Carlos Valderrama... Bir Kolombiya Efsanesi... 90, 94 ve 98 Dünya Kupaları'nda Kolombiya adına forma giymiş, 111 kez giydiği millî formayla 11 gole imza atmış, Fifa'nın "Yaşayan en iyi 125 futbolcusu" arasına girmeyi başarmış, Kolombiya'nın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olarak gösterilen bir isim. Bu yazıdaki yeri ve önemi ise Pino ile kıyaslanmış olması. En azından kariyerinin çıkış noktasında...Juan Pino, bu büyük efsaneyle kıyaslanmadan evvel Cartagena sokaklarında top koşturuyor. Futbolla resmî tanışması ise şu anda menajerliğini yapan Luis Felipe Posso'ya ait Cyclones Futbol okulunda gerçekleşiyor. Küçü Pino zekası ve yeteneğiyle kısa zamanda sivriliyor. 2003 yılında C.D. Alexis Garcia takımına geçiyor. 3 yıl bu takımda geçirdikten sonra da 16 yaşında Deportive Independiente Medellin'le profesyonel sözleşmeyi imzalamasıyla birlikte büyücülük macerası başlıyor. İlk çıkışını yaptığında 16 yaşındaydı. Fransa'da her yıl düzenlenen ve prestijli bir gençlik turnuvası olan Toulon turnuvasında Kolombiya U17 takımıyla gösterdiği performans dikkat çekiciydi. Daha sonra Orta Amerika ve Karayip Oyunları'nda Futbol branşında Altın MAdalyaya uzanan Kolombiya Millî Takımı adına attığı 5 golle dikkatleri iyiden iyiye üzerine çekiyordu. Bir yıl sonra Paraguay'da düzenlenen Sudamericana 20 yaş altı şampiyonasında Kolombiya formasıyla özellikle ilk grup maçlarında harikalar yarattı ve "El Mago" yani büyücü lakabını da bu turnuvada aldı. Sonradan turnuva 2. olacak Di Maria'lı, Ismael Sosa'lı, Di Santo'lu, Moralez'li Arjantin'in, Cavani'li Uruguay'ın da bulunduğu B grubunu lider olarak tamamladı Kolombiya. Ve en etkileyici oyuncuları da Pino'ydu. Pino, özellikle Arjantin'i 1-2 yendikleri karşılaşmada ortaya koyduğu oyun, sürati, tekniği ve muhteşem paslarıyla izleyenleri kendisine hayran bırakmıştı. Final grubunda ise sonuncuydular. Fakat yine en çok göze batan isim "Magician"dı. Artık Valderrama ile kıyaslanmaya başlamıştı. Bu erken şöhret, Kolombiyalı futbolcuların bir çoğunda görülen disiplinsizliği de beraberinde getirmişti. Futbolun halen amatör ruhla oynandığı, profesyonellik ahlakından fersah fersah ötede bir futbol kültürüne ait futbolculardandı Pino... 2007'nin 31 Ocak günü Deportivo Medellin'e 3 milyon € ödeyen Monaco, kadrosunu bu büyücüyle takviye etti. 20 yaşındaki bir Kolombiyalı için daha büyük bir adım olamazdı.
Çoğu Kolombiyalı Avrupa'ya Arjantin himayesinde yelken açar. Bu onların hem zihinsel, hem de fiziksel olarak Avrupa futboluna adapte olabilmeleri için oldukça önemli.Gerek Arjantin'deki antrenman sahaları, gerek profesyonellik algısı, gerek oynanan ligin kalitesi, Kolombiya yerel futboluyla kıyaslanamayacak derecede idi. Kolombiya madenlerinin işlendiği yerdi Arjantin... Bir nevi atölye, ve burada oynayan futbolcular stajyer yıldız gibiydiler. Pino, bu mühim stajı görmeden Fransa'ya gidince, ki kendisini Boca Juniors da istemişti, doğal olarak bazı problemler yaşadı Fransa'da. Fransa da muhteşem tesislere, antreman sahalarına sahip. Bu noktada bir sıkıntı yok, fakat Fransa Ligiyle Arjantin ligi arasındaki fark, bir Arjantin takımıyla Fransa takımının Pino'dan beklentileri arasındaki fark ortaya bazı sorunlar çıkartıyor. Pino da profesyonellik ahlakından nasiplenmemiş olması nedeniyle mental olarak bu süreci atlatamadı. Monaco'daki ilk yılı hayal kırıklıklarıyla geçti. Dönemin Monaco teknik direktörü Laurent Banide kendisine şans veriyordu. Fakat Pino, sahaya çıkabildiği maçlarda bekleneni vermekten uzak kalınca soru işaretleri de beraberinde gelmeye başladı. Valderrama'ya benzetilen Pino gitti, yerine Montano'ya benzetilen Pino geldi. Johnnier Montaño ki 15 yaşında Kolombiya Millî takımının formasını giymiş, 16 yaşında Martin Palermo'nun 3 penaltı kaçırdığı ve 3-0 Kolombiya lehine biten karşılaşmada takımı adına 3. golü kaydetmiş bir futbolcuydu. Kolombiya futbolunun "en büyük yıldız" adayıydı 90'ların sonunda. Sonrası mı? Montano bu sezon Konyaspor formasını terletecek.
Monaco'da geçirdiği ilk sezonunda, daha doğrusu yarım sezonun sonunda 8 resmî maçta toplam 249 dakika oynayabilmişti. Sezon bittiğinde Monaco Banide ile sözleşme yenilemek yerine Ricardo Gomes'le anlaştı. Kendisi de bir Güney Amerikalı olan Gomes, Pino'nun takımda kalacağını söylediğinde Kolombiyalı rahat bir nefes alıyordu. Gomes'in, Pino ile ilgili çok da çarpıcı tespitleri vardı: "Pino Profesyonel olmanın ne demek olduğunu hâlen bilmiyor. Sokakta arkadaşlarıyla maç oynadığını zannediyor sanırım. Takım oyunuyla ilgili en ufak bir fikri bile yok, defansif oyun, çalışkanlık, taktik anlayış... Hiç bir fikri yok. Fakat yine de topu aldığında muhteşem bir yeteneğe sahip... Her iki ayağıyla da çok iyi şut çekebiliyor. Birebirde durdurulması imkansız. " Tüm bu yeteneklere rağmen mental olarak yerinizde sayarsanız imkansızlaşan o denli şey var ki... 2008 ocak ayında Pino bavulunu toplayıp kısa bir Belçika seyahatine çıktı. Bu seyahatte kendisi dışındaki etkenler de önemliydi. Şu anda Roma forması giyen Jeremy Menez sezona mükemmel başlamıştı. Kariyerinin en verimli sezonunu geçiriyor olması Pino'nun şanssızlığından başka ne olabilir ki? Bununla birlikte Monaco, orta sahada yaşadığı sorunlar nedeniyle Juventus'dan Almiron'u kiralamak istiyordu. (Fransa ligi kurallarına göre Avrupa Birliği dört oyuncu oynatılabiliyordu ve kontenjan doluydu.) Almiron Monaco yollarına düşerken Pino Charleroi'ye gidiyordu.
Görünüşte sadece bir kiralama olsa da, kulislerde dolaşan iddialara göre Pino artık Monaco'ya dönmeyecekti. Monaco'lu yöneticiler'in Anderlecht'le anlaştığı, ve Pino'nun Charleroi macerası sonrası Belçika'da ikamet edeceği... Fakat bu iddia da çöpe gitti. Şöyle ki, Şubat ayında Germinal BA ile oynanan karşılaşmada dizinden sakatlanan Pino, en az 2 ay sahalardan uzak kalacaktı. 92 dakika... Belçika macerasında saha geçirdiği süre... Tersliklerin üst üste geldiği bu dönemler, onun hep eleştirilen "profesyonel olmayan" kişiliği çok işine yaradı sanıyorum. Muhteşem yeteneklerine rağmen onları doğru kullanamadığı için önce kenara itildi, bu, böylesi bir yetenek için büyük bir hakaret kabul edilebilir. Akabinde gelen sakatlık... Pino zor durumdaydı. Böyle durumlarda sığınacak liman arayan Güney Amerikalı futbolcuların tek yaptıkları şey kimseye haber vermeden ülkelerine dönmektir.
2008/2009 sezonu öncesi tekrar Monaco'daydı. Belirsizlikler, sakatlığı... Fakat kimsenin beklemediği bir şey vardı ki Kolombiyalı bu sakatlık evresinde yaşadıklarını lehine çevirmeyi başarmıştı. Gomes ona güvendi, ve kadroda şans verdi. Şansın yanında biraz da gözdağı. Piquonne, Nene gibi isimlerin yanında Adu'yu da katan Gomes'e Pino'nun cevabı şaşırtıcıydı. İdmanlarda ve hazırlık maçlarında sergilediği muhteşem performansla Gomes'in iyice gözüne giren Pino'daki değişim herkesi şaşırtmıştı. Bitti denilirken, ve büyük ihtimalle evine dönmesi beklenirken sıfırdan başlayan Pino'nun Monaco formasıyla geçireceği bu sezon onun adına mükemmel olacaktı.
Sahada "özgüvenini kaybetmiş" gibi duran bu adam aslında hiç de öyle değildi. Sadece artık takım oyuncusu olmanın gereklerini biraz daha kavramıştı. Menez'in ligin 3. haftasından sonra satılmasıyla daha da fazla şans bulmaya başlayan Pino artık iyiden iyiye formasına ısınmıştı. Özellikle Aralık'ta oynadıkları, 3-0 öndeyken 4-3 kaybettikleri maçta yaptıklarıyla iyice dikkat çekmeye başladı. Taraftarlarca Aralık ayının en iyi futbolcusu ödülüne layık görüldü.(Daha sonra Mayıs ayında da aynı ödülü kazanacaktı) Aynı ay içinde Eduardo Lara tarafından Millî takıma davet edildi. Morali arttıkça performansı artan Pino, sezon sonuna kadar Monaco ile çıktığı 23 maçta rakip filelere 6 gol bırakıyordu. Bunun yanında yaptığı 3 asistle de değişimin işaretini vermeyi de ihmal etmiyordu Cartagenalı Pino... Çıkışı sonrası Arsenal, Liverpool ve Tottenham'ın dikkatini çeken Pino'nun adaya transfer olacağı, 11 milyon € civarında bir ücrete bu transferin biteceği söylentileri de hemen yerini aldı medyada... "El Mago"nun adı, Galatasaray'la ilk defa bu dönemde anılmaya başlanmıştı. O dönemde medyada yer alan miktar 10 milyon € civarındaydı.
Monaco'ya dönersek, Pino'nun bu çıkışı takımına pek yansımadı. Monaco, o sezon ligi -4 averajla 11. sırada bitirince Teknik Direktör Ricardo Gomes ile yollar ayrıldı. Monaco yeni sezona Guy Lacombe önderliğinde giriyordu. Rennes takımında oynattığı futbolla dikkatleri çeken Lacombe, genç oyuncularla da oldukça iyi bir iletişime sahipti. Altyapı kökenli bir antrenör olması ve gençlere önem vermesi, onun tercih edilmesindeki etkenlerden biriydi. Fakat sezon başlar başlamaz Pino ile aralarında bir problem olduğu ortaya çıktı. Ligin ilk 2 maçında ilk 11'de başladı ve 179 dakika sahada kaldı. Fakat 2. maçta (90 dakika oynamıştı) Nancy karşısında aldıkları ağır mağlubiyet sonrası takımda bazı dengeler değişmeye başladı. Lacombe Pino'yu 1 ay boyunca kadroya dahi almadı. "Profesyonel futbolcu olmak zordur, herkes başaramaz." Diyordu Lacombe bir röportajda, ve bu sözlerin doğrudan hedefinin Pino olduğu gayet açıktı. Pino o sezon takımı adına 14 maça çıkabildi. Bir önceki sezon harikalar yaratmış bir futbolcu için bundan büyük hüsran olabilir mi? Kimi zaman sakatlık, ama çokça zamanlar yaşam tarzı, profesyonelliğe uzak oluşu, takımdan çok kendisi için oynaması onun gelişiminin önündeki en büyük engeller olarak görüldü. Frank Rijkaard, gençlerle iletişim konusunda uzman bir isim. Biz, kendi ülkemizde çalıştığı için ne kadar küçümsersek küçümseyelim, bu adam bir efsane. Pino'nun Rijkaard gibi bir teknik adamdan öğreneceği çok şey var. Peki öğrenmek ister mi? Kolombiyalı futbolcuların bu konudaki sıkıntıları büyük. Denizler dalgalanmaya başladığında kendilerini ilk Kolombiya gemisine atıp sağlam bildikleri limana, memleketlerine demirliyorlar. Fakat şahsi fikrim, Rijkaard'ın karizması ve tecrübesi, Pino'daki profesyonellik zaafiyetini de aşıp Kolombiyalı'nın hem kendisine, hem de takıma faydalı bir isim olmasına yetecektir. Yönetimin Rijkaard'ın işine karışmaması bu noktada çok önemli. Bu tip bir oyuncuyla ilgili inisiyatifi tamamiyle Rijkaard almalı. Türkiye'de yönetimlerin bazı durumlarda, örneğin istenmeyen gece hayatı mevzularında aldıkları sözümona tedbirler oyuncuları kaybetmek için çok ideal yöntemler. Pino'ya verilecek bir ceza tamamen Rijkaard'ın inisiyatifinde olmalı, ödül de. Böylesi bir amatöre, Rijkaard gibi bir uzmanın yardımı dokunur yalnızca.
Başlangıçta takımın oyun stiline alışması da zor olacaktır. Pino yetenek olarak çok üst düzeyde bir isim. Gerektiğinde forvet arkası olarak, gerektiğinde second striker diye tabir edilen, Baggio ile özetleyebileceğimiz yardımcı hücum oyuncusu olarak, gerektiğinde de kanatlarda değerlendirilebilecek (özellikle sol kanatta) çok yönlü bir hücum oyuncusu. Yeteneği konusunda Mourinho dahil bir çok teknik adamdan övgüler almış bir oyuncu fakat yapı itibariyle bencil bir stile sahip olmasının yanında yukarıda da bahsettiğim gibi topsuz oyunda kayıpları oynayan bir isim, (Rijkaard'la birlikte bu sorunu aşmasını ümîd ediyorum) ve Galatasaray'da top çoğunlukla Arda'nın ayağından dağıtılacaktır. Rijkaard'ın bu konu ile özel olarak ilgileneceğini düşünüyorum. Zira geçen sezonun başında benzer durumlar Elano için söz konusuydu. Pino'nun topu alamayınca küsmesi, istikrarsızlığıyla birleşince potansiyel problemleri şimdiden kurgulayabiliriz. Bu tip kurguları çok kişiden duyacaksınız, gerek sezon öncesi, gerek sezon başladıktan sonra. Fakat benim daha başka fikirlerim ve umutlarım var. Umuyorum ki Rijkaard usta, bu adamdaki cevherin üzerini kapatan isleri kadife elleriyle siler, parlatır ve Türk futbolunun olduğu kadar Kolombiya ve Dünya futbolunun da semalarına bir güneş gibi doğmasına vesile olur. Hem Pino'nun, hem ülkesinin, hem de Galatasaray'ın kendisine ihtiyacı var.
16 Yorum:
Nefis yazı, eline saglık Adem
Çok iyiydi, helal olsun abi
Sağolun Murat, Sinan. Bu adama değer, keyifle seyrettiğim, seyrederken zevk aldığım futbolculardan...
kimsenin birşey bilmediği(gazete yazarları da dahil) bir futbolcu hakkında bu kadar güzel ve doyurucu bir yazı yazdığınız için tebrik ve teşekkür ederim
Öncelikle yazı müthiş eline sağlık abi.
Özellikle yönetimi böylesine yetenekli bir futbolcu için makul sayılabilecek bir ücretle takıma kazandırdığı için tebrik etmek lazım.
Dediğin gibi abi umarım Rijkaard'dan öğrendikleriyle 'Sihirbaz'lığa devam eder Galatasaray'da.
CinGibi; Teşekkürler.
Mehmet ben de öle umuyorum. Ve Pino'nun rijkaard'la görüştüğünü düşünüyorum. Zira bu tip adamların hep geri dönüşü olur. Limanlarında soluklanırlar. Sonra gelirler Avrupa'ya. Bu adam direk Galatasaray'a geldi. Rijkaard'la çok şey paylaştıklarına inanıyorum..
pino hakkında okudugum en ve tek doyurucu yazı ellerine sağlık..
bu transferin rijkaard'ın istegi doğrultusunda yapıldığıyla alakalı ciddi süphelerim wardı.. umarım senin dediğin gibidir rijkaard'la görüşmüşlerdir..
Ellerine sağlık, gayet doyurucu bir yazı olmuş. Su ana karar yazılan ve bundan sonra yazılacak olan yazılar içersinde en iyisidir bu yazı.
Emegine saglik tekrar.
Harika, sıradışı bir yazı olmuş. Bu tür problemleri olan bir yetenekle uğraşabilecek isimlerin başında geliyor belki de Rijkaard. Biz de ümitliyiz, umarım boşa çıkmaz.
Öncelikle eline sağlık.Yazının tek katılmadığım noktası Rijkaard dan profesyonelliğe katkı yapmasını beklemek.
Biliyoruz ki Rijkaard oyuncularını serbest bırakan ve işin profesyonellik kısmını oyuncularından bekleyen birisi. Öte yandan disipline etmek amaçlı yapılan işlerin sonuçları da ortada. Lincoln e verilen cezaların bir şey değiştirmediği ortada. Bakalım Pino neler kazandıracak ya da kaybettirecek.
Pino' nun dahi okuduktan sonra saklaması gereken bir yazı olmuş..
Eline sağlık Adem..
Soner abi eyvallah :)
Ümit, Confeng, Yunus, Marat; Teşekkür ediyorum.
Marat: Ben bu noktada Galatasaray taraftarına da büyük iş düştüğü kanaatindeyim nacizane. Bu oyuncu, futbola odaklandığında neler yapabileceğini sadece tek pozisyondan bile çıkartabiliriz. Marsilya'ya frikikten attığı bir gol vardır, 40 metre civarından. Kameralar onu gösterir, herkes orta yapacağını beklerken Pino inceden inceye kendini kurar, konsantre olur ve orta gibi bir vuruşla topu kalecinin üstünden ağlara gönderir.
Rijkaard'ın oyuncuları serbest bıraktığı doğru. Fakat bu serbestlik profesyonel oyuncuları kapsıyor bence. Sahadaki işini yapan, istikrar sağlayan bir adamın saha dışındaki tavırları elbette ki Rijkaard'ı olduğu gibi kimseyi ilgilendirmez. Pino da belli bir anlayış içerisinde serbest bırakılacaktır. Rijkaard'la bunu konuştuklarını ümit ediyorum. Sahada işinin gereklerini yerine getirsin, istikrar sağlasın, dışarıda ne yaparsa yapsın. Ronaldinho PSG'den alındığında da herkeisn kafasında aynı soru işaretleri vardı. O da fransadan, yarı sorunlu bir şekilde transfer edilmişti. Sonuç ortada...
Eline sağlık Adem, bu müthiş yazı için. Gerçekten basında ve alternatif (peeh) basında bu adam hakkında doğru dürüst bir şey yazmazken sen son derece doyurucu bilgiler vermişsin (Emin ol birkaç güne/haftaya gazeteler çalabilir yazını).
Eklemek (ya da düzeltmek) istediğim bir şey var; Fransa'da AB uyruğu dışında 4 futbolcu transferi hakkı var diye biliyorum ben, mesela İtalya'daki gibi her sezon bir tane ekstra kontenjan falan verilmiyor. Kurallar değiştiyse bilemem ama...
anladığım kadarıyla keita'nın genç versiyonu gibi.tahminimce pino ya bizde dibe vuracak yahut tavan yapacak,tamamen hissiyat tabi bu...
@cezasahası
görece uzun bi zaman önce kayzersoeze blog'da "israil'in tepkisinden bana ne" isimli konuya yaptığınız yorumları çok beğenmiştim,hala aklımda kalmış,bu vesileyle söylemiş olayım...
Chao Grey: Teşekkürler kardeşim. Evet, düzeltmende de dediğin gibi 4 futbolcu oynatılabiliyormuş. Teşekkürler.
çağrı: Bugün bir fransız gazeteci, sohbetinde Pino transferinin Fransa için utanç verici olduğunu, böylesine bir futbolcunun o fiyata nasıl elden çıkarıldığına akıl erdiremediğini söyledi. Bunu söylememin sebebi şu. İnanıyorum ki Pino ayaklarıyla yapabildiklerinin yarısını aklıyla yapmayı öğrenecektir bu topraklarda. Herkes kötü örneklerden bahsediyor, ben Hagi'yi örnek vereyim. O da Galatasaray'a gelene kadar profesyonel bazda olmasa da sorunlu bir futbolcu imajı çiziyordu. Hakkında sık sık bu tip şeyler duyuluyordu. Fakat Galatasaray Hagi'yi şekillendirdi, Hagi de Galatasaray'ı. Bir benzeri neden olmasın?
Diğer yandan eğer bir benzeri olmazsa senin de dediğin gibi dibe vurma ihtimali de var. Yönetimin bu konuda kesinlikle inisiyatif almaması gerekiyor. Bütün ipler Rijkaard'ın elinde olmalı. Bu tip adamları ilk hatalarında asmamak çok önemli, cılkını çıkarmalarını önlemek de. Hassas dengeyi sağlayabilecek isim bana göre Rijkaard'dır. Kendi içindeki dengeyi bile sağlayamayan yönetimin bu işlere karışmaması Galatasaray'ın hayrına olacaktır.
Bahsettiğiniz yazıya gelince, teşekkür ederim. Ve umarım ki hayalim gerçekleşir...
Biri bu yazıyı Galatasaraylı yöneticilere okutsun lütfen...
Yorum Gönder