19 Nis 2010

Kadıköy' deki Nouma Aşkı !

Dün akşam oynanan Fenerbahçe - Beşiktaş karşılaşmasını Beşiktaşlı bir arkadaşımın evinde izlerken tanık olduk bu sahneye. Kendi ülkesinde dahi Türkiye’ de gördüğü ilginin onda birini göremeyen Nouma ile bir röportaj yapılıyordu maç öncesinde. Basın odasında Nouma’ nın hemen arkasındaki camın önüne biriken Fenerbahçe taraftarları bir yandan kendisine gülerek el sallıyor, diğer yandan da cep telefonlarıyla bu anı fotoğraflama telaşına giriyorlardı. Öyle bir sevgi ki, arka plandaki kadraja birileri girip, diğerleri çıkıyor. Her ne kadar Saracoğlu' nun genelini kapsayan bir yaklaşım olmasa da bu tablo bana biraz garip geldi ve şu görüntüyü fotoğraflama ihtiyacı hissettim..

Hepimizin çok iyi hatırladığı gibi aynı Nouma, bundan tam yedi sene önce İnönü' de Fenerbahçe filelerine attığı gol sonrasında elini şortunun içine daldırıp uzun bir süre o vaziyette bekleyerek büyük tepki almış, hatta Türk futbol literatürüne "tombala çekmek" tabirini sokan o hareketin ardından Beşiktaş ile bağlarını dahi koparmak zorunda kalmıştı. Zamanında yaşanan onca tantananın ardından şu yukarıdaki enstantaneyi görmek bana biraz garip geldi doğrusu.

Tamam, sonuçta o arka planda sırıtan tiplerin camı kırarak Nouma’ ya saldırmalarını falan beklemiyordum illa ki fakat böylesi bir hayranlık ile izleme ve bu “anlamlı anı” fotoğraflama dürtüsünü anlamakta zorlanıyorum açıkçası. Kayıtsız ya da tepkisiz kalmayı anlarım da bu göz yaşartan sevgi gösterisi nedir be arkadaş? Bu nasıl bir ruh halidir anlamak mümkün değil. Yoksa o gözlükleriyle kendisini Samuel L. Jackson falan mı sandılar, merak etmiyor da değilim hani..

Bu arada derbiyle ilgili iki kelam edecek olursak, maçın tam da beklediğim “kalitede” geçtiğini söyleyebilirim. Kadro yapısı itibarıyle organize hücum yapamayacağı ve ancak tesadüfi bir gol ile maçı alabilme ihtimali olan Beşiktaş’ a karşı gene hücumda fazlaca etkili olamasalar da Alex gibi bir silaha sahip olan Fenerbahçe arasında geçen bu maçın ilk golü atanın kazanacağı bir karşılaşma olacağı belliydi aslında..

Lugano’ nun bariz penaltını ver(e)meyip, ardından Bilica’ nın alakasız pozisyonundan penaltı üreten hakem Hüseyin Göçek’ in de maçı adeta katlettiğini söylemeden geçemeyeceğim. Ernst’ in Emre patentli provakasyonuyla oyundan atılmasından, son dakikalarda gösterdiği ucuz kartlara kadar tam bir eyyamcıbaşı görüntüsü sergiledi dünkü maçta. Penaltıya sebebiyet verdiği için sarı kart gösterdiği Bilica' nın penaltı noktası üzerinde gerçekleştirdiği hafriyat çalışmasına kayıtsız kalmış olması da cabası. Anlık bir sinirle topa vuran ya da köşe bayrağını tekmeleyen oyuncuya sarı kart gösterebilen zihniyet, aleni şekilde sahaya zarar veren bir futbolcuya kayıtsız kalabiliyor maalesef..

Bir paragraf da Mustafa Denizli' ye açmazsam içim rahat etmeyecek. Beraberliğin bile bir halta yaramayacağı bir ortamda 9 defansif oyuncuyla çıktığın ve pozisyona dahi giremeden bitirdiğin bir maçta yanında oturan Yusuf' a hiç şans vermeyip, Holosko' yu 85 nci dakikada oyuna alma basiretsizliğine kelimeler kifayetsiz kalır sanırım. Bir de üzerine maç sonrası röportajında yapmış olduğu ajitasyon yüklü mazeret üretme çabalarına değinmiyorum bile..

Sonuçta Volkan’ ın kurtardığı penaltıyı saymazsak her iki takımın kalecilerinin de adeta tek bir kurtarış dahi yapmadan tamamladıkları kısır bir maç sonrasında Fenerbahçe şampiyonluk şansını büyük ölçüde artırırken Beşiktaş’ ın Devler Ligi ümidi de aynı oranda zayıflamış oldu..

Kısacası her haliyle ilginç bir maç oldu dün geceki derbi..

1 Yorum:

azapaza dedi ki...

bu tam bir türklerin yabancı sever psikolojisidir.bundan bir kaç sene önce bjk-porto maçından sonra portolu oyuncuların formaları kapış,kapış gidiyordu inönüde.onu hatırladım ben.