Dünyanın en güzel stadlarından biri olan İnönü'de güzel bir derbi keyfi yaşamaktı amacımız... Kalite olarak olmasa da heyecan olarak, mücadele olarak az çok beklediğimizi de aldık. Zaten Türk futbolseverler olarak bu cümle dilimize pelesenk oldu; "Kalite olarak değil ama mücadele olarak güzel bir maçtı". Biz bu cümleyi daha çok kurarız. Siz de daha çok okursunuz. Kaliteyi beklemektense beklentiyi azaltmak en mantıklısı olacak herhalde...Mustafa Denizli yine kimseyi "şaşırtamadı". Çünkü şaşırtılmaya alışmış bir kitle bir zaman sonra bu duyuyu kaybediyor olsa gerek... Geri dörtlü ve iki ön libero beklendiği gibiydi Beşiktaş'ta. Ama ofansif bölge biraz farklıydı. Nobre ile başladı Mustafa Denizli. Bence de büyük oranda doğru bir hamleydi. Erken gol bulup maçı erken kopartmak niyetindeydi besbelli. Hava toplarında ve karambollerde Nobre'nin Bobo'dan biraz daha iyi olduğu aşikar. Ayrıca Nobre'nin inanılmaz presi ve tabiri caizse rakip stoperleri "bunaltması" Bobo'ya göre artısı. Pazar günü de oyunda kaldığı süre içinde didindi durdu. Fakat yağmur hesaba katılmadı. Bu havada bazen yerden oynamak daha mantıklıydı. Ama Beşiktaş bu yöntemi hiç kullanmak istemedi. Bence Beşiktaş'ın en iyisi Ekremdi. Çok koştu. Mücadele etti. Zor pozisyonlarda inanılmaz ortalar yaptı. Zaten Beşiktaş'ın kanat akınları genelde sol taraftan geldi. İbrahim Üzülmez ve Ekrem'in kanadında zayıf kalan Uğur'a sabreden Rijkaard'a inanamadım. Türkiye Liglerinin bence en iyi tempo yapan iki takımından biri olan Beşiktaş ( diğeri Trabzonspor ) ilk yarı boyunca bu özelliğini sahaya yansıtmaya çalıştı. Galatasaray'ın Beşiktaş'ın bu temposuna ayak uydurmaya çalışmasına anlam veremedim. Çünkü normalde bunu pek yapamayan Galatasaray'ın üstelik yorgunken bu tempoya karşılık vermesi imkansızdı. Zaten veremedi. Üstüste Beşiktaş tehlikeleri yaşandı ilk yarıda. Orta sahaya hakim olan Beşiktaş maçı koparabilecek pozisyonları bulmasına rağmen değerlendiremedi.
İlk yarıda Beşiktaş en iyi olan yönünü yani temposunu silah olarak kullanırken bu kez ikinci yarıya Galatasaray en iyi silahını kullanarak başladı. Yani ayağa pas trafiği. Kadrosunda diğer rakiplerine göre daha fazla Klas oyuncular barındıran Cimbom ayağa pas yaptığında ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu, hem Kartalların temposunu düşürdü, hem yordu, hem de topun daha çok Galatasaray'da kalmasını sağladı. Bununla birlikte ilk yarı doğru düzgün pozisyon bulamayan Galatasaray pozisyon da bulmaya başladı. Orta sahada koşmaktan bitap düşen Ernst ve Fink Galatasaray'ın pas oyunu karşısında hiç top kazanamadı. Bu, muhtemel Cimbom golünü müjdeledi. Bu arada Mustafa Denizli Nobre ve Holosko'yu çıkartarak Bobo ve Nihat'ı aldı. Bence Holosko sahada kalmalıydı. Diri bir Nihat yorgun G. Saray karşısında iş yapar mantığıyla bu değişikliği yapan Denizli, aylardır Nihat'ın futbola yeni başlamış tecrübesiz, nerede duracağını bilmeyen bir futbolcu gibi oynadığını unuttu sanırım. Kesinlikle oyuna giren Tabata olmalıydı. Derken Sivok'un bir anlık dikkatsizliği yüzünden Arda kariyerinde Beşiktaş'a ilk kez gol atarken bu klas vuruşuyla sanki bize " daha önce atmadım çünkü böyle güzel bir gol olmasını bekliyordum" der gibiydi. Hiç beklemediği anda golü yiyen Beşiktaş, her zamanki gibi gereksiz paniğe kapıldı. Telaşlı paslar, kendinden emin olmaksızın yapılan hamleler... Tam bu anda doldur boşalta başlayacağı belli olan Beşiktaş'ta bu anların Türkiye'deki en iyi oyuncusu olan Nobre'nin oyundan çıktığı 10 dakika bile olmamıştı. Mustafa Denizli'nin daha 10 dakika önce oyundan aldığı Nobre'ye çaresizce baktığından eminim. Maçtan birgün önce orta sahada Mehmet Topalla birlikte Barış Özbek'i oynatacağını tahmin ettiğim ve yanılmadığım Rijkaard oyuna Mustafa Sarp'ı da aldığı dakikalarda gol yedi. Onun da bazı hamlelerden pişman olduğuna eminim ama iş işten geçmişti artık. Kalan dakikalarda Keitanın sağ çizgiden girdiği ve pas vermek yerine dar açıdan kaleye vurduğu poziyon dışında maç bitene kadar kayda değer bir gelişme olmadı zaten. Neill ve Emre Güngör ikilisinin uyumu, Servet ve Gökhan'ın uyumuna nazaran çok daha iyiydi. Ayrıca Elano bana göre Galatasaray'a geldiği günden beri ilk defa bu kadar etkiliydi.
Beşiktaş'ın eksisi artılarını kullanamamak, Galatasaray'ın eksisi ise Beşiktaş'ın eksilerinin üzerine gidememek oldu.
Not: Galatasaray yönetiminin acilen Keita'yı uyarması gerekiyor. Zira bu ilk vukuatı değil. Dirseğini çalıştıracağına ayaklarını çalıştırırsa çok daha verimli olur.
Ahmet Arif
3 Yorum:
Maç sonrası Mustafa denizli:Gol pozisyonuna giriyoruz ama gol bulamıyoruz.Bul artık sezon bitti sayın denizli!!
Lige göre bu kadar lüks bir hücum hattına sahip olup, bu kadar az gol atmak için nasıl bir çaba sergiliyorlar, antremanlarda falan ne yapıyorlar cidden merak ediyorum. Mevzu işi ekonomik boyut/performansa indirgemek değil. En azından salt bu yönüyle değerlendirmek değil ama aldığınız parayla doğru orantılı bir şeyler bekleniyor bu oyunda. Beşiktaş'ta durum tersine işliyor, şu anda kazandıkları paranın yarısından azını alırken gol makinesi kesilen isimler sağlam kontratlara imza attıktan sonra kağnıya dönüşüyorlar. Küresel ısınma mı desek?
Ben ekonomik değerlere göre değerlendirme taraftarı değilim zaten biliyorsun. Beşiktaştaki bütün gol adamları mücadele ediyor. Bu bir gerçek. Ama yetmez. Beceri eksikliği var. Mesele Umut da çok mücadele eden bir golcü. Ama onda da anı sorun var. Dönem dönem gol atıyorlar ve bu sorunlar unutuluyor. Mesela şu anda Umut görünüşe göre formda ve o acayip gol kaçırdığı enstantaneler akılda değil. Bu hep böyle olacak. Beşiktaş da Bobo haricinde "gol vuruşu raconu" bilen yok. O da çok tutarsız. İşin özeti Beşiktaş şampiyon olursa üst düzey mücadele gücünden dolayı, maçı bırakmama hevesinden dolayı şampiyon olacak, tıpkı geçen sezon olduğu gibi...
Yorum Gönder