'nin aradığı özelliklere fazlasıyla sahip. Fakat 8. derece dan sahibi olması bu transferin gerçekleşmesini engellemiş olabilir zira Denizli 10. dan ve üzeri birini arıyordu.




Rifat Sen Kendiden Söz Ettiriyor !

15:44 Yazar: dandun 0 Yorum
Bugün Avusturya Ikinci Ligi´nde oynanan karsilasmada FC Dornbirn sahasinda TSV Hartberg ile 1-1 berabere kalirken, Dornbirn´in beraberlik golü 85´inci dakikada 1990 dogumlu Türk stoper Rifat Sen´den geldi.

Baska bir Türk futbolcu 1980 dogumlu Serkan Aslan´in asisitini yaptigi gol, Rifat´in Dornbirn adina ciktigi 6´inci Ikinci Lig karsilasmasindaki ilk golü oldu.

1,87 m boyundaki Rifat sezon basinda AKA Vorarlberg Altyapisi´ndan transfer edilmisti.

Bunun disinda Hollanda U19 Ligi´nde NEC Nijmegen U19 Takimi deplasmanda Helmond Sport´u 1991 dogumlu Türk forvet Furkan Alakmak´in golü ile 1-0 maglup etti.

Gecen hafta da gol kaydeden Furkan, ne kadar formda oldugunu ispatlamis oldu.
.



Milli Takım Aday Kadrosu Açıklandı

02:34 Yazar: Bhut_Jolokia 7 Yorum
Kadroda sürpriz isim yok diyebiliriz. Gösterdiği iyi performansla adından söz ettiren Mustafa Sarp kadroda kendine yer buldu. Fifa'nın yeni kararıyla Önder Turacı'nın da Milli takım yolu açılmış oldu. Puan kaybının telafisinin olmayacağı maçlara çıkacağız. Bosna'yı yenersek Dünya Kupası yolumuzun açılacağını düşünüyorum. Yine gidemessek bu yaz işkence gibi geçer o yüzden bu ihtimali düşünmek bile istemiyorum. İşte Milli takımımızın aday kadrosu:

Kaleciler: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Sinan Bolat (Standard Lİege), Serkan Kırıntılı (MKE Ankaragücü)

Defans: Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu (Galatasaray), Gökhan Zan (Galatasaray), Önder Turacı (Fenerbahçe), Servet Çetin (Galatasaray), İbrahim Kaş (Beşiktaş), Hakan Kadir Balta (Galatasaray), İsmail Köybaşı (Beşiktaş)

Orta Saha: Hamit Altıntop (Bayern München), Kazım Kazım (Fenerbahçe), Ceyhun Gülselam (Trabzonspor), Mustafa Sarp (Galatasaray), Emre Belözoğlu (Fenerbahçe), Nuri Şahin (Borussia Dortmund), Arda Turan (Galatasaray), Tuncay Şanlı (Stoke City)

Forvet: Nihat Kahveci (Beşiktaş), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Sercan Yıldırım (Bursaspor), Mevlüt Erdinç (Parıs Saint-Germain)

Bhut Jolokia



Caner Erkin Dedikoduları Üzerine

21:15 Yazar: tanjue 5 Yorum
Dedikodular üzerinden yazı yazmak, eleştiri yapmak doğru değil biliyorum ama bu yazı tarihe bir not olarak kalsın istediğimden biraz acelecilik yapıyorum... Caner Erkin Türk futbolunun yaş grubunda en değerli isimlerinden biri kuşkusuz. Milli takım havuzunda da bulunan genç futbolcu Rusya'ya gittiği ilk günden beri de aradığını bulamadı. Ya da tam aksine bu transferde aradığını bulamayan taraf CSKA Moskova oldu. Son dönemde de tavırları yüzünden Zico tarafından kadro dışı bırakıldığı ve takımda düşünülmediğini biliyoruz. Bu özellikleriyle transfer döneminin son günlerini yaşarken Sercan Yıldırım'dan sonra en sık duyduğumuz isim onunki oldu. Peşinde Galatasaray'ın olduğu uzun süredir yazılıp çiziliyordu, şimdiki aday Trabzonspor tabi bir de Krylya Sovietov var...

Caner'in aslolarak bir hücum oyuncusu olduğunu söyleyerek değerlendirmeye başlamakta fayda var. Hücum oyuncusu olarak derken bir forvet oyuncusu değil ama ofansif bir orta alan oyuncusuydu! Caner. Sol açık olarak tanırım ben onu hep, her nekadar önce Manisa'da sonra da Fatih Terim'in ısrarcı tavrıyla bir sol beke dönüştürülmek istense de. Sol bek oldu mu peki bu dönemde derseniz ben hala onun sol bek olarak Sol açıkta vereceği katkının yarısını bile verebileceğine inanmıyorum. Ancak özellikle hücumcu bekleri seven hocalar için de sol açık , hatta ve hatta ortasahanın göbeğinde de oynayabilmesi itibariyle çok güzel bir seçim olacaktır. Bu açıdan Hakan Balta gibi defansif bir bekin keyfini süren ancak yeni sistemiyle bir de alternatif hücumcu beke ihtiyac duyan Galatasaray için şahane bir tercih olacaktır bence. Ki onların bu transferde kat kat önde olduğunu düşünmekteyim an itibariyle. Ama bu 3 takımında Caner'i kiralık olarak istedikleri CSKA'nın da onu bonservisiyle vermek istediği konuşuluyor bu günlerde. Moskova ekibinin onun için Manisa'ya tam 4 milyon euro ödediği ve mali olarak çok rahat bir durumda oldukları da düşünülünce bonservisinin de 2-3 milyon eurodan aşağı olmayacağını düşünüyorum kendi adıma. Bu bonservis bedeli de devreye girerse biz(trabzonspor) devre dışı kalacağımızdan Galatasaray'ın yine transfere en yakın takım olduğunu düşünüyorum...

Gelelim Trabzonspor ve Caner Erkin dedikodularına ki bu benim için esas olandır. Caner Erkin dediğim gibi benim için öncelikle bir sol açık ve ofansif orta saha oyuncusudur. Yani Gabriç transferi öncesinde yapılacak bir Caner Erkin hamlesi bu bünyede büyük coşkulara sebep olabilirdi ama şimdi işler değişti. Trabzonpor'da artık o sol açık mevkiine aday Broos onları sol açık olarak kabul etmese de tam 3 isim var, Engin,Alan ve Gabric. Dolayısıyla şuan gerçekleşecek bir Caner transferi onun sol bek olarak transfer edildiği anlamına gelir, küçük bir ihtimali de Selçuk'un oynadığı forveti destekleyen orta saha oyuncusu rolü için bırakıyorum ama çok zor olduğunun farkındayım. Sol bek olarak transfer edilmesi demekse Cale ve Ferhat ikilisinden birine yol verilmesi anlamına geliyor. Zaten yedek sol bek olan ve yeni transfer edilen Ferhat değil tabiki bu isim. Cale'nin gönderilmesi ve bir yabancı kontenjanının boşaltılması demek olacak bu transfer. Cale'nin gönderilmesi transfer sezonunun başında da gündeme gelmişti hatırlarsanız. Schalke, Hoffenheim gibi takımlar ilgileniyordu kendisiyle. O gün satılsa ve yerine Caner transfer edilse yine bir eleştiri de bulunmazdım sanırım. Ama o günlerde piyasası tavana yaklaşmış , bugünlerdeyse sezona kötü başlamasının da etkisiyle epey gözden düşmüş bir oyuncu Cale. Yani Haziran ayında onun satışından elde edilecek gelirden çok daha azını alabilir Trabzonspor. Ki yaklaşık 40 maçtır onunla oynayan defansın da onsuzluğa alışması için yeterli zamanı yok artık. Ayrıca önce onu satmak, bu sürede Caner transferini bitirmek ve yine bütün bu işlerin bitmesinden sonra gelecek para ve açılacak kontenjan boşluğuyla bir forvet transferi yapmak için elimizde sadece 3 gün var...

Yani bazı şeylerin geç akıl edildiği Trabzon'da işler yine aynı yürüyor görüleceği üzere. Lazların aklı 12'den sonra çalışır sözünün gerçekliği üzerinde düşünmeye itiyor beni bu olaylar. 3 aylık dönemde akıl edilemeyen şeylerin transfer döneminin son 3 gününde akla gelmesi ilginç teorilerde kurdurabilir insanoğluna ama transfer döneminin bitmesini bekliyorum teoriler için. Tabi bütün bu yazılar basına düşen haberlerin üzerine. Bir de asbaşkanımız olacak insanın transfer yok deyişi var ki o daha büyük üzüntü veriyor bana. Üzüntü az kaldı ızdırap yapalım şunu hatta. Forveti olmayan ,sağ beki olmayan bir takımın 4.5 milyonluk Alan'ı ya da 2.5 milyonluk Gabriç'i kenarda oturtması ne kadar korkutucuysa 3 aydır akıl edilemeyen transfer hamleleri de o kadar korkutucudur. Yönetim mi? Son 6 aydır doğru yönettikleri ne var ki zaten? Beşiktaş maçı sonrası şampiyonluğun en büyük favorisi haline gelmiş takımın son halidir bu. Yazıklar olsun...

Tanjue




Türk Vatandaşlığı Yattara'nın Anayasal Hakkıdır!

20:06 Yazar: Cezasahasi 8 Yorum

-Baba, habu kumandayi nere koyayım?

Alex bu cümleyi kurabilir mi sizce? Ya da Nobre? Çocukları? Aurelio? Vb? Sanmıyorum. Daum bile kuramaz. Ama onların bu tip cümleler kurmasına ihtiyaç bırakmayacak kadar yakın ilişkiler kurmuş bazı tanıdıkları mevcuttur. Yakın bir geçmişte Türk futbolu yabancı oyuncuların Türk statüsünde oynaması amacıyla yapılan değişikliklere yakından tanık oldu. Kimi oyuncular daha iki yıllarını doldurmadan Türk statüsüne geçtiler kimileri ise şu anda altıncı sezonunu oynamalarına rağmen bu statüye bir türlü geçirilmediler. Bu oyuncuların idmanlarda Ahmet naber, Mehmet sen çok iyi vuruyor dedikleri muhakkak duyulmuştur fakat kameralar karşısında bu Ülkenin ana dilini kullandıklarına şahit olunmadı.

Yattara başka... Yukarıda verdiğim örnek de onun çocuklarının kendisine sesleniş biçimlerinden yalnızca biri... 19.06.2003 tarihinden itibaren Trabzonspor’un futbolcusu konumunda olmasına rağmen halen daha Türk vatandaşlığını elde edemedi kendisi. Çocukları Türk okuluna gidiyor, bizim gibi yaşıyor, bizim gibi eğleniyor. Ama her yönüyle hakettiği halde bir türlü Türk Vatandaşı olabilmiş değil. Çeşitli bürokratik engellemelerle Yattara’ya bu manada haksızlık yapılmaktadır. Türkçe bir kelime konuşamayan futbolcular Türk statüsünde oynarken en az bizler kadar Türkçe konuşan Yattara hala yabancı statüsünde futbol hayatını ülkemizde sürdürmektedir. Bürokratik engellemeler olduğunu yazımın giriş bölümünde belirtmiştim. Bu bürokratik engellemelerin kanuna filan dayanmadığını bu yazıda açıklamaya çalışacağım.

2006 yılında TFF bu konuda bir karar almıştı. "Yönetim kurulu, bu kapsamdaki oyuncuların ilk vatandaşlık başvurularından itibaren 5 yıl geçmesi halinde, Türk sıfatıyla oynayabileceklerini kararlaştırdı" ve “Yabancı uyruklu futbolcuların, A Milli Takım’da oynama uygunluğunu taşıması halinde, Türk vatandaşlığına geçişlerinde süre kısıtlaması aranmaması öngörüldü” şeklinde bir sonuca varmıştı. Buna göre Yattara alınan ilk karara uyacak olursa ancak jübilesini yaptıktan sonra yerli statüsünde oynayabilir. Buraya kadar her şey normalmiş gibi geliyor. Yalnız TFF’nin almış olduğu bu kararların anayasaya uygun olup olmadığına baktığımzdaysa garip birşeyler olduğunu siz de göreceksiniz. Anayasanın 16. maddesine göre; “Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.“ ibaresi geçmektedir. Anayasanın 13. maddesine gore “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.“ Yine Anayasamızın 11. maddesi ise “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.“ şeklindedir. Bu bilgiler ışığında, TFF eğer Türkiye Cumhuriyeti Anayasısın üzerinde değilse, Türk vatandaşlığına geçiş konusunda almış olduğu kararların bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Temel hak ve hürriyetlerde sınırlamalar yabancılar için sadece kanunla düzenlenebiliyorsa TFF’nin almış olduğu karar kanun hükmü taşıyamayacağı için bir geçerliliği de söz konusu değildir. Bu sebeple Yattara’nın başvurusunun yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Anayasanın 10. maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.“ şeklindeyken Yattara’ya yapılan bu uygulama bu bakımdan da anayasaya aykırı bir durum teşkil etmektedir.Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarının yapıldığı yer TFF değil T.B.M.M.’dir. Bu sebeple Türk statüsünde oynama konusunda TFF’nin almış olduğu kararların bir geçerliliği bulunmamaktadır.


Kanun No: 5901 Kabul Tarihi: 29/05/2009 Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması:

MADDE 10- (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancı, bu Kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir. Ancak, aranan şartları taşımak vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamaz.Başvuru için aranan şartlar

MADDE 11- (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda;

a) Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak,

b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye'de kesintisiz beş yıl ikamet etmek, (Trabzonu çoğu Trabzonludan iyi biliyordur)

c) Türkiye'de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek,(Adam her düğünde horon tepip kolbastı oynuyor. Kompela gibi "Bana pezevenk diyor" mu desin daha?!)

ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak,

d) İyi ahlak sahibi olmak, (İğrenç Çömlekçi Esprilerine maruz kalmaz umarım)

e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek, (İtirazı olan?)

f) Türkiye'de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak, (Gerekirse Hasan Üçüncü'nün bile sülalesine bakar)

g) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak, şartları aranır.(2) Bu şartlarda vurgulanan özelliklerin hepsine fazlasıyla haiz Yattara. Yani kendisinin vatandaş olmasında Anayasal olarak hiç bir engel olmamasına rağmen yaşanılan bu süreç nasıl izah edilebilir? Devam ediyoruz: Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda, yukarıda sayılan şartlarla birlikte, taşıdıkları devlet vatandaşlığından çıkma şartı da aranabilir. Bu takdirin kullanılmasına ilişkin esasların tespiti Bakanlar Kurulunun yetkisindedir. Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasında usul ve esaslar

MADDE 19- (1) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılardan başvuru için gerekli şartları taşıyanların adına vatandaşlık dosyası düzenlenir ve karar verilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda durumu uygun bulunanlar Bakanlık kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilirler, uygun görülmeyenlerin talepleri ise Bakanlıkça reddedilir.Anayasanın ilgili maddeleri derki; Türk vatandaşlığı

MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. (Son cümle mülga: 3.10.2001-4709/23 md.)Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.Kanun önünde eşitlikMadde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (*)(*) 9/2/2008 tarihli ve 5735 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkraya “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiş,bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 5/6/2008 tarihli ve E.: 2008/16, K.: 2008/116 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasıMADDE 13. – (Değişik: 3.10.2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.V. Yabancıların durumuMADDE 16. – Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğüMadde 11. – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

Bu bilgiler ışığında Yattara'nın vatandaş olamamasının sebebini düşündüğümüzde karşımıza Ankara'da dayısı olmak deyimi geliyor. Köşke bir taraftar çıkartmadan olmuyor bu işler galiba. Fakat ilginçtir, Nobre'ye kıyak vatandaşlık hakkı tanıyan Ahmet Necdet Sezer'in ismini Yattara telaffuz edebilir, hatta onunla kahvehane muhabbetine bile girebilir. Nobre ise kendisine yalnızca ben ıyı, sen nassın ve rakı-şiş-kebap üçlemesi geyiği döndürebilir o da canı sıkılıncaya kadar. Gerisini "tercümanları" tamamlar. Zaman ne getirir bilinmez fakat şu açık ki Anayasa'da belirtilen haklarından yararlanamayan Yattara ve Trabzonspor mağdur durumdadır.

NOT:Anayasa maddeleri eklenirken www.tbmm.gov.tr kaynak alınmıştır.

Teşekkürler; Engin Uzunoğlu, a1b2




Tuncay Stoke City'de

19:15 Yazar: Bhut_Jolokia 4 Yorum
Tuncay'ın Stoke City'e transferinden önce adı sürekli Aston Villa, Köln ve Fenerbahçe ile geçiyordu. Daum'un açıklamaları da kafalarda soru işaretleri oluşturdu fakat Tuncay Stoke City'e transfer oldu. Tuncay'ın Premier Ligde kalmasına oldukça sevindim. Premier Ligin kalitesi malum ve Bundesliga'da Köln formasını giyeceğine Stoke tercihi daha mantıklı görünüyor. Tuncay yeni takımına 5 milyon 700 bin avro karşılığında transfer oldu. Yine aynı ücretle Middlesbrough'dan takım arkadaşı Huth da aynı ücretle Stoke City'e transfer oldu. Bu iki transfer Stoke'un Premier Ligdeki yerini sağlama alabilir. Huth Shawcross'la stoperde iyi bir ikili oluşturabilir. Tuncay'ın nerede oynayacağını çıkacağı ilk maçta göreceğiz. Bu sezon Stoke City'i daha yakından takip edeceğiz.

Bhut Jolokia



Kızıl'ın En İyi Müşterisi

18:39 Yazar: Bhut_Jolokia 4 Yorum
Delgado'nun sözleşmesinin askıya alındığı haberine şaşırmıştım. Beşiktaş yönetimi Delgado'yu bir yıllık alacağını peşin ödemeyi kabul ederek ikna edebilmiş.Bunca tavizi verdikten sonra kimi alacaklarını merak ederken Tabata haberi yayıldı birden. Transfer resmileşmeden önce İbrahim Kızıl'ın açıklamalarını dinlediğimde satıp satmama konusunda kararsız görünüyordu fakat kısa süre sonra transferin bittiği haberi geldi. Bu bonservis bedeline hayır demek yanlış olurdu zaten bir Anadolu kulübü için. Tabata Süper Lig için uygun bir oyuncu olabilir belki fakat Şampiyonlar Liginde ne yapar soru işareti. Bunca paralar verilip büyük takımlara transfer olmak oyuncu içinde ekstra bir baskı unsuru oluşturur bence.

Sorun olan Tabata'nın ismi değil. Tamam bu transfer tercih meselesidir, yönetim transfer sezonunun son zamanlarına yaklaştığımız şu günlerde kaliteli oyuncu bulmakta zorlanabilir fakat hiçbir neden Tabataya 8 milyon avro gibi inanılmaz yüksek bonservis bedeli verilmesinin üzerini örtemez. İsmail'e verilen 5.5 milyon avroyu da göz önüne alırsak Gaziantepspor için oldukça karlı bir yaz oldu. Tabata etkili bir performans gösteremesse bu transferler daha çok tartışılır bu kesin.

Bhut Jolokia




Panathinaikos-Galatasaray-Dinamo Bükreş-Sturm Graz

14:37 Yazar: Bhut_Jolokia 1 Yorum

Öncelikle iki takımımızında iyi kura çektiğini söyleyebiliriz. İlk torbadan gelen Panathinaikos'la grup birinciliği için büyük bir mücadele olacaktır. Grupdaki ilk maç için Pana deplasmanına gidecek Galatasaray. Bu maç iki takımın grupdaki sıralamasını da belirleyecektir büyük oranda. Yunan deplasmanları her zaman sıkıntılıdır fakat ilk maçın Pana deplasmanı olması avantaj. Bu sezon kadrolarına Cisse, Katsouranis, Leto gibi kaliteli oyuncuları dahil ettiler. Önemli miktarda para harcadılar. Aslında şuanda Şampiyonlar Ligindeki rakiplerini analiz etmeyi bekliyorlardı fakat şanssız bir kura çektiler ve Avrupa Ligindeler. Pana-Galatasaray maçları çok çekişmeli olacak şüphesiz.

Diğer takımlara bakacak olursak, Dinamo Bükreş Romanya'nın köklü takımlarından. Kadrolarında yakından tanıdığımız Tamas ve Bratu dışında, Lobont, Zicu, Cristea ve Niculae gibi etkili oyuncuları bulunuyor. Açıkcası Galatasaray'ın Dinamo Bükreş'i rahat geçeceğine inanıyorum. Son torbadan gelen Sturm Graz ise tarihi olan bir Avusturya klübü fakat tarih başarılı olmaya yetmiyor Avrupada. Galatasaray'ın deplasmanda içerde fark etmeden Sturm Graz'ı da saf dışı bırakacaktır.

Bhut Jolokia



Sen Ne Zannettin?

14:02 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
UEFA'nın resmi sitesinden.



Toulouse 0 Trabzonspor 1: Beklenen Şarkı...

13:39 Yazar: Cezasahasi 6 Yorum

"Bütün bir sene bu maçı bekledik."

Bu söz Manchester City antrenörü Mansur Bin Zayid'e ait değil. Ama olabilir de. Çünkü adam yanlış ya da doğru mevcut transfer piyasasında alabileceği en iyi oyuncuları almış ve şimdi tadını çıkartmak istiyor. Belki olası bir Premier Lig şampiyonluğunu kaçırdıkları maç sonunda böyle bir açıklama yapması muhtemel. Şimdi değil... Moratti de bir ŞL finali öncesinde böyle bir açıklama yapmadı henüz. Bu açıklama Transfer döneminde kulübünün acil ihtiyaçlarından hiç birine cevap vermeyen, üstelik bunu kendince aforizmalarla haklı göstermeye çalışıp caka satan Trabzonspor Yönetiminin bir numaralı ismi Sadri Şener'e ait. Uefa Avrupa Ligi Play-off birinci karşılaşması sonrasında sarfedildi bu sözler. Acınası bir durum. İçinde bulunulan hâlin vehameti bir tarafa, yapılan açıklamalarla daha da acınası hale geliyor her şey. Transfer dönemindeki fiyaskoların takıma yaptığı negatif etki ve ortaya çıkan tablodan yalnızca açıklama yaparak kendini soyutlamak çabaları... Kör gözün, sağır kulağın gördüğü takımın en büyük eksiklerine bigane kalmak nasıl bir aymazlıktır? Bütün bir sene bu maçı bekledik. Ama nedense bu takıma bir forvet almayı, geçen seneki tüm eksikliğe rağmen akıl edemedik. Hele ki tek forvet oynayacak bir takımın belki de en önemli dişlisi olacak bu mevkiiyi takviye etmeyip takımı yarı çıplak bırakmamız var ki olsun, kızarsak gideriz ha! Kimi çıkaracağız forvet alırsak!

Hazırlık maçlarında zaten kendini gösteriyordu forvet eksiği. Takımın gollerinden üçü hariç tamamını orta saha oyuncuları kaydetmişti. Lig başladı, ilk maçta goller yine orta saha oyuncularından geldi. İkinci maç Giray sahnedeydi, üçüncü maçta Sylva ileri çıkabilse golü atacaktı ama yapması gereken bir görevi daha olduğu için ileriyi pek düşünemedi. Toulouse ile oynanan ilk maçtaki gol de bir defans oyuncusundan geldi. Forvetler mi? Gideriz ha!

Bir sene boyunca bu maçı bekleyenler gidip bu maçlarda oynatamayacakları, ve bana sorarsanız birinci derecede ihtiyaç duyulmayan bir mevkinin oyuncusunu transfer ettiler. Allah Allah, sen bir sene hazırlan, sonra git bu maçta oynatamayacağın bir adama 2.5 milyon € bonservis bedeli vererek transfer et. Bu oğlunun bir yıldır ÖSS'ye hazırlandığını iddia eden bir babanın, sınava 1 hafta kala onu Hırvatistan'a inşaat işçisi olarak göndermesi gibi bir şey. Rezalet de diyebilirsiniz ama ben demiyorum. Sonra giderler ha!

Fransa'daki maç prestij maçı mıydı neydi, öyle bir şeydi işte. Moral bulma maçı da diyebiliriz ama Trabzonspor'un adam gibi bir golcüsü olabilseydi bu maç bile farklı olabilirdi. Maçın özeti Trabzonspor için turun özetiydi bence. Toulouse'nin yedek forveti Xavier Pentecote'nin Trabzonspor savunmasını düşürdüğü haller dün gece çok açıktı. Giray'a karşı kurduğu fiziksel ve zihinsel üstünlük ortadaydı. Topu sürekli ilerde tuttu, tek başına kazandığı faullerle takımını birden ileriye çıkardı. Fizik mücadelelerde iyiydi, topa hakimdi. Dahası Gignac yedekti ve Alayin Casanova "gol yedikten sonra takımının defansa kapanma ve atağa çıkma arasında şaşkınlık yaşadığını görünce takımın toparlanması ve topu ilerde daha fazla tutabilmesi için sakatlığı devam etmesine rağmen onu oyuna aldı. Bu paniğe neden olan golü atan da bir defans/orta saha oyuncusu Ceyhun'du. Trabzonspor forvetlerinin ataklarıysa 3-5 bilemediniz 10 saniyelik seanslar halinde. Golcülerin topu ilerde tutabilmesini geçtim, kontrol edip topa vurmaları için 2 saniyelik bir zaman dilimleri varmış gibi hareket etmeleri de izleyenlerin sinir katsayısını artırdı. Girilen pozisyonlar değerlendirilemedi. Çok daha fazla pozisyona girebilirdi Trabzonspor, fakat o yetenekte bir forvet hattı olmadığı için...

İşte böyle... Trabzonspor'dan herkes birşeyler bekliyordu bu sezon. Taraftar bir transfer bekliyordu. Çünkü geçen sene beklenen şampiyonluğun gelmemesinde Forvetteki eksiklikler rol oynamıştı. Umut'la Gökhan ilerde top bekliyordu, Ceyhun, Selçuk, Giray, Song gol atacak bir forvet oyuncusu bekliyordu. Trabzonspor yönetimi işte tam bir senedir bu maçı bekliyormuş. Sanırım seyretmek için...




Cm 2010 Hakkında

13:17 Yazar: Bhut_Jolokia 7 Yorum

Oyunu kurmadan önce pek fazla ümidim yoktu açıkcası. En fazla 5 dk bakıp çıkarım diyordum fakat oyundan çıktığımda epey vakit geçmiş farkında olmadan.

Öncelikle Eidos oyunu CM 4 görünümüne yaklaştırmaya çalışmış. Oyundan aldığım görüntülerden de göreceğiniz gibi oldukça şık bir skin oluşturmuş yapımcılar. Demoda seçebileceğimiz lig sayısı az fakat bu liglerin arasında Süper Lig de mevcut. Cm 2010'da lig düzeyini Fm'deki gibi seçemiyoruz. Örneğin İngiltereyi seçtiğimizde, İngiltere'nin tüm ligleri açılıyor. Bunun demoya has bir özellik olup olmadığını tam sürüm elimize geçtiğinde anlayacağız.

Oyunu açtığımda ilk olarak database durumunu kontrol ettim. Tüm transferler yapılmasa da Prates, Ortega gibi oyuncuların olmaması beni oldukça rahatlattı. Transferlerin oyuna yansımamasını da oyunun demo versiyonu olduğu için göz ardı ettim. Oyuncu özellikleri ise 100'lük oranlarla gösteriliyor. Benim gibi 1-20 arası değerlere alışanlar için alışmak zor olacak bu duruma. Özellik demişken ligimizdeki bazı oyuncuların profillerini kontrol ettim. Özellikle Arda Turan'a özenildiği belli oluyor. Sercan Yıldırım'da Fm'deki özelliklerine göre oldukça iyi duruma getirilmiş.

Gözlemci ekranında ise scoutlarımızın gidebileceği bölgeler harita üzerinde gösteriliyor. Yine haritadaki renklere göre o bölge hakkındaki bilgi yeterliliği görülebiliyor. Ayrıca scoutlara araştırmaları boyunca vereceğimiz ücreti ayarlayabiliyoruz. Ne kadar fazla ücret yatırırsak daha verimli sonuçlar geliyor önümüze.

Türkçe'nin oyuna nasıl yansıtıldığı konusu da en çok merak ettiğim unsurlar arasındaydı. Bazı yerlerde küçük ayrıntılar gözden kaçırılmış(Dışarda yerine Away gibi). Yine çeviri hataları da yok değil fakat fazla hata bulamadım bu konuda da. Tam sürümde olmasa da sonradan gelecek yamalarla bu sorun halledilebilir.

Taktik ekranı da hoşuma giden bölümlerden biri. Oyuncu seçerken örneğin DOM'ye tıkladığınızda o bölgede oynayan oyuncular yeni bir pencerede açılıyor ve seçiminizi yapıyorsunuz. Bunun gibi birçok kolaylık sunulmuş oyunculara. Ayrıca maçlarda kullanacağınız duran top organizasyonunu oyunculara antrenmanda çalıştırabiliyorsunuz.

Cm 2010'da gördüğüm en büyük eksiklik 2D'nin oyundan kaldırılması oldu. Maçlar 3D oynanıyor ve maçları spiker moduna alamıyoruz. Fm 2010'da gelecek 3D maç ekranını görmedim fakat CM'nin de bu iş için uğraşmış olduğunu söyleyebilirim. Maç izleme seçeneklerinde sadece goller gibi ilginç bir seçenek de var. Maç konuşmalarında ses tonunuzu da ayarlayabiliyorsunuz ve bu ekranda arka planda müzik de çalıyor.

Oyundan aldığım görüntülere buradan ulaşabilirsiniz.

Oyunu denemek isteyenlerde demoya buradan ulaşabilir.

Bhut Jolokia



Beşiktaş ve B Grubu

02:56 Yazar: Bhut_Jolokia 1 Yorum
Kuralar çekildikten hemen sonra yazmayı planlıyordum bu postu fakat bilgisayarda çıkan sorun nedeniyle bu saate sarktı maalesef.

Grubu değerlendirmeye başlamadan önce Beşiktaş'ın iyi bir kura çektiğini söyleyebiliriz. Beşiktaş'ın ilk torbadan kim gelirse gelsin 0 puanlık maçlar oynayacağını kestirmek zor değildi. CSKA ise ikinci torbadan gelmesini istediğim 2 takımdan biriydi. Son torbadan ise gelmesini istemediğim tek takım geldi Beşiktaş'ın grubuna. 4. torbadan Wolfsburg dışında bir takım gelseydi Avrupa Ligi yolunun açık olduğunu ve CSKA ile 2. tur mücadelesi yapılacağını söyleyebilirdik fakat 2. tur mücadelesi içinde artık bir takım daha var.

Beşiktaş'ın evinde oynayacağı her karşılaşma final değerinde olacak. Müthiş taraftar desteğiyle CSKA'yı da Wolfsburg'u da yenecek güçteler. Fakat Şampiyonlar Ligi öncesi hücumda üretkenlik sorununu çözmeliler. Delgado'nun sözleşmesinin askıya alınmasıyla o bölgeye gelecek 10.5 numara merak ediliyordu. O isim Tabata oldu. Ayrıntılarına başka postta değiniriz fakat Tabata'nın Şampiyonlar Ligi tecrübesinin yeterli olmaması düşündürücü elbete. İkinci maçta CSKA deplasmanında alınacak 1 puan çok önemli. Üçüncü ve dördüncü maçlar Wolfsburg'la oynanacak ki grubun kaderi bu iki maçın sonucuna göre belirlenecektir.

Beşiktaş her ne kadar formsuz görünsede bu gruptan çıkacak gücü var. Porto ve Marsilya karşısında yaptığı hataları tekrarlamazlarsa 2. tura yükselebilirler. Bizleri yine sıkı maçlar bekliyor bu sezonda.

Bhut Jolokia




Villa Park Yasta

01:02 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
İlk maçı Avusturya'da 1-0 kazanan Rapid Wien turu geçiyor. Milner ve takım arkadaşları şokta. 2-0 öne geçmelerine rağmen Jelavic durumu 2-1'e getiriyor. Ve maç bu skorla bitiyor. Bir de penaltı kaçırıyorlar Young'un ayağından. 15 sene öncesi aklıma geldi birden. Kaçan penaltı, ilk maçın ve ikinci maçın skoru... Milner'in hali ortada, benim gibi bir yaz aşığı bile yaz bitiyor diye bu kadar üzülmüyor. Villa Park bu acıyı kendilerinin yapamadığını yapıp Avrupa Ligi gruplarına kalmayı başaran Fulham'dan çıkarmaya çalışacak pazar günü. Rapid uzun zaman aradan sonra tekrar ismini duyurdu. En son final oynamışlardı UEFA kupasında.




Eto'o - Ibra: Lejyonerler Aynı Grupta...

20:40 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Barça ve Inter aynı gruba düştü. Hem görsel, hem de magazinsel bir şölen bekliyor bizi. Mourinho kitaplığını karıştırmaya, Ibrahimovic'le Eto'o da kramponlarını bilemeye başlamışlardır. Kim çektiyse kurayı eline sağlık. Sanki biri hususi ayarlamış mübarek. Eto'o Camp Nou'da bir gol atıp Batistuta'ya bir atıf yaparsa çıldırırım ekran karşısında.




Bırakın Beni Gideyim!

20:35 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum

Fatih Tekke devam eden Nacional karşılaşmasında da bir gol attı bugün. Bir kaç gün önce kendisinin ne zaman gol atsa Zenit'le olan problemlerinin tavan yaptığına atıfta bulunan espritüel bir post atmıştım. Bu gol üzerine yorumlar bölümünde postu güncellememize dair bir taş geldi. Biz de güncelleyelim dedik. Maç devam ediyor az önce de söylediğim gibi, bir gol daha atarsa başlığı tekrar güncelleriz: İzin vermezseniz Futbol'u bırakırım! Hat-Trick yaparsa Fatih özel sayısı çıkartırız.




10.5 Numara Eşleşme!

20:21 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Bence bu gruptan çıkarlar. Bunu başarabilecek güçleri var. Mevcut futbolları kimseye ümit vermese de toparlanacaklardır. Ayrıntılı bir inceleme gelecek akşama doğru.




Trabzon'un Alamadığı Perisic!!!

17:22 Yazar: tanjue 8 Yorum

Biliyorum bir çok büyük transfer haberi var piyasada ama hiç biri benim için bu haber kadar önemli değil. Perisic neden bu kadar önemli diyenler için kısa bir açıklama yapayım. İvan Perisic geçen geçen sezonu Roeselare'de kiralık olarak geçirmiş bir Hırvat genci. Yaşı henüz 20. Çok büyük bir yetenek olduğu için de bu postun konusu değil, zaten hiç izlemişliğim de yok kendisini. Ama Trabzonspor'un transfer döneminin başında onu ne kadar çok istediğini okuduk hep. Broos'da onun transferinden çok memnun olacağını ve Perisic'in çok yetenekli bir oyuncu olduğunu söylemişti hatırladığım kadarıyla. Yine bildiğim kadarıyla Perisic Trabzonspor'un ihtiyaç duyduğu iddia edilen sol açık ve forvet bölgelerinde oynayabiliyordu. Genç oyuncu bunun yanında sağ açıkta ya da forvet arkasında da görev yapabilen bir isim . Tabi ne kadar çok bölgede oynayabildiği değil ne kadar iş yapabildiği önemlidir bir futbolcunun ama yönetimin takip ettiği, Broos'un çok istediği bir oyuncu olması ve çok yönlü bir oyuncu olması konunun özü. Uzun lafın kısası bizim ihtiyaç duyduğumuz, istediğimiz ama bir türlü alamadığımız Perisic mevzu bahis. Zamanın haberlerini hatırladıkça gülüyorum şimdi. Kimi haberlerde Sochoux'la parada anlaşamadığımız yazıyordu, kimilerindeyse bu oyuncunun peşinde Bundesliga ekiplerinin olduğu ve bu yüzden Trabzon'a soğuk baktığı. Sonuç olarak Perisic'in gittiği takım Belçika Ligi'nin 3.sü Brugge. Daha komiğiyse bonservis bedeli, sadece 200bin euro... Bizse gidip o bölgeye Avrupa Kupalarında oynayamayacak olan Gabriç'i aldık, asıl hedefimiz Avrupa Ligine katılmakken.Ve 2.5 milyon euro ödeyeceğiz bonservisine, daha Alan'ın 4.5'u da duruyor kenarda tabi. Hemen belirteyim Perisic sadece 7 kez U17 milli takımının formasını giymiş bir oyuncu. Öbür yanda Gabriç'se Hırvatistan A milli takımının seçme havuzunun içinde olan, kadroya çağırılan ama henüz milli formayla tanışamamış bir oyuncu. Gabriç'e verilen 2.5 milyon euroyu ve Perisic'e verilemeyen 200bin euroyu sizlerin yorumuna bırakıyorum bu bilgilerden sonra...

Tanjue



Şampiyonlar Ligi Play Off | Gecenin Ardından

02:41 Yazar: Bhut_Jolokia 2 Yorum
Gecenin sonuçlarına baktığımızda büyük oranda favori takımların turu geçtiğini görüyoruz. Bu senenin sürprizi geçen sezon olduğu gibi Kıbrıs Rum Kesimi'nden geldi. Apoel ilk maçta deplasmanda 1-0 kaybettiği Kobenhavn'ı evinde 3-1 gibi net bir skorla geçerek adını Şampiyonlar Ligine yazdırdı. Geçen sezon Anorthosi'nin Olympiakos'u elemesinin ardından Apoel'de gruplara kalarak ülke puanlarına önemli katkı yaptı.

Diğer maçlara bakacak olursak, Fiorentina beklemediği bir Sporting buldu karşısında. Nitekim ilk yarıyı da 0-1 yenik kapattılar fakat Jovetic'in sahneye çıkmasıyla Fiorentina deplasmanda attığı golün avantajıyla turu geçmeyi bildi.Atletico Madrid, Olympiacos, Arsenal, Stutgart ve Lyon gibi takımlar turu neredeyse ilk maçta garantiledikleri için daha rahat maçlar çıkardılar.

Bundan böyle Uefa'nın yaptığı format değişikliği nedeniyle Şampiyonlar Liginde yeni takımlar görmeye alışacağız anlaşılan. 4. torbanın ilk takımı olan Wolfsburg ile 3. torbanın son takımı olan Beşiktaşın arasında 11.006 gibi ciddi bir puan farkı bulunuyor. Oysa geçtiğimiz sezon 4. torbada yer alan takımlara baktığımızda Shaktar Donetsk, Fiorentina, Dinamo Kiev, Atletico Madrid, Aalborg, Cluj, Anorthosis ve Bate Borisov gibi büyük oranda sağlam takımların bulunduğunu görüyoruz. Bu sezon ise Rubin Kazan, Urziceni, Debrecen, APOEL, Maccabi Haifa ve genelde 3. ön eleme turunda elenen Zurich gibi Şampiyonlar Ligi tecrübesi olmayan takımlar boy gösterecek grup maçlarında.

Son olarak Beşiktaş'ın kura durumundan bahsedelim. Beşiktaş 32.445 puanla 3. torbada yer alacak kura çekiminde. Bu sayede en azından 4. torbadan gelecek takımı saf dışı ederek Avrupa Ligi vizesi alması daha rahat olacaktır. Kura şansı da yanında olursa 2. tur vizesi için başa baş mücadele edebileceği takımlarla eşleşebilir Beşiktaş. Yazımı bitirirken Beşiktaş için yaptığım grup tahminlerini de yazayım. Zor grup; Barcelona, Inter, Beşiktaş, Standart. İstediğim grup ise; Milan, Rangers, Beşiktaş, Debreceni. Sizlerin tahminlerinide yorumlarda bekliyorum.

Bhut Jolokia



Arjantin'den Selamlar

02:14 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
2006-2007 sezonunda Sakaryaspor'da top koşturan iki Arjantinli futbolcuya selamlarını gönderiyor Colon taraftarları. Cangele hâlâ Türkiye'de ama Kayserispor'a selam gönderen bir Arjantinli'ye rastlamadım henüz. Hasta Sakaryasporlu Metin Doğrucan'ın Arjantin seyahatlerinden bir parça. Colon yeşil siyah...




Marko Panteliç

01:07 Yazar: Cezasahasi 5 Yorum
Menajeri açıklamış Türkiye'den iki takımın, Kayserispor ve Trabzonspor'un Pantelic'le ilgilendiğini. Aynı haberi daha evvel ingiliz medyasında, tek farkla, Kris Boyd farkıyla görmüştüm. Pantelic... Aradığımız golcü mü? Hayır. 4 sezondur Hertha'da ve bu sezon serbest kaldı. Pek tuttuğum bir adam değildir. Bonservisinin elinde olması bu transfer söylentisini biraz gerçekçi kılıyor. Trabzonspor ve Kayserispor bu adamla ilgilenedursunlar, Hertha Gustavo Adrian Ramos'u kadrosuna katmak üzere. 23 yaşındaki bu cengaver America de Cali takımının futbolcusu. Transfer gerçekleşirse Mondragon ve Elkin "Sultan" Soto ile beraber üçüncü kolombiyalı olacak Bundesliga'daki. Benim aklıma bu transferden sonra kalacak olansa neden Adrian Ramos'la ilgilenmez Kayserispor ve Trabzonspor, neden Pantelic'le ilgilenir?




Ömer Toprak Hizla Iyilesiyor !

21:06 Yazar: dandun 4 Yorum
SC Freiburg´un 1989 dogumlu Türk stoperi Ömer Toprak 9 Haziran 2009 günü gecirdigi Go Kart kazasindan sonra hizla iyilesmeye devam ediyor. Vücudunun büyük bölümünde yaniklar meydana gelen futbolcu Agustos ayinin basinda hastaneden taburcu olmus ve rahabilitasyon calismalarina baslamisti.

Iyilesme sürecinin planlandigi gibi gectigi belirtilen yetenekli oyuncumuzun antremanlara ne zaman baslayabilecegi hala bilinmiyor.

Ömer Toprak Almanya´da son yillarda yetisen en büyük defans yeteneklerinden biri olarak gösteriliyor. 2008 yilinda Almanya U19 Milli Takimi ile Avrupa Sampiyonlugu´na ulasan Ömer bu kazayi gecirmese Almanya U20 Milli Takimi ile 2009 Kasim ayindaki U20 Dünya Sampiyonasi´na katilacakti.

Ömer gecen sezon Freiburg ile 30 lig macina cikmis ve 4 gol kaydetmisti.
Biz de Ömer´e yeniden gecmis olsun diyor ve bir an önce yesil sahalara dönmesini diliyoruz !



Fırtına > Tayfun?

12:05 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Baskı kelimesinden nefret ediyorum, hele de mazeret olarak kullanılmasından ama işin bu noktaya geleceğini ve Avni Aker’de “baskı”nın beni tokatlayacağı tahmin etmemiştim işin doğrusu. En son geçtiğimiz sezonun son maçında Fb karşısında izlemiştim Tayfun’u...Sahadaki haline acımıştım işin doğrusu...Onun için en doğru olanın sezon sonunda terk-i diyar eylemek olacağını düşünmüştüm ama o maalesef direnmeyi tercih etti.

Tolouse maçının kadrosu açıklandığında stadda bir uğultu başlamıştı bile. Önyargıya, nefrete elle dokunabilirdiniz, o derece yoğundu tribündeki öfke. Maç başladı, Gignac 7 metre civarından aldığı sert göğüs pasını doğaçlama bir vuruşla ceza sahasının dışından köşeye gönderirken suçlu bulunmuştu. Tayfun neden Gignac’ı boş bıraktı? Futbolun güzelliği, Gignac vuruş becerisi, turdan 11. dakikada uzaklaşmamız vs. bir yana, tribündeki tek mevzu Tayfun olmuştu...Topu ayağına her aldığında 11 kişiye karşı değil, tribündeki onbinlere karşı da oynuyordu Tayfun...Duygu sömürüsü yapmıyorum, Tayfun’la akrabalık bağım yok, Trabzonlu’da değilim...Bunların altını şunun için çiziyorum, dünyanın hiçbir stadında hiçbir taraftar güruhu oyuncusunun başarısız olmasını bu şekilde istemez ve onu bu şekilde zorlamaz herhalde...En sonunda Broos’da Tayfun’un bu haline dayanamadı ki, onu oyundan çıkartmayı yeğledi.

Kaçımız 30.000 kişinin önüne çıkıp bir konuşma yaptık? Ya da 10 kişiden ayrı bir muamele göreceğini bildiği halde sürekli kendini ispatlamaya çalıştı? Tayfun acaba gol attığında kendisini alkışlayan taraftarlara bakıp neler düşünüyordur? Ya da Umut? İşin ironik yanı Tayfun’u, Tolga’yı ve 1 çalım fazla attı diye Barış’ı ıslıklayan güruh Fatih’i geri çağırıyor ve isteklerinin sağlamasını da; “O Trabzonlu ve lider karakterli bir oyuncu” şeklinde yapıyor. Fatih mevzusu başka bir tartışmanın konusu ancak neredeyse kulübün bütün değerlerini Avni Aker’de ıslıklama başarısı gösteren bizler için bile bu istek biraz garip değil mi? Fatih ya da Hami gibi baskıyla yaşayan kaç tane özel oyuncu yetiştirebilir ki? Bu çocukları rahat bırakıp hata yaptıklarında gözlerinin korkmaması için onları teşvik etmek yerine sürekli bağırıp çağırmanın, ve onlara küfretmenin kime ne faydası var? Sahi hangimiz sosyal hayatta işimizi kusursuz yapıyoruz da kusursuzu arıyoruz?

Yerlinin yerlisi gibi saçma ve tabansız bir tartışmaya girecek değilim ancak başarı istiyorsak iskelette en azından 2-3 tane Trabzonlu oyuncu tutmalıyız. Bu çocuklar zamanı geldiğinde sorumluluk almaktan, ellerini taşın sokmaktan çekinmiyor. Sonucu ne olursa olsun aşık olduğu renklere hizmet için kendini yıpratıyor. Bunu diğer yerli futbolcular da yapıyor tabii ki ama arada önemli bir fark var, o da kazanma alışkanlığı! Altyapıdan üstyapıya giden süreçte efsane bir takımın parçası olmanın bilinciyle yoğrulan ve oynadığı bütün yaş gruplarında zirveyi hedefleyen çocukları ve Ç.Dardanel’den, Manisa’dan, Ankaragücü’nden gelen, mağlubiyetin sporun içinde bir sonuç olduğunu düşünen çocukları gözünüzün önüne getirin. Arda Turan’ı, Semih’i diğer yerli futbolculardan farklı yapan biraz da bu kazanma alışkanlığı değil mi? Öyleyse bu çocukları ıslıklamak, onların sorumluluk almasını engellemek ve Egemen’in ya da Cale’nin yaptığı gibi önümüze gelene bir tekme oynatmaya zorlamak niye?


Tayfun yetenekli bir oyuncu tıpkı Umut gibi... Farklı özellikleri olan ve zamanı geldiğinde sorumluluk almaktan kaçmayan oyuncular bunlar. Bu yüzden de daha önce ne yapmış olurlarsa olsunlar sorumluluk aldıkları için her zaman ıslıklanan onlar oluyor. Marcelinho gibi bir oyuncuya dahi “topçu değil lan bu” diyenlerin bu ikiliyi hazmetmesi tabii ki çok zor ama ileride hala bir ışık var.




Adriyatik'ten Trabzon'a

00:58 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Malum 2 yıldır transfer dönemini Adriyatik kıyılarını arşınlayarak geçiriyoruz. Geçen sezon Hajduk’la yaşadığımız sonu gelmeyen pazarlıklar hayalkırıklığıyla sonuçlanmış ve Rukavina Yunanistan yolunu(Pana) tutarken Cernat’ta tekrar Kiev’e geri dönmüştü. Hajduk bu 2 oyuncunun yerini bence çok yerinde 2 transferle doldurmuştu...Bir ara isimleri bizimle de anılan(Hırvatistan’da ismi bizimle anılmayan adam kaldı mı? Andriç, Mandzukiç, Kaliniç, İbricic, Tomasov,Vukojeviç ve diğerleri) İbricic ve Tomasov’u alarak kadrolarını güçlendirdiler...Hajduk İbricic’ten gerçekten yüksek verim alırken, Tomasov, Gabriç’in beklenmeyen (ya da beklenen ama geçen sezona kadar bir türlü gerçekleşmeyen diyelim ) patlamasıyla sezon boyu ağırlıklı olarak yedek kulübesini ısıttı.

Hajduk 2009/2010 sezonuna girerken Hırvatistan’da dönemini tamamlayan golcüsü Kaliniç’i Blackburn’e, Gabriç’iyse bize pazarladı. Bu 2 transfer ve ardarda gelen mağlubiyetler , onları yeni arayışlara itti ve maddi sıkınıtıda bulunan Rijeka’dan Sharbini biraderleri transfer ettiler. Abisi Amad(25 yaşında forvet) hakkında çok bir fikrim yok, ancak 22 yaşında takımının kaptanlığını yapan Anas Sharbini gerçekten de özel bir yetenek. Filistin asıllı bu çocuğun uyum sorununu da kısa sürede aşabileceğine inandırmıştım kendimi. Hani mutlaka bir ortasaha oyuncusu alacaksak tercihim Gabriç’e göre Sharbini olurdu. Zaman kimi haklı çıkaracak göreceğiz ama eğer sözleşmesinde özel bir madde yoksa Hajduk’un 2.5 milyon Euro civarında bir para ödediği adamı zamanı geldiğinde 5’ten aşağıya satmayacağından emin olabilirsiniz.

Futbolda tekrar çıkışa geçen Hırvatistan adeta bir yetenek madeni gibi çalışıyor. Yalnız bu kalabalık içinde Brezilyalılar gibi sırf Hırvat olduğu için ya da Hajduk ve Dinamo formalarını terlettikleri için transfer yapan oyuncular da yok değil(bkz: Seriç ve Gordon)İşin doğrusu bütün yeteneğine rağmen Kaliniç’in henüz düzenli olarak Hırvat Milli takımının formasını giymeden Blackburn’e 6 milyon Pound gibi bir rakam karşılığında transfer olması da bence riskli bir tercih... Konu şu ki Hırvatistan ligi gerçekten çok zayıf bir lig. Futbolcularının ve Millî Takımlarının bütün haşmetine rağmen temsilcilerinin Avrupa’ya eleme turlarında veda etmelerinin nedeni de biraz bu rekabet kısırlığı olsa gerek...Türkiye’de idman sahası bile diyemeyeceğiniz stadlarda 1. lig maçlarını oynayan takımları hiç de az değil, buna bir de Hırvat bir arkadaşın söylediği notu ekleyeyim, “İstatistikler seni yanıltmasın, bu ayarda bir ligde bir golcüye iyi diyebilmen için sezonda 20 golü aşması gerekir”

Sonuç olarak Hırvat oyuncular parlamaya devam ediyor ancak bu pazarda düşük maliyetle iyi oyuncular almak için yıldız adaylarının ligin 2 büyüğüne hareketinden önce davranmak gerek...Wenger Fabregas gibi bir oyuncuyu 43 kez izletip transfer ediyorsa biz de pekala Hırvatistan’da kamp kurabiliriz!




FM 2010 vs CM 2010

15:05 Yazar: Bhut_Jolokia 16 Yorum

Championship Manager 03/04 sürümünden sonra ayrılan Eidos ve Sports Interactive bildiğiniz gibi ayrı ayrı menajerlik oyunları sürdüler piyasaya. Sports Interactive'nin işi daha zordu. İsim hakkı Eidos'da kaldığı için nispeten geride başlayacaklardı yarışa fakat SI çok kritik bir hamle yaptı, oyununun database bölümünü aldı. Zaten Cm 5'i aldığınızda oyunun ne kadar rezalet olduğunu görmüşsünüzdür. Skin, data yanlışları, vs...

Fakat Eidos bu sonbahar farklı birşeyler yapmaya kararlı anlaşılan. Cm 2010'un genel özelliklerinin açıklanmasıyla büyük şaşkınlığa uğradığımı söyleyebilirim. Oyunun tıpkı Crysis gibi 'tamamen' Türkçe versiyonu da olacak. Diğer büyük yenilik aylık data güncellemesi. Örneğin Aralık ayında Zlatan Ibrahimovic sakatlanarak sezonu kapattı(Allah muhafaza tabii). Böyle önemli gelişmeler oyunda o ayki güncellemede yer alacak. Bu özellik CM Season Live adı altında olacak. Bu güncellemeden yararlanmak için belli bir ücret ödemek gerekmez umarım. Turksportal'da bu konuyla ilgili bilgi şu şekilde:

''CM Season Live, oyun severlere aylık veritabanı güncellemeleri imkanı tanıyor. Oyuncular güncel verileri bilgisayarlarına bu özellik sayesinde indirebilecekler. 2009/10 sezonuna ait günümüz futbolunun taşıdığı yenilikler bu özellikler sayesinde oyununuzu güncel tutacak. Avrupa'da ki futbol dünyasında başı çeken 10 ülkeye ait tüm maç skorları, organizasyon dereceleri, sıralamalar, oyuncu transferleri, oyuncu istatistikleri, kartlar, önemli sakatlıklar vb. bilgiler, bu 10 ülkede ki 49 başlıca lig ve organizasyonların güncellemelerini sezon boyunca aylık periyodlarda direk indirme imkanını sağlayacak.

CM Season Live, 15 Ekim tarihinde başlayacak ve 6 ay boyunca aylık periyodlarda kullanılabilecek.

Oyuna başladıktan sonra kulüp değiştirmek istediğinizde ister sezon başına dönüp baştan başlayabilecek, istersenizde CM Live Season güncelleme tarihinden itibaren oyuna başlayabileceksiniz. Bu sayede sezon sonuna doğru günümüz futbolunda küme düşme hattında ki bir kulübün başına geçip küme düşmesini engellemeyi sağlayabileceğiniz gibi gerçek hayatta ki şampiyonluk mücadelesini bilgisayarınız başında yaşayabileceksiniz.''

CM 2010'un tutması için database sorununu ortadan kaldırması gerekiyor. Daha önceki sürümlerde Galatasaray'da Cesar Prates'in hala kadroda olduğunu hatırlıyorum mesela. Başka bir konu ise oyunun skini elbette. Kullanışlı ve şık bir model bulamazlarsa yine hüsrana uğrayabilir Eidos.

Geçelim Fm 2010'a. SI'de boş durmuyor tabiki. Duyurulara baktığımızda oyunun kullanılabilirliği artırma ve skin üzerinde çalışmalar yaptıklarını görüyoruz. Açıkcası bu Türkçe hamlesini SI'den beklerdim fakat bu sürümde de bu özelliği göremeyeceğiz anlaşılan. Orjinal satış rakamları belli seviyelerde kalınca adamlar Türkçe sürüm hazırlamıyor tabii.

Fm 2010'da gelecek diğer yeniliklere bakarsak, yeni ligler kurma ve mevcut liglere alt ligler ekleme daha kolay hale getirilmiş. Fm 2009'da gelen 3D özelliği bu sürümde daha da geliştirilecek. Stad, taraftarlar, ışıklandırma gibi özellikler olacak yeni 3D maç ekranında. Ben oyunumda 3D özelliğini hiç kullanmadım. Bu oyunu CM 4'ten beri 2D oynadığım için alışamadım da zaten. 2D kesinikle kaldırılmamalı çünkü bir çok oyuncu 3D maç ekranının menajerlik oyunlarının formatına uymadığını düşünüyor. Oyunda ayrıca taktik değiştirme olayı daha da hızlandırılmış verilen bilgilere göre.

CM 2010 Eylül ayında, Fm 2010 ise 30 Ekim'de satışa sunulacak. Ne olursa olsun FM yine favori bu savaşta. Fakat Eidos oyunda devrim yaparsa CM'ye dönüş zor olmaz. Bekleyip göreceğiz.

*Eidos, CM 2010'un demosunu yayınlamış. İndirip oyunu inceleyeceğim. Görüşlerimi yine burada yazarım.
*Football Manager 2010'un ekran görüntülerine ise buradan ulaşabilirsiniz.


Bhut Jolokia



Lescott City'de || Etti 124 Milyon £

02:42 Yazar: Bhut_Jolokia 0 Yorum
Manchester City transfer sezonuna fırtına gibi girmişti malumunuz. Kadrosuna Adebayor, Santa Cruz, Tevez gibi 3 önemli forvet katan City'nin maçlara defanssız mı çıkacağı konuşulmaya başlanmıştı. Bu geyikler yapılırken önce İngiltere'de en sevdiğim orta sahalardan olan Gareth Barry'i transfer ettiler. Ardından defans hattını Kolo Toure ve Sylvinho transferleri ile güçlendirdiler. Bu isimlere eklenen son adam da Lescott olacak gibi. Everton bu transferden ne kadar kazandı bilinmez ama sağlam ücret almadan bırakmadıkları da kesin. Önümüzdeki günlerde City'e imza atması bekleniyor Lescott'un. Transfer ücreti olarak da 24 milyon sterlinden bahsediliyor ki iyi bir rakam. David Moyes işini bilir ve eksiği doldurur eminim. Arsenal hezimetinden sonra Lescott kesik yemişti zaten Moyes'den. Bakalım Everton bu parayı nasıl değerlendirecek transfer sezonunun kalan son günlerinde. Bu arada Lescott'un transferiyle City'nin bu yaz harcadığı rakam 124 milyon sterline ulaştı.

Bhut Jolokia



Kaptan Baris Odabas Offenbach´i Sirtladi !

00:53 Yazar: dandun 0 Yorum
1970 yilinin Almanya Kupa Sampiyonu Kickers Offenbach´in U19 Takimi deplasmanda VfB Gießen U19 Takimi´ni 3-0 maglup ederken, sahaya kaptan olarak cikan 1991 dogumlu orta saha oyuncumuz Baris Odabas yildizlasti.

Kanattan baslattigi bir atak ile ceza sahasina giren Baris´i rakip oyuncu faulle düsürünce kazanilan penaltiyi yine bu oyuncu gole cevirdi. Diger iki golden birinin de asistini yapan yetenekli gencimiz galibiyetin mimari oldu.

Baris Odabas sezon basindan beri zaman zaman Offenbach´in PAF Takimi´nda da yer alarak Profesyonel Takim´a ne kadar yakin oldugunu gösteriyor.

Ayrica Hollanda Ikinci Ligi´nde oynanan macta Go Ahead Eagles Deventer formasi giyen 1989 dogumlu forvet Halil Colak attigi golle takiminin Emmen deplasmanindan 1-0 galip dönmesini sagladi.

Bu gol Halil´in ligdeki toplam 4´üncü golü oldu.



Galatasaray 4-1 Kayserispor

18:07 Yazar: Bhut_Jolokia 3 Yorum
Galatasaray dün gece belki aman aman oynamadı fakat yine farklı kazanmayı bildi. Üstelik rakibi de ligin sağlam kadrolarından birine sahip olan Kayserispor. Rıdvan Dilmen'in tabiriyle eli ayağı düzgün bir takım. Cangele Galatasaray'ı en çok uğraştıran isimdi. Henüz 2. dakikada sol kanattan ceza sahasına çok iyi girdi ve Sabri Galatasaray'ın maça yenik başlamasını önledi adeta. Sabri için birşeyler karalamak lazım. Dün gece Sabri'nin savunmada daha derli toplu olduğunu söyleyebiliriz. Yine de Uğur'un bir an önce form tutup sağ beki geri almasını bekliyorum açıkcası.

Galatasaray ligin en iyi kadrosuna sahip şöyle bir fotoğrafa baktığımızda. Yedek kulübesinde oturan futbolcular bunu açıkça ortaya çıkarıyor. Nonda, Elano, Emre Aşık, Orkun, Uğur, Topal ve Barış. Bu isimlerden tamamı ligimizde neredeyse her kadroda as çıkacak kalitede şüphesiz. Rijkaard ve Neeskens bu kadroda doğru rotasyonlar yaparak ilerliyor.

Kayserispor'da göze batan isimler Cangele ve Makukula'ydı. Özellikle Makukula güçlü fiziği ile Galatasaray defansını oldukça uğraştırdı. Attığı golde Servet'ten kurtuluşu ve iki stoperin arasından yine fiziği ile sıyrılması önemli bir oyuncu olduğunun göstergesiydi. Kayserispor'un Anadolu takımlarına karşı en önemli kozu olacaktır Makukula.

Orta sahada Ayhan-Mustafa Sarp ikilisi tek kelimeyle müthiş oynadı. Özellikle Mustafa Sarp'ın baskılı oyunu, her yere koşması ve çaldığı toplar Ali Sami Yen'deki taraftarlarıda mest etti ve ona özel tezahürat yapıldı. Sarp'ın bu gelişimi artık o bölge için endişelerimi bitirdi diyebilirim. Daha sakatlıktan yeni kurtulan Mehmet Topal ve Barış forma için bekleyenler arasında. Bu zenginlik sayesinde Ayhan sezon içinde daha verimli kullanılacaktır . Yine ileri hattaki zenginlik Kewell'ın önem katsayısı daha yüksek olan lig ve Avrupa Ligi maçlarında kullanılacağını söyleyebiliriz.

Elano'nun başlangıcı da çok iyi oldu kesinlikle. Attığı gol de jenerikleri süsleyecek kaliteydi. Erman Toroğlu'nun tabiriyle Elano'nun 'kuzu kapama' vurduğu top 124 km hızla ağlarla buluştu. Golün getirdiği rahatlıkla, üzerinden stresi atıp bundan sonraki maçlarda daha iyi olacaktır Elano.

Galatasaray duran top organizasyonlarını bu sene çok gösterecek bizlere anlaşılan. Nitekim ilk golde duran toptan geldi. Sadece golde değil maç boyu kazanılan duran toplarda güzel taktikler denedi Galatasaray. Açıkcası içimde hep bir yaraydı bu konu ki Hagi'den bu yana bu konudaki etkisizliğini söylemeye gerek yok.

Son olarak transer konusuna değinelim. Volkan'ın Eskişehir'le sözleşme imzalaması bekleniyor hafta içinde. Eskişehirspor başkanının açıklamaları böyle. Bu transfer Caner'in transferinin de önünü açacak. Eğer kiralanacaksa gelecek sezon satın alma opsiyonu da alınmalı. Eğer Caner iyi bir çıkış yapabilirse gelecek sezon CSKA Caner'i bırakmayabilir. Genç olması da Caner'in diğer bir olumlu yönü. Sercan transferinde ise durum karışık. Başkan bütçemizi zorlayamayız dese de ani bir haber düşebilir her an ajanslara.Sonuç olarak Galatasaray üzerine koyarak ilerliyor. Takımın Beşiktaş karşısında nasıl oynayacağını çok merak ediyorum şimdiden.

Bhut Jolokia



Crouch'a Göre Forma

15:44 Yazar: Cezasahasi 6 Yorum
West Ham - Tottenham maçına damgasını vuran üç şey vardı. Birincisi tabii ki Carlton Cole, o nasıl bir gol, o nasıl bir asistti öyle? Diğeri Aaron Lennon ki kendisi bundan sonra olur da Amerika'ya falan gitmek isterse kesinlikle vize alamaz Jonathan Spector'a yaptıklarından sonra. Bir futbolcu, savunucusunu her pozisyon geçer mi? Lennon Spector'ın değil bir seyircinin gözüyle değerlendirirsek tek kelimeyle muhteşemdi. Tottenham'ın tüm ataklarını -Modriç'le birlikte- şekillendiren isimdi. Tottenham 1-0 geriye düştüğü maçı kazanırken Lig tarihinin en iyi başlangıçlarından birine de imza atmış. Tarih yazmış anlayacağınız. Tebrikler ve gelelim maça damga vuran üçüncü şeye: Crouch'un her daim açıkta kalan beli, göbeği... Koskoca kulüpsün, tarih yazmışsın bak. Şeklin arş-ı alaya ermiş ama dünyalar ödeyerek aldığın santraforunun sırtına uygun bir forman yok. Adamın sırtı, göbeği hep açık. Zıplarken, koşarken, düşerken... Hayır yarın öbür gün sahada uygunsuz bir karede yakalanacak, nerede kaldı yazdığın tarih? Olmaz ki... Hem bu boy-kilo orantısı kendine münhasır adamın üst kısımlarını gördüçe aklıma Abigail Clancy ve tatildeki pozları geliyor, futboldan başka mecralara kayıveriyor zihnim. Kendimi toparlamamsa kimi zaman bir dakikayı buluyor ki bir dakika futbol için uzun bir süre (Bir dakika? Yoksa basketbol için mi geçerliydi bunlar?) Neyse efendim özetlersek sadece futbol seyretmek isteyen bir Premier Lig seveni olarak Crouch'un forma problemini Abigail Clancy...




İki Sadri Arasındaki Fark?

14:39 Yazar: Cezasahasi 4 Yorum

Manisaspor - Trabzonspor maçı. Ev sahibi takım 1-0 öne geçtikten sonra Trabzonspor bastırıyor adına bastırmak denirse... Soldan bir orta geliyor Manisaspor ceza sahasına, Selçuk kafayla dokunuyor. Top kaleye girecekken Umut topa müdahale ediyor. Haftalardır gol atamıyor oluşunun hem kendisi, hem de golcü çalışmalarını es geçen yönetim üzerinde yarattığı baskı bir an kalkıyor sanki. Umut son bir umutla yan hakeme bakarken, Sadri Başkan, adaşı Sadri Alışık Baba gibi bu da mı gol değil be! bu da mı gol değil! halet-i ruhiyesine bürünüyor. Son derece dramatik bir tablo, hassas bünyeleri perişan etmesi kuvvetle muhtemel bir vuslat hikayesi. Gelin görün ki bu hüzünlü şark tablosuna mutlu son noktasını koyacak tontoş bir film karakteri yok orada. Ofsayt...

İki ayrı film, iki ayrı son. Ofsayt Osman Mutlu, peki ya biz? Bize yine hüsran... Ofsayt Osman aslında en başından beri mutluydu. Yerini, hattıni biliyordu mesela. Pozisyonunu da. O pozisyonu hiç kaybetmedi, sola falan kaymadı yok yere. Orta sahalarda falan... Golü iyi kokladı ve sonunda golü attı. Doğru yerde doğru işi yapana herkes yardım ediyor! Bizim filmin kareleri birleşince elde ettiğimiz ipuçları, filmin gelecek serilerine dair ipuçları veriyor. Umut Bulut takip eden seriler boyunca figüran olarak devam ediyormuş hayatına, Sadri Şener ve ekibiyse... Bu filmde ne hikmetse olan hep seyirciye oluyor. Perdeler onlara kapalı, hicran onlara yar, beklenen vuslatsa hep, ama hep az sonra...



Ne TS Taraftarı ne de TS Kadrosu Şu Futbolu Haketmiyor!!

12:14 Yazar: Great White 20 Yorum
Tam bir sene evvel 20 trilyonun üzerinde para harcanarak oluşturulmuş ve hasbelkader de olsa ligi ilk 3 arasında bitirmesinin haricinde son 3 haftaya kadar şampiyonluk mücadelesi vermiş bir kadro vardı elimizde..

Bu sezon da şampiyonluk yarışına ortak olabilmek adına o kadroya sadece 3 nokta transfer ve kaliteli bir teknik adam takviyesi gerekiyordu ama TS Yönetimİ buncacık bir görevi dahi layığıyla yerine getiremedi maalesef..

Yıllar boyunca sol kanadı olmayan bir takımın o bölgeye ardı ardına Alanzinho ve Engin' i transfer etmiş olmasına rağmen kör gözün dahi görebildiği forvet ihtiyacı konusunda kılını bile kıpırdatmayan Yönetim ve hocanın bir yabancı kanat oyuncusu daha transfer ettikten sonra o futbolcuyu dün Manisa' da sağ bek mevkiinde görevlendirmiş olması ayrı bir kara mizah örneği olsa gerek..

Daha ligin başında önce D. Bakır, sonra Toulouse ve şimdi de Manisa bozgunu ardı ardına gelince insan şöyle bir soruveriyor kendine; "Gerçekten bu kadar mı kötü takımız biz?" diye..

Hadi gene Toulouse' un Fransa' nın sıra takımlarından biri olmasına rağmen nihayetinde bir Avrupa takımı olması gerçeğinden hareketle o maçta ortaya koyduğumuz utandıran futbolu bir kenara bırakalım ve biraz da zorlama bir şekilde kadronun Avrupa tecrübesizliğine yoralım..

Yahu şu kadro her ne kadar bazı takviyeler gerçekleşmemiş olsa bile lige daha yeni çıkan, kadrosunu 18' e güçlükle tamamlamayı başaran bir D. Bakır' a ve bizim geçen sezon yollamış olduğumuz ıskartalar ile takımın iskeletini kurabilen bir Manisa' ya karşı yenilmeyi geçtim; bu derece mahkum, bu derece aciz bir futbol oynayabilir mi?

Yani şu ilk haftalarda bir GS ya da FB' ye karşı mahkum oynayıp da kaybetmiş olsak bunu Yönetim' in acizliğine haklı olarak bağlayıp Broos' u bu sorumluluktan sıyırabilirdik belki ama şu rezaletin baş sorumlularından biri de, futbolcu transferleri konusunda herhangi bir inisiyatif kullanabilme kişiliğini gösteremeyen, elindeki kadroyu lige yeterince hazırlayamayan, takımın sahada tel tel dökülüyor olmasını ifadesiz gözlerle izleyen ve ligin en zayıf takımlarına karşı dahi 8-9 defansif oyuncuyla çıkma tırsaklığını gösteren Hugo Broos' dan başkası değildir tabii ki..

Bir takım düşünün, maçın son dakikalarında panikleyerek bir an önce hücum bölgesine gitmek isteyen takımlar edasıyla maçın daha ilk dakikasından itibaren rakip defans arasında sıkışıp kalmış olan ve hava hakimiyeti olmayan Umut' un olduğu bölgeye doğru ısrarla ve sistemli bir şekilde doldur boşalt oynuyor. Bu rezalet, futbolcunun formsuzluğu, taraftarın agresifliği ya da Yönetim' in basiretsizliğine benzer basmakalıp hezeyanlar ile açıklanamaz..

Eğer ki futbolcular her maçtan önce kendi aralarında toplanarak "Bırakın şimdi hocanın taktiğini falan. Defanstan ve ortasahadan sürekli olarak Umut' un olduğu bölgeye topu şişerelim. Belki eğrisi doğrusuna denk gelir de bir gol atar üzerine yatarız" şeklinde bir konsultasyon yapmıyorlarsa birileri hocaya sorar tabii "1930 lardan kalma bu futbola hem de 3 maç üst üste nasıl izin veriyorsun? " diye..

Geçenlerde bir topiğin altına ironik bir mesaj atmıştım "Madem bu şekilde oynayacağız hiç değilse 4-1-5 sistemiyle oynayalım ki en azından top şişirilen bölgede daha çok oyuncumuz olur ve spontane gol şansımız daha da çoğalır" diye. Bunu yakında ciddi ciddi yazmaya başlarsam kimse şaşırmasın artık..

Milli Takım' daki tek oyuncumuz olan ve Sivas' daki maçı sonradan oyuna girerek lehimize çeviren Ceyhun' un adeta cezalandırılırcasına bırakın ilkonbiri, 3 eksiği olan bir takımın 3 oyuncu değişikliğinden bir tanesi olarak dahi tercih edilmiyor oluşu ayrı bir trajikomik vaka örneği olsa gerek . Hele ki rakibin arkada bırakacağı boş alanları değerlendirme şansı, skor avantajı sağladıktan sonra geriye çekilen bir rakibe karşı daha az olan Alanzinho' nun her maçta sonradan kurtarıcı misali oyuna sokuluyor oluşu bir zamanlar adeta bir fenomen haline gelen Ziya Doğan-Yattara sendromunu hatırlatıyor bana açıkçası..

Sonuçta diyeceğim o ki, şu kadro her ne kadar eksik ya da takviyesiz dahi olsa ne Manisa ne de D. Bakır gibi 2 asansör takıma ardı ardına yenilmemeliydi. Hadi yenilmeyi de geçtim, bu derece etkisiz ve bu derece silik bir futbol ortaya koymamalıydı.

Yani şu takımlara kadro yetersizliğinden dolayı yenildiğimizi düşünen aklı evvellere Manisa ve D. Bakır' ın bizi geçen senelerdeki o berbat kadromuzun ıskartalarıyla sahadan sildiklerini hatırlatmak yeterlidir sanırım..

Gelelim cefakar Trabzonspor taraftarının bu tablodaki görüntüsüne..

25 senedir şampiyon olamamasına rağmen hala bu camiaya büyük bir sevdayla gönül verebiliyor olması dahi takdire şayan bir fedakarlık olan TS taraftarının aylardır dile getirdiği forvet ihtiyacının şimdi ayyuka çıkmış olması bile bu kitlenin futbol ile ne derece haşır neşir olduğunun ve öngörülerindeki isabet oranının doğruluğunu gösteriyor zaten..

Taraftar baskı altına alıyormuş da futbolcu baskıyı kaldıramıyormuş. Hikaye..

Demek ki kendi tesislerimizde takım kaptanımızı tekme tokat dövsek ve bir de kendi tribünümüzde bir adam bıçaklanarak can verse daha neler çemkirecek bu millet..

Taraftar küfür ediyormuş. Gören de İstanbul takım taraftarlarının alayı maç bittikten sonra operaya gidiyor sanacak. O tribünlerdekilerin her biri ikişer üniversite devirmiş entellektüel insanlar ya(!)

Birileri şunu kafalarına soksun. TS taraftarı salt şampiyonluk istemiyor. En azından şampiyonluğu bu camiaya şart koşmuyor..

Sahada yenilse bile en azından ligin sıra takımlarına karşı da olsa kendisinin göğsünü kabartacak ve dosta düşmana utandırmayacak kişilikli bir futbol görmek istiyor. Sen bu taraftara onu dahi sunamıyorsan kimse kalkıp da sözümona taraftar baskısından falan bahsetmesin..

Bu rezalete şu baskı az bile..

Great White




Deplasman Günlüğü 1 // Manisa'da Ruhsuzlar Topluluğu

02:03 Yazar: tanjue 17 Yorum
Manisa'da biletlerin sadece 5 lira olduğunu Cumartesi günü öğrenir öğrenmez maç için harekete geçtim. İlk önce ailenin zayıf karnından yani annemden izini kopardım. Sonra BMN Bursa'nın organizasyonuna attık kapağı. Maç günü saat 5.30 civarı beni Balıkesir'den aldılar. Yol boyunca otobüste esen rüzgarlar epey iyiydi. Herkes iştahlıydı. Aylardan Ramazan olunca deplasman kültürüyse epey değişmişti. Daha önceden ayarlanan bir restaurant oldu ilk hedef Manisa'da. BMN İzmir'in de katılımıyla oluşan yaklaşık 100 kişilik grupta orucun verdiği açlıktan daha fazlası vardı. Herkes takımını özlemiş gözüküyordu. 2 maçtır alınan kötü skorlara rağmen inancın epey yüksek olması da önemli bir detaydı benim için. Maçın başlamasına 20 dakika kala stada girdiğimizde ortamdaki enerjiyle bazı gerçekleri unutmuş ve inanma işini de abartmaya başlamıştım kendi adıma. Ama daha maçın başında sahadaki oyunculardaki isteksizlik belli ediyordu kendini. Dakikalar geçtikçe çok daha fazla umutlanacak şeye sahip olacaktık ama haberimiz yoktu tabiki. Şans eseri bulunan pozisyonda Engin'in direği nişanlaması maçın gidişatına epey etki yaptı. Bundan bir kaç dakika sonra aynı Engin'in savunmaya yardıma gelip Serkan'la anlaşamaması sonun başlangıcıydı. İkisi de bir adım ötesindeki topa dokunamazken Nizamettin'in topla buluştuğu anda attığım feryat ilerleyen dakikada gelecek yenilerinin habercisiydi. Tabi 1-0'dan sonraki taraftarımızın tavrıysa yazının en önemli kesitini oluşturacaktı....

İsaac'ın golünden sonra taraftarın oku herzamanki gibi Isaac'e kaymıştı. Ağıza alınması zor cümleler takımını destekleme görevine sahip taraftarın ağzından çıkan her 3 tezahürattan 1-2'sini oluşturuyordu malesef. Göz göre göre gol yediren sevgili sağbekimizin de Engin'in de hatası yoktu ve tek suçlu Trabzonspor'da beğenilmeyen ve yeni takımına gol kazandıran Isaac'ti. Ağza alınmayacak tezahüratların etkisiyle kendisi çok da dayanamadı sahada zaten. Ne ara olduğunu anlayamadığım bir sakatlık yaşadı ve oyunu terk etti. Muhtemelen gelecek sezon takıma dönebilecek oyuncuları için "oh oh" diye tezahürat yapanlarsa Trabzonspor taraftarlarıydı. Bu sırada sahadaki anlaması güç olan isteksiz futbolda devam ediyordu tabi. Selçuk denilen futbolcu bozuntusu bir tek adamı kovalamadığı gibi orta sahayı bile geçip bizim yarı alanımıza gelmiyordu. V.Manisa'lı oyuncuların fizik güçlerini görünce kendi takımımdakilere bakıp iç çeken ben düştüğümüz halleri anlatacak kelimeler bulmakta zorlanıyorum şuan. Tjikuzu ve Colman ikilisi ne yapacağını şaşırdı o anlarda. Gabriç sahada yoktu sanki. Engin her aldığı topla adam geçmeye çalışıp kaybetme konusunda ihtisas yapmaya devam ediyordu. Selçuk'u adamdan bile sayamam zaten. Umut ne kadar yırtınsa da Dixon adlı fiziğine ve oyununa hayran kaldığım stoper karşısında pek iş yapamadı. Dolayısıyla Tji ve Colman ne kadar çabalasalar da yetmedi. Boşa çıkıp top almak için çok yırtındı ikisi de aslında ama stoperlerimiz aralarında pas yapıp pas verme konusunda kendilerine güvenemeyip doldurdular topu. Sahadaki futbol dayanılacak gibi değildi. Broos da bireysel yeteneklerle şansını denemek için Alan'ı aldı oyuna ve mecburiyetten Colman'ı çıkardı. O dakikadan sonra organizasyon yapma ihtimalimiz Selçuk'un eline baktığından iyice bitmiştik. Alan, Engin ve Gabriç'in sahadaki her hangi iki veya daha fazla oyuncuyu arka arkaya geçip gol atmalarını beklemek ya da Umut'un doldur boşaltlarda yanlışlıkla bir topa kafa vurmasın beklemekten başka şansımız yoktu. Zira Tjikuzu hariç orta sahadaki 4'lünün pas yapmaya niyetleri yoktu, olduğunda da topu bir birlerine değil rakibe atmak da inat ettiler sağolsunlar. İlk yarı bittiğinde homurdanmaların tepkiye dönüşeceği de çok net bir şekilde belliydi...

2. devrenin başında Gökhan Ünal beklentisi içinde olanlar biraz daha bekleyecekti. İkinci yarıdaki en büyük değişimse Manisaspor'un daha geride oynamaya başlamasıydı. Trabzonspor'un gol atabilmesi için yukarıda saydığım ihtimallere aslında çok önemli bir opsiyon daha eklendi. Gözümüzün önündeki kaleye hücüm eden Trabzonspor sol taraftaki boşluğu işlemek zorundaydı. Bu boşluğun sebebinden de bahsetmek gerekirse Mesut Bakkal'ın Trabzonspor'u çözmesi ve Ferhat'ı çok içte kullanması diyebilirim. Ferhat bir sağbekten ziyade 3. stoper gibi oynadı ama onun açtığı boşluktan ne Gabriç ne Engin faydalanabildi. Cale'nin ileriye çıkamaması,çıktığında da geri dönüşte Nizo'dan büyük darbeler yemesi maçın tıkanmasını sağladı. Gökhan'da sahadaki varlığı muamma olan Gabriç'in yerine oyuna girerken, Gabriç çıkarken ilk kez koşarken görülüyordu. Gökhan girdiğinde de değişen tek şey kafa topuna çıkıp vuramayan oyuncu sayımızın 2'ye çıkmasıydı. Artık ümitler bitmek üzereydi. Bu arada tribün şovda sürüyordu. Isaac'le başlayan tepki barutu ikinci yarıda bir çok yere sıçradı. Küfürlü olanlara eşlik etmesem de o forma kutsaldır tarzı tepkilere dayanamayıp katıldığımı itiraf etmeliyim ama çok daha fazlası gelecekti zamanla. Yönetim de sonunda hakettiği tezahüratlara maruz kalıyordu ve olayın benim açımdan en sevindirici yönü Broos'un değil asıl suçluların eleştirilmesi olduğunu söyleyebilirim. Ama maç boyunca yapabileceği herşeyi kapasitesi doğrultusunda deneyen ama kapasitesinin yetersizliği dolayısıyla bir tek kafa vuramayan Umut'un kaleciyle yükseldiği bir hava topundan sonra çizgilerin içine düşmesiyle işler benim açımdan rezil duruma gelmeye başlamıştı artık. O pozisyon sonunda Umut'a gülenler, onun alehine tezahürat yapanlar, gol narası atanlar vardı ve bu anda Umut bize sadece 5 metre uzaklıktaydı...

Bu sıralarda sahadaki oyunu değiştirebilitesi olan bir değişiklik geldi Broos'tan. Cale'nin kullanamadığı o boşluğa Ferhat gibi ısırgan bir bek girdi. Ama ne hikmetse o boşluktan yaptığı onlarca bindirmede top ona hiç ulaştırılamadı. Bir iki topla buluşmasında da yaptığı ortalarda gol gelmedi. Engin'in ve Egemen'in bulduğu pozisyonları hatırlıyorum sadece o arada tabi savunmadaki açıklar ayrı konu. Tek hamleli oyuncular Egemen ve Song'Un kayarak kestiği top sayısını saymak mümkün değildi. Allahtan şanslıydık ki 2.golü yemediğimiz gibi kartlarla da gelecek hafta için ağır eksikler vermekten kurtulduk. Bu sırada tribünde de kargaşa devam ediyordu. Hatta kargaşa maç başından beri susan hatta ayağa kalkmayan çekirdekçi tayfaya Gurbetçi Gençler arasında kavgaya dönüşüyordu. Bu kısa süreli sürtüşmenin yanında ikinci yarıdaki ateşleyici tezahürat sayısı bir elin parmaklarını geçmez malesef. Arasıra başlayan ve ilk dizede biten tezahüratları tek başıma kenardan devam ettirmem de durumu açıklar sanırım. Her neyse maç bu kısırlıkta bitti ama tribünün kısırlıkları bitmedi. Maç başından beri destek olduğu dakika sayısı köstek olduğu dakika sayısından az olan tribün maç sonunda yeni bir şova hazırlanıyordu. Önce Manisaspor tribüne çağırıldı. Ben ve benim gibi Manisaspor'u takdir edenler alkışlarıyla karşıladı rakib takım futbolcularını. Gurbetçi Gençler'in ''Hepiniz o... çocuğusunuz...'' tezahüratıyla günün rezaletine imza attılar bence. Zaten tezahürat üretmede sıkıntı olan ve bir çok besteyi sağdan soldan yontan taraftarımız vakti zamanında Karşıyaka taraftarının Manisa'da yaptığı bir ayıbı da çaldı. O dakikadan sonra hepsine ettiğim küfürlerle tribünün diğer koşesine kaçtım ve maça benimle birlikte gelen Galatasaray'lı bir arkadaşımın yanında sakinleşmeye çalıştım. Ama daha bitmemişti.

Malesef daha bitmemişti. Maçın özellikle ikinci yarısında doğru düzgün bir destek tezahüratı yapamayan ve bağırmayan taraftarla tartışan grup maçtan sonra havasını buldu. Maç boyunca hiç bir dakika bile bir arada bağıramadığını iddia ettiğim o grup maçın bitmesiyle amigo poh pohlama ya da Gurbetçi Gençler reklamı yapma derdindeydiler. Maç boyunca yapamadığımız üçlü büyük bir şevkle yapıldı. Maç boyunca beraber bağıramayan ve bazı tezahüratları tamamlayamayan bile bu grubun tezahürat aşkı maç sonu gelmişti. Ben maçtan sinirli bir şekilde çıkarken onlar hala vallahi gitmeyiz, billahi gitmeyiz diye bağırıyorlardı. Çıkarken sinirlerimi kontrol edemedim ve en sonunda çıktıktan sonra bağırarak maç boyunca bağıramadılar şimdi bağırıyorlar, böyle taraftara böyle takım diye haykırdım. Bu haykırışım sonunda çevremdeki herkesin haklı olduğumu söylemesi ve beni desteklemesi de haklı olduğumun kanıtıdır bence. Futbolun eğlence kısmını yaşamayı çok iyi becerdiklerini kabul ediyorum bu grubun ama keşke kaybedilen bir maçtan sonra sağlanan bu birlik maçın içerisinde de sağlanabilse. Maç sürerken Umut'a,Isaac'e ya da yönetime sallanılacağına takıma sahip çıkılsa ve maç sonunda içteki nefret kusulsa. Ama olmuyor işte ve nasıl olacağını da bilen yok bu ülkede. Deplasmanda maça gelip 90 dakika oturan kısıma da kızıyorum ,maç boyunca bağırmaya çalışıp takıma destek olmayı beceremeyen ama maç sonrasında çok daha iyi birlik olan kesime de. Bunun bir çözümünü bulabileceğiz mi bir gün bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey kendi düştüğümüz tuzaktan çıkamıyoruz, aynen bugün kendi kendini yenen futbol takımımız gibi...

26 yıllık alışkanlığımızı sürdürüp bugün yine kendi kendimizi yendik sahada. Dediğim gibi son 26 yıldır kendi çarkına kendisi çomak sokuyor bu camia. Bir kaç delinin kuyuya attığı taşı 26 yıl boyunca yaşamıs onlarca akıllı çıkaramadı, çıkaramıyor. Bugünkü futbol da tribün de bunun en büyük kanıtı zaten. Futbola gelince, benim Sivasspor maçı sonuna kadar izlediğim takım değil bu. Bu takımda birşeyler yaşanmış ama ne? Bu konuda kesinlikle çok iddialıyım bu takımı bu hale getiren bir olay yaşanmış ve biz bunu bilmiyoruz yine. Belki Tolga'nın elinin vurulması ve bunun kaza olarak aksedilmesine dayanıyordur ucu emin değilim. Bu konudaki aldığım son duyumlar da Tolga'nın olayının kaza olmdığını söylüyor ve belki sonrasında çıkan haberler sonrası takım içi bir karışıklık olmuştur diye düşünüyorum. Ya da Gabriç transferi etkilemiştir kim bilir? Ancak herkesin bilmesi gereken bir şey var, bugün sadece 5 metre mesafeden seyrettiğim bu takımın bir sorunu var. Hiç kimse kazanmak istemiyordu bugün, bu kadar net bu iş. Egemen ve bir kaç ismin istisnasını kenara koyarsak kimse rakibin ayağındaki topu almak için uğraşmadı bile. Bunu moral bozukluğuyla falan açıklamak mümkün değil bence. Bugün kazanarak hayata tekrar dönebilecek bir takımın bu kadar isteksiz olması açıklanabilir birşey değil zaten. Herneyse nasılsa çıkar bu günlerin de kokusu yakında. Ama bugün stadda olan kime sorsanız Trabzonspor takımının içinde bir sorun olduğunu söyler size, inanın bana... Son lafım da yönetime gitsin yine, 4 maçta sağ bek eksikliği yüzünden yenilen kaçıncı gol bu acaba? Sadece yediğimiz gollere baksalar anlarlar bu takıma sağ bek lazım olduğunu. Yine sadece Umut ve Gökhan'ın vuramadığı kafa toplarına baksalar anlarlar bu takıma bir forvet lazım olduğunu. Tabi anlamayı isteyen yapar bunları o da apayrı konu.

*** Gittiğimiz ilk deplasmandan da eli boş dönüyoruz malesef. Yenilmek koymuyor, hatta sahadaki ruhsuzlar bile koymuyor da tribündekiler çok canımı acıtıyor valla. Yazı yavaş yavaş da olsa akacak. Manisa'da arkadaşımda misafirim yavaşlığı mazur görünüz.

Tanjue




Ridvan Avci Bochum´un Gol Umudu !

01:05 Yazar: dandun 0 Yorum
Almanya U19 Ligi´nde bugün oynanan karsilasmalarda Türk oyuncular yine damgalarini vurdu.

Werder Bremen U19 Takimi evinde Carl Zeiss Jena U19´u 5-0 maglup ederken, oyuna sonradan giren 1991´li orta saha oyuncusu Gökhan Aktas takiminin son golünü kaydetti.

Hertha Berlin U19 Takimi ise deplasmanda Rot Weiss Erfurt U19´u 3-2 maglup ederken, Berlin´in galibiyet golü oyuna sonradan giren 1991´li Türk forvet Fatih Aydogdu´dan geldi. Erfurt´u macin basinda 1-0 öne geciren golü ise 1991 dogumlu oyun kurucu Fikret Akbulut kaydetmisti.

VfL Bochum U19 Takimi ise deplasmanda Bayer Leverkusen U19´u Türk oyuncusu Ridvan Avci´nin performansi sayesinde 3-2 maglup etti. 1991 dogumlu orta saha oyuncusu Ridvan Avci, Bochum adina iki gol kaydederek takimini galibiyet yoluna yönlendirmis oldu.

Darmstadt 98 U19 Takimi ise Waldhof Mannheim U19 deplasmaninda 1991 dogumlu Türk forvet Zülfikar Cosguner´in iki golü ile ilk yariyi 2-1 önde kapasa da, ikinci yarida yedigi goller ile sahadan 5-2 maglup ayrildi.

Almanya U17 Ligi´nde ise VfL Wolfsburg U17 Takimi evinde Holstein Kiel U17 ile 3-3 berabere kalirken, Wolfsburg´un bir golü 1993´lü ön libero Kani Özdil´den geldi.

Werder Bremen U17 Takimi ise evinde Carl Zeiss Jena U17´yi 1993´lü Türk orta saha oyuncusu Özkan Yildirim´in iki gol attigi karsilasmada 4-2 maglup etti.

SC Weyhe U17 Takimi ise evinde Hansa Rostock U17 Takimi´na 3-2 maglup olurken, Weyhe´nin bir golü 1993´lü Türk orvet Halil Suveren´den diger golü ise Türk orta saha oyuncusu Görkem Sahay´dan geldi.

Borussia Mönchengladbach U17 Takimi deplasmanda Sportfreunde Troisdorf´u 5-1 ile ezerken, Mönchengldbach´in ilk golü gecen gün ilk kez Türkiye U19 Milli Takimi´na cagirilan 1993´lü orta saha oyuncusu Taskin Calis´tan geldi.

Rot Weiss Essen U17 Takimi deplasmanda Bonner SC U17´ye 2-1 maglup olurken, Essen´in tek golü Türk forvet Özer Armut´tan geldi.

SC Freiburg U17 Takimi ise evinde FK Pirmasens U17 Takimi´ni 4-0 yenerken, Freiburg´un iki golü 1993 dogumlu orta saha oyuncusu Oguzhan Tasli´dan geldi.

Danimarka U19 Ligi´nde ise Kopenhag derbisinde FC Kopenhagen U19 Takimi evinde AB Kopenhagen U19´a 2-1 maglup olurken, AB´nin ikinci golü 1991´li Türk oyun kurucu Ferhat Taskin´dan geldi.