Aralık 2009 içindeki 85 yayından en yeni 32 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Aralık 2009 içindeki 85 yayından en yeni 32 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Gurbetçi Oyuncu Raporları: #17

21:16 Yazar: dandun 0 Yorum
Avustralya Birinci Lig ekibi Sydney FC´nin PAF Takimi´nin gözde forveti Kerim Bulut bu sezon gösterdigi performansi ile büyülüyor.

Ayni zamanda Avustralya U18 Milli Takimi´nda da forma giyen Kerim, takiminin bu hafta Adelaide United PAF Takimi ile yaptigi karsilasmada yine sahanin en iyisi olarak göze carpti.

Sydney FC PAF Takimi rakibini 3-1 yenerken, Kerim Bulut önce 1-0 geriye düsen Sydeny´i 33 ve 65´inci dakikalarda 2-1 öne gecirdi. Sonradan bir gol daha bulan Sydney bu sonucla yine ilk dörde girdi.

Mactan sonra yaptigi aciklamada macin cok mücadeleci gectigini ve galip geldikleri icin mutlu olduklarini belirten Türk oyuncu, bu sonucla ligde ilk dörde girdiklerinden dolayi da ayrica sevincli olduklarini acikladi.

Bu macta attigi iki gol ile ligdeki toplam gol sayisini 11´e cikaran Kerim, bölyece otoritelerin dikkatini cekmeye devam ediyor.



Sadri Şener'e Spontane Sorular

14:19 Yazar: Cezasahasi 5 Yorum
"Şu anda bir yabancı ve bir de yerli forvetle görüşüyoruz. Her takımda en az 4 -5 forvet var. Biz de forvet sayımızı 4'e çıkarmak istiyoruz.”

diyor Sadri Şener. Dünyada bir futbol ligi sezonuna iki takımla başlayan tek futbol kulübü Trabzonspor. İşin iyi yanı dünya literatürüne girmiş olmak tabii. Ama yine de sormak elzem, kimse sormuyor:

-Büyük bir gol zaafiyeti yaşanacağı geçen sezondan belliydi. Ve elinizde iyi kötü 3 forvet oyuncusu daha vardı. Bu oyuncuları elinizden neden çıkardınız? (Promise, Ergin, Eren)

-Sezona iki forvetle başlamak gibi süper bir fikir kimin fikriydi? Yoksa TFF ile ahbaplığınız sezon başına mı dayanıyor? Onlar mı girdi sizin kanınıza, coğrafi konum, ulaşım 4 forveti kaldırmaz diyerek? Son yaptıkları açıklamada gördük ki sizi ikna etme kabiliyetleri oldukça yüksek. Bu süper fikir federasyona ait olabilir öyleyse. bahaneler zaten hazır...

-Sürekli sokağa atacak paramız yok deyip durdunuz, kanalizasyonlara gömdüklerinizi görmesek inanırdık ya, neyse. Acaba 4 forvet oyuncusunun lüks vergisine girdiğini mi düşünüyordunuz?

-Trabzonspor dergisiyle birlikte verdiğiniz Faaliyet raporunuza ekstra bir faaliyet eklemek için mi sezona iki forvetle başladınız? (2009-2010 Faaliyet Raporu: Sezona iki forvetle girdik, krize meydan okuduk. Krizde büyüdük ve 2 olan forvet sayımızı dörde çıkarttık. gibi...)

-Forvet sayısını dörde çıkartmak düşüncesi diğer takımları görünce mi aklınıza geldi? Yoksa bu fikre kendiniz mi vardınız?

-Diğer takımlar forvet sayılarını 6-7'ye çıkartırlarsa ne yapmayı düşünüyorsunuz?

-Takımın diğer ihtiyaçlarını takımın yapısına göre mi, yoksa diğer takımların yapılarına göre mi belirleyeceksiniz?




Filmler ve Albümler (Top 20 / 2000-2009)

13:17 Yazar: Great White 10 Yorum
Madem 2000 li yılları geride bıraktık ve artık 2010 lu yıllara giriyoruz, ben de sıkı bir müzik tutkunu ve filmsever olarak son 10 yıla damgasını vuran (en azından benim bünyeme tesir eden) film ve albümleri sıralayayım..

Henüz dinleme fırsatı bulamadığım albümler ve izleme şansına sahip olamadığım (Avatar ve District9 gibi) filmler beni mazur görsünler artık..

Bu arada listelerdeki eserler alfabetik düzene göre sıralanmış olup herkese de bir nevi tavsiyemdir efendim..

SON 10 YILIN EN İYİ FİLMLERİ

A Beautiful Mind – Ron Howard
Crash - Paul Haggis
Children Of Men – Alfonso Cuaron
Das Leben Der Anderen – Florian Henckel Von Donnersmarck
Der Untergang – Oliver Hirschbiegel
Eastern Promises – David Cronenberg
El Laberinto Del Fauno – Guillerme Del Toro
In Bruges – Martin McDonagh
Inglourious Basterds – Quentin Tarantino
Memento – Cristopher Nolan
No Country For Old Men – Ethan & Joel Coen
Lord Of The Rings – Peter Jackson
Prestige – Christopher Nolan
Pianist – Roman Polanski
Requem For A Dream – Darren Aronofsky
The Curious Case Of Benjamin Button – David Fincher
The Wrestler – Darren Arronofsky
V For Vendetta – James Mc Teigue
Watchmen – Zack Snyder
Zwartboek – Paul Verhoeven

SON 10 YILIN EN İYİ ALBÜMLERİ

Babylon – Wasp
Dance Of Death – Iron Maiden
Domino Effect – Gotthard
Down To Earth - Ozzy Osbourne
Fall – Shakra
Feel The Steel – Steel Panther
Guitar Gangster & Cadillac Blood - Volbeat
Hardcore Superstar – Hardcore Superstar
Humanity Hour – Scorpions
In10sity – Pink Cream 69
Into The Labyrinth – Saxon
Karkelo – Korpiklaani
Last Look At Eden – Europe
Nostradamus – Judas Priest
One X – Three Days Grace
Revolve – Danger Danger
Scream Aim Fire - Bullet For My Valentine
Tales Of The Crown - Axel Rudi Pell
Tempo Of The Damned – Exodus
Trust - Jaded Heart



Edit: Yazıyı yazdıktan sonra izlemiş olduğum Avatar, District 9 ve The Fall tek kelimeyle harika filmler. Bir de Hotel Rwanda' yı ekleyebiliriz:)



Türk Futbolcusunun Avrupa'ya Gitme Zorunluluğu

19:29 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Premier Lig'e ilk geldiğinde her haliyle klasik Premier Lig transferi mantalitesinin bir ürünü gibi duruyordu. Tuncay'ı alan M'boro sayesinde tekrardan Türkiye'de nasıl popüler olmuştu Premier Lig? İnsanlara bu futbolu izlemek için ikinci bir sebep yaratıp alınan futbolcunun memleketine Premier Lig pompalamak. NBA'den farklı bir şey değil yani.

Efendim Rodallega Deportivo Cali kökenlidir. 2005'de yıldızını parlatıp kapağı Meksika'ya atmıştır. Başlarda pek kendini gösteremese de Necaxa ile 2007'de yakaladığı çıkış sonrası Premier Lig semalarında göründü. Wigan 4.5 milyon $ karşılığında bu yırtıcı Kolombiyalı'yı kadrosuna kattı. Geçen sezonun ikinci yarısında katıldığı Wigan'a sonlara doğru uyum sağlayabilen Rodallega 3 gol atabilmişti. Bu sezon ise 14 maçta 6 gole ulaşmış durumda ve attığı gollerin maçlara dağılımı bana Vugrinec'i hatırlatıyor. Bu adam tek tek atıyor, ve kritik goller atıyor. Duran topları etkilidir, güçlüdür, sol ayağı oldukça iyidir. Sağ ayağını da etkili kullanır, hava toplarında da hiç fena değildir. Fakat Rodallega'nın gelişimi hepsinden daha önemlidir. Bu adamın bu kadar büyük gelişim göstermesi kendi ülkesinde bile şaşkınlıkla karşılanmaktadır. Önemli bir jenerasyonun gelecek vaad eden oyuncusu olarak görülmesine karşındır bu şaşkınlık... Yeri gelmişken anlatalım. Ülkesi için önemli bir jenerasyonun üyesidir aynı zamanda Rodallega.

2005 20 Yaş Altı Dünya Şampiyonası Güney Amerika elemelerinde 11 golle takımını sırtlamıştı. Millî Takımımızın da katıldığı bu turnuvada Kolombiya son derece şanssız bir biçimde Arjantin'e elenmiş, onları eleyen Messi'li Arjantin Şampiyon olmuştu. Arjantin'i en çok zorlayan takımsa kesinlikle Kolombiya idi. Rodallega ve arkadaşları ülkelerinde kalsalardı bu kadar yol kat edebilirler miydi? Cevabı kendi oyuncularımızda, ligimizde arayabiliriz. Kolombiya takımının bugün neredeyse tamamı isim yapmış futbolcular olarak futbol piyasasında... Bir çoğu Avrupa'da kariyer yapıyor, en kötülerinin bile bir avrupa deneyimi oldu. 2014 DK için oldukça iddialı hazırlanan Kolombiya Millî Takımının omurgası da yine 2005'teki kadronun as elemanları olacak. Neden? Zaten yaş gruplarında en iyi olan bu adamlar, ülke dışında kendilerini daha rekabetçi bir ortamda bulup, potansiyellerini -birçoğu- ortaya koyabildiler. Aşağıda aynı turnuvada boy gösteren 20 yaş altı millî takımımızın kadrosu da var. Bir çoğu bugün süper lig takımlarında forma giyiyor, silinip gitmemişler en azından, hâlen Türk futbolunun en üst seviyesinde forma giyiyor. Fakat Millî takıma neredeyse hiç oyuncu veremediler. Gürhan Fenerbahçe'de, Burak Fenerbahçe-Beşiktaş'ta, Ergin Trabzon'da benci ısıtmaktan öteye geçemedi. Ve diğerleri... Yurtdışına çıksalardı ne olurdu? Şuna inanıyorum ki her şey daha farklı olurdu onlar için. Burak'ı Rodallega'nın attığı gole cevap verirken izleyebilirdik mesela kendisini Premier Ligde... Ergin PSV'ye gitseydi belki bir La Liga oyuncusuydu. Ya da Gürhan'ı Almanya Liginde izliyorduk. Bunun tersini İngilizler yapıyor. Yurtdışında oynayan ingiliz futbolcu pek yoktur. Ama en iyi yabancıları bulup ülkeye getiriyor olmaları bu açıklarını kapatıyor.

Bugün Selçuk Şahin mutklaka yurtdışına gideceğini, yurtdışında bir takımda oynamak istediğini söylüyor. Biraz geç değil mi? Keşke biraz erken gitse, ve şu anda Fenerbahçe formasını giyiyor olsaydı, orta sahada ikinci bir Emre Belözoğlu izliyor olabilirdik. Gençlerimiz ne yapmalı? Geç olmadan gitmeliler... 20 yaşına gelmeden Türkiye'nin yaş grubunda en iyi oyuncuları olmaları bu coğrafyanın mayası gereği yaramıyor onlara. Hele ki hedefleri büyükse... Olabileceklerinin en iyisi olmak istiyorlarsa... Sadaktaki oktan hayır gelmez kimseye. Hedefe varmak için yola çıkmalılar. Eğer bir gün, bu ülkenin gerçek ekonomik şartları futbolcu ücretlerine hakkıyla yansırsa, yani öyle uçuk rakamları ancak rüyalarında görebilirlerse bu çocuklar, herkes için en hayırlısı olacak. En başta onlar için ve Türk futbolu için. Son Örneğim Batuhan'dır, Sercan'dır, Muhammet'tir. Üçünün de forvet oyuncusu olması tesadüf. Forvet sıkıntımız ortada ve bu adamlar bu sıkıntıya her halleriyle derman olabilecek yetenekteler. Fakat ne yazık ki bu çocuklar bu ülke sınırlarında kaldıkları müddetçe, eğer kendilerini koruyup gözetecek, maklube yapacak ağabeyleri yoksa -ne yazık ki- işleri zor. Türkiye'de kalırlarsa Rodallega'nın Kolombiyada kalmış hâlinden farkları olmayacak. Rodallega bu akşam Manchester United karşısında... Yarın bizim çocuklarımızı görmek istediğim yerde yani.



Euro 2016 Aday Şehirler Üzerine #2: Konaklama Geyiği

01:14 Yazar: Cezasahasi 11 Yorum
Sorup duruluyordu. O kadar insanı Trabzon'da nerede ağırlayacaksınız? Aşağıda şehirlerin konaklama kapasiteleri var. Günümüz rakamları bunlar. Şimdi biz soralım: Eskişehir 2.500, Kayseri 4.500. Trabzon'da ikisinin toplamından daha fazla. Hatta Konya ile Eskişehir'in toplamından bile daha fazla konaklama kapasitesi... Trabzon neden yok bu şehirlerin arasında? Diyarbakır... Eskişehir'den Fazla, Kayseriyle neredeyse eşit. Diyarbakır neden yok? Ulaşım diyecekler. Sanki bu şehirlerin kendi suçu bu. Ulaşım sorunu devletin sorunu, çözsün efendim? Trabzon uzak, Diyarbakır uzak. Geçiniz bunları. Kısa vadede konaklama zaafiyeti olan illerin bu problemini çözmekten çok daha büyük bir adımdır Diyarbakır ve Trabzon'un temcit pilavı gibi vurgulanan "Ulaşım sorununu" çözmek. Memlekete yatırımdır. Geleceğe yatırımdır. Sadece bu iki ile değil, o güzergahtaki bütün illere, yörelere yatırımdır. Türkiye'ye yatırımdır.

Atatürk'ün Kâzım Karabekir'e söylediği rivayet edilen bir söz vardır: "Gidemediğin yer senin değildir" diye.. Konumuza uyarlarsak, "Ama oraya da ulaşım problemi var" dediğin yer senin değildir!

11. Trabzon 10.000
12. Adana 7.000
12. Antep 7.000
14. Konya 6.500
16. Kayseri 4.500
16. Kocaeli 4.500
18. Diyarbakir 4.300
25. Eskisehir 2500
25. Sanliurfa 2500



Köpekleşmenin Tarihi

00:12 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum

Nihat Genç'in denemelerinden oluşan enfes bir kitabıdır. Nihat Genç'in futbolla alakası çoktur, Trabzonspor'la daha doğrusu. Ama bu kitabın yok... Bu kitap, TFF'nin Euro 2016 Aday Şehirleri arasına Trabzon'un alınmayışıyla ilgili bahanelerini sıraladığı yazıyı Trabzonspor resmî sayfasında görünce otomatik olarak aklıma geldi. Fenerbahçe'nin açıklaması sonrasında selpakla okuyabileceğiniz bir yazı yazmışlar TFF'ye hitaben, düğün davetiyesi de diyebiliriz. Sonra? Yazısında senin hakkını savunan Fenerbahçe'ye cevaben yazılmış yazıyı alıp resmi siteye koymuşlar. Aziz Yıldırım Trabzonspor'a başkan olsun. Tek diyeceğim bu.



Gole "Yabancı" Bir Lig

12:35 Yazar: Great White 4 Yorum
Aşağıdaki liste Turkcell Süper Lig 2009-2010 sezonunun ilk yarısındaki gol krallığı sıralamasını gösteriyor..
  • Ariza Makakula (13)
  • Harry Kewell (9)
  • Julio Sezar (9)
  • Alex De Souza (7)
  • Andre Moritz (7)
  • Daniel Güiza (7)
  • Gustavo Colman (7)
  • Shabani Nonda (7)
  • Floresta (6)
  • Bobo (6)
  • Mustafa Pektemek (6)
  • Milan Baros (5)
  • Mendosa (5)
  • Cenk İşler (5)
  • Cangele (5)
  • Jedinak (5)
Yukarıda gözüken 5 gol ve üzerinde gol atan futbolcuların oluşturduğu listedeki toplam gol sayısı 109. Ancak bu gollerin sadece 11 tanesini yerli futbolcular kaydedebilmiş. Çarpıcı bir istatistik olsa gerek. Söz konusu o goller de Gençlerbirliği’ nden Mustafa Pektemek ve Kasımpaşaspor’ dan emektar Cenk İşler’ e ait. Üstelik Baros’ un ilk yarının büyük bir kısmını sakat geçirmiş olmasına rağmen bu listede yer alabilmesi de ilginç olan bir başka detay..

Ligimizde skor üreten futbolcuların yabancı uyruklu olmasının yanında özellikle büyük takımlardaki forvet oyuncularının da üçüncü bölgede yeterince üretken olamadıkları ortaya çıkıyor..

Mesela lider Fenerbahçe’ nin forvetleri Semih, Güiza ve Kazım toplamda 14, Galatasaray’ ın forvetleri Baros ve Nonda 12, Beşiktaş’ ın forvetleri Bobo, Nobre ve Holosko 8, Trabzonspor’ un forvet hattı Umut ve Gökhan ise toplamda 6 gol atabilmişler..

Yani şu tabloya baktığımızda bile 4 büyük takımın forvet hatlarında ciddi anlamda skor üretme sorunu olduğunu ve bu sorunu ofansif ortasaha oyuncularının performanslarıyla gidermeye (Kewell, Alex, Colman gibi) çalıştıklarını görebiliyoruz..

Tabii ara transfer döneminde öncelikli takviyelerin bu bölgelere yapılacağını tahmin etmek pek de zor değil. Bilhassa Trabzonspor’ da bu konunun hayati derecede önem arz ettiğini belirtmeye gerek yok zaten..

Ne diyelim.. Ara transfer dönemini merakla bekliyoruz artık. Yeni yılda çok daha güçlü ve üretken kadrolar görebilmek dileğiyle..



Milan Jovanovic = Souleymane Oulare

19:50 Yazar: Cezasahasi 7 Yorum
Bir Jovanovic hikayesidir sardı gidiyor bir aralar. Net hatırlıyorum, evvelden de Beşiktaşa yamamaya çalışmışlardı bu adamı. Sebebini futbolsever olarak çözmek imkansız, biraz simsar olmak lâzım. En son Jovanovic'in Belçika gazetelerine FB beni istiyor, 3.5 yıllık 12 milyon € veriyor şeklindeki haberlere jet bir yalanlama geldi de rahatladım. Umarım bu yalanlamayla birlikte basın da bu gereksiz adamın Fenerbahçe'ye transferine bir son verir. Gereksiz derken, Fenerbahçe'nin aradığı niteliklerin hiç birine sahip olmaması nedeniyle gereksiz...

Yapabildiği tek atılımı Belçika Liginde yapabilen bir adam, Fenerbahçe'nin (her ne kadar uzak gibi görünse de) bir kere Avrupa'daki hedeflerini kovalamasına yardımcı olabilecek bir oyuncu değil. Fenerbahçe için 2. Oulare vakası olabilecek biri diyelim kısaca. Gerçi Oulare Belçika'da ilkleri başarmış bir oyuncu idi. 1999'da Yılın Futbolcusu ödülünü kazanarak bu ödülü kazanan ilk Afrikalı olma şerefine erişmiş, aynı zamanda Genk ile Lig Şampiyonluğuna ulaşmıştı. Partneri Strupar ile birlikte oluşturdukları muhteşem ikiliyle halen Genk taraftarının hafızalarındaki yerini korumaktadır Gineli futbolcu. Kafasıyla hemen her şeyi yapabilen bu adam, her iki ayağını da iyi kullanabilen, fena sayılmayacak bir sürate sahip Fenerbahçe'de bu özelliğini pek kullanamadı. Yattara ile hemşehri olmasının bunda bir payı var mıdır bilmiyorum. 4 gol atabildiği Türkiye macerası hüsranla sonuçlanmıştı. Belçika'dan Türkiye'ye gelip de başarılı olabilen kaç golcü vardı ki? Anadolu takımlarındaki performanslarını saymazsak Youla'yı ve Beşiktaş performansını, Preko ve Fenerbahçe performansını hatırlayın. Başarılı bir örnek aklıma gelmiyor nedense. O sebeple, böyle bir transferin ihtimali bile ürkütücüdür Fenerbahçe adına. Umarım bu yalanlama bir sondur. Zira bu seneki bidon transfer hakkı doldu bu ligin. Kısmet 2010'a...



Muhammet Demir Nereye?

15:54 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Nassim Ben Khalifa Inter'e demiştik. Peki Muhammet Demir Nereye? En tarafsız gözün dahi bu konuda bana şiddetle katılacağını biliyorum: Ondan daha iyi bir oyuncu olan Muhammet Demir, nereye? 2009 U17 Dünya Şampiyonasını, neredeyse birlikte takip ettiğimiz blog okuyucularından Aks111'in Nassim Ben Khalifa başlığına yazdığı yorumdan sonra yazma gereği hissetim bunu. Ben Khalifa, turnuvanın yıldızlarındandı. Kabul. Fakat Muhammet'in ne futbol, ne zeka, ne yetenek olarak bu adamdan aşağı kalır tek yanı yok. Bursaspor altyapısını tebrik etmek gerekiyor bu noktada. Ben Sercan ve Muhammet üretimlerini tesadüfe bağlamak istemiyorum. Umarım devamlılıkları sağlanır.

Khalifa için Inter devre demiştik. Khalifa topu iyi saklayan, bol kepçe top harcayan bir adam değil. Her topun kıymetini biliyordu. Bu durumda onun bireysel yeteneği kadar, disiplinli bir takımın parçası olmasının da bu durumda etkisi vardı. Daha şimdiden Grasshoppers'in A takımıyla 20 kadar maça çıkmış durumda. İşte gelişimin devamını sağlayan mekanizma: Hoppers parlayan bu oyuncusunu form tutmuşken iyice parıldatıp hem onun için, hem kendisi için en iyi olanı yapıyor. Çok iyi bir para kazanacaklar, Ben Khalifa da erken yaşta üst düzeyde futbol oynamaya başlayacak. Peki Muhammet Demir?

Muhammet de mükemmel top saklıyordu. Sırtı dönük de oynayabiliyor, yüzü dönük de... Adam geçebiliyor, şut çekebiliyor. Vs... U17 Şampiyonu İsviçre'nin ileri ikilisi Seferovic ve Khalifa'nın ayrı oyuncular olarak yaptığını Muhammet tek başına yapıyordu. Tamam, Seferovic biraz daha güçlü bir fiziğe sahip. Ama onun fiziğiyle yapabildiklerini Muhammet, onun kadar güçlü olmayan fiziğine zekasını katarak yapabiliyordu. Peki iki kişinin yaptığı işi tek başına yapabilecek yeteneğe sahip adama ne gerek? Bence disiplin, güç, ve tecrübe... Aynı turnuvada parladığı isimler çoktan takımlarında önemli süreler almaya başladılar. Muhammet? kıyaslanamayacak kadar az süre alıyor. Bursa'da kalırsa Ben Khalifa'nın Grasshoppers'da bulacağı şansı bulamayacak.  Burası kesin. Çünkü Hoppers yukarıda da belirttiğim gibi ne istediğini biliyor. Aslında Muhammet ne istediği konusundaki kararı çoktan vermiş. "Hedefim İstanbul takımları değil, direkt olarak Avrupa." Bursaspor da bu noktada mâkul olmalı. Oyuncusuna kolaylık sağlamalı. Kolaylık dediysem uçmaması yeterli Muhammet'in fiyatı konusunda... Burada kalması yönünde karar verebilirler ki bunu anlayışla karşılayabilirim. Ona bir yatırım yapmışlar, ve sportif olarak da bir karşılık bekliyor olabilirler. Fakat Sercan konusunda yaşananlardan tecrübe edinip, ederi varken Muhammet'ten maksimum kâr elde etmeleri en mantıklı seçenek gibi görünüyor. Sonrasında Muhammet'in 1-2 sene içinde A millî takım formasını sırtına geçirmemesi için hiç bir neden yok. 



fotOromAN

05:37 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum



Ben Khalifa Inter'e?

00:20 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Nijerya'da düzenlenen Fifa U17 Dünya Kupası bir çok genç yıldızı vitrine çıkardı. Nijerya'dan Sani Emanuel, Ramon Azeez, Uruguay'dan Gallegos, İspanya'dan Morata, Kolombiya'dan Mendoza ve Cuellar bunlardan bazıları... En büyük sükseyi ise şampiyonluğa uzanan İsviçre oyuncuları yaptı. Seferovic, turnuvada takımı adına 5 gol atıp turnuvanın gol krallarından biri olmuştu. (Tahtı paylaşan oyuncu sayısı 4 idi) Fakat onun bu etkinliğindeki en büyük pay, partneri Ben Khalifa'nındı. Tunus asıllı oyuncu turnuvada takımı adına 4 gol kaydetmiş, 3 de asist yapmıştı. Oynadığı akılcı oyun sayesinde takımının şampiyonluğa ulaşmasına büyük katkıda bulunan Ben Khalifa, Sani Emanuel'in ardından Turnuvanın en değerli 2. oyuncusu olmuştu ayrıca. Ve şimdi Inter'e gitmesi an meselesi.

Ben Khalifa Grasshoppers forması giyiyor. Tıpkı U17'den partneri Seferovic gibi. İsminden de anlaşılacağı üzere aslen İsviçre ile bir alakası yok. Tunus asıllı, tıpkı partneri Seferovic gibi. İsviçre şimdiye kadar farklı ırklara mensup göçmenlerinden yeterince faydalanıyordu. Alexander Frei 2008'de rekoru kırana dek İsviçre'nin en golcü futbolcusu bir türk, Kubilay Türkyılmaz'dı. Fakat bu jenerasyon, hepsinden daha bir başka olacağının sinyallerini çok net biçimde verdi.

Turnuvada Türkiye adına parlayan en önemli yıldız takım kaptanımız Muhammet... "Hedefim direkt olarak Avrupa, İstanbul takımlarında oynamayı düşünmüyorum." açıklamasıyla gündeme geldi en son. Oynadığı futbolla gözlemcileri etkileyen Muhammet'in şu esnada Ben Khalife'den eksiği yok, fazlası var. Umarım Avrupa'ya gitmekte geç kalmaz.



Inter Altyapısında Bir Türk: Mete Serdar Çoban

16:00 Yazar: Cezasahasi 6 Yorum
Kıbrıs futbolu, Katalunya - Arjantin maçıyla az da olsa memleket gündemine girdi. Peki Kıbrıslı futbolcular? Sanıyorum Mustafa İzzet'le tanışmıştık ilk olarak. Bir dönem parladıktan sonra adını sanını duymaz olduk. Şimdilerde ise Colin-Kâzım... İkisi de İngiltere'den... Emirdağ için Belçika, Bozkır & Kulu için İsveç neyse Kıbrıs Türkleri için İngiltere o...

Mete de Kıbrıs Türkü bir ailenin çocuğu. Güzelyurt doğumlu. Futbola Londra'da St. Matthias adlı kulüpte kaleci olarak başlıyor. Daha sonra kulübüyle İtalya'da katıldıkları bir turnuvada Inter-Milan gözlemcilerinin dikkatini çekiyor. Ve 12 yaşında Inter seçmelerine davet ediliyor. Bu seçmeleri başarıyla geçen Mete Inter'le bir çok turnuvaya da katılıyor. Ayrıca şu anda A takımın yıldız oyuncuları olan Santon ve Balotelli ile de sık sık idman yapma fırsatı yakalayan Mete, 2008'e kadar İnter altyapısında top koşturmaya devam ediyor. Ernesto Paulilo'nun özel ilgisine mazhar olan Mete'nin, ailevî sorunlar sebebiyle Londra'ya dönmesi gerekince Genç akademisiyle  ünlü West Ham United'le anlaşma sağlıyor. Fakat ne yazık ki bu esnada çok talihsiz bir sakatlık geçiriyor. İnter'den ayrılmasına 2 hafta kala, yaşadığı bu sakatlık onu tam 13 ay sahalardan uzak tutmuş. Bu sebeple West Ham ile yapılan anlaşma da suya düşmüş tabii. Şimdilerde eski sağlığına tekrar kavuşan Mete, yeni bir başlangıç yapmak üzere. Gelecek ay içinde takımı büyük ihtimalle belli olacak. Yine burada kendisine yer vereceğiz.

Mete sol bek ve orta sahanın solunda oynayabilen bir futbolcu. İnter'de iken altyapı hocaları kendisine Sol Ayaklı Maicon lakabını takmışlar. Sol ayağına hakim ve fiziksel olarak oldukça güçlü bir sol kanat oyuncusu. Umarım sakatlığının etkilerini tam olarak atlatır, ve sakatlığın verdiği hırsla birlikte futbola bomba gibi bir dönüş yapar. Türk Millî Futbol takımının Abdullah Ercan sonrasındaki sol bek eksikliği ortada. Bir kaç sene sonra Mete'yi o formanın içinde görmek dileğiyle...



Euro 2016 Aday Şehirler Üzerine...

15:42 Yazar: Cezasahasi 51 Yorum
***

Yeni Konya Arena,31.000 kapasiteli olacak 2012 yılında hizmete girecektir.

Yeni Eskişehir Stadı,42,000 kapasiteli olacaktır.
Yeni Antalya Stadı,40,500 kapasiteli olacaktır.
Yeni Ankara Stadyumu kapasite 70. 000 olacaktır.
Yeni Bursa Stadı, 42,000 kapasiteli olacaktır.
Yeni İzmir Stadı,40,000 kapasiteli olacaktır.


Şampiyona için sadece devletin ayırdığı kaynak 1.7 milyar tl

***

He he heyt! Amma da komik yahu...

Günümüzden yedi sene sonra yapılacak organizasyon için bildirilen şehirlere bak!

Efendim, şimdi zaman makinasına biniyor ve yedi sene sonraya gidiyoruz. Ortam şöyle : Yukarıdaki şehirlerden herhangi birinde maç oynanıyor ve dünya TV'leri maçı naklen yayınlıyor. Diyelim ki Finlandiya televizyonunun spikeri, anlatımını renkli kılmak adına, maçı anlatırken ara sıra Türkiye ve maçın oynandığı şehir hakkında bilgi verecek... Zaten bu tür organizasyonlar biraz da böylesine tanıtımlara hizmet için değil midir? Spiker de Finlandiya halkına bizim tanıtımımızı yapacak işte, ne güzel... (Ülke Finlandiya olur, Kore olur, Kanada olur, önemli değil...)

Spikerin şunları anlatacak hali yok ya...

Bu şehir şu kadar nüfusa, bu kadar rakıma sahiptir. Başlıca akarsuları Kuru Dere ile Boklu Çay, önemli mesire yerleri Hıdırlık Tepesi ile Paşa Çayırı'dır. Şehirde yüzonüç sarraf, altmışsekiz saraç, otuzyedi kavaf faaliyet göstermektedir. İl kireçtaşı ve başkalaşım kayaları üzerine yayılmış alüvyon ovası üzerine kurulmuştur. Kına gecelerinde kızlar yeşil yaşmak ile sarı yazma giyer, gelin ağlatmasını kaynana, kına yakma işini görümce üstlenir. Yaren gecelerinde "Yatırdım yatırdım çam dibine, batırdım batırdım ta dibine" diye türküler söylenir...

Ne anlatacak o zaman spiker? Daha doğrusu ne anlatması gerekiyor?... Şehrin tarihini, Ülke ve dünya medeniyetindeki yerini, Ülke ve dünya kültürüne katkısını...

Haaa, unuttum!.. Bu bir futbol turnuvası olduğuna göre; şehrin futbol tarihi, varlığı ve kültürü hakkında da bilgi vermeli değil mi? Organizasyon futbol ile ilgili olduğuna göre, organizasyonda görev alan şehirlerin de futbol geçmişi ve kültürünün güçlü olması gerekmez mi?

O zaman dönelim listeye :

Konya : Türk futboluna ne vermiş, hangi dönüşümü, hangi anlayışı hediye etmiş? Bugün bile Ülkenin en üst liginde takımı yokken, yedi sene sonra ne olur Allah bilir!

Eskişehir : Konya'dan daha iyi durumdadır. O da 1970'li yıllarda gösterdiği birkaç senelik performans sayesinde... Sonrasında ligler arasında sürüklenip duran sıradan bir takım olmaktan öteye gidememiştir ki...

Antalya : Geçiniz efendim, geçiniiiizzzz...

Ankara : Başkenttir, sözüm yok!

Bursa : Hadi bu da benden olsun...

İzmir : Tarihi, kültürel ve doğal vasıfları, İzmir futbolunun çöküş (hatta belki 2016 itibarıyla yokoluş) ayıbını kapatacağı için diyecek bir şey yok...

Bir de Kayseri mi vardı? Ticaret kafası olarak Ülkenin en yetenekli insanlarını çıkardığı söylenen şehir... O kadar büyük zeka kapasitesi vardır ki; biri ligden düşen, biri lige yeni çıkan iki takımı değiş tokuş ederek Ülkenin futbol vitrininde kalmayı başarmışlardır. Bu davranışın spor ve rekabet ruhuna ne kadar uygun olduğunu artık televizyonları başındaki Finlandiya halkı takdir edecektir.

Bitki biliminde "endemik" diye bir kavram kullanıyorlar; anlamı şu : Yaşam ve yerleşim alanı belli bir bölgeyle sınırlı olan, yeryüzünün başka bir alanında yaylıp yaşayamayan... Yani özgün, yani tekil, yani eşsiz...

Trabzonspor, Türk futbolunun tek endemik örneğidir! Endemik yapan da TRABZON ŞEHRİDİR!

Böyle bir organizasyon ile Trabzon'u değil de Kayseri'yi veya Eskişehir'i veya Antalya'yı Avrupa ve dünya vitrinine koymak; Ülkemizi tanıtmak için Sümela Manastırı yerine Atakule'yi, Kapalıçarşı yerine Cevahir İş Merkezi'ni, zeytin yerine kiviyi, Likya Yolu yerine Adana-Pozantı otoyolunu, Göcek Koyu yerine Seyhan Baraj Gölü'nü koymaya benzer.

Bu tercihi yapanları alkışlarla ve acı kahkahalarla karşılıyorum!

by Öz-Balkesli



Halelujah Israel!

14:58 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum

Dünyanın hiç bir yerinde maç yok bugün. Tabii ki bir yer hariç. İsrail Leumit Liginde 3 karşılaşma var. İlginç bir durum oluşmuş. Tesadüf işte. Leumit İsrail'in 2. Ligi...



Onur Recep...

23:28 Yazar: Cezasahasi 10 Yorum
Karşıyaka'dan geldiğinde "İdolüm Şenol Güneş" demişti ya, bir türk kaleci için geleceğe giden yolda en iyi seçimlerden birini yapmıştı. Karşıyaka'dan gelmiş olması Trabzonspor ruhunu anlamasını kolaylaştırmıştır. Anadoluda gerçek anlamda kendine münhasır kaç taraftar var ki? Bursaspor, Eskişehirspor, Adana Demirspor, Sakaryaspor, Karşıyaka, Göztepe*... Ersun Yanal onu Trabzon'a getiren isimdi, aslında şansa bulmuştu ilk dönemlerde. Fakat gençliğinin verdiği heyecanla çıkışı sekteye uğradı. Sylva'nın bu sezonki battı balık performansları sayesinde geç de olsa tanıştık Onur'la yeniden... Ondan çok ben sevindim. Trabzonspor adına yılın en büyük kazancı olacak gibi. Elbette mükemmel bir performans sergilemiyor, şayet ona Millî takımımızın kalecisi gözüyle bakarsak. İnanıyorum şu saatten sonra, idolüyle birlikte kimseye bırakmayacaktır o kaleyi. Bir kaleci için gerekli tüm vasıflara sahip bu adam... Daha gideceği çok uzun bir yol var elbette ama yollar ne kadar uzunsa, Onur'un azmi de o kadar fazla. Üstelik yol arkadaşı da, idolü de aynı kişi... Bundan âlâ yolculuk mu olur?

*aks111'in hatırlatması üzerine.



Sigara Sponsorluğunda Futbol - Kolombiya'da Şampiyon Medellin

17:38 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Avrupa'da futbol devre arasını görürken, Güney Amerika Şampiyonları da bir bir belli oluyor. Ekvator, Arjantin, Uruguay ve Brezilya derken Kolombiya ligi de sona erdi. Karizmatik isimli lig Copa Mustang'ı Finalde Atletico Huila'yı geçen Deportivo Independiente Medellin kazandı.

Bu karizmatik isimli ligin adını bir sigara firmasından aldığını belirtelim. Bir sigara firmasının sponsorluğundaki futbol ligi... Hatta CopaMustang isimli ligin resmî sitesine girebilmeniz için 18 yaşından büyük olduğunuzu teyid etmeniz gerekiyor. Tabii ki internet teyidi. Ama yeterince ilginç değil mi? 2010 yılından sonra ligin ismi Liga Postobon olarak değişiyor. Bu seferki sponsor bir meyve suyu firması. Kolombiya Ligi format olarak Güney Amerika'nın garip liglerinden biri. Apertura ve Clausura olarak oynansa da 17'şer maç sonrası ilk 8 sırayı alan takımlar Cuadrungular adı verilen ve 4'er takımlı iki gruba ayrılıyor. Bu grupların liderleri de şampiyonluk maçını oynuyorlar. Şemadan daha iyi anlayabilirsiniz. Uruguay'ı ve gerçekten garip ligini hatırlayınca biraz daha rahatlatıcı...



Cuadrungular A'dan lider olarak çıkan Medellin, finalde Guadrungular B lideri Huila ile ilk maçı deplasmanda oynadı. Estadio Guillermo Plazas Alcid'deki karşılaşmayı 85. dakikada süper golcüsü Jackson Martinez'in golüyle 1-0 kazanıp büyük avantaj elde eden Medellin, kısmen rahat geçeceği düşünülen ikinci maçta ecel terleri döktü. İlk yarıyı Ervin Maturana'nın golüyle önde kapatan Huila, Medellin'i oldukça zorladı. İkinci golü bulabilse her şey çok daha farklı bir hâl alacakken sahneye tekrar Jackson Martinez çıktı. Ardından Mosquera ile bir gol daha bulan Medellin, 84. dakikada Ochoa'nın ayağından bir gol yemesine rağmen karşılaşma berabere bitince kupaya uzanan taraf oldu.


Son şampiyonluğuna 5 yıl önce Apertura'da ulaşan Medellin'in bu başarısındaki en büyük pay 1.85'lik süper forvetleri Jackson Martinez'e ait. Kendisiyle ilgili blogda da daha evvel bir şeyler karalamıştık. 23 maçta fileleri 18 kez havalandıran futbolcu Teofilo Gutierrez ile birlikte ligin en çok dikkat çeken iki oyuncusundan biriydi. Ve doğal olarak en değerli oyuncu... Apertura'yı 11 puanla sonuncu olarak tamamlayabilen Medelin, 17 maçta attığı 14 golün üzerine Cuadrangular serisinde 4 gol daha ekleyen -ki bunların ikisi final karşılaşmalarında- Martinez sayesinde başlangıçta kimsenin ummadığı bir başarıya imza attı. Clausura öncesi Arjantin takımlarının yoğun markajına rağmen kulübünde kalan Martinez'i Racing ısrarlı bir şekilde istiyor. Konuşulan rakam 2 milyon $ civarında. Bu paraya bu kalitede golcüyü alsa alsa Arjantin takımları alır, sonra da Avrupa'ya yollarlar. Martinez çıkışıyla Millî Takım yetkililerinin de dikkatini çekti ve4 kez millî takım forması giydi. 3 golü var millî formayla. İhtiyaç sahiplerine duyuralım...




40 Yılın Kazığı Gökhan

17:35 Yazar: Great White 13 Yorum
Başlığı görenler ilk etapta şunu düşünebilirler. Gökhan Ünal’ a gelene kadar neredeyse tek gol atamadan gerisin geri dönen Agustine, Bushi, Tomas Jun gibi forvetlerin de zamanında Trabzonspor’ a geldiğine dikkat çekebilirler..

Ama şu da var ki, kariyerinin henüz başlarında Çek Milli Takımı’ nın gelecekteki forveti olarak lanse edilmesine rağmen Trabzonspor’ da varlık gösteremediği için, hala büyük saygı duyuyor olduğum eski başkanımız Atay Aktuğ’ un başını yiyen 3,5 milyon avro maliyetli Tomas Jun bile kendisinin neredeyse iki katına mal olan Gökhan kadar şans bulamadan ayrıldı şu takımdan..

Sadri Başkan’ ın bir önceki sezon başında Ersun Yanal’ ın da tavsiyesiyle adeta gövde gösterisi yaparcasına “Galatasaray’ ın elinden kaptığı” Gökhan Ünal’ a yaklaşık 6 milyon avro ödedi bu camia. Korkunç bir bedel. Karşılığında aldığı ise toplamda birbuçuk sezonda atabildiği 17 golden ibaret..

Peki ya şu taraftarın bünyesinden götürdüklerinin maliyeti nedir acaba?

Topa olan her temasında topun yumuşayacağı yerde daha bir ivme kazanmasına sebep olan top kontrolü yetersizliğinin, yere düşmüş bir oyuncuyu dahi geçebilmekte zorlanan dripling zaafiyetinin, topu orta yerinden kıracakmış gibi ite kaka sürmeye çalıştığı topların, gözleri bağlı bir insan edasıyla topla birlikte rakibin üzerine üzerine gittikten sonra çarpışarak kaybettiği trajikomik pozisyonların, ayağına aldığı her topu istisnasız en fazla iki saniye içerisinde kaybettiği enstantanelerin, boş alanlara kaçarak top istemek yerine en pasif bölgede pinekleyip önünde hiç kimsenin olmadığı pozisyonları bekleme kurnazlığının, hiçbir hava topunda üstünlük kuramama zaafiyetinin ve bütün bunlardan daha da önemlisi sahadaki ruhsuzluğunun, isteksizliğinin, miskinliğinin maliyetini hesaplayabilir miyiz?

Bundan tam on sene önce Petrolofisi’ nde oynarken de kendisinin partneri olan ve altı pastan kaçırdığı gollerle şu taraftarın sabır taşını çatlatan Umut Bulut’ u dahi ondan çok daha katlanılası hale sokan ayrıcalık ne olabilir ki? Cevabı çok basit..

Her ne kadar beceri ve teknik olarak Gökhan’ dan fazlaca artıları olmasa da gerek hava toplarındaki vasatı aşan performansı, gerek rakip stoperleri maç boyunca meşgul eden oyun yapısı, gerekse maç boyunca bitmek bilmez bir kondüsyon harcayarak büyük bir hırs ile mücadele ediyor olmasıdır tabii ki. Peki ya Umut şu özverili haliyle bile bu takımın forveti olabilir mi? Asla olamaz..

Bazı çevreler Gökhan Ünal’ ın bu yetersiz halini, futbola kendini verememesine ve Trabzonspor’ u kafasında bitirmiş olduğuna yoruyorlar ki ben bu fikre de katılmıyorum. Zira bu futbolcunun Trabzonspor’ a büyük bir merasim ile “kazandırıldığı” gün, bir balon transfer ettiğimizi söylediğimde çok tepkiler almıştım. Çünkü Gökhan da benim gözümde, bir Zafer Biryol ya da bir Okan Yılmaz gibi küçük takımların golcüsüydü..

Oynadıkları vasat takımlardaki kadro zaafiyeti içerisinde daha bir göze batıyor olduklarından, rakiplerin kendilerine aşırı önlemler almıyor oluşundan, hatta kendilerine karşı çoğunlukla açık futbolu tercih ettiklerinden dolayı üçüncü bölgede sıkça boş alan bulup rahat goller atarak gol krallığı dahi yaşayan bu tür futbolcuların daha büyük bir takıma geldikten sonra yaşadıkları sendromlar rastlantı olmasa gerek..

Son olarak, hakkında yazılıp çizilen şu transfer dedikodularına gelelim. Son dönemlerde Ankaragücü, Galatasaray, Rubin ve Zenith gibi takımların transfer listesinde bulunduğu söyleniyor. Bu takımlar arasında bana en gerçekçi gelenin Ankaragücü olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hala ciddi bir alıcısı varsa "pazarlıksız" verilsin derim ben. Hatta alan da hayrını görsün yani; daha ne diyeyim..



Galatasaray 2 - 1 Trabzonspor || Cevap Ver Kule...

23:57 Yazar: Cezasahasi 12 Yorum

Saati itibariyle içimdeki çok büyük bir özlemi giderdi bu maç. Adını tam bilmediğim bir psikolojik oyunla kendimi kandırıp sanki Şampiyonlar Ligi maçı oynuyormuşuz gibi hissettirdim kendime. Rakip ağırlıklarını yanına almadan Viyana'yı fethe giden bir sultan. Birbirinden habersiz 11 adam yanyana dizilirse ne olur? Futbol takımı hariç her şey. Zorlarsanız bir futbol takımı da elde edersiniz. Elano yok, Keita yok, Kewell yok. Müthiş sıkıcı bir muhabbetten kurtulmamıza vesiledir bu: Onların yabancıları iyi. Onlar yabancılara çok para veriyor. Onlar en iyileri alıyor. Yabancı oyuncu transferiyle onları geçemeyiz, gençlere önem verelim, öze dönelim. Bu zihniyetteki arkadaşlar umarım bu maçı iyi seyretmişlerdir. Rijkaard 8 kuşak İstanbullu bir insan ya. Böyle bir maçta Berkin'e, herkesin yerden yere vurduğu -ben de dahil- Aydın'a yer vermiş öz evlatçı Rijkaard. Öz be öz İstanbul çocuğu. Saygı duyulası.  Şu tercihlerin Trabzonspor tarafından geldiğini düşünün. Bunu düşünmek yerine Kardeşlerimle o arabada olmayı tercih ederdim.

Topu ikinci yarının ortaları hariç, ayağında 5 saniyede tutamayan bir rakibe karşı oynadı İstanbullu Rijkaard'ın takımı. Son oynadıkları Antalyaspor ve Gençlerbirliği maçında, duran toplarda ofsayt taktiği uygulayacağım diye 6 net pozisyon vermişlerdi. Bunlardan ikisi gol olmuş, ikisi direkten dönmüştü, ikisi de Kahe'nin beceriksizliği sayesinde auta gitmişti. Galatasaray duran toplarda 2-3 kez yine aynı taktiği denedi. Fakat rakip, belli ki bu durumlara pek çalışmamıştı. Duran toptan bir gol geldi, o da tek pozisyonla... 3 kere ofsayta yakalanmaktan kurtulamadı Trabzonsporlu oyuncular. Orta geliyor, ama nereye, yerine giden ortalar oluyor, ama kime... Kanat oyuncuları aldılar, yapacakları ortaya vuracak forvetleri çoktu ya... İlk yarıda oynanan 17 maçın sadece dördünde gol atabilen iki forvet oyuncusu. Bu forvetlerden Umut 1-6 kazanılan İstanbul BŞB, 3-1 kazanılan Antalyaspor ve 3-0 kazanılan Ankaragücü maçlarında ağları bulabilirken, Gökhan yalnızca İstanbul BŞB ve Kayserispor maçlarında gol atabildi. Tablo yeterince açık mı? Ligde bu kadar yetersiz, etkisiz, bir forvet hattı daha var mı? Elbette diğer mevkilerde aksıyor, ama bu maça özel olmayan, tüm bir yıla yayabileceğimiz müthiş bir yokluk hakim Trabzonspor forvetine. Çifte bitmiş, okeye dönüyorlar. Bu Dünya Garip Dünya... Ve aynı dünyada birileri o forma uğruna hayatlarını kaybedebiliyor. Dayanılmaz bir acı bu. 

Tek tek isim yazmaya, performans değerlendirmeye ne hacet; Trabzonspor, en başta bu yönetim, bu oyuncularla şu saatten sonra hiç bir limana varamaz. Gelen her fırtınada sallanır, olan Güneş'e olur ki boşa doğar bu tayfaya. Şu saatten sonra Transfer, bu ve gelecek herhangi bir yönetime bırakılamayacak kadar ciddî bir iştir ve Eğer Şenol Güneş istediklerini yaptıramazsa derhal görevinden istifa etmelidir. Bu kulübün sırtından ceplerinizi doldurduğunuz, hükümetle aranızı düzelttiğiniz yetti de arttı. Siyasetinizi de alın gidin burdan!

Son sözüm Faruk Özak'a... Euro 2016 için aday arasında Trabzon yok... Topu Federasyona atıyor, Federasyon da mesafeye, falana, filana... Sen Faruk Özak, Trabzonspor'un sırtından şehirdeki Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandın, bunun neticesinde Bakanlık elde ettin. Eğer ki şehir için hayati önem taşıyan bu kararın alınmasını sağlayamadıysan, ve hâlâ utanmadan o mevkîyi işgal ediyorsan, bundan sonra Trabzonspor'un adını ağzına alma. Gerçi seçimler bittikten sonra zaten almıyorsun ya, bundan sonra kıyamete kadar anma. Bir sonraki seçimde hesabınızı görürüz, çok geç olur ya, neyse...



Türkiye-Brezilya Transfer Hattı

23:56 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Devre arası tahminleri yapmalı. En kolayından başlamalı. Devre arası, tıpkı diğer transfer dönemlerinde olduğu gibi isabetsiz yabancı transferleriyle geçecek. Oldukça yüksek bir isabetsizlik oranıyla hem de...

1951 yılında şimdilerde kimsenin adını sanını bilmediği Adalet takımı tarafından gerçekleştirilen ilk yabancı transferinin ardından geçen 58 yıl içersinde, Türk futbolu halkalı çöplüğüne dönüşmüş durumda. Hazır ilk yabancıdan bahsetmişken kısa bir bilgi de düşmek lazım bu transfer hakkında. Türkiye liglerinin -bazı kaynaklara göre- ilk yabancı oyuncusu olan Arjantinli Oscar Garo, tarih sayfalarında yazdığına göre, uzaktan attığı harika gollerle ve sempatik tavırlarıyla yerini almış durumda. Tabii işin ilginç tarafı Oscar'ın -başka kaynaklara göre- Adalet takımında hiç oynamadığı ve Türkiye'ye bir uyuşturucu köprüsü kurmak adına transfer olduğu yer almaktadır. Yani sahadışı katkı amaçlı transferlerin tarihi Roberto Carlos'tan çok daha eski bu topraklarda.

Türk futbolunda ilk yabancı oyuncu transferinin gerçekleştirildiği yıl olan 1951'den günümüze gelene kadar bir çok futbolcu çakması ülkemizde iyi paralar kazanarak memleketlerinin yolunu tuttular. Gerilerinde bıraktıkları en büyük miras ilginçtir ki müthiş bir yabancı hayranlığı oldu. 1970-90 arası Balkanları gösteren ibre, 1990'lı yılların özellikle ikinci yarısından sonra  Latin Amerika kökenli oyunculara, özellikle Brezilyalı, döndü. Örnek vermek gerekirse, şu anda ülkemizde forma giyen Brezilyalı futbolcular; Fenerbahçe ve Gaziantepspor 5, Beşiktaş ve Gençlerbirliği 3, İ.B.B ve Kasımpaşa 2, Antalyaspor, Denizlispor, Galatasaray, Trabzonspor, Bursaspor, Manisaspor 1. Ekolün ilk temsilcisi, yani Brezilyalı Getiren İlk Kulüp Malatyaspor olarak biliniyor. Fakat bazı söylentiler de var ki onlar da şu yönde: Fenerbahçe 1966 yılında bir Brezilyalı getirir. Fakat yeterli bulmadığı için o sıralarda 2. ligde mücadele eden Sakaryaspor'a verirler bu adamı. 1967 depreminin gerçekleşmesi nedeniyle Brezilyalı oyuncu korkar ve ülkesine kaçar.

Memleket furya memleketi. Herhangi bir modanın yayılma hızı inanılmaz... Nasıl ki Yugoslav furyası birden bire bütün memleketi sardıysa, Brezilyalı furyası da memleketi aynen öyle sardı. Genelde büyük takımlardan küçüklere doğru yayılan bu furya bu sefer ters istikamette gelişti. Önce Anadolu'yu sonra da istanbul'u etkisine aldı yani. Ve İstanbul bu işten etkilenince de paralar çuvalla sayılmaya başlandı. Çuvallarca para harcanan bu oyuncuların,  zaman içerisinde gelişen olaylar sonrası   ''yalnızlık çekiyorum, başka bir Brezilyalı transfer edelim'' ricalarını da geri çevirmemişlerdi..Hatta bir ara Fenerbahçe, Brezilya Liginde yabancı sınırlamasına takılmadan mücadele edebilecek dereceye kadar gelmişti Samandıra'da zaman zaman Rio Karnavalını anımsatan görüntüler, ileri bir safhaya geçmiş, zaman zaman İstanbul'u anımsatan bir Samandıra ortaya çıkmıştı. 


Zaten bizde mevcut olmayan profesyonel anlayışa, bu adamların eksilerde gezinen anlayışları da eklenince ülke artık Dubai olmaya doğru yol almıştı. Kalite katan isimler de vardı aralarında, Alex gibi, Aurelio gibi.  Fakat çok daha fazla olabilecek getirileri, gerek yanlış seçimler, gerekse bizim aklımızın eremeyeceği karanlık ilişkiler yüzünden kötü örneklerle sınırlandırıldı. Brezilyalı oyuncuların varlığından şikayet tabii ki etmiyorum. Önemli olan oyuncu transferlerini belirli şablonlara ve sisteme göre yapmaktır. Ve eldeki imkanları doğru kullanmak. Mesela Güiza'yı almak yerine, Pato gibi adamları almaktır. Hiçkimse Fenerbahçe bu adamı alamaz diyebilir mi? Zico gibi bir ilah, Roberto Carlos gibi, Alex gibi isimler varken, para ve popülarite, ŞL bile varken bu adamların Türkiye'ye gelememe ihtimali var mı sizce? Fakat işte nedense ne bir sistem, ne bir amaç... Öneri üzerine alınan garip isimler, heba edilen paralar.

 Bu konuda hâlihazırda Türk futbol kulüplerine örnek teşkil edebileceğini düşündüğüm ve çapı bizim 4 büyük kulübümüzle 3 aşağı 5 yukarı aynı olan Lucescu'nun Shakhtar'ı var. 

Lucescu'nun başa geçmesinden sonra harika bir ivme yakalayan Shakhtar, Ukrayna ligini parselledikten sonra bu yıl UEFA Kupasını doğru bir yapılanmanın ardından müzesine götürdü. Shakhtar'ın bu başarısının altındaki aslan payı tabii ki kadro içersinde bulunan Brezilyalı oyunculara ait. Verdiğimiz resimde Shakhtar'ın Brezilyalılarını görüyorsunuz. Sadece Alex Teixeira'nın Mısır'daki U20'de parladığını, ve müthiş bir potansiyele sahip olduğunu söylemem yeterli mi?  Jadson, Fernandinho, Ilsinho gibi oyuncuların kalitesini futbolu takip eden sizler de benim kadar biliyorsunuzdur. Bu eksende daha önce Shakhtar formasıyla Avrupa maceralarına başlayan Elano, Brandão ve Matuzalém gibi isimleri unutmamak gerekir. Buradaki Brezilyalı fazlalığından şikayet ediyor muyum? Şahsen hayır. 

Takımlarımızın da şayet böyle bir yığılma yapmak gibi fikirleri varsa,  doğru bir sistemle, doğru tercihlerle arzuladığı başarıya ulaşan Shakhtar'ı örnek almaları gerekir diye düşünüyorum. Bir Kongolu, Bir Hırvat, Bir Namibyalı, vs alıp farklı bir yemek denemek yerine, bilinen bir yemeği doğru tarifle uygulayıp en doğru tadı alabileceklerine inanıyorum.

by Master



Donzdorf U13 Turnuvası & Türk Futbolcular

17:16 Yazar: Cezasahasi 3 Yorum
Almanya'nın Stuttgart kenti yakınlarındaki Donzdorf kasabasında bu yıl 13.sü düzenlenen Uluslararası U13 Salon Futbol turnuvasında Türk oyuncular damgasını vurdu.

1997 doğumlu gençlerden oluşan takımların katıldığı turnuva ve 4 oyuncu artı kalecinin yer aldığı maçlar yıllardan beri düzenlendiği için büyük kulüplerin altyapılarından da büyük ilgi görüyor.

VfB Stuttgart, Karlsruher SC, SSV Ulm, FC Augsburg, FC Luzern, Wacker Innsbruck, 1.FC Köln, 1.FC Heidenheim gibi kulüplerin U13 Takımları kıran kırana bir mücadele sonrası şampiyonu belirlerken, hemen hemen her takımda oynayan Türk oyuncular otoritelerin gözüne girmeyi başardı.

Finalde FSV Waiblingen'i farklı mağlup ederek şampiyon olan VfB Stuttgart U13 Takımında oynayan 1997'li Enis Küley (resimdeki gencimiz) ve Serkan Uygun sergiledikleri futbol ile gelecek için büyük umut vaadettiler.

Turnuvada sağbek olarak görev alan Enis Küley tekniği, mücadeleci ruhu ve hücuma katkısı ile büyük beğeni toplarken, sol bek olarak oynayan Serkan Uygun soğukkanlı oyun stili ile yılların tecrübesi ile oynayan bir oyuncu görüntüsü çizdi.

Iki ayağını da kullanabilen Enis ve solak Serkan'ın VfB Stuttgart gibi mükemmel bir altyapıya sahip bir kulüpte oynadıklarını düşünürsek ve bu altyapıya girmenin bile ne kadar zor olduğunu göz önünde bulundurursak, iki yeteneğimizin de isimini gelecekte daha cok duyacağımız kesin gibi gözüküyor.

Bunun dışında turnuvada mücadele eden ekiplerde Wacker Innsbruck U13 Takımından 1997'li Okan Yılmaz, FC Luzern'den 1997'li Harun Alpsoy, 1.FC Köln'den 1997'li Şenol Ak ve 1.FC Heidenheim'dan 1997'li Aydın Yalap da göze batan oyuncular olarak dikkat çeken oyunculardan biriydi.  1.FC Heidenheim kalesini koruyan 1997'li Ilker Yurtyapan turnuvada mücadele eden tek Türk kaleci olurken, yaptığı kurtarışlar ile iyi bir kaleci olma yolunda ilerlediğini gösterdi. Turnuvada üçüncülüğü FC Augsburg'u maglup eden Karlsruher SC U13 Takımı elde etti.

Gurbetçi oyuncularla parladıktan sonra sağlanan, daha doğrusu sağlanmaya çalışılan iletişim karşılıklı sorunlar nedeniyle sağlıklı olamıyor. Mesut örneği önümüzde. O yüzden daha erken yaşta sağlanacak kontak bir çok problemi çözecektir. İleride bu çocukların birer yıldız olma ihtimaliyle bizim gözümüzde hain olma ihtimalleri de mevcut. İkinci ihtimali en aza indirmek için şimdiden harekete geçmek en iyisi. 



Mekanlarınız Cennet Olsun || Makamlarınız Harab Olsun!

18:11 Yazar: Cezasahasi 1 Yorum
Biz de Emre,Pavel Oktay,Utku ve Recep ile birlikte vardık Akçaabat'ın Karamba mahallesine.Şahin tepesi gibi bir yerde kurulmuş caminin etrafında sevenleri ile birlikte cenaze namazını eda ettik.Rahmetli Bünyamin'in babası çok metanetliydi.Önümde cenaze namazını kıldık ve dua ederken açtığı avuçlarına gitti gözüm.Elleri nasır toplamış,avuç içleri parmakları iş yapmaktan,tarla,bahçe ile uğraşmaktan hep çizik olmuş anadolu insanını temsil ediyordu.O mübarek ellerini namaz sonrası öpmek istedim ama öptürmedi.O eller Bünyamin'i çalışarak okuttu.Ama ne oldu?Koskoca bir hiç,boşluk.Taptaze ,gençliğinin baharında bir delikanlıyı kaybetmenin üzüntüsü,kederi vardı hepimizde.

Namazdan önce tabutun yanına vardığımda yüzünü açtılar.Pek adetim değildir bakmam ama bakasım geldi.Hani bir fotoğrafı vardı nette dolaşan,hafif kirli,seyrek sakallı.İşte bilin ki Bünyamin aynen öyle toprağa gitti.Üzerine çok değer verip peşinden ölüme gittiğimiz Trabzonspor'u temsilen Bünyamin forması akıl edip göndermemişlerdi.Ama sağolsun arkadaşları kendi kaşkollarını serdiler tabutuna.Bu kadar basit olmamalı bu ölümler.Hepimiz öleceğiz yatacağız oraya ama koskoca Trabzonspor'u temsilen bir kişi gönderilmiş oraya.O da kulübü mü temsilen gelmiş belediye başkan yardımcısı diye mi gelmiş bilmiyoruz.Takdirini sizlere bırakıyorum.Ve şuna karar verdim orada.Bir kulübe yönetici olmak için böyle yollardan geçmek gerekiyormuş.Tepeden inme insanlar bu haykırışı anlamaz ve değer vermez.Sadece kuru bir mesaj ile çelenk ile bu işler halledilmez.Yıllardır Kazım'a gidiyoruz.O'nu bile anlamamış bir camiadan daha ne beklenir ki?

Sağolsun Volkan abimiz yine oradaydı.Başkan gibiydi bizim için.Trabzonlu nasıl olur Trabzonsporlu nasıl olurmuş gösteriyor herkese.Kimse de yanlış anlamasın.Siyaset falan yaptığım yok.Herşey apaçık ortada iken mevcut durumu aktarıyorum.HEPİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN....

Oktay Çavuşoğlu /6T1S

Trabzonspor uğruna hayata gözlerini yuman 4 kardeşimizin cenaze törenlerine katılan adı çapulcuya çıkmış tüm taraftar gruplarındaki kardeşlerimize abilerimize teşekkür ederken, bu acı günümüzde bu yazıyı bizlere yazdıranlara sitemlerimizi sunuyoruz…Sevgili Trabzonspor yönetim kurulu, Serhat, Bünyamin, Mesut ve Muhammet’in aramızdan ayrılma sebebini biliyor muydunuz ? Bilmezsiniz, bilemezsiniz…Çünkü sizin gözünüzü şan şöhret, para pul bürümüş…Trabzonspor üzerinden nasıl ihale koparabilirim, Trabzonspor yönetici sıfatıyla hangi kanalda boy gösterebilirim onun derdine düşmüşsünüz…Kardeşlerimizden size ne ki, nasıl olsa çapulcu diye adlandırdığınız taraftar grupları cenazeye katılıyor, sizin görevinizi o hor gördüğünüz insanlar yapıyor…Sizin umrunuzda mı olur Trabzonspor aşkından dolayı vefat eden kardeşlerimiz…

Cenazeye katılsaydınız annelerin babaların nasırlı ellerini görüp kendinizden utanırdınız, çocuğunu tarla bahçe ekerek büyüten insanlara yaptığınız vicdansızlıktır…Bu yaptığınız aman onlarda kim, benim milyonlarca taraftarım var, biri gider diğeri gelir mantığıdır…Hadi törenlere katılamadınız Manisa’ya, Konya’ya, Ankara’ya bir çelenk dahi gönderemediniz mi ? Bu şehirlerde yaşayan eşininiz dostunuz, ahbabınız yok mu ? Yönetici sıfatıyla olmasa bile eşiniz dostunuz sıfatıyla bir Allah’ın kulunu dahi gönderemediniz mi cami avlularına ? Çok mu zor 1 saatlik törene iştirak etme veya ettirme…Biz şuna inanıyoruz, Aziz Yıldırım’ı arasaydık cenaze törenlerinden birine iştirak ederdi ve içi burkulmuş şekilde kardeşlerimizin son yolculuğunda bulunurdu…Maalesef sevdası olduğumuz Trabzonspor’un yöneticilik makamına sizleri tekrar tekrar yakıştıramadık…Keşke Fenerbahçe’den 8-9 tane yeseydikte kardeşlerimizi böyle acı bir şekilde yolcu etmeseydik...

Aldırmayın bunlara siz kardeşlerim, Trabzonspor sizin, Kazım’ın, Göreli Mehmet’in ve bizim…Bunlar ihalelerini kovalaya dursun, biz bordo mavi sevdamızın peşinden sizi cennette mutlu edebilmek için bu kederli hayatımızda direnmeye devam edeceğiz…Göreli Mehmet Ağabeyimize 13 yıl sonra başka kardeşlerimizi gönderdik, er ya da geç bizde geleceğiz ama gelene kadar yapmamız gereken tek şey şampiyonluk göremesek bile Trabzonspor’umuzu şanına yakışır şekilde yönetenlerin eline bırakmak olacak…Oraları iyi bilen Mehmet Ağabey, onlara sahip çık, çık ki buradan gözü açık giden kardeşlerimiz orada mutlu olsun, onları çok özleyeceğiz ama senin yanındalar ya, gözümüz arkada kalmayacak…Uşaklar keşke sizi oraya mutlu gönderebilseydik ama bu takım kimi mutlu etti ki…Burada çok çektiniz inşallah orada huzura erersiniz…

Yemin olsun sizi önemsemeyenlere hesabını soracağız, ruhunuz şad, mekanınız cennet olsun…

KARDEŞLERİNİZ!


Ha bu arada, hiç bir şey olmamış, kıyamet kopmamış, Umut 2 milyon € istemiş yeni sözleşme için. Çok saygıdeğer Trabzon gazetesi taka spor sayfasında öyle diyor!!!!!! Umudunuza, anlayışınıza tüküreyim sizin!!!



4 Fidan Daha...

14:58 Yazar: Cezasahasi 7 Yorum
Mekanınız Cennet Olsun

Üzüntünüzü tarif edemeyip yutkunduğunuz anlar vardır. Yutkunmayı becerebilirseniz tabii. Bu üzüntünün sebebi hiç tanımadığınız ama aynı aşka düştüğünüz insanlar olunca bir başka oluyor, bunu 1996'dan biliyorum.

4 fidanı daha kaybettik Trafik belasına. Trabzonspor - Fenerbahçe maçını izlemek için Trabzon'a gelen ODTÜ öğrencisi 4 fidanı daha... Hayatını kaybedenlerden biri Fenerbahçeli... 4 kişi daha hayatının baharında Şampiyonluğumuzu göremeden ayrıldı bu alemden. Ne için gelmişlerdi Trabzon'a? Onun bunun köpeği, oyuncağı olmuş Trabzonspor için. Onun rant kapısı, bunun kapı tokmağı olmuş Trabzonspor için. Hurdaya dönen arabada gözüme bir TS Club poşeti çarptı. Yüreğim daha da burkuldu... Göz başka, kalp başka bakıyor dışarıdan. Başka seviyor. Onlarla aynı tribünleri paylaşıp da köpeklerin köpeği olmuşlara acıyorum. Hani şu Mehmet Ali'den gelip Trabzonspor'u kurtarmasını isteyenler var ya. Onlara işte... Ah o mahiler, derya içre deryayı bilmeyen mahiler...

Öyle şeyler söylemek istiyorum da elim dilim varmıyor. Trabzonspor'un erçek taraftarlarının ve Fenerbahçe camiasının başı sağolsun. Mehmet'ler, Mahmut'lar, Nuriler... Rant kavgalarınızı, köpekleştirdiğiniz adamlarınızı da alın... Cenazelerine gidin bari.

Mesut Keleş (19), Ahmet Muhammet Demirel(21) Serhat Kırkayak(23), Bünyamin Kahriman (24)... Mekanınız Cennet Olsun.



Trabzonspor 0 - 1 Fenerbahçe || Normal Sonuç

00:42 Yazar: Cezasahasi 16 Yorum
Trabzonspor'un Aydın Yılmaz'ı, (ya da Galatasaray'ın Barış Memiş'i, aralarında fark yoktur gözümde) Gabriç'in yerine oyuna müdahil olduğunda sonuç belli olmuştu. Oyuna müdahil olduğu dakika kadar mücadele edip durmuşcasına bitkin, kopuk bir ruh hali içindeki Barış aslında çok şeyler anlatıyordu görmek isteyene. Fakat saha içi mevzular için en kolayını yapmak gerekir diye düşünüyorum: Broos'un mirası. Mâlumunuzdur ki estirilen havaya en uygun özet bu. Bursaspor İstanbul'da Beşiktaş'a karşı son 5 dakikada maç çevirsin. Biz Barış'ı seyredelim. Maç boyunca kaleye 10-12 şut çekip hiç birinde kaleyi tutturamamak, bir o kadar şut pozisyonu bulabilecekken ileri ucunuzda forma giyen insanın neredeyse hiç bir topu alamaması, hatta çoğu zaman ayakta kalabilmek, denge sağlayabilmek için bir omza ve ele ihtiyaç duyması (bkz. Foto) maçın bir başka özeti. 80. dakikalar oynanırken Ceyhun'un attığı bir uzun topu kovalarken seken topa ayağının ucuyla dokunmak yerine diziyle uçan bir insan sahada sizin takımınızın forması adına forvet olarak mücadele ediyor.

Bu mağlubiyet bence hayırlı bir mağlubiyet idi. Uzatılan her mikrofona demeç kontrol 1,2 yapan yönetimin bu maça yüklediği anlam itibariyle hayırlı bir mağlubiyet idi. Sezonun geri kalanını geriden seyredip, ilk 3 için mücadele verecek Anadolu takımlarını ibretle izleyebilmek için hayırlı bir mağlubiyet idi. Yeniden yapılanma dediğimiz süreci kolaylaştıracak bir mağlubiyet idi. Yönetim maçta alınacak bir galibiyet sonrasında artacağını umduğu ilginin getireceği ekonomik faideleri kendince hesap ederek yüklüyordu bu anlamları bu maça. TrabzonCell, vs... Halbuki önceliklerini doğru seçebilselerdi bugün bu maça anlam yüklemesi gereken takım Fenerbahçe olacaktı. Son 3 deplasman maçında galibiyet yüzü görememiş, fakat son sezonlarda Trabzon'u Rehabilitasyon merkezine çevirmiş olan Fenerbahçe... Ama dediğim gibi, bu mağlubiyet hayırlı bir mağlubiyet idi. Artık Sadri Şener'in kör gözlerine de girmiştir sanıyorum Trabzonspor forvetinin bu takımı nasıl %70 kapasite düşüklüğüne uğrattığı. Görememiş de olabilirler. Artık iş Şenol Güneş'e düşüyor. Bu bir iddiadır. Kahe yahut Makukula tarzında bir forvetle Trabzonspor'un gücü %50 oranında artar. Mevcut forvetin oyuna katkısı %-40. Evet, eksi kırk. Takımı sahada her maç 10 yahut 9 kişi bırakmaları bir yana, orta saha ve kanatların da gereğinden fazla yorulmasına neden oluyorlar. Ha bir de, rahatlıkla vurabilecekleri bir topa uçan diz atarak taraftarı yok yere günah sahibi yapıyorlar.

Bu maçın hayrü hasenatını saysak bitiremeyiz. Stoper sıkıntımızı da yüzümüze vurdu ki devre arasına girerken bu yönden bir tokat yemek de iyidir. Takımın ihtiyacı olan şeyler belli. Şimdiye kadar çalışmalar yapılmış diye umuyorum eğer Trabzonspor yönetimi insanlara yalan söylemiyor ve onları kandırmıyorsa. Trabzonspor, onların söylemlerine göre bu maçı kazansaydı Şampiyonluk adaylarından biri olacaktı. Mevcut kadro bu maç kazanılsaydı dahi bu yarışı götüremeyecek kapasitede. Bu sebeple devre arası transfer sezonu açılır açılmaz anlaşılan oyuncular şehre getirilip takıma kazandırılacaktı. Şimdi yapılması gereken şey de farklı değil. Artık son güne sıkıştırılmış beceriksizlik kokan transfer fiyaskolarından bıktık. Daha fazla hataya ne tahammülü var bu taraftarın, ne de yönetimin böyle bir lüksü.

Çok daha iyi bir kadroya sahip olsaydık bu maçı kazanacağımız garanti miydi? Elbette hayır. Fakat en azından maç öncesi yaratılan kesin favori olduğumuz yönündeki yalan havayı dengelerdik. Koşulsuz galibiyet beklentisinin altında yatan sebep hırstan ve intikam duygusundan başka bir şey değil. Trabzonspor'dan çok daha kötü takımlar yendi Fenerbahçe'yi. Ama hadlerini bildiler. Tepeden tırnağa hadlerini bildiler. Biz ya hadlerini bilip Fenerbahçe'yi yenenlerden olacağız, ya da yarattığımız bu havayı dengeleyecek kadroyu kuracağız. Siz yalnızca 1000 m yükselebileceğiniz bir balonla çok daha yükseklere çıkmayı denerseniz patlarsınız. Düşüşünüzün yarattığı etkiden bahsetmiyorum bile. Canım çok sıkkın, fena halde... Fenerbahçe'yi de tebrik etmeden bitmesin bu yazı. Bir de Aziz Yıldırım'a şunu sorayım, sayın başkan bu tip hakemlerden memnun musunuz? Eğer memnunsanız ve sizin için uygunlarsa hep böyle yapalım sizin siparişlerinizi.

Bir de her maçtan sonra üvey evlat çığırtkanlığı yapanlara bir sözüm olacak. Gaybolun.



Bouzid'den Sevgilerle

18:31 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Gitgide Lige Benziyor diye bir yazı yazmıştık İskoçya Ligi için... O günden sonra Rangers oynadığı 6 maçta yalnızca 1 mağlubiyet (Aberdeen karşısında) alırken 5 galibiyet aldı. Bu sezon Şampiyonlar Liginde erkenden havlu atan Rangers Grup 3. olarak UEFA'ya katılma hakkı da kazanamayınca tamamiyle lige tutunmuş durumda. Geçen sezon Trabzonspor'un da gündemine gelen Boyd'un önderliğinde puan farkını 5'e çıkartmış durumdalar. İkinci sırada UEFA kupasına veda eden Celtic var. Celtic son 6 maçında 3 kez galip gelirken 2 mağlubiyet bir de beraberlik aldı. Lider Rangers'ın 5 puan gerisinden gelen Celtic de UEFA'dan elenişi sonrasında tamamen lige odaklanıp çıkış yakalamak istiyordu.

Bugün Hearts'la karşılaşan Celtic öne geçtiği karşılaşmayı, Bouzid'in ayağından yediği golle 2-1 kaybetti. Hearts ligde pek iç açıcı bir pozisyonda olmasa da tehlikeli bir takım. Tıpkı Aberdeen gibi. Ne zaman ne yapacakları belli olmuyor. Rangers ve Celtic'i yenebilecek güçte olan bu iki takım zirve mücadelesinde belirleyici takımlar olacak gibi. Bu arada Bouzid'e değinelim. Hearts'le bu sezon 15 maça çıkan Bouzid, istikrarı yakalamış gibi görünüyor. Galatasaray'a niye geldiğini bir türlü anlayamadığım isimlerden biriydi kendisi. Transferi, kendi dönemindeki transferleri anımsattığı için bir ara Fatih Terim mi geliyor Galatasaray'ın başına diye düşündürtmüştü bana. Kariyerindeki Galatasaray artısı, fiziğiyle dikkat çekip İskoçya'ya kapağı attı. Bugün Celtic'e attığı golle de sevindirmiştir kendisini İskoçya'ya transfer edenleri. Bouzid'in golüyle gelen Celtic Mağlubiyeti ve sonrasındaki SPL tablosu:





Bir Barcelona Fotoromanı

07:45 Yazar: Master 2 Yorum

La Liga 2008/09

Şampiyonlar Ligi 2008/09

İspanya Kral Kupası 2009

Avrupa Süper Kupası 2009

İspanya Süper Kupası 2009

Dünya Kulüpler Kupası 2009



Türkiye'de Şampiyon Kalabilmenin Zorlukları - Kenan Sofuoğlu

16:41 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
Kenan Sofuoğlu'nu bir başka severim. Tüm dünyayı şaşırtarak kazandığı Şampiyonluğu bir yana, duruşuyla ve çizgisiyle takdir edilecek bir insandır. Duble hemşehrimdir Trabzonlu bir ailenin Adapazarında doğup büyümüş çocuğu olması hasebiyle. Geçenlerde bir kaza geçirmişti, geçmiş olsun yazısı yazacaktım fakat kendi sağlık sorunlarıma dalıp gidince unutmuşum. Şöyle bir basın bildirisi yayınlamış; Paylaşmak boynumuzun borcu. Özrümüz ve geçmiş olsun dileklerimizle birlikte:

Ben Supersport dalında bir Dünya Şampiyonu’yum. Öyle bir şampiyon ki kendi ülkesinde yarışma imkanı olmayan bir şampiyon. Dünyanın en pahalı tesislerinden birine sahip olmamıza rağmen yarışmasına izin verilmeyen bir şampiyon. Yabancıların kendi vatandaşlığına almak için yarıştıkları, ancak bunu kabul etmeyen bir şampiyon. Âşık olduğu bu spor dalında, büyük fedakârlıklarla yarışan bir şampiyon.

Ülkemize kazandırılan İstanbul Park tesislerine, vakıfların fedakârlığına ilave olarak faizleri hariç 250 milyon dolar harcandı. Formula yarışlarının yayın ve ticari haklarının sahibi Ecclestone'a 135 milyon dolar garanti edildi. Bunun yarısı ödendi, kalanı ödenmeye devam ediyor. İstanbul Belediyesi İstanbul Park'a ulaşabilmek için 70 milyon doların üzerinde yol masrafı yaptı. Harcanan ve vaat edilenlerle birlikte maliyetin 400 milyon doları aştığı böylesine bir tesis acaba dünyada kaç adet var? Peki bu tesis yılda kaç gün kullanılıyor biliyor musunuz? Sadece üç gün. Geri kalan 362 gün, sadece Bay Ecclestone'u mutlu edebilmek için boş tutuluyor. Sizin vicdanınız buna müsaade ediyor mu? Peki son yarışı kaç kişi izledi? Ücretsiz dağıtılan biletlere rağmen 15 binden az. 100 binin üzerinde koltuk boş kaldı.

Halbuki bu tesisin yapılmasını planlayanlar ne demişlerdi? Neler vaat etmişlerdi? Bir hatırlamaya çalışın lütfen. Zihinlerinizi fazla zorlamanıza gerek yok.

Her yıl tanıtma fonundan 13 küsur milyon dolar alan Bay Ecclestone, şimdi 26 milyon dolar istiyor ve, "Vermezseniz ben bu yarışı başka ülkelere götüreceğim," diyerek tehdit savuruyormuş.

Ben dünyanın her tarafında yarıştım. Bu konudaki rayiçleri biliyorum. Bunun bedeli 3-5 milyon dolar arasındadır. Ancak kazandığı paranın hesabını bilmeyen bazı petrol zengini ülkeler daha yüksek bedeller ödeyebilirler. Bildiğim şu ki gelişmiş ülkeler, kazandığı paranın halkı için ne ifade ettiğini bilen ülkeler 3-5 milyon dolardan daha fazla para ödemiyorlar.

Kaldı ki Formula yarışları dünyada seyirci kaybediyor. Motosiklet seyircisi artarken Formula'nın hem seyircisi azalıyor, hem de yarışan şirketlerin bir kısmı çekilme hazırlıkları yapıyorlar. Başta İngiltere olmak üzere, yarışın düzenlendiği bir kısım ülkeler de gelirlerin yeterli olmaması hesabıyla zaten çekilmek üzereler.

Ben, bu tesisin, senenin üç günü çalışmasına izin veren Bay Ecclestone'un istediği bedelin fahiş olduğunu iddia ediyorum. Halkımızın soyulmasına ses çıkarılmamasına isyan ediyorum.

Dünyada benzen pistler bütün sporculara ve halka açıktır. İlgili federasyonların koyduğu emniyet kuralları dahilinde antrenman yapılır, eğitimler verilir ve sayısız yarışlar düzenlenir. Sporcular, dünya şampiyonları böylesine tesislerde yetişir. Bu ülkenin parasıyla yapılan böylesine bir tesisi sporcusuna kapatma lüksü kimsede olamaz.

Ülkemizi, kendi paramızla yaptığımız tesislerimizi, yönetimimizi, sporcularımızı ve en önemlisi zihinlerimizi esir alan Ecclestone'un hükümranlığına lütfen bir son verelim. Biz kendi yağımızla kavrulmasını bilen asil bir milletiz. Bu tesisleri Türk halkına, Türk sporcusuna açalım. Bu esareti bitirelim, sporcumuzu kendi tesislerimizle buluşturalım.

Benzeri tesislerin dünyada nasıl işletildiğini bilmeyen bir halkı yanlış bilgilerle yönlendirmek, korkutmak kolay, ancak çok şükür ki aramızda bunun nasıl işletileceğini iyi bilenler var. Bu tesisin Türk halkı tarafından yönetilmesi konusunda sorulursa çözüm önerilerimiz elbette olacaktır.

Bu tesisin asıl sahibi benim. Bu tesisin asıl sahibi Türk sporcularıdır. Bizi Ecclestone'a tercih edenlere isyan ediyorum. Konuyu Başbakanımın, Maliye Bakanımın, Devlet Bakanımın, Gençlik Spor Genel Müdürümün, Türk Tanıtma Fonundan sorumlu Bakanımın, değerli basın mensuplarının, Türk sporcularının, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının, ilgili federasyonların, bu ülkenin ve tesislerin sahibi tüm halkımın dikkatine arz ediyorum.

Ben bir Dünya Şampiyonu’yum. Başka ülkelerin kucağına itiliyorum. Yaşım ilerliyor. Ben kendi ülkemde çalışmak, kendi ülkemde yarışmak, kendi ülkemde şampiyon olmak, şampiyonluk kupasını ülkemde kaldırmak, yeni sporcuları teşvik etmek ve yeni yeni şampiyonların yetişmesine imkan sağlamak istiyorum.

Benim şampiyon olduğum, daima ilk üçte iddialı yarıştığım, rekorlar kırdığım Dünya Superbike (World SBK) yarışı varken içinde hiçbir Türk sporcusunun olmadığı ve yakın gelecekte de maalesef olamayacağı ve inanılmaz paralara mal olan Formula'ya ısrar niye?

Türk sporcularının kelepçelerini, prangalarını çözün. Bize hakkımız olan bu tesisi emanet edin. Sizi mahcup etmeyeceğimize söz veriyorum.

--

Bu adam, iki ağabeyinden birini elim bir trafik kazasında, diğerini de bozuk bir pistteki idmanda yaşanan kaza neticesinde kaybetmiştir. Ve şimdi... Bir çeşit şiddete maruz kalmaktadır Kenan ve Kenan gibi sporcular. Bu ülkenin sporda şiddet yasası adı verilen futbol eksenli yasalardan öncelikli ihtiyacı Futbolun sporların tanrısı, yöneticilerin de peygamber olmadığını anlayıp diğer branşlara ve bu branşların -yetişmesinde en ufak bir payları olmayan- sporcularına sporculara da sahip çıkılmasıdır. Aksi halde futboldaki şiddet dindirilse bile futbolun diğer branşlar üzerindeki devlet eliyle süregelen şiddetini dindirmek mümkün olmayacaktır. Bir açılım da Kenan'a ve Kenan gibilere bekliyoruz devletten. Hıncal Uluç, gözünü seveyim biraz da şu işe el at. Kenan'ı karalayarak mı dikkat çekersin, yoksa diğerlerini mi bilmem ama senin bulandıracağın su bu kez işe yarayabilir.



Avrupa'nın Gol Kralları

13:01 Yazar: Cezasahasi 4 Yorum
Almanya

Stefan Kießling (Leverkusen) 12

Fransa

Nene (Monaco) 10

İngiltere

Jermain Defoe (Tottenham) 13

İspanya

Davil Villa (Valencia) 10

İtalya

Antonio di Natale (Udinese) 11

Türkiye

Ariza Makukula (Kayserispor) 13




Beşiktaş 2 - 3 Bursaspor

12:33 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum



Arsenal'de Bir Türk: Yılmaz Aksoy

03:16 Yazar: dandun 2 Yorum
Futbol dünyasinin sayili kulüplerinden Arsenal FC´nin alt yapisinda forma giyen 1993 dogumlu kalecimiz Yilmaz Aksoy bu sezon gösterdigi performans ile büyülüyor.

Arsenal alt yapi takimi ile gectigimiz hafta sonu Norwich City ile karsilasan Yilmaz, macta yaptigi kurtarislar ile otoriteler tarafindan tam not aldi. Maci 3-1 kazanan Arsenal, iyi gidisini devam ettirirken, Yilmaz Aksoy´un yedigi gol rakibin penalti atisindan geldi.

Ilk yarinin sonlarinda gelen bu penaltiyi da nerdeyse kurtaran yetenekli gencimiz, atlayacagi köseyi dogru secti ama topu kil payi iskaladi.

Arsenal bu sezon 14 macta toplam 32 gol atarken, Yilmaz´in korudugu kalesinde sadece 12 gol gördü. Atilan 32 golün bir tanesi de 1,93 metre boyundaki gencimizin kullandigi penaltidan geldi.

Zaman zaman Arsenal A Takimi kalecileri Lukasz Fabianski ve Vito Mannone ile idmanlara cikan Yilmaz Aksoy, A Takim teknik direktörü Arsene Wenger´in yakin takibinde oldugu biliniyor.

Yetenekliturkfutbolcu.de.tl´ye yaptigi aciklamada hedefinin A Takim kalesi oldugunu belirten genc milli futbolcumuz, bunun icin var gücüyle calistigini söyledi.



Cemil Usta

22:53 Yazar: Master 2 Yorum
Nam-ı diğer Dozer Cemil... Efsane Trabzonspor'un Efsane kaptanı... Kaptan kelimesinin tam karşılığıdır bu adam. Her şeyiyle hem de. Gazete küpürü 1977'den. "Ben Trabzonspor kaptanıyım . Başka bir kaptanın ardından sahaya çıkmam." diyebilmiş bir adamdır, biz onun o koca yüreğine sahip çıkabilecek kadar büyüyemedik bir türlü. Bugün tribünlerden "Trabzonspor'dan ayrılacağım, bu kadar basit" diyen adamların borazanlığını yapanlar bilmiyorlar, her tezahüratta eleştirdikleri yönetimle birlikte, bir kere daha öldürüyorlar Dozer'i ve O'nun temsil ettiği ruhu... Rahat Uyu demeye dilim varmıyor sana...



Şota - Arçil Arveladze & Arveladze Foundation

17:50 Yazar: Cezasahasi 5 Yorum
Şota Arveladze bu ülkeye gelmiş en iyi üç yabancı oyuncudan biridir gözümde. Transferi de bir transfer başarısıdır. Türkiye macerası sonrasında Avrupa'da da başarıyla forma giymiş, ülkesini temsil etmiş, sempatikliğiyle herkesin sevgisini ve saygısını kazanmıştı Gürcü futbolcu. Kariyerini Levante yerine Trabzonspor'da sonlandırabilirdi. Neden olmadığı, olamadığı başka bir komedidir. Hele ki o dönem Trabzonspor kadrosuna gelip giden yabancıları göz önüne alırsak...

Shota'nın, kardeşi Arçil'le Trabzonspor'da oynadığı dönemlerde -doğal olarak- gazete sayfalarını süslediğini hatırladığım bir de ağabeyi vardı: Revaz. (Kendisi şu anda Gürcistan Futbol Federasyonu Genel Sekreteri) Bu üç kardeş ülkelerini layıkıyla temsil edebilmeyi başarmışlar. Aralarında en başarılı olan Şota, fakat şunu da duymuşsunuzdur; Arçil daha büyük bir potansiyele sahipti, fakat sakatlıklar gerçek potansiyelini yansıtmasına izin vermedi. Vakti zamanında Arçil, ileride de sürekli nüksedip duracak olan, çok ağır bir sakatlık geçirmiş. Henüz 17 yaşında yaşadığı bu sakatlık çok ciddi boyutlarda olunca da iyileşebilmesi için bir ameliyat yapılması gerekmiş. Fakat ne çare ki Gürcistan'da bu operasyonun yapılabilmesi mümkün değil. Yardımsever insanlardan 15.000 Mark toplanıyor ve Münih'e gönderiliyor Arçil. Ameliyatı gerçekleşiyor, ve tekrar futbol oynamaya başlıyor.

Belki de bu dönemde yaşadıklarının da etkisiyle Arveladze kardeşler, Arveladze Foundation adında bir kuruluş vücuda getiriyor. Tabii ki Gürcistan'da varolan imkansızlıklara bir de Rusya ile yaşananları da eklediğinizde böyle bir kuruluş oluşturmak için Arçil'in sakatlığını bahane etmeye gerek yok. Sebebi her ne olursa olsun planlama aşamasında oldukça dikkat çekici bir oluşum. İmkanı olmayan genç futbolcu adaylarına yardım eden bu kuruluş aynı zamanda Gürcistan futbolunun kalitesini arttırabilmeyi amaç edinmiş. Ülkenin dört bir yanından seçtikleri yetenekli futbolcuları Tiflis'e getirip onlara daha iyi imkanlar sunan bu kuruluş bu oyuncuları altyapılarıyla ünlü takımlara gönderiyor. Gürcistan'ın başarılı alt yaş grubu takımlarının yine yurtdışındaki turnuvalara katılmasına da yardımcı olan bu kuruluş Gürcistan futbolu için önemli işler yapma hedefinde. Şu anda 6 futbolcuya tam burs veriyorlar: Archil Meskhi, 1995 doğumlu. Nikoloz Koridze, 1997 doğumlu. Tsotne Meskhi, 1996. Luka Zarandia, 1996. George Zaria, 1996. Irakli Pirtskhalava, 1996. Bu çocuklar ülkenin çeşitli yerlerinden seçilerek Tiflis'e getirilmiş, futbol hayatlarına başkentte devam edecekler.

Trabzonspor'un Şenol Güneş'le yeni bir döneme gireceğini düşünen insan sayısı çok fazla. Belki bu bir ümit, belki de artık aynı sahneleri izlemekten bıkmış taraftarın bir hayali. Her ne olursa olsun, kafamızı biraz yukarı kaldırıp bakmamıza fayda var. Gürcü futbolu bir döneme gerçek anlamda damga vurmuş, bir arka planı olan, sağlam temellere dayanan bir ekole sahip. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte yaşananlar ülke futbolunun gerilemesine sebep oldu. Fakat orada hâlen bir cevher var ve ortaya çıkması için gerekli şartlar iyiden iyiye oluşmuş durumda. Arveladze kardeşlerin yaktığı bu fitil, Gürcistan'la birlikte umarım Trabzon'u da aydınlatır.



Gökhan Galatasaray' a mı?

15:43 Yazar: Great White 13 Yorum
Ara transfer dönemi yaklaştıkça transfer dedikodularının da ardı arkası kesilmiyor. Bunlardan önemli bir tanesi de Gökhan Ünal’ ın Galatasaray’ a transferiyle ilgili söylentiler..

Kayserispor forması giydiği dönemlerde, Trabzonspor’ a imza atmadan önce basına vermiş olduğu “Galatasaray forması giymek isterim” şeklindeki demeçler yeniden gündeme getirilmeye ve yeni bir açıklamaymışçasına basında yer bulmaya başladı bile. Hatta bu demeç üzerinden Galatasaray Yönetimi’ ne sorular dahi sorulduğuna bakılacak olursa İstanbul Medyası’ nın da bu konuyla ilgili hayli hevesli olduklarını düşünebiliriz..

Gelinen bu noktada bir Trabzonsporlu olarak kendi fikrimi belirtmem gerekirse, Gökhan Ünal’ ın hangi takıma giderse gitsin bir şekilde elden çıkarılmış olmasından büyük bir mutluluk duyacağım kesin. Bu takım, zirve yarışındaki rakiplerimizden Galatasaray olursa daha da keyifleneceğimi söyleyebilirim yani..

Üstelik gözlemlediğimiz haberlere ve Galatasaray Yönetimi’ nin de aksi görüş beyan etmeyen tavırlarına baktığımızda Gökhan Ünal konusunda onların da pek isteksiz olmadıklarını görebiliyoruz. Bu tutumlarının sebebi, ellerinde sakatlığı süren Baros’ dan başka yararlanabilecekleri kalitede bir başka forvet olmayışından da kaynaklanıyor olabilir tabii ki. Emektar Nonda’ nın geldiği günden bu yana istikrarlı bir görüntü sunamıyor olduğunu söylemeye gerek yok zaten..

Sezon başında astronomik fiyatlar karşılığında kadroya katılan ama maliyetlerine oranla çok da faydalı oldukları söylenemeyen Keita ve özellikle Elano transferlerinden sonra ekonomik olarak da sıkıntıya giren Galatasaray Yönetimi, Gökhan’ ın Trabzonspor’ a olan maliyetinden biraz daha düşük bir fiyata bu işi sonuçlandırmak isteyebilir..

Tabii ki bu söylentinin de bir çok asılsız transfer hikayeleri arasında kendisine yer bulabilme ihtimali olsa da, bu kadar çok konuşuluyor ve bu derece kurcalanıyor olması dahi, üzerine birkaç kelam fikir beyan etmeye değer bir hadise olduğunu gösterir sanırım..

Sonuçta Gökhan devre arasında gider mi, gideceği takım Galatasaray mı olur tam olarak bilemiyoruz ama yeni yılda gerçek bir santrfora sahip "Gökhansız" bir Trabzonspor görmeyi özlemle umut ettiğimi bu bahaneyle dile getirmiş olayım..

Bu yeni santrfor herkesin tahmin edebildiği üzere Fatih Tekke de olabilir. Hatta dışarıdan daha iyisini getiremeyeceklerse iyi bile olur yani..