Trabzonspor 2 - 1 Eskişehirspor: Ruhsuzlar
Süper Ligi bir sokak olarak kabul edersek, sokağın bu sezonki en misafirperver ev sahipleri, en dişli ağır misafirlerden birini ağırladılar. Trabzonspor öyle bir ev sahibi ki, taraftarı bir alem, takımını sormayın gitsin. Lige yeni çıkan 3 ekibe de mağlup olmayı kabullenecek kadar iyi ev sahipliği yapan, türk misafirperverliğinin en profesyonel halinin timsali bir takım ve digiturk'e çekirdek reklamı verdirecek kadar çerez tutkunu taraftarı. O taraftar ki, yerel medya için bir çeşit çerez. Ne ironik... Karşılarında Eskişehirspor, beğendiğim ekiplerden biri. Deplasmanda bugüne kadar hiç yenilmemiş. Son derece diri bir takım. İleri uçta her halleriyle tehlike yaratabilecek iki oyuncusundan yoksundular. Bunlara Bülent Kocabey'in yokluğunu da eklersek rahatlıkla söyleyebiliriz ki neredeyse yarım olarak geldiler Trabzon'a. Trabzonspor ise sezon başından beri hiç birşeyiyle tam bir takım olmayı becerememiş bir ekipti. Yani bu açıdan bir adalet söz konusuydu.El Classico
Her sene en az iki kez , tüm dünyanın sonucunu merakla beklediği karşılaşma diğer bir ismiyle El Classico saat 20.00'de Ntv'den canlı olarak yayınlanacak. Son karşılaşma da biliyorsunuz tarihi bir skor çıkmış, Real kendi sahasında çimlere gömülmüştü. Barcelona o Barcelona mı? bana göre değil. Real o Real'mi tabii ki değil. İbra'lı Messi'li Barca maç öncesi favori gibi gözükürken, Real'den süpriz bekleyenlerin sayısıda azımsanacak sayıda değil. Kişisel tahminim, Real'in bir süpriz yapacağından yana ama, Barcelona bu büyük konuşmamak gerekir.Dalembert'in Asist Orgazmı
Samuel Dalembert, Atlanta ile oynadıkları karşılaşmada içeriye doğru Drive eden Igoudala'yı gerçekten de iyi bir pasla besliyor. Hareketin devamında topu alan Iguodala alıştığımız smaçlarından biriyle bu pası asiste çeviriyor. Pas güzel, smaç zaten güzel... Fakat bu pozisyonda dikkatimi çeken bir nokta var: Dalembert'in pası verdikten sonraki dönüşü. Pası yüzü Iguodala'ya dönük olarak veren Dalembert, top elinden çıktıktan sonra kendi etrafında öylesine bir dönüyor. Iguodala topu smaçlarken o da dönüşünü tamamlıyor ve bir balerin gibi geriye doğru sekmeye başlıyor.* Photobucket'te bir hata olduğu için resimleri şimdilik kaldırmak zorunda kaldık.
Fenerbahçe Kulübesi ve Sadri Şener
"O kulübeye ben otursam bu takım Kasımpaşa'yı mağlup ederdi."Sadri Şener, gazetecilerin sorularını cevaplarken böyle giriyor söze Trabzonspor'un Kasımpaşaspor karşısında aldığı 1-3'lük mağlubiyet sonrası. Bu beyanat, akabinde Hugo Broos'un Belçika'ya dönüşü...Dün Kasımpaşaspor Fenerbahçe'yi de aynı skorla geçti. Fenerbahçe kulübesine baktım, Daum oturuyordu. Kulübesinde teknik adamların oturduğu herhangi bir takım da Kasımpaşaspor'a yenilebiliyormuş dedim kendi kendime.
Bizim başkan çok çelişkili adamdır. Geçen seneki Sivasspor mağlubiyetinden sonra da "Mağlubiyeti hocaya sorun" demiş, Ersun Yanal'ın görevine son vermişti. Ara ara "ben futboldan anlamam, onu hocaya sorun, bunu hocaya sorun" demişliği vardır bu sezon. Kim bilir, belki de aradan geçen bir yılda Şeref Tribünü ve kulübe arasındaki mesafe kısaldı. Şeref ve Tribün - taraftar ve kulüp arasındaki mesafenin artmasıyla kıyaslanamayacak kadar az olsa da. Tribün... Aziz Yıldırım Kasımpaşaspor karşılaşmasından çıkarken takımı bir gol daha yedi. Maçtan sonra açıklama yapmasını falan bekledim. Kasımpaşa, kulübe, oturmak... Şimdiye kadar yapmadı. ..
Güney Amerika'da Tarih Tekerrür Ediyor
Avrupa'da Şampiyonlar Ligi heyecanı sürerken Güney Amerika'da da kıtanın iki numaralı kupası olan Copa Sudamericana'nın final mücadelesinin ilk ayağı oynandı. Yarı finalde Uruguay'ın River Plate'sini 7-0'la geçen Graf'lı, Bieler'li, Edison Mendez'li Ekvator temsilcisi LDU Quito ile, Paraguay'ın Cerro Porteno takımını heyecan fırtınası şeklinde geçen bir karşılaşma sonrasında eleyen Brezilya'nın Fluminense takımı karşı karşıya geldi. Quito ilk maçı kaybetmesine karşın River Plate'i kendi evinde sürklase etmiş, 7-0'lık galibiyetle finale yükselmişti. Fluminense ise Cerro'yu her iki maçta da mağlup etmişti. Fakat özellikle ikinci maç çekişmesi ölçüsünde meydana gelen maç sonu olaylarıyla da kıtanın gündeminde yer almıştı.Gitgide Lige Benziyor: İskoçya...
İskoçya ve Futbol dendiğinde akla gelen iki şey var. Ve şu an sizin aklınıza da onlar geldi. "Şey de var, x, y.." diye gider cümle, ama önce o iki takım. İskoçya'da futbol varolmaya başladığından beri her şey bu iki takım arasında olup bitmiş. Bir ara Almanlar da bu durumdan sıkılmış olacaklar ki II. Dünya Savaşı bu duruma biraz ara veriyor. Takip eden 20 yıl boyunca şampiyonlukların yalnızca yarısına ulaşabilen bu ikili diğer takımların da bu garip tiyatroda sahne almasına bir şekilde müsaade ediyorlar. Savaş sonrası dönemi kısaca incelersek;İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem ise İskoç futbolunun en özgür dönemi olarak adlandırılabilir. Takip eden yirmi yıl boyunca Celtic yalnızca iki kez ipi göğüsleyebilmiş.(54,66) Rangers'in aynı dönemde elde ettiği Şampiyonluk sayısı 10. Hibernian, o dönemlerin "Celtic'i" olarak adlandırılabilir. (3 Şampiyonluk, 3 ikincilik) Aberdeen ve Hearts (2 şampiyonluk, 4 ikincilik) da o yılların etkili takımlarından. İskoçya'nın en eski profesyonel kulübü olan Kilmarnock da yine bu "Özgür Dönem" diyebileceğimiz 20 yıllık süre zarfında kulüp tarihinin tek şampiyonluğunun yanına 4 de lig ikinciliği eklemeyi başarmış. Dundee de aynı dönem içerisinde tek şampiyonluğunu kazanan ekiplerden. (1962) Celtic, 66'da kazandığı şampiyonlukla yalnız 12 yıllık lig şampiyonluğu hasretine son vermemiş, ardından kazanılacak büyük başarıların ilk adımını atmıştır. 1967'de kulüp, tarihinin en başarılı yılını geçirmiş. İskoçya Kupası, İskoçya Lig Kupası, Glasgow kupası ve finalde o dönemin devlerinden Inter'i 2-1 yenerek kazandıkları Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası... Bu muhteşem sene elbette bir hanedanlığın habercisi. Takip eden 9 yıl boyunca Celtic şampiyonluğu kimselere bırakmıyor. Bu kadro Celtic tarihinin en başarılı kadrosu. Yalnızca İskoçya'da değil, Uluslararası arenada da adını duyuran bu ekip 1970'de bir final daha oynayıp bu kez uzatmalarda Feyenoord'a kaybediyordu.
Ligin biraz daha lige benzemeye başladığı son tarihler 70'lerin sonu ve 80'lerin ilk yarısına rastlıyor. Aberdeen'in Şenol Güneş'i Ferguson 1978'de Aberdeen'in başına geçince kulübe altın dönemini yaşatıyor. 1986'ya kadar süren bu birlikteliğin neticesi: 3 lig şampiyonluğu (1980,84,85) 4 İskoçya Kupası (82,83,84,86) Finalde Real Madrid'i yenerek uzandıkları Kupa Galipleri Kupası(83), 1 de Süper Kupa(83)... 85'de Aberdeen'in kazandığı şampiyonluktan bu yana Old Firm takımları haricinde hiç bir takım şampiyon olamadı. Şampiyonluğa en çok yaklaşan takımsa 86'da şampiyonluğu averajla Celtic'e kaptıran Hearts... Aberdeen 91 ve 94'de de Şampiyonluğa yaklaşmasına karşın o yılları silip süpüren Rangers'ı geçemedi. Velhasıl, 85'den bu yana geçen tam 24 yıl boyunca İskoçya'da -ağırlıklı olarak Rangers olmakla birlikte- ligden çok bir orta oyunu sergilenmekte... Ve genelde bu oyun daha ligin ilk haftalarında şekillenip sonu itibariyle yeterince can sıkıcı olduğu yetmiyormuş gibi en baştan sıkıcı bir hâle bürünmekte. İdi...
1999-2000: Lider - Rangers: 34 puan(11g,1b), 3. Dundee Utd, 24 puan
Teşekkürler Beşiktaş!!
Kime söylesem gülüyordu. "Beşiktaş bu maçı alacak kardeşim, görürsünüz." Neyse ki kendine güvenen bir delikanlı çıktı sonunda. Var mısın iddiaya? Olmaz mıyım, hem de nasıl varım. Magnumuna dedi, bu havada ne magnumu dedim? Beşiktaş'ın bu maçı kazanma ihtimaline mevsimsel bir gönderme yapıyor herhalde diye düşündüm sonra, eyvallah dedim, öyleyse Carte D'or olsun. Oldu, ballı kaymaklı ekmek kadayıflı oldu hem de. Tıpkı maç gibi. Rüştü'cüm, çalakaşık gel gir dondurmam senindir. Erhan Güven'e yok."Gunesh 4" Vizyona Geliyor!
Broos ile yollar ayrıldığı günden itibaren bir çok ajansa düşen ve son olarak Habertürk dahil çeşitli kanallarda alt yazıyla geçilen haberlere göre, son anda bir pürüz çıkmaz ise Şenol Güneş 4 ncü kez Trabzonspor’ da diyebiliriz artık..Hatta Şenol Hoca kendi internet sitesinde Kore’ yi asla unutamayacağını ancak artık yeni bir sayfa açması gerektiğini dahi zikredivermiş..
Zaten bu durumun, daha sezon başında işleme konulduğu ayan beyan belli olan bir senaryonun parçası olduğu hemen herkes tarafından biliniyor ve yazılıp çiziliyordu..
Gerçi sözünü ettiği sayfa pek de yeni sayılmaz ya neyse; o kısmı kurcalamayalım şimdi..
Daha önce bir şeyler karalamış olduğu Trabzonspor sayfalarında iki kez şampiyonluğu kıl payı kaçırarak “Şerefli ikincilikler” ile yetinen, 2002 Dünya Kupası’ nda mağlup olduğu tek takım olan Brezilya ile yarı final yerine finalde eşleşmiş olsa orada da ikincilik kazanacağı kuvvetle muhtemel olan ve Kore’ deki macerasında gene takımına iki kez ikincilik yaşatan Şenol Güneş ile bir sonraki sezon ikinciliğimizin garanti olduğunu bile söyleyebiliriz yani..
Biz bu filmin önceki 3 versiyonunu hep birlikte görmüştük ancak diğerlerinin baş rolündeki jönümüz (Kendisini hafiften Andy Garcia’ ya benzettiğim:) Şenol Güneş olsa da yönetmenler farklıydı..
Bakalım Sadri Şener yönetmenliğinde çekilecek, senaristliğini ise Hacısalihoğlu’ nun üstleneceği 4 ncü filmin içeriği nasıl olacak ve daha da önemlisi bu kez vizyonda ne kadar süreyle kalmayı başaracak..
Belli mi olur? Bakarsınız bu sefer en iyi film dalında bir oscar heykelciği dahi gelebilir; kimbilir..
Ne diyelim, hayırlısı olsun..
Çarşı BBC'de
Bu akşam Türk futbol tarihi için zafer ya da kahır gecesi olmaya aday bir karşılaşma var. İngiliz topraklarında belkide tarihinin en dramatik sonuçlarına imza atan Beşiktaş bu sefer hem geçmişteki kötü imajı silmek hem de Avrupa Ligine katılmak için mücadele edecek. Karşılaşma öncesi ön plana çıkan en önemli detay Alex Ferguson'ın ''Hafta sonunu düşünüyorum, maça gençlerle çıkacağım'' açıklamasıdır kuşkusuz. Beşiktaş için avantajın yanında dezavantajında olabileceği hassas bir durum bana göre. Mustafa Denizli'nin CL'yle yıldızının bir türlü barışmaması da gözlerden kaçmamalı tabii ki.United-Beşiktaş maçı öncesi birde BBC tarafından kaleme alınan Çarşı haberinden bahsetmek gerekir. Biliyorsunuz Beşiktaş taraftarını öven bir çok haber yeralmıştı Ada'da. Tottenham'la oynanan maç esnasında sahadaki futbola değil tribünlere bakan İngiliz'ler bu maç öncesi bahsedilmesi gereken en önemli ayrıntıyıda unutmamışlar haliyle. BBC'de yeralan haberde ön plana çıkan başlıklarsa;
*Türkiye'deki üç büyüklerin en küçüğü
*Halkın takımı Beşiktaş
*Kulüp başkanları bu tür taraftarları değil, İngiltere'deki gibi zengin taraftar istiyor.
*Çarşı, GS ve FB taraftarının aksine genellikle işçi sınıfından ve solculardan oluşur.
*Politik nedenlerden dolayı takım fanatizmle aynileştirildi.
Haberin Orjinali
Fenerbahçe'de Stres Tavan Yapar (mı?)
Beşiktaş mağlubiyeti sonrası Alex'in takım arkadaşlarına kişisel sitesinden yaptığı göndermeleri okumuştuk. Ard arda gelen mağlubiyetlerin tetiklediği bu açıklamalar Fenerbahçe'de ya bütünleşmeyi ya da uç noktalara kayabilme ihtimalini uyandırıyor bende. Bildiğiniz gibi daha önce Emre'nin Deivid'le, Kazım'ın Gökhan'la yaşadığı dalaşmalar vardı. Bunun yanı sıra Güiza'nın İspanyol basınına defalarca verdiği ''huzursuzum'' mesajı, Carlos'un sürekli ayrılma isteğini tekrarlaması ve bence en önemlisi olan Semih'in Daum tarafından yok sayılması gibi irili ufaklı bir çok sorunla iç içe Fenerbahçe. Yaşanan tüm bu olaylardan sonra takım içi dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğu sonucunu çıkarmak pekte zor değil esasında.Takımın üzerinde ki baskının kuşkusuz en büyük sebeblerinden biri de, Aziz Yıldırım'ın ''3 sene üst üste Şampiyon olacağız'' açıklamasıdır. Eski başkanlardan Ilgaz'ın da bu konuda açıklamaları basına düşmüştü geçtiğimiz günlerde. O da benzer açıklamaları yaptı ve sportif başarının sözle değil, oynayarak elde edilebileceğini tekrarladı. Sportif olayların garantisini vermek günümüz şartlarında oldukça zor olmasına rağmen Aziz Yıldırım'ın izlediği bu politika, irdelenmesi gereken bir husus aslında. Bu tip açıklamaların 2 türlü getirisi oluyor bana göre..
1- Taraftarı büyük bekletilere sokmak
2- Futbolcuları stres altında bırakmak
Fenerbahçe taraftarının başarı kıstası tabii ki Lig Şampiyonluğu, Avrupa'da iyi bir derece elde etmektir. Bunun harici sonuçlarda iktidarın eleştrilmesi anlamı taşır. Aziz Yıldırım verdiği sözü tutarsa, Aziz Baba nidaları Kadıköy'ü inletir, aksi halde istifa edermi? taraftar başarısızlığın dietini istermi? orası kocaman bir soru işareti bende..
Futbolcu ekseninde bakarsak, durum pek farklı değil aslında. Kötü skorlardan sonra gelen demeçler, antremanda yaşanan gerginlikler bizlere zaten ipuçlarını veriyor.
Velhasıl bu yıl Fenerbahçe'yi şampiyonluktan başka hiç bir şey kesmez. Aksi sonuçta kim kimi keser(yalnış anlaşılmaz umarım) bekleyip göreceğiz.
Laz Müteahhit ve Bitmeyen İnşaat
Geçenlerde bir akrabam geldi Trabzon' dan İstanbul' a. Önce bir hasret giderip hoş geldin faslını geride bıraktıktan sonra doğal olarak memleketten havadisler almaya geldi sıra ve başladı anlatmaya. Vermiş olduğu havadislerden en fazla ilgimi çekeniyse gerek Trabzon' da gerekse ülke çapında gayet tanınan bir Karadenizli müteahhitin ihalesini almış olduğu büyük bir inşaat projesinde yaşanan garip olaylardı..Söz konusu müteahhit, namı Türkiye sınırlarını aşmış büyük bir kuruma ait sitede 5 katlı lüks bir binanın ihalesini almış. Kendilerinden de, sitede daha önce yapılmış olan diğer 6 binanın heybetinde bir apartmanı mümkünse 2 sene içerisinde bitirmeleri istenmiş ve firması da bunu kuruma taahhüt etmiş..
Neyse efendim, ihale alındıktan sonra ilk iş olarak bu projeyi layığıyla kotarabilecek bir mimar ile anlaşılmış. Mimardan, inşaatı ilk senesinde bitirip teslim edemese bile en azından üçüncü kata kadar çıkma garantisini almışlar ve mimar da bunun teminatını verince inşaat başlamış. İlk senenin sonunda mimarın taahhüt etmiş olduğu üçüncü kata çıkılmış, hatta dördüncü katın da bitirilmesine neredeyse ramak kalmışken gelin görün ki müteahhit firma bu icraatı yeterli bulmamış ve eldeki malzemeyle bundan daha iyi bir iş çıkarılacağı düşüncesiyle mimarın işine son vermiş..
İkinci senenin başında ise inşaatı teslim edecek daha kaliteli bir mimar ile anlaşma çabasına girilmiş ancak teklif ettikleri onlarca mimar tarafından reddedilmişler. Hatta teklif götürülen adamlardan bir tanesi, daha önce aynı kurumun başka bir inşaatında görev alıp henüz temel atılma aşamasındayken şantiyeyi bırakıp kaçan mimarlardan bir tanesi olunca işveren kurum buna büyük tepki göstermiş ve mecburen atılan geri adım sonrasında bu kez Avrupalı bir mimar ile anlaşma yoluna gitmişler..
Eh tabii, bundan önceki mimarın başına gelenleri öğrenen pek çok aklı başında mimar bu teklifleri geri çevirmiş fakat, küçük bir ülke olan kendi memleketinde almış olduğu iki ihaleyi başarıyla tamamlamasına rağmen yurt dışında aldığı ilk inşaatı yerle bir eden bir mimar ile anlaşmayı başarmış bunlar..
Lakin ne var ki, geçen sene başında anlaşılan ilk mimara ciddi yatırımlar yapan müteahhit, bu kez malzemeyi biraz sıkı tutmuş ve musluğu da inceden kısıvererek "Sana bu inşaatı bitirebilmen için birkaç işçi takviyesi ve iş makinası sağlayabilirim ama fazlasını bekleme" deyivermiş ve mimar da bu duruma boyun eğince inşaat tekrar başlamış..
Bu arada çeşitli kesimlerden firmanın demirbaş alımlarında ihaleye fesat karıştırıldığı, alınan malzemelerin değerinden fazla gösterildiği ve firmanın iyiden iyiye borç batağına girdiği dedikoduları ortalığa yayıla dursun, mimar bu yeni katılan işçi ve demirbaşların neredeyse hiçbirini kullanma yoluna gitmemiş. Firmaya ait bazı kaliteli demirbaşları gerek arızalı olduklarından, gerekse kendi projesine uygun olmadığından sebeple görmezden gelmiş. Hatta şantiyedeki en yetenekli işçilerden bir tanesiyle çalışma prensibine uymadığı gerekçesiyle adeta papaz olmuş ve kendisinden de doğal olarak hiçbir verim alamamış..
Hal böyle olunca inşaatta işler de bozulmaya başlarken, işçilerde de huzursuzluk baş göstermiş. Özellikle Afrika' dan getirilen işçiler, yevmiyelerini gününde alamadıkları gerekçesiyle resmen kazan kaldırmışlar. Bu hengame arasında şantiyenin kalfası da bu duruma daha fazla sessiz kalamamış ve müteahhit firmaya, işçilerin ücretlerini zamanında yatırmaları gerektiğini söyleyivermiş..
Bütün bu olan bitenler yetmezmiş gibi Avrupalı mimar, izinli olarak gitmiş olduğu memleketinde gerek çalıştığı firmaya, gerek işveren kuruma, gerekse ülkenin sosyo-kültürel sorunlarına varıncaya dek vermiş veriştirmiş..
Derken efendim, inşaatta hali hazırda baş gösteren ufak tefek iş kazalarına çok daha vahim bir kaza daha eklenivermiş. Bu kez hasar o kadar büyük olmuş ki, bir önceki mimarın bitirmiş olduğu üçüncü kat dahi büyük darbe almış ve binanın statik dengeleri yerinden oynayarak neredeyse ikinci kata gerilenmiş. .
Tabii bu tablo karşısında bizim müteahhit küplere binmiş ve öfkesini hem mimardan hem de ücretlerinin gününde ödenmesini isteyen kalfa ve bazı işçilerden çıkararak alayının işine son vermiş. Hatta bununla da yetinmemiş, inşaatta çalışan vasıfsız işçilerden kendi köylüsü olan bir tanesini inşaatın yeni kalfası olarak belirlemiş..
Herkes yeni mimarın kim olacağını merak ederken müteahhit, daha önceki mimarlık deneyimlerinin istisnasız hepsinde çuvallayan ve bıraktığı her şantiyede koca enkazlar bırakan bir firma çalışanını geçici olarak bu mevkiiye atamış. Çalışmayı düşündüğü asıl mimar ise, gene müteahhitin hemşehrisi olduğu gibi, şu anda uzak bir ülkede elindeki inşaatın bitmesini bekleyen, daha önce aynı kurumun üç inşaatını devralmasına rağmen en fazla ikinci kata çıkmayı başaran ve gene aynı kurum tarafından üç kez işine son verilen bir mimarmış..
Bu arada şantiyede ortaya çıkan bu kaos ortamında, sitedeki en son binayı başarıyla bitiren ancak sonrasında tek bir müştemilat dahi dikemeyen bir başka ünlü müteahhit de haber gönderivermiş. İnşaat sahipsiz kalır ve herkes de kendisine gelmesi için yalvarıp yakarırsa duruma el atabileceğini salık vermiş. Zaten ortalıkta bu muhteremden başka da dişe dokunur bir müteahhit gözükmüyormuş..
Yani efendim uzun lafın kısası, hem sitede, hem işveren kurumda, hem de müteahhit firmada işler iyice sarpa sararken inşaatın bitmesini ve içerisine yerleşerek mutlu mesut yaşamayı düşünen müşteriler ise alabildiğine karamsarlaşmış. Ne diyelim; hayırlısı artık..
Son olarak bu alakasız mevzuuyu neden anlattığıma gelince. Öyle bir esiverdi, yazayım dedim..
Neyse ki futbolda böyle tuhaf şeyler olmuyor..
Röportaj - Alpay Ertaş: Milli Takımımız Yeni Bir Yıldız mı Kazanıyor?
Yetenekliturkfutbolcu sayfasi sezon basinda Almanya´nin köklü kulüplerinden biri olan VfB Stuttgart altyapisindan diger bir köklü kulübün altyapisina, Bayer Leverkusen´e transfer olan Alpay Ertas ile söylesi yapti. Su an Leverkusen´in U15 Takimi´nda görev yapan 1995 dogumlu hücum oyuncumuzdan degindigimiz konulara iliskin enteresan cevaplar aldik. Simdi hep beraber Alpay´i dinleyelim.Alpay: Merhaba ben Alpay Ertas, öncelikle bana göstermis oldugunuz ilgiden dolayi tesekkür ederim.24.01.1995 tarihinde Stuttgart´ta dogdum. Ailem Erzurum´lu ve serbest meslek sahibiler.Futbola Stuttgart/SV Gablenberg Futbol Kulübünde babamin 3 yil antrenörlük yaptigi 2002/2003 sezonunda basladim.Türkiye´de Yalova/Cinarcik´ta tatil yapiyorum.
Soru: Ailen futbola baslama ve devam ettirme konusunda destek oldumu sana?
Soru: Bayer Leverkusen alt yapisina bu sezon basinda geldin. Önceden VfB Stuttgart´taydin. Nasil oldu bu transfer? Ailen de yaninda mi yoksa yalniz mi gittin Leverkusen´e?
Soru: Stuttgart´a gelmeden önce hangi takimlarda oynuyordun?
Soru: Su ana kadarki futbol hayatinda unutamayacagin bir an varmi? Varsa bizimle paylasir misin?
Soru: Bir Türk oyuncu olarak Almanya´da oynadigin takimlarda sana haksizlik yapildigini hissettin mi hic? Türksün diye sana kötü davranildi mi?
Alpay: Yok kesinlikle.
Soru: Su an kendine ne gibi bir hedef koydun? Alpay: Su anki hedefim kendimi daha da gelistirmek.Soru: Örnek aldigin bir futbolcu varmi? Varsa neden o isim?
Soru: Türkiye´de taraftari oldugun bir takim var mi?
Soru: Türkiye Süper Lig maclarini takip ediyormusun? Ediyorsan ligimizhakkinda ne düsünüyorsun? En cok hangi futbolcuyu veya futbolculari begeniyorsun?
Soru: 2008 yilinda Türk Milli Takimi´nin Avrupa Sampiyonasindaki basarisini izlemisindir. Ne hissettin o zamanlar? Milli Takimimizin performansihakkinda ne düsünüyorsun?
Soru: Futbol disindaki hayatinda neler yaparsin? Hobilerin varmi? Ensevdigin yemek hangisi ve ne tür müzik dinlersin?
Soru: Senin gibi iyi bir futbolcu olma yolundaki genclere bir tavsiyen var mi? En önemli sey ne bu konuda?
Soru: Röportajin icin cok tesekkür ederiz Alpay. Sana bundan sonraki futbol hayatinda basarilar dileriz. Insallah Türk Futbolunun örnek gösterebilecek futbolcularindan biri olursun. Eklemek istedigin son bir sey varsa seni dinliyoruz.
Barcelona - Inter / Böyle Takımlar...
Arsene Wenger, İngiltere'de oynanan ve Liverpool'un farklı üstünlüğü ile biten bir maçtan sonra çok tepki çeken şu açıklamayı yapmıştı: "Böyle takımlar Şampiyonlar Ligi'nde oynamamalı"Hakkı yok muydu? Vardı Elbette...
Ahbab ile izliyoruz Barcelona - Inter maçını. Sıkıldık. Bir kaç kişinin de uykusu geldi. Niye? Barça kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor Inter'le çünkü. Arada ekrana Mourinho geliyor. Gözlerinden okuduğum itiraf şu: "Böyle takımlar Şampiyonlar Ligi'nde oynamamalı."
Hakkı yok mu?
Gurbetçi Oyuncu Raporları: #13
Almanya U19 Ligi´nde gectigimiz hafta sonu oynanan karsilasmada Holstein Kiel U19 Takimi evinde VfL Osnabrück U19 Takimi ile karsilasti. Rakibi karsisinda 2-0 geriye düsen Kiel´in imdadina 1992 dogumlu Türk stoper Ferhat Yazgan yetisti. 83 ve 90´inci dakikalarda iki gol kaydeden Ferhat takimi Holstein Kiel´e önemli bir puan kazandimis oldu. Ferhat böylece defans oyuncusu olmasina ragmen toplamda 4 gole ulasti!
Almanya U19 Ligi´nde oynanan karsilasmada VfL Bochum U19 Takimi deplasmanda Fortuna Düsseldorf U19 Takimi´ni 1991 dogumlu orta saha oyuncumuz Ridvan Avci´nin golü ile 1-0 maglup emeyi basardi. Bu sezon müthis bir peromans sergileyen Ridvan böylece toplamda 12 gole ulasmis oldu. Bochum bu sonucla ligde liderlige yükseldi!
Almanya Ücüncü Ligi´nde oynanan karsilasmada ise lig lideri Kickers Offenbach deplasmanda Wehen Wiesbaden ile 3-3 berabere kaldi. Bu macta Wehen Wiesbaden´in bir golü 1987 dogumlu forvetimiz Aykut Öztürk´ten (sol alttaki resimde) geldi. Bu gol Aykut´un ligdeki toplam 5´inci golü oldu. Offenbach´ta ise 1991 dogumlu orta saha oyuncumuz Baris Odabas yine kadroda yer alarak adim adim profesyonel futbola yaklasmaya devam etti.Antu.Com'dan Galatasaray Açılımı
Fenerbahçe'li taraftarların buluşma noktası ''Antu.com'' dan alınan screenshot. Ezeli rakip taraftarlarının birbirlerine böyle yaklaşımlar içersinde olduğunu yıllarca izlemiştik. Bu sefer ''Nalga'' olayına istinaden atılmış bu başlık, üslub yönünden oldukça eleştrilecek haberin içeriğiyse;1958 yılında gerçekleşen kürek yarışlarında Sönmez Gönenç'in başka bir sporcunun lisansıyla müsabakalara iştirat etmesi var.
Haberin Kaynağı.
Antu Yorumlar
Galatasaray ve Rotasyon
Sezona kusursuz bir başlangıçtan sonra duraklama dönemine giren Galatasaray'da ne olduda göze hoş gelen futboldan ve iyi neticelerden şuan içersinde bulunduğumuz güne gelindi? bence nedeni gayet açık.22 Haziran'da sezona merhaba diyen (sezonu ilk açan takımdır rakiplerine göre) ve o günden bu güne kadar toplam 24 resmi karşılaşmaya çıkan Galatasaray, bir çok yerli ve yabancı oyuncusunu kıtalar arası Milli maçlara da gönderince, hem mental hemde fiziki açıdan oyuncularını çok yıprattı. Yıllardır takımların ''İntertoto'' fobisini biliriz. Sezona harika başlarlar, sezon ilerledikçe önce fiziki açıdan düşüşler yaşarlar, daha sonra skorsal anlamda sorunlar yaşanır ve haliyle homurdanmalar başlar. Bu tip durumlardan sıyrılmak için önceliklieyapılması gereken şey Benitez gibi rotasyon fetişisti olmaktan geçer bana göre.
Geçtiğimiz sezonun ardından Galatasaray'da eksik bölgeler ayen beyan açıktı aslında. Kaleye ''Morgan'' dan daha iyi bir isim, Servet'in yanına kesici özellikli topu oyuna iyi sokan bir stoper, orta alanda Ayhan & Topal & Barış 3'lüsünün yapamadığını yani oyunu 2 yönlü oynayan dirençli bir ön libero ve son olarak Ümit-Yaser-Özgürcan'ın gidişiyle 2 alternatifli kalan forvet hattına hava toplarına hakim pivot tarzı bir santrafor.
Peki sezon başı hangi hamleler yapıldı. Morgan'ın yerine Leo alındı ki, o günden bu güne Morgan'dan daha iyi bir kaleci olmadığını savunmuşumdur. Oynadığı maçlarda ''Leo şu maçı tek başına aldı'' dedirtecek hiç bir maçı olmaması da bu transferin yeterlilik kriterine göre değil, tamamen duygusal ($) olduğunu gösterir. Galatasaray yönetimi tabii ki duygusallığı Leo özelinde yapmamıştır. Biliyorsunuz Milli Takımımızın süper defans hattında 3 Galatasaray'lı ve 1 Beşiktaş'lı vardı. Eksik olan parçayıda bu sezon başında Zan'ı alarak tamamladı. Ne ilginçtir ki o da Leo gibi, ''0'' bonservisle gelenlerden. Hazır olayı duygusala bağlamışken sıfır bonservisle Galatasaray saflarına katılan Mustafa Sarp'tan da bahsetmek gerekir. Kapasite ve yetenek olarak Ayhan'dan, Barış'tan daha iyidir nezlimde. Zaten ortaya koyduğu performansta bunu gösteriyor tüm spor kamoyuna.
Ve Elano.. Gelirken yazmıştım ''yılın transferi'' olur diye. Ne yazık ki sezonun balonu olmaya aday bir performans sergiliyor. Tabii Elano transferinin bir fiyaskoya dönüşmesinde ki aslan payı transferi teknik direktörden bağımsız yürüten transfer komitesinde aramak gerekir. Neden sorusu aklınıza gelebilir hemen açalım. Elona transferi öncesi mevcud kadroda Aydın, Keita, Arda ve Kewell gibi kanat oyuncuları vardı. Arda'nın yeni sezonda 10 numaraya kayması, Kewell'in hastalığı derken sol kanat için düşünülmüştü şüphesiz. Evdeki hesap Rijkaard'a uymayınca büyük beklentilerle transfer edilen Brezilya'lı yedek kulübesinin demirbaşlarından oldu. Burada sorgulamamız gereken aslında, takımınız kalede, defansta ve ortasahada bu kadar S.O.S verirken ne diye o bölgeye o kadar maliyetli bir transfer yaparsınız sorusudur. Bana göre cevap açık.. Kombine satmak, taraftarın gazını almak ve Brezilya Milli Takım oyuncusu transfer ettim demektir.
Gelelim düşüsün bana göre en büyük nedeni olan yorgunluk ve rotasyon eksikliğine. Galatasaray kadrosu tartışmasız ligin en kaliteli 2 kadrosundan biri. Her bölge için birden fazla alternatifin olması Rijkaard için oldukça büyük bir avantaj aslında kullanabilirse tabii ki.
Ligin en iyi kaleci rotasyonuna sahip takımı Galatasaray'dır. Leo, Aykut ve Ufuk 3'lüsü birbirlerinden pek farkı olmayan, iyi sayılabilecek ve bu ağırlığı kaldırabilecek eldivenler. Rijkaard'ın 1. kaleci olarak Leo'yu seçmesi, Aykut ve Ufuk ikilisinin paslanmasına neden oluyor haliyle. Manisaspor'dan transfer edilen Ufuk henüz forma yüzü göremezken, Aykut ise sadece 1 karşılaşmada görev aldı. Kaleciler yalnız adamlardır deriz ya, Leo'nun bu katagoriye girdiğini düşünmüyorum çünki Rijkaard kendisine oldukça iyi arkadaşlık yapıyor.
Defans hattına bakarsak Servet 19, Hakan 20, Gökhan 13 ve Sabri 20 karşılaşmada görev aldı. Mevkiileri tek tek ele alırsak, Sabri'yi yedekleyen Uğur ve Serkan 2'lisi toplamda 674 dakika görev aldılar. Uğur'u aynı zamanda Hakan Balta'nın alternatifi olarak düşünürsek ne kadar az süre aldığınıda görmüş oluruz. Tek başına 1774 dakika oynayan Sabri nerde, 2 alternatifi nerde garip doğrusu. Defansın diğer oyuncuları da bu yıl forma yüzü göremeyenlerden. Emre Güngör 388, Emre Aşık 720 (Gökhan'ın yokluğunda), Caner 370 ve Alparslan 130 dakika. 4 oyuncunun toplam dakikasi Servet'in oynadığı 1710 dakikanın çok uzağında mesela. Altyapıdan gelen Murat ve Semih'te bu sezon hiç bir resmi karşılaşmada forma giyemediler. Kalede Leo'dan vazgeçmeyen Rijkaard Servet, Sabri ve Hakan 3'lüsünün haşatını çıkarana kadar oynatacağı belli oldu aslında.
Rotasyon kelimesinin uğradığı tek yer olan orta sahada Mustafa 1712 dakikayla başı çekiyor. Mustafa'yı 1652 dakikayla Arda, 1346 dakikayla Kewell, 1196 dakikayla Mehmet, 1193 dakikayla Ayhan, 1044 dakikayla Keita, 816 dakikayla Aydın, 796 dakikayla Elano, 714 dakikayla Barış, 222 Lindorot ve 170 dakikayla Serdar izliyor.
Ve forvet hattı. Baros'un sakatlığına kadar Nonda'yı kulübede unutan Rijkaard, son haftalarda istemeden de olsa yaptığı değişikliğin meyvelerini topluyor. 2 alternatifle Galatasaray'ın en kısır bölgesi olan forvet hattında Baros sakatlanana kadar 1075 dakika oynarken, son haftalarda sürekli 11 çıkan Nonda sadece 853 dakika görev alabildi. Bazen sakatlıklarda teknik adamların doğruyu bulmasında etken oluyor demekki.
*İstatistikler Onbirim'den alınmıştır.
Galatasaray'ın Ödülü Belli Oldu

Cezalar belli oldu diye açıklıyorlar haberi. Komedi... Bu memleketin sportif yönetici maskeli godaman uşakları Ankaraspor'u nasıl ligden düşürdüler? Ne kadar yürekliydiler, ne kadar adalet timsali! Ortada bu kadar bariz bir rezalet dahi yokken hem de...
Adamları küme düşürdüler, ama gelin görün ki Türkiye Kupasında oynayabilir dediler! Ankaraspor hakkını uluslararası arenada arayacak. Fakat gerekçeli karar Federasyon tarafından 50 gündür göndermediği için bekliyorlar!
Cemal Nalga rezaletinden sonra verilen karara bakalım: Kulüp Türkiye Kupasından İhraç Edilecek(?!), Lige -4 puandan devam edecek.
Türkiye kupasından ihraç edilecekmiş. Vay be, ne kadar da caydırıcı bir ceza. Galatasaray ligde ve kupada oynadığı tüm maçlarda hükmen yenik sayıldı.. Bu durumda zaten kupadan elenmiş olmuyorlar mı? Kimi kandırıyorsunuz siz? Kupadan "İhraç edildi" de ne demek oluyor?!
Bir de Cemal'e ve Tufan'a da cezalar verilmiş ki aman aman. Bu adamların bu işte ne günahı olabilir? Böylesine benzersiz bir aptallığın istemdışı parçası olmak? Belki... Ama tek amaç ceza listesi kalabalık görünsün kaygısıdır. Ülker etkisi de diyebiliriz. Netice itibariyle Galatasaray yoluna devam edecek, Cafe Crown reklam yapmaya...
Verin şike skandal gazını, kapansın gitsin konu. Adaleti de çocuklarınıza masal diye anlatırsınız.
Kasımpaşaspor - Trabzonspor / Bu Çark da İstifa Eder mi?
Kasımpaşaspor sapına kadar hakettiği bir maçı kazandı. Trabzon cephesinin kazananı ise Yerel Basın. İstediklerini aldılar. Broos gitti. Song, Sylva, Gökhan, Engin ve "bu nasıl kaptan" diye sorguladıkları Egemen kadrodışı. Gökhan bunu çoktan haketmişti fakat ona bu kadar savruk olma lüksünü veren Yönetime ne demeli? Geçen seneden çaktığı sinyali alamayan Allahlık yöneticilere ne demeli? Evet, özevlat FC hortlama aşamasında. Tayfun'u kaptan yapsınlar, kazmalıkla donattığı ağlak vücudunu siper etsin tepkilere. Bir pazuband herşeye kadirdir ya... Metin Diyadin Şenol Güneş gelene kadar takıma baksın. Song'un yerine Yavuz Selim'den kimi koysan oynar zaten. Yabancıların hepsini satın. Trabzon amatörde daha iyileri var. Ne vardı başka, Taka gazetesinin büyük golcüleri Kafacı ve Taklacı gelsin. Kaleci olarak da Uçan Kapıcıyı getirsinler. (Mümkünse yönetim söz vermesin bu adamlara) Bak sen o zaman bu takım nasıl oynuyor.
Ersun Yanal'ı başarısız bulup yerine Broos'u getiren, sonra gelinen nokta itibariyle durumun tek suçlusu olan Yönetim İstifa demek çare mi? En büyük sorumlu onlar, fakat Mehmet Ali Yılmaz gelecekse hiç değil... Broos'un gidişinin bir çare olmadığı gibi. Yerine gelecek adamcağızı başarısızlıkta köşeye sıkıştırıp ahlaksızca saldırmak, sonra da istifaya davet etmek çare mi? Şehrin olsun küçük olsun açgözlüleri istifa etmedikçe hiç değil. Çark nasıl bir çarksa Adapazarının tüm kanalizasyon atığını taşıyan Çark Deresinden daha kirli, daha kokuşmuş... Özkan Sümer ve diğer dinazorlar ölmeden, evet, geberip gitmeden bu adamlar, bu takım rahat yüzü görmeyecek.
Unutmadan, yönetim bu soruların cevabını vermeden hiç bir yere gitmesin zaten!!
SORU 1 – Eskişehirspor gibi bir takım, üstelik A milli takımda oynayan üç Hırvat oyuncuyu toplam 850 bin Euro"ya malederken, nasıl oluyor da biz bir tanesini yaklaşık 2.5 milyon Euro"ya alıyoruz?
SORU 2 – Alanzinho"yu bizim aldığımız fiyatın üçte birine Ankaraspor almazken biz nasıl oluyor da biz üç misli parayı sayıp alabiliyoruz?
SORU 3 – Asbaşkan, kendi şirketinden kovduğu adamları neden Trabzonspor Kulübü"nde işe alıyor? Bu adamlar madem Trabzonspor"da çalışacak kadar kıymetli kendi şirketinden neden kovuyor, yok, madem kendi şirketinden kovulacak kadar niteliksiz iseler Trabzonspor"da neden işe alıyor? Bu şekilde işe alınan kaç personel var?
SORU 4 – Gökdeniz"den gelen transfer parası hesaba katıldıktan sonra, yaklaşık 15 milyon dolara düşen borç ile dördüncü vaziyette devir aldığınız kulübün, borcunu 75 milyon doların üzerine çıkarıp, ligdeki sıralaması yine en iyi ihtimalle dördüncülük olacak şekilde devir edecek olmanızdan, her şeyi bir kenara bıraktım, vicdani bir rahatsızlık duyuyor musunuz?
SORU 5 – Aylık personel gideri 500.000, 00 TL"yi aşan bir idari düzenlemeyi yapmak için nasıl bir zekâ gerekiyor?
SORU 6 – Sanki kulüp babanızın malıymış ve sizler de ömür boyu o koltuklarda oturacakmışsınız gibi, Trabzonspor"un ileriye dönük tüm gelirlerini ipotek altına alarak, bankalardan aldığınız kredilerle kurumu faiz batağına sürüklemenizde şahsi olarak hiçbir sorumluluğunuzun olmayacağını gerçekten düşünüyor musunuz?
SORU 7 – Sıradanlaştırdığınız takım kadrosu, teknik direktör seçimi sırasındaki acemilikleriniz, Başkan"ın "Bizden önce bazı suiistimaller yapılmış" veya "Gökdeniz yıldız değil" veya, "Yattara sorunlu oyuncu", veya "Fatih"i herkese sordum bir kişi sorunsuzdur demedi" türünden demeçleri yüzünden Trabzonspor kulübünün kamuoyu nezdinde itibar kaybettiğini düşünüyor musunuz?
SORU 8 – Hani kulüp sadece yönetim kurulu ile yönetilmeyecek kadar büyük bir kulüptü, nasıl oluyor da şimdi sadece üç kişi tarafından yönetiliyor?
SORU 9 – Hakkınızda söylenenlerden haberiniz var mı, sokağın sesini dinliyor ve "acaba biz de bazı yerlerde yanlışlar yaptık mı" diye kendinizi sorgulama gereği duyuyor musunuz?
SORU 10 – Borsa temettülerini dağıtmayıp Alman yatırımcı firma ile mahkemelik olma fikri hangi üstün zekâdan sadır oldu? Bu üstün zekâ, Trabzonspor"un bu davayı kaybetmesi halinde oluşacak maddi zararı şahsen karşılamayı taahhüt ediyor mu?
SORU 11 – İki yetki kongresinde de istediğiniz yetkilerin delege tarafından size verilmemesini bir an olsun şahsınıza duyulan güvensizlik ile ilişkilendirdiniz mi? Yoksa bu milletin canı sıkıldı, aksiyon istedi diye mi düşündünüz?
SORU 12 – Divan Kurulu"nun ve “Derin Trabzonspor” diye adlandırılan duayenlerin kulübün kötü yönetilmesi karşısında aldığı tavır, “Başkan”lık mevkiinde oturan adamın ismine göre değişkenlik mi arz ediyor?
SORU 13 – Yarın bu yönetim gitse ve yerine başka bir kurul seçilse, bu seçilen kurul, elinde hepsini satsan 15 milyon dolar yapmayacak bir oyuncu kadrosu ve 75 milyon dolar borçla, üstelik de 2013 yılına kadar tüm gelirleri temlikli bir Trabzonspor bulsa, kulübü bu noktaya getirenler hakkında “kamuya yararlı derneği alenen kamuya zararlı dernek” haline getirdiğiniz düşüncesiyle gerekli makamlara başvurursa haksızlık yapmış olur mu?
SORU 14 – Yapılan tüm transferler aşağı yukarı yanlış çıkmış olmasına ve Trabzonspor"un hemen tüm futbolcu alımlarında fahiş bedeller ödediğinde herkes hemfikir olmasına rağmen, yine de tüm bu transferlerin hep aynı yöneticiye yaptırılmasının altında yatan düşünce nedir?
SORU 15 – Madem hiçbir B planınız yoktu, koyduğunuz hedefe sizi ulaştırmış, ülkenin en iyi teknik adamları arasında gösterilen Ersun Yanal"ı neden kovdunuz?
SORU 16 – Teknik Direktör arayışı sırasında yaşanan rezilliklere sizin açınızdan bir sorun yokmuş gibi yaklaşabilirsiniz, ancak Trabzonspor Kulübü"ne bu süreci yakıştırabilmiş miydiniz?
SORU 17 – Fatih Tekke"nin ısrarla alınmamasını bir kulüp politikası olarak hadi bize yutturdunuz diyelim, peki göz göre bu takıma bir forvet alınmamasını nasıl açıklıyorsunuz? Ayrıca Fatih"i almamak için onu kamuoyu önünde değersizleştirme çabanızın ahlaki bir açıklaması olabilir mi? Kaldı ki tüm bunlara rağmen son gün neden “Fatih” diye ortalığa düştünüz?
SORU 18 – Trabzonspor takım kaptanlığını geçen sene Bursaspor'dan alınan Egemen'e vermek fikrinin mimarı kimdir? İkinci kaptan ile zaten mahkemelik olduk. Bu kulübü bu hale biz mi getirdik?
SORU 19 – Yattara satılacak mı takımda mı tutulacak? Her iki halde de neden ısrarla bu futbolcu hakkında bizzat kulüpten onu değersizleştirici açıklamalar yapılıyor? Bu yönetimin Yattara politikası nedir?
Sorular, Yusuf Reha Alp'e ait. Fakat Her Trabzonspor'lu adına sormuş elbette. Ve ben de bir Trabzonspor taraftarı olarak bu soruların cevabını bekliyorum yönetimden. Bu soruların cevabını, cevapların hesabını vermeden bir yere gitmesinler!!
Beşiktaş 3 - 0 Fenerbahçe: Mustafa Denizli Etkisi(?)
*Maçtan ziyade Mustafa Denizli'yi yazmak lâzım. Bir insan bu kadar hata yapar, ve şans, hata yapan bir insana ancak bu kadar güler.*Serdar Özkan tercihi faciaydı. Keza Uğur İnceman... Golü attığı için yerinde olarak algılanan bir değişiklik olsa da durum böyle değil. Tabata'nın tercih edilmesi gerekiyordu.
*Emre, eskiden olduğu gibi iticiliğiyle göze batsa da futbolu ve Fenerbahçe için önemi gün geçtikçe büyüyor. Bir kere daha gördük ki Fenerbahçe için gerçekten çok önemli bir oyuncu. Onun yokluğu skoru direkt etkiledi. Yine onun yokluğu bir gerçeği daha açığa çıkardı: Cristian'ın ne kadar düz bir oyuncu olduğunu.
* Kimileri Alex'in yokları oynadığını, sahada olmadığını söylüyor. Alex yok değil, Fink ve Ernst vardı sahada.
*Daum, Kâzım'ın GS maçında sergilediği performansı bekledi ondan. Futbolsuz geçen aralar bizim 8jk maskotuna pek yaramıyor anlaşılan. Kötü tercih. Kötü tercihler bununla da sınırlı değil. Emre'nin sakatlanmasından sonra Wederson'u sola çekip Dos Santos'u onun yerinde denemesi... Deniz bile Dos Santos'tan daha iyi bir tercih olabilirdi.
*Maçın takdir bekleyen adamı Mustafa Denizli. Milleti şaşırtmaktan zevk alır hale gelmeye başladı. Beklediği şey "Bir Mustafa Denizli Kolay yetişmiyor bu ülkede" dedirtmekse eyvallah hocam. Zaten yapman gerekenleri yaptın, skor ortada. Galatasaray maçında Fink'in yerine Ekrem Dağ ile başladın. Şimdi o maçta üç puan mı kaybetmiş oldun, yoksa bu maçta üç puan mı kazanmış oldun?
*Beşiktaş taraftarı yine mükemmeldi. Özellikle Beşiktaş'ın topu çevirmeye başladığı anlarda neredeyse topa falso verecek kadar oyunun içindeydiler: Oley, Oley...
*İbrahim... Beşiktaşlıların deyimiyle Delinho... Temur'un deyimiyle "Üzülmez formalı Giggs". Bu şekilde oynamaya devam ederse İsmail'in kalitesini de yükseltecektir.
*Ekrem Dağ'a kocaman bir tebrik gider bu kalpten. Maç sonrasında beni duygulandırdı.
*Ernst, maçın adamı...
Athletic Bilbao 1-1 Barcelona
Toquero beraberliği kaydeden golü atmış, hırsı, sevinci sıkılmış yumruklarından belli. Yan tarafında galibiyet golünü kutlayan Bilbao taraftarları, aralarında göze çarpan Barçalılar... Dikkatimi Toquero'yu kucaklamaya and içmiş amca çekti. Başında Txapela'sı, altında kot pantolonu, üstünde kırmızı görevli yeleği, matador-boğa çağrışımı yapmadı değil... Fakat herşeyden önce ressam, burada modernizm ve geleneğin, ezelî rekabet ve sportif ruhun yalın bir portresini resmetmiş. Athletic Bilbao-Barcelona #2
Basklılar ve Katalanlar 1930 yılında kendilerine göre milli takımlar düzeyinde bir futbol maçı yaparlar. Barcelona'da oynanan bu maç Basklıların 0-1 üstünlüğü ile tamamlanır. Bu tarihten itibaren 10 kez dostluk maçları oynanmış bu iki takım. 8 Ekim 2006'da bir ilk yaşanır. Zapatero'nun izni ile Bask ve Katalan takımları FIFA'nın belirlediği bu tarihte Camp Nou'nun çimlerine ayak basar. Bu maçın skoru 2-2 biter. Maç kadroları ve golleri atan isimleri verelim hemen.
Katalonya: Víctor Valdés (Jorquera, m.46); Curro Torres, Oleguer, Lopo (David Berenguer, m.46), Fernando Navarro (Dani Fernández, m.46), Roger, Gerard López (Jordi López, m.55), Sergio (Verdú, m.66), Jonathan Soriano (Oscar Serrano, m.66), Corominas (Pinilla, m.77), Luque.
Bask: Riesgo (Lafuete, m.46); López Rekarte (Murillo, m.85), Aitor Ocio (Cruchaga, m.46), Labaka, Casas, Orbaiz (Garitano, m.85), Mendieta, Muñoz (Aramburu, m.46), Aduritz (Llorente, m.46), Uranga (Mikel Alonso, m.46), Gabilondo (Tiko, m.55, Doñabeitia, m.72).
Goller: 0-1, Aduritz(19'); 0-2, Llorente (65'); 1-2, Verdú (68'); 2-2, Luque (84')
Baskların en başarılı ve tanınmış kulübü şüphesiz Athletic Bilbao. La Liga tarihinde Real Madrid ve Barcelona ile beraber küme düşmeyen 3 takımdan biri Athletic. Bask bölgesinin diğer tanınmış takımı Real Sociedad fakat Bilbao kurallarıyla çok farklı bir kulüp. Bildiğiniz üzere kadrolarında Basklı olmayan oyuncuyu bulundurmuyorlar. Bixente Lizarazu, Fransa'nın Bask bölgesinden olduğu için Athletic Bilbao'da forma giymiştir. 2008'e kadar formasına reklam almayan Bilbao, bu yılda Petronas ile 2 milyon euro karşılığında anlaşarak 110 yıllık geleneğini yıktı.
Şimdi de Athletic Bilbao'nun kuruluş hikayesine bir bakalım. Bilbao limanı özellikle 1800'lü yıllarda oldukça işlek bir liman konumundaydı. Bu özelliği şehrin fazla göç almasına neden oldu. İngiliz işçiler Bilbao'ya futbolu getiren insanlar oldu. Ayrıca Basklı zengin ailelerin İngiltere'ye eğitim almaları için gönderdiği çocuklar futbolun beşiğinde futbola ilgi duyarlar ve döndüklerinde İngliz işçilerle maçlar yaparlar. 1898 yılında da Athletic Bilbao kurulur.
Madrid'de öğrenim gören 3 basklı öğrenci kralın takımı olarak gördükleri Real Madrid'e karşı Atletico Madrid takımını kurar. Real Madrid'deki tüm muhalifler Atletico Madrid'de birleşir. Athletic Bilbao ve Atletico Madrid 1910 yılında renklerini değiştirir ama nedenini kimse anlayamaz. Bu konuda 2 söylenti bulunmakta. Birincisi; takımın kurucularının geldiği yerdeki Sunderland ve Southampton takımlarının renkleri olduğu için, ikincisi de İngiltere'den sipariş edilen formaların mavi-beyaz yerine kırmızı-beyaz olarak gelmesi. 1921 yılında Atletico Madrid ve Athletic Bilbao yollarını ayırır.
Athletic Bilbao'da forma giyen efsanevi bir isimden bahsedelim birazda. La Liga'da gol krallarına Pichichi ödülü veriliyor. Bu ödülün adı Athletic Bilbao'da oynayan Pichichi'den geliyor. Pichici oynadığı 170 maçta 200 gol atmayı başarmış. 1.54 boyunda olan Pichichi, 29 yaşında tifüs salgını nedeniyle hayatını kaybetti.
Athletic Bilbao-Barcelona derbisi bu gece 23.00'da oynanacak. Karşılaşma öncesi iki taraf hakkında da belki duyduğunuz ama ayrıntısını bilmediğiniz konuları anlatmaya çalıştık. Artık maç saatini bekleyip La Liga'nın güzel futbolunu seyretmek kaldı bizlere.
Logo Beğenmeyen Takımlar #5
İki Almanya'nın birleşmesinden evvel Doğu Alman futbolunda iki dev takım vardı. Birincisi, Johnny Ekström sayesinde büyük sempati duyduğum Dynamo Dresden. Birincisi derken, başarı sıralamasına göre değil, gönlümdeki sıralamasına göre. İkincisi ise Berliner FC Dynamo. Ya da diğer adıyla Dynamo Berlin...
Bu logo da 2004 yılnda geleneksel logonun yerine tasarlanmış. Fakat şu anda sadece genç takımlar seviyesinde kullanılıyor.
Resmen onaylanmamış bir logo... Bu logodaki üç yıldız, Dynamo'nun Doğu Alman yıllarında kazandığı şampiyonlukları simgeliyor.
Ve bu da 2009'da kullanılmaya başlanan, yeni logoları... Değişmeyen tek şey değişim, bu logo da fazla dayanacak gibi görünmüyor bu adamlara. Son dönemde eski Doğu Almanya topraklarında yapılan araştırmalara göre halk Komünizm dönemini özlemekteymiş. Kulüp de bu akımdan etkilenip eski günlere logosal bir dönüş yapabilir. Ki öze saygı her zaman iyidir. Athletic Bilbao-Barcelona #1 Mes que un club
F.C Barcelona'nın sloganı 'Mes que un club' yani 'Bir kulüpten öte'. Bu slogan haricinde 'Katalonya'nın askerleri', 'Katalonya'nın ordusu' gibi sıfatlar da taşıyor Barcelona takımı. Guardiola bu konuda bakın neler söylüyor: “Biz Katalan halkı için mücadelemizi bazıları gibi şehirleri terörize ederek değil, futbol sahalarında savaşarak gösteriyoruz”. Yani “futbol” F.C Barcelona’nın savaşı!'. Peki kulübün sloganı neden 'Mes que un club'? ve bu 'ordu' neye karşı niçin savaşıyor?
Bunu anlamak için öncelikle Katalanları tanımamız gerekiyor. Katalonya İspanya'nın kuzey doğusunda bulunan özerk bir bölgenin adı. İspanya 17 özerk bölgeye ayrılmış durumda. Bu bölgelerden olan Bask ve Katalonya diğerlerine göre daha fazla özerklik haklarına sahipler. Özellikle Katalonya 2006 yılında yapılan referandum ile Avrupa'nın en özerk bölgesi ünvanına kavuştu. Peki bu Katalanlar için yeterli mi? Guardiola'nın sözlerinden de anlayacağınız gibi yeterli değil. Katalanlar bağımsızlık istiyor.
1936 yılında İspanya'da yapılan seçimleri sol görüşlü partilerin oluşturduğu Halk Cephesi kazanınca ülkede iç savaş patlak veriyor General Franco ülke yönetimine darbe ile el koyuyor. Tüm özerk bölgeleri merkeze, Madrid'e, bağlamak için askeri yollara başvuruyor. İspanyolca'dan başka dillerin de konuşulmasını yasaklayan Franco, bu dönemde en nefret edilen Batılı lider ünvanına sahip olmayı başarmıştır. Bu savaş sonucunda 36 yıl sürecek Franco diktatörlük rejimi başlar.
Franco'nun takımı Real Madrid'dir. O dönemde Real'in başkanı sıkı bir cumhuriyetçidir. Franco kulüpteki tüm cumhuriyetçileri öldürür. Camp Nou'da asılan Katil Franco pankartları, sallanan Katalan bayrakları sonucunda Barcelona başkanı da öldürülür. Fakat her maçta bu olaylar devam eder, yasağa rağmen stadta Katalanca konuşulur. O dönemde yapılan Barcelona Real Madrid maçlarından biri Barcelona'nın 3-0 üstünlüğü ile bitince Franco çılgına döner. Başka bir maçta Real Madrid Barcelona'yı 11-1 mağlup eder fakat Barcelona kalecisi Real'in attığı her golde sevinir. Franco'da kendisiyle dalga geçtiği için Barcelona kalecisini cezalandırır. Buradan Barcelona ile Real Madrid arasındaki rekabetin de nedeni anlaşılıyor galiba.
Franco'nun yönetimi hakkında Guardiola şunları söylüyor: “Biz Katalanlar ve Barcelona futbol takımı arasında özel bir bağ vardı. Diktatör Franco yıllarca dilimizi, kültürümüzü baskı altına almıştı. İspanya’da insanların özgürce Katalanca konuşabildiği tek yer Barcelona’nın stadıydı.”.
Face Off
Geraldine Comiskey, İrlandalı bir gazeteci. Resmin solundaki Henry posterini İrlanda'dan Barcelona'ya Henry altına imza atsın diye getirmiş. Posterin altında şunlar yazıyor: "Ben Thierry Henry, elimi kullanıp İrlanda'yı Dünya Kupası Finalleri dışında bıraktığım için İrlanda Halkından özür diliyorum. İmza: " Poster Joan Gamper Spor Merkezi'nin önünde. (Barcelona tesisleri) Ve İmza hanesi hâlâ boş.Claudio Graf
İlk olarak Bülent Uygun'un transfer listesindeydi. "Pahalı" bulduğu için transferinden vazgeçtiği bu oyuncuyu $1m'a Sakaryaspor getirdi. "Ben fiyatını pahalı bulup almadım, Sakaryaspor 2 katını ödeyerek aldı" demişti o ilk geldiğinde. Sakaryaspor'un Aziz Duran başkanlığındaki über yönetimi tarafından kulüpten mümkün olduğunca uzak tutulmuştu. Bunun nedenini kimse çözemedi. Zira Graf ne zaman oynasa gol atıyor, takıma faydalı oluyordu. Önce Meksika'ya gitti. Veracruz'a, sonra Tecos'a... Kalitesini bu takımlarda da gösterdi. Brüls & Papy & Rasmus Lindkvist
Trabzonspor yönetimi, çoğu konuda sınıfta kaldı. Bu sezon öncesi yaşanan Teknik Direktör krizi, forvet, daha doğrusu transfer krizi, demeç krizleri, teknik adamla ve oyuncularla yaşanan gereksiz gerilimler... Hepsini de her Trabzonspor'lunun yapması gerektiği gibi eleştirdim. Gördükçe de eleştirmeye devam edeceğim. Ama en azından teoride doğru yaptıkları şeyler de var. Pratiklerini henüz göremesek de uygulamaların doğru olduğu kesin. Karadenizspor, pilot takım hamlesi... Teoride iyi bir fikirdi belki, fakat uygulamadaki problemler takımı gereksiz hâle getirdi ve artık insanlar onca profesyonel takım varken bu takıma ne gerek vardı diye soruyorlar. Ama kimse MVV hamlesi için aynılarını söyleyemiyor. Bir de -neredeyse bir krize dönüşecek- Brüls ve Papy hamleleri. Özellikle Papy'deki gelişime baktıkça da umutlanıyorum. Türk futbolu geleceğin starlarından biriyle tanışmaya hazırlıklı olsun. Brüls'ü yakından takip eden Ayhan abimiz de onun eksik yönlerinden biri olarak gördüğü şutunu oldukça geliştirdiğini söylemişti. Şimdi sırada bir yeni hamle daha var.Yenilgiyi Hazmedebilmek
Geç Kalma Agüero
Atletico Madrid kendinden beklenen atılımı bir türlü gerçekleştiremiyor. Bir kaç sezondur "Şu bölgeye bir transfer yapılırsa, bu bölgeye de biri alınırsa şöyle iyi olur, böyle patlama olur, özlenen günlere dönülür" diye beklenilse de bu günler bir türlü gelmediği gibi her şey daha da kötüye gidiyor. Bu sezon La Liga'ya felaket bir başlangıç yaptılar. Tabii bu durum takımın muhteşem forvet ikilisine göz diken takımların da iştahını iyiden iyiye kabarttı. Chelsea, Kakuta transferi nedeniyle kendisine verilen cezanın CAS tarafından dondurulmasından sonra iştahı kabaranlardan. Kenyon'un yerine Sportif Direktörlüğe getirilen Arnesen'in hedefindeki isim Agüero. Konuşulan rakam £40m. Madrid yönetimi transfere yanaşmadığını belirtse de Agüero'nun da artık gitmek istediğini göz önünde bulundurup bu transferi neticelendirebilirler. Arjantin'linin kontratında yer alan £60m'e serbest kalma maddesi var.21 yaşında, ve bence geç kalmadan böyle bir transfer yapmalı. Atletico Madrid'de kayınpederinin Napoli ile başardıklarını başardığını izlemeyi isterdim. Ama ne Agüero bir Maradona, ne de Atletico Madrid, Napoli...
Mehmet Yıldız Trabzon'a?!
İstihbarat Cem TV'den. Kaynaklarının sağlam olduğunu vurguladılar. Hayrettin Hacısalihoğlu'nun adı geçti bu transfer iddiası için. Henüz ortada bir şey yok ama, yöneticilere şunu hatırlatmak istiyorum. O adam, evet o adam bu takımın formasını giyemez, giymemeli. Mehmet Yıldız'ın sakatlığını, bir senedir futbol oynamıyor olmasını, daha doğrusu işin sportif kısmını geçtim. Yüzde bir milyon hatalı olarak sahaya giren, ve bizim o dönemde bakıldığında haklı, ancak yaşanan son olaylardan sonra bakıldığında %100 haksız bir ceza almamıza sebep olan taraftarı tekmeleyen,yumruklayan bir adamı bu formayla Avni Aker'e çıkartmak demek o taraftara hakaret etmek demektir. Taraftara başta o, ardından Murat Sözgelmez, Muhammed Ali gibi isimlerin saldırıp, onu darp ettiği görüntülerle sabitken kendisi ve takım arkadaşları hiç bir ceza almamışken, yani daha bu adaletsizliğin utancı hemen her Galatasaray - Fenerbahçe maçında yüzümüze çarpıyorken bir de bu adamı Trabzonspor formasıyla görmeyi kaldıramaz bu bünye... Mekanımız İstanbul değil ki kaldıramayacağımız utançları rezalete çevirip korunmayı bekleyelim. Öyleyse... Olmaz, olmamalı. Böyle bir söylentinin çıkması bile yeterince utanç verici. Nokta...Henry' ye Yakışmadı!
Play off maçlarının ilk ayağını deplasmanda Anelka' nın attığı golle 1-0 kazanan Fransa' ya kendi evinde bir beraberlik dahi yetiyordu oysa ki..
Fakat bu ümitsiz gibi gözüken tabloya rağmen sahada aslanlar gibi mücadele eden bir İrlanda vardı dün gece..
Robbie Keane' in attığı golle öne geçmiş, hatta aynı futbolcunun ayağından yüzde yüzlük bir gol fırsatından yararlanamayarak maçı uzatmalara kadar taşımışlardı..
Ancak ne olduysa uzatma dakikalarında oldu..
İrlanda cezasahası içerisinde defansın arkasına atılan topta Henry pasif ofsside pozisyonunda öne çıktı, topla buluştu, sol eliyle topa bir değil iki kez müdahale etti, düzeltti ve sıfırdan pasını Gallas' a çıkardı..
Gallas' ın topu boş kaleye itmesiyle İrlanda' nın bütün umutları yerle bir olurken, böylesine ölümcül bir hakem hatası Afrika' ya gidecek takımın adını da belirlemiş oldu..
Ama dün gece beni hakemin bu büyük hatasından daha fazla rahatsız eden şey, Henry gibi şu ana dek hakeme bir kez dahi itiraz ettiğini görmediğim, aldatmaya yönelik bir hareketine dahi rastlamadığım, herhangi bir futbolcuyla kavgasına bile şahit olmadığım, çirkeflikten uzak hatta son derece mülayim sayılabilecek bir futbolcunun böylesi bir çirkinliğe ve emek hırsızlığına imza atmış olmasıydı..
Açıkçası bu hareket özellikle Henry' ye hiç mi hiç yakışmadı..
Artık olan oldu ve Domenech' in öğrencileri mutlu sona ulaştı..
Ancak ben kendi adıma Henry' nin bir basın toplantısı düzenleyerek en azından bu çirkin hareketinden dolayı samimi bir özür dilemesini bekliyorum doğrusu..
İrlanda hiç değilse bu kadarını fazlasıyla hak ediyor..
Cezayir'e Sevgilerle...

Cezayir Mısır'ı devirdi ve 86'dan sonra ilk kez Dünya Kupası gitme hakkı kazandı. Sevindim. Fransa, bu adamlarda oynaması gereken oyuncu/oyuncularla Dünya Kupalarına abone olmuştu. Şimdi gerek Sarkozy'nin ırkçı politikaları, gerek göçmenler için gitgide zorlaşan yaşam şartlarının getirdiği baskıyla iyice ötekileşen Mağripli göçmenler için bir alternatif daha doğuyor. Özellikle Cezayirli olanlar için. Meghni işin içinde farklı sebepler de olsa bu alternatifi değerlendirenlerden... 23 yıl sonra gelen bu başarının Marsilya sokaklarındaki resimlerinden yalnızca biri yukarıda. Bu fotoğraf yalnızca bir sevincin değil, gelecekte o banliyölerden yetişecek nice yıldızın bundan sonraki rotasının rengidir bence...
Okuyun
- 41 Dilde Anında Çeviri
- Sepet Topu
- İzlandik
- Ali Ece
- Anadoludan Futbol
- Artemio Franchi
- Chao Grey
- Edison Nascimento
- Extensor
- Flying Dutchman
- Futbol Ekstra
- Jesus Almeyda
- Klasik Futbol
- Lambuja
- MixBasket
- Objektifanatik
- Ortaya Karışık
- SeyyahelFakir
- Sportif Cumleler
- Stereo Cipolla
- Stereotypeball
- TukreSoccer












