Mart 2010 içindeki 46 yayından en yeni 24 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Mart 2010 içindeki 46 yayından en yeni 24 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Hedeften Bol Ne Var Ki

16:34 Yazar: Great White 3 Yorum
Asbaşkanımız Hayrettin Hacısalihoğlu Kayserispor mağlubiyetinin ardından basına bir demeç vererek aynen şunları söylemiş..

"Yalnız şampiyonluk değil, onun altındaki her sonuç önemli. Dördüncü ile üçüncü arasında federasyondan elde edilecek gelirler konusunda fark var. Avrupa kupalarına katılmak da çok fark ediyor. Beşinci olan üç ön eleme turu, dördüncü olan iki ön eleme turu oynuyor. Sponsorlardan alınacak paralarda büyük farklılıklar oluyor. Onun için sonuna kadar mücadele ederek, ligi en iyi derecede bitirmek, kupada da en üstü başarmak hedefimiz. Beşiktaş maçıyla birlikte kalan tüm maçlarımızdan yine 3 puan almak için mücadele göstereceğiz"

Yani Hayrettin Bey diyor ki, bizde hedef bitmez. Zira daha ilk turda Avrupa' dan eleniriz, lig ve kupa hedeflerimiz vardır. İkinci devre başlamadan ligden koparız, kupa vardır yedekte. Hani orada da devre dışı kalsak 3 ncülükten, 5 nciliğe kadar her türlüsünden hedef bulabiliriz kendimizi oyalayacak. Hiçbiri olmadı, gelecek sezonu hedefleriz nasılsa. Bize hedef mi yok?

Bir de şu "Ligi en iyi derecede bitirmek" "Kupada en üstü başarmak" da tam olarak neyin nesiyse? Böyle muğlak ifadeleri de istisnasız bütün kulüp yöneticileri amma çok seviyorlar yahu. E tabii. Ligde şampiyonluk ya da 3 ncülük hedefleyip 6 ncı olduğunda bir şekilde yalancı çıkacaksındır. Kupa finalinde kaybetsen dahi final oynamış olmakla öyle ya da böyle en üstü başarmış olacaksındır. Ne güzel iş be..

Sn. Hacısalihoğlu ortalığa otomatik mesajlar saçacağı yerde şu ivme kazanmakta olan takımın bir sonraki sezonda yarışmacı bir ekip haline gelmesi konusunda kafa patlatsa çok daha iyi olur kanımca. Mesela şu sezona göz göre göre Umut - Gökhan ikilisiyle başlayarak yaptıkları basiretsizliğin aynısının bu sezon da tekrar edilmeyeceğinin garantisini verecek yaklaşımlar sergilense hiç fena olmaz hani. Şenol Hoca' ya futbolcu dayatmak yerine onun istediği futbolcuları transfer etmekle başlayabilirler buna..

Zira bu taraftar boş beleş laflar değil, somut hamleler bekliyor artık..



The Wrestler (Geçmişe Duyulan Özlem)

13:12 Yazar: Great White 8 Yorum
Hangimiz kimi zamanlar geçmişe özlem duymayız ki. Hele ki geçmişindeki başarılarını mumla aramakta olan bir takımın taraftarıysanız. The Wrestler da işte böyle bir film. Trabzonspor’ un 80 li yıllarda kalan görkemli günlerinin hasretini bizler nasıl hala yaşıyorsak bu başyapıttaki muhteşem performansıyla Mickey Rourke da neredeyse aynı şekilde yaşıyor. O da tıpkı bizler gibi günümüzün postmodern dünyasında kimi zaman hor görülüp kimi zamansa dışlanıyor. O da şiddetle mazisini arıyor. Zamane büyükleri arasında var olma savaşı veriyor adeta..

Sinema dünyasına Requiem For a Dream, Pi, Fontaine gibi şaheserleri armağan eden Darren Aronofsky bu temayı izleyicilerin gözüne öylesine dramatik, samimi ve bir o kadar da gerçekçi bir şekilde sokuvermiş ki filmin her karesinde tüylerinizin diken diken olmaması elde değil..

Gençlik yıllarında 80 li dönemlerin Rockn Roll yaşam felsefesine ve halihazırda yapabildiği tek iş olan amerikan güreşine kendisini kaptırırken avucunun içerisinden kayıp giden yaşamını, elinde tutamadığı kadınını ve eşcinsel bir hayat yaşıyor olduğunu yıllar sonra fark edebildiği tek kızını tekrar kazanabilmek adına hayata tekrardan sıkı sıkıya tutunmaya uğraşan, bir yandan artık iyiden iyiye yaşlanmasına, giderek artan sağlık sorunlarına ve yaşlandıkça güçsüzleşen kalbine rağmen sağlığı açısından son derece riskli olan mesleğine devam edip, diğer yandan da kendisini adeta utandıran ek işler yaparak içinde yaşadığı karavanının kirasını vermeye çalışan bir adamın hikayesi The Wrestler..

Ringdeki o görkemli ve kahramanvari görüntüsüyle salonu dolduran izleyicilerin alkışlarına muhatap olduktan sonra salonu terk edip karavanına gittiğinde kitap okurken yakın gözlüğünü kullanmak zorunda kalışıyla tam bir tezat oluşturan, saygı gördüğü ring dışında gerçek hayattaki herkesin kendisini ezerek hakir gördüğü bir adam Randy. Ama o kendisine hala geçmişinde kullandığı Ram ismiyle hitap edilmesini istiyor. Çünkü o yılları özlemle geri istiyor. Hala o yılları yaşıyor Ram. Kısacası filmin her karesi onlarca satırlık yorum yazılabilecek argümanlar içeriyor aslında..

Striptiz yaparak hayatını kazanmaya çalışan ve tek oğluna bir gelecek hazırlamak peşinde koşan kendisi gibi bir başka looserı mükemmel bir şekilde canlandıran Marisa Tomei' ye barda söylediği "80 li yıllarda müzik bir başkaydı. Taa ki Cobain denen yavşak ortaya çıkana kadar. Ondan sonra herşey altüst oldu" söylemi ne kadar da gerçekçi ve içtendi. Şimdiki başarısızlığının ve hayatın acımasızlığının dahi hesabını neredeyse Nirvana’ dan soruyormuşçasına bir sitem içerisinde söylüyordu bunu Ram. 80 li yılların o glam havasını 90 lı yıllardan sonra grunge akımına çeviren Kurt Kobain’ e giydiriyor resmen. O sırada arka planda Ratt’ in "Round and Round" parçası çalıyor bu arada..

Filmin müzikleriyse başlı başına muhteşem. Nefret ederek çalışmak zorunda kaldığı markete restini çekip son dövüşüne giderken arka planda bir Accept şaheseri "Balls To The Wall" ile damarlarınızın çekilmemesi elde değil. Filmin belli sekanslarında kulaklara ziyafet çeken Quiet Riot, AC/DC, Ratt, Accept, Firehouse, Scorpions, Slaughter, Cindrella gibi devlerin yanısıra asıl darbeyi finalde Guns n Roses ile vuruyor Aronofsky. Filmin sonunda ise Bruce Springsteen’ in huzur veren sesiyle ebediyete uzanıyorsunuz..

Gerçi bu sinema şaheseri hakkında yazılabilecek çok şey daha var ama filmi hala izlememiş olanlara da spoiler vermek istemediğimden kısa keseyim. Hayatın aslında son derece acımasız ve fani gerçekliğini, bir çok güzelliğin geçici olduğunu, artık yapabilecek hiçbir şeyimiz olmadığında, yaşlanıp güçsüzleştiğimizde ve daha da kötüsü yanımızda bizi seven hiç kimse kalmadığında bir nevi işe yaramaz et parçasına dönüştüğümüzü gözümüzün içine acımasızca sokuyor bu film..

Fildeki en can alıcı repliklerden bir tanesiyle de yazımı noktalayayım..

"Mumu iki ucundan da yakarsan bunun bedelini ödersin"

Bu başyapıtı hala izlemeyen var mı?



Nonda' yı Kov, Jo' yu Kirala

18:00 Yazar: Great White 29 Yorum
Genelde yorum içermeyen ve salt hazır habere dayalı yazılar yazmayı pek sevmem ama spor sitelerini dolaşırken ilginç bir bilgiye rastladım bugün. Devre arasında Galatasaray’ a kiralık olarak getirilen Jo Alves’ e yer açabilmek adına takımdan gönderilen Shabani Nonda’ nın benim de şu ana dek pek fazla dikkatimi çekmeyen maç başına gol ortalamasındaki başarısı hayli çarpıcı geldi bana doğrusu..

Verilen bilgiye göre Nonda bu sezon toplamda 25 maçta görev almış. Kaldı ki bu maçların çoğunda oyuna sonradan dahil olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten o değerler de hesaplanmış ve toplamda 1359 dakika forma giydiği belirtilmiş. O süre içerisindeyse tam 16 golü var Shabani Nonda’ nın..

Büyük umutlarla takıma kiralanan, üstelik Avrupa Kupası maçlarında da oynayamayan Jo Alves ise 10 maçta forma giyerken toplamda 607 dakika görev almış. Bu maçlarda kazandırabildiği gol sayısı ise sadece 3. Yararlandığım kaynakta dakika başına gol istatistiği verilmemiş. Onu da ben hesaplayarak yazayım bari..

Shabani Nonda 84 dakikada bir gol kaydederken, Jo ise 202 dakikada bir gol kaydedebilme başarısı göstermiş..

Şimdi bu istatistiklerden Nonda’ nın Jo’ dan daha kaliteli bir golcü olduğu gerçeği çıkmaz illa ki. Fakat şöyle bir gerçek çıkıyor sanırım. Bir futbolcudan tam anlamıyla verim alabilmek için sadece kalitesinin yüksek olması değil; geldiği ülkeye, o ülkenin ligine, yeni hocasının sistemine ve takımına uyumu olduğu kadar oraya hangi ideal ve amaçlar uğruna gelmiş olması da çok büyük bir önem taşıyormuş..




Eze Eze Mağlubiyet (Kayserispor 1-0 Trabzonspor)

23:10 Yazar: Great White 15 Yorum
Niye yalan söyleyeyim, izlediğim şu maçın ardından klavyenin başına geçtikten sonra düşüncelerimi aktarabilmek adına yazıya nasıl bir giriş yapmam konusunda en az yarım saat düşündüm. Birkaç kez giriş yaptım, beğenmedim sildim. Sonrasında tekrar tekrar bir şeyler çiziktirdim ama hiçbiri istediğim gibi olmadı. Ben de en kolay yol olarak yaşadığım psikozu direkt olarak yazının girişi olarak seçtim..

Zira bu akşam Kayseri' de oynanan maç da skor ve ortaya konulan oyun göze alındığında tam bir paradoks arz ediyordu. Maç boyunca şiddetini bir an olsun kaybetmeyen sağanak yağışın zemini iyice ağırlaştırmış olması, Colman, Selçuk, Gabric ve Alanzinho gibi ayağa top yapabilen teknik oyunculardan kurulu ortasahamıza zorluk çıkarmış olsa da ilk yarıda adeta tek kale oynayan bir Trabzonspor izledik Kadir Has Stadyumu' nda. İkinci yarıda Şenol Hoca' nın yaptığı oyuncu değişikliklerinden ziyade sahanın iyiden iyiye ağırlaşması neticesinde biraz dengelenir gibi olan oyuna rağmen rakibi maç boyunca sürklase eden bir oyun sergiledik ki, benim için en az galibiyet kadar önemlidir bu..

Bir kere baştan şunu söyleyeyim de gargaraya gelmesin. Maçın başından itibaren ceza sahamızda topla bir kere dahi buluşamayan Makakula 90 ıncı dakikada attığı gol öncesinde açık ara offside pozisyonundaydı. Adına "Pasif Offside" denen şu andavallığın uygulandığı pozisyona bir bakalım şimdi. Kayserispor' un sağ kanattan başlattığı atak esnasında top ayaktan çıktığı anda Makakula dahil iki Kayserili oyuncu iki metre offside pozisyonunda ve kaleci Onur' un hemen önlerindeler. Yani aktif alanda. O anlık pasif durumda olan bu iki futbolcudan Makakula sadece bir saniye sonra içeriye doldurulan topa dokunarak golü yapıyor. Yani sözümona pasif durumda olan adamlar hem kaleci Onur' u bozuyor hem de sonrasında golü yapıyor. Skoru, mağlubiyeti falan geçtim; dünyanın en dangalak kuralıdır bu resmen. Bu saçmalığı bana açıklayabilecek biri varsa da beri gelsin mümkünse..

Gelelim maça. Şampiyonluk şansımızın zaten olmadığı, en kestirme Avrupa biletinin ise Ziraat Kupası' ndan geçtiği bir ortamda şu azimli ve güzel futbolu ortaya koyduğumuz bir maçı ben galip olarak hissedebilirim rahatlıkla. Özellikle rakibin bir türlü önlem alamadığı ve durdurabilmek adına tam 4 sarı kart görmek zorunda kaldığı Alanzinho önderliğinde tek kelimeyle harika bir futbol oynadık ama adeta kronikleşen forvet sıkıntımız yüzünden bu güzellikler skora yansımadı haliyle. Colman, Selçuk ve Alanzinho ile şekillenen ataklar, Burak ve Gabric' in enerjisiyle desteklense de Umut' un tek forvet oynama konusundaki yetersizliği ve sonradan oyuna giren Teofilo' nun da beklenen performansı sergileyememesi neticesinde sonuçsuz kaldı. Tam burada Teofilo' ya da bir parantez açmak gerekecek. Her ne kadar oyun zekası Umut' dan gelişmiş olsa da fizik, kondisyon, hız, hava hakimiyeti ve yırtıcılık konusunda ciddi eksiklikleri bulunan bir forvet izlenimi veriyor. Oyuna girdikten sonra çektiği ve direkte patlayan plasesi güzeldi; eyvallah. Fakat bu türden ayakiçi plaseleri kurtulduğumuza bayram ettiğimiz Gökhan Ünal da sıkça yapar ve başarılı da olurdu zaten. Bizim istediğimiz forvet tipi bu değildi ki. Haftalardır kendisinden bir ışık görebilmek adına bekliyoruz ama o ışığı bir türlü veremiyor bize. Sonuçta kesin olan şu ki, forvet hattındaki sorunumuz tüm şiddetiyle artarak devam ediyor maalesef..

Ortasahamızın alabildiğine yaratıcı hücum organizasyonları ve defansın göbeğindeki uyuma rağmen sol bekte yaşadığımız Çalemsizlik de bir başka sorun tabii ki. Kalede Onur' un haricinde, defansta Giray, Egemen ve bu maçta görev almayan Song bana göre şu ligin en iyi stoperleri arasındadır. Fakat sağ bekteki Ömer' in vasat futbolu yeterli olsa da sol bekteki Cale' nin titrek ve sinik yapısı en yumuşak karnımız olarak göze çarpıyor her maçta. Santrfordan sonraki en büyük eksikliğimiz de bu bölgede zaten..

Son olarak Şenol Güneş ile kapatalım. Özellikle ilk yarıda mükemmele yakın bir futbol oynayan takımı hiç bozmadan ikinci yarıya çıkarmış olması bence doğru bir tercihti. Fakat şiddetli yağış ile iyiden iyiye ağırlaşan zeminde fiziksel bir üstünlük kurması düşüncesiyle tercih ettiğini düşündüğüm Ceyhun' un bu derece etkisiz bir oyun ortaya koyacağını kendisi de tahmin edemezdi illa ki. Burak' ın yerine sahaya sürdüğü Teofilo tercihiyse kazanma düşüncesinden ileri geliyordu ki zaten kulübede bir başka alternatifi de yoktu bu mevkii için. Dolayısıyla alınan bu talihsiz ve son derece haksız mağlubiyete rağmen bize bu güzel futbolu izlettirdiği için tüm samimiyetimle kendisini ve bütün futbolcularımızı tebrik ediyorum buradan..

Skortif anlamda olmasa da sportif anlamda kazandığımız bir maç oynandı bu gece. Ben de zaten işin sportif tarafındayım bir Trabzonsporlu olarak..



Kötünün İyisinden Şampiyon Çıkarmak (GS 0-1 FB)

12:44 Yazar: Great White 9 Yorum
Aylar önce yazmıştım. Hatta blog ortamındaki ilk yazım buydu. Şu ligde yıllardır şampiyon gibi oynayan bir takımın şampiyonluğu kucakladığına şahit olamadık bir türlü. Zirvedeki takımlara bakıyorum; Bursaspor, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ dan hangisini şampiyonluğa yakıştırabileceğimizi düşünüyorum ama ortaya koydukları futbol kalitesi açısından birini diğerinden ayıramıyorum açıkçası. Görünen o ki, en iyi futbol oynayan ve en fazla puanı toplayandan ziyade en az kötü oynayan ve en asgari puan kaybedenin şampiyon olacağı bir sezon daha geride kalmak üzere..

Zaten dün akşam oynanan ve medyamızın müthiş pompalaması sayesinde Dünya’ nın sayılı derbileri arasındaymışçasına lanse edilen Galatasaray – Fenerbahçe maçında ortaya çıkan kösülük futbol da bu durumun bir kanıtı gibi. Bir kısım medya tarafından dünyadaki üçüncü büyük derbi olarak dahi gösterilmekte beis görülmeyen bu maçı Türkiye ve Azerbaycan’ dan başka hangi ülke halkının takip ediyor olduğu şüphesi de cabası. Bu maça akredite edilen medya mensuplarının kaç tanesinin Avrupalı olduklarını, hangi Avrupa ya da Dünya Medyası tarafından ilgi ile takip edildiğini sormuyorum bile..

Derbiyi burada uzun uzadıya analiz etmeye lüzum yok; zira gerek FB gerekse GS bloglarındaki arkadaşlar yeterince detaylı yazmışlar zaten. Fenerbahçe seyircisi tarafından bir türlü kabullenilmeyen ve takımın en zayıf halkası olarak görülen Selçuk Şahin, pas verecek bir arkadaşını göremeyince sallaparti bir vuruş neticesinde golü yaparak "Dev derbi" nin adamı oluyor. Maç boyunca tek bir kurtarış dahi yapma ihtiyacı hissetmeden maçı tamamlayan Leo Franco, kolunun altından geçen o cılız şutu yumurtluyor. Yıldızlar topluluğu Galatasaray akıllarda kalacak tek pozisyonu, maçın son dakikaları oynanırken Keita’ nın yatarak çektiği sert şut ile buluyor ama Volkan köşeye giden bu şutu aynı güzellikle çıkarıyor. Koskoca Dünya Derbisi' nde zihinlerde yer edecek başka da bir pozisyon yok..

Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim. Şu Daum’ u Denizli, Bursa, Kayseri gibi takımlardan bir tanesinin başına getirsek büyük ihtimalle ilk 6 hafta neticesinde kapının önüne koyarlar muhtemelen. Sezon sonuna kadar sabretmeye kalkarlarsa kesin düşerler bana göre. Yahu bir insan bu derece pahalı bir takıma böylesine güdük ve geberik bir futbol oynatabilir mi? Şu Fenerbahçe’ nin oynadığı futboldan keyif alabilen bir Fenerbahçeli var mıdır acaba? Büyük bir takım bu derece sinik ve durağan bir futbolu nasıl olur da adeta bir ekol haline getirir, anlamak mümkün değil..

Aslında işin daha da vahimi, böylesi kolay ve spontane başarıların kazanılabildiği alabildiğine kalitesiz bir ligde Trabzonspor olarak tam 26 yıldır tek bir şampiyonluk dahi kazanamamış olmamızdır tabii ki. Bu gerçek de kulübümüzün başında görev alan basiretsiz yöneticilerin ayıbı olarak kalacaktır haliyle..



Kendi Kendine Sahaya Atlayan Güdümlü Pet Şişe

22:12 Yazar: Cezasahasi 2 Yorum
Resmini bulamadım. Ekleyeceğim bulunca, gerçi hepiniz görmüşsünüzdür. Alex'in sırtında patladığını görmüşsünüzdür. Galatasaray cephesine yakın kaynaklar, pet şişenin sahaya biri tarafından atılmadığının görüntülerden anlaşılabileceğini belirtiyor. 



Kim Takar Bu Yasayı!

14:42 Yazar: Great White 3 Yorum
Bu sezon özellikle Diyarbakırspor maçlarında çıkan tribün olayları neticesinde TFF ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı, Şiddet Yasası’ nı yürürlüğe koymak için düğmeye basmış. Söz konusu yasa önce Bakanlar Kurulu’ nun onayını aldıktan sonra TBMM tarafından da değerlendirilip yürürlüğe girecekmiş. Bu tasarı hazırlanırken de Hollanda ve İngiltere’ de hali hazırda uygulanmakta olan modellerden alıntılar yapılmış. Onay bekleyen yasanın ana başlıkları aşağıda gözüküyor..

Statlara yasak madde sokmak ve kullanmak: 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası.

Çirkin ve kötü tezahurat: 2 yıldan 4 yıla kadar men, 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası.

Maçlarda yasak alana girmek: Tribünlerden oyun alanına giren kişiye 2 yıla kadar müsabakalardan men, oyunun durmasına neden olanlara 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

Yasak beyan ve demeç: 100 bin liradan başlayan para cezası.

Dini ve etnik ayrımcılık: 3 yıldan 5 yıla kadar men ve para cezası.

Şike ve teşvik primi: 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası.

Usulsüz bilet satışı: 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ve 5 bin liradan 10 bin liraya kadar para cezası. Ayrıca ilgili kulübe 250 bin liradan, 1 milyon 500 bin liraya kadar para cezası.

Tahrik edici yayınlar: Haber ve yorum yazan medya mensubuna 200 bin, ilgili medya kuruluşuna 500 bin liradan başlayan para cezası.

Kavga eden ve yaralanmaya neden olanlar: 3 yıldan 5 yıla kadar men ve 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası.

Spor alanlarına hasar verenler: 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakalardan men cezası.

Açıkçası benim kafama yatmayan iki yaptırımı koyu karakterler ile belirttim yukarıda. Tribünde oturup çirkin tezahürat yapan adama 4 yıla kadar men ve 10 bin liraya kadar para cezası verilmesi öngörülürken, sahaya dalarak oyunun durmasına sebep olan kişiler ise para cezasından muaf tutulup en fazla 5 yıla kadar men cezasına çarptırılabiliyor. Üstelik adam sahaya daldıktan sonra oyunun durmasına sebep olmamışsa sadece 2 yıl men cezası ile paçayı sıyırabiliyor..

Şimdi bu işte bir mantık görebilen varsa beni aydınlatsın. Sonuçta hukukçu değilim fakat bir insanın küfür etmesi, fiziki müdahalede bulunmasından daha mı ağır bir cezaya muhatap olur sosyal hayatta? Küfürü savunmuyorum tabii ki de, tribünde küfürlü tezahürat yapmak sahaya dalmaktan daha mı vahim bir olaydır? Mesela evinin bahçesindeki bir adama kaldırımda durup küfür etmek, bahçeye girip adamı darp etmekten daha mı ağır bir suçtur?

Bir de şu men cezası gerçekten de sağlıklı bir şekilde uygulanabiliyor mu ki acaba? Müsabakalardan men cezası alan şahıslar maçların olduğu gün karakola giderek imza atacaklarmış. Karakol ile stadyum yakınsa ne olacak? Adam imzasını attıktan sonra birkaç dakika geç de kalsa stadyuma giremez mi? Tribünde fotoğrafları asılarak teşhis edileceklerini okudum gerçi.Yahu o hengamede kim kimi tanıyıp da ihbar edecek ki? Yani kısacası benim gözümde caydırıcılıktan gene çok uzak ve biraz da göstermelik cinsten yaptırımlar var sanki ortada..

Mesela sahaya dalıp oyunun durmasına, hatta tatil edilmesine sebep olan şahıslar oracıkta yakalanıp trafik cezası kesercesine vatandaşlık numaralarına 3-5 bin lira tutarında para cezaları verilse, bu cezalar temyize kapalı olsa ve asla ertelenmese bir kişi dahi o sahaya dalmaya cesaret edebilir mi? Veya para cezasını karşılayamayacak durumda olanlar tutuklu olarak hapis cezası ile yargılansa çok daha kesin bir çözüm olmaz mı bu? Cezalar bu şekilde olsa bırakın sahaya girmeyi, yanlışlıkla oyun alanına düşen birisi tribüne dönebilmek için kendisini paralar eminim. Ama ne var ki bizdeki yasalar uygulanmak için değil, dışarıya "Bakın sizdeki kanunların aynısını bizler de kullanıyoruz" diyebilmek için konuluyor maalesef..

Umarım faydalı olur ama şu yeni tasarıdan benim pek de fazla bir ümidim yok. Zira hayli laçka gözüken ve bana göre biraz da samimiyetsiz duran şu müeyyidelerin tribün anarşizmini engelleyebileceğini asla düşünmüyorum açıkçası. Hayırlısı diyelim biz gene..



Yattara Nihayet Antrenmanda (Legend Is Back)

16:55 Yazar: Great White 6 Yorum
Şu ülkede kimselere sakatlığını bir türlü inandıramayan, şişerek ödem yapmış ayağına rağmen kendisi hakkında “Bilerek oynamıyor!” kıvamında martavallar sıkılan Yattara, Trabzon’ da aylar boyunca göremediği tıbbi tedaviyi Avrupa’ da gördükten sonra Trabzon’ a dönmüş..

Birçok futbolcunun asla yanaşmayacağı 'Garanti para hakkı' ndan indirime giderken herhangi bir zorluk çıkarmayan, bu camiayı kendi ülkesinde bir TS takımı kuracak kadar seven, şov yaptığı birçok maçtan ve youtube arşivlerini süsleyen onlarca klibinden dolayı taraflı tarafsız herkesin hayran olduğu bir futbolcu Yattara.

Şu fotolardaki keyifli ambiansa bir bakıyorum da. Ayağının tozuyla geldiği idmanda futbolcusundan teknik kadrosuna kadar herkese üçlü çektiriyor eleman. Öncesinde oynadığı, bundan sonra oynayacağı maçları falan geçtim; takıma kattığı şu pozitif enerji, neşe, moral ve hava bile aldığı parayı sonuna dek hak ettiğinin kanıtıdır nazarımda. Kaldı ki şu mental dopingi sağlayacak bir uzman da neredeyse Yattara kadar maaş alırdı herhalde..

Ayrıca yeni jenerasyonun Trabzonsporlu olmasını sağlayacak etmenlerden bir tanesi şampiyonluksa eğer en az onun kadar önem taşıyan bir başka unsur da yukarıdaki fotoğrafta gizli aslında..

Yattara’ nın oynadığı maç sayısının, attığı gollerin, yaptığı asistlerin, kurtardığı onca maçın spesifik bir değeri vardır illa ki de şu fotoğraflarda görülen mutluluk ve neşenin bir bedeli olacağını sanmıyorum..

Hoş geldin, sefalar getirdin be Yattara.. Kim ne derse desin, senin varlığın bile yeter bize..

Gerçekten de özlemişiz seni..




Gol Attı... #7

16:44 Yazar: Cezasahasi 0 Yorum
 Pittbull lakaplı Şilili Medel'in damga vurduğu Super Clasico maçından bize de ilginç bir malzeme çıkmış. Boşuna Şilili Gattuso demiyorlar bu adama. 




Kupa Beyi Alanzinho (Trabzonspor 2-0 Antalyaspor)

02:04 Yazar: Great White 14 Yorum

Öncelikle baştan belirteyim. Özellikle dün oynanan ve izlerken beni neredeyse uyutan Fenerbahçe - Manisaspor maçına nazaran bu tempo ve kalitede bir maç beklemiyordum ben açıkçası. Dört gün önce Galatasaray karşısında son derece yüksek bir tempo ile oynayarak kazandığımız maçın ardından, bir önceki turda Galatasaray' ı elemeyi başaran Antalyaspor' a karşı müthiş bir kazanma azmi gösterdi futbolcular. Tabii maçın bu denli hareketli ve keyifli geçmesinin bir diğer sebebi de Antalyaspor' un ortaya koyduğu pozitif futboldu şüphesiz. Bilhassa ilk yarıda Ceyhun' un da kötü oyunu neticesinde ortasahada çok iyi pas yaptılar. He ne kadar ofansta etkili olamasalar da kalelerinde de pek pozisyon vermediler. Ama mücadele ve tansiyon maç boyunca had safhadaydı..

Şenol Hoca son haftalarda adeta klasikleşen kadrosuyla sahaya sürdü takımı. Kalede Onur her zamanki gibi güven verirken Antalyaspor' un tek etkili atağında Ali Zituni' nin köşeye giden sert şutunu da çıkarmayı bildi. Onur' un bana göre en başarılı yönü oyundan asla soğumaması. Koca maçta kalesinde bir kez dahi tehlike yaşasa kolay kolay çuvallamıyor. Daha da önemlisi asla hatalı gol yemiyor Onur..

Defansın sağında Serkan gene şimendifer misali çalıştı. Futbolcu olsam karşımda görmek isteyeceğim son adam olurdu herhalde Serkan. Çalımı yese dahi bir şekilde gene önüne geçerek rakibi karşılamayı başarıyor ve kene gibi de yapışıyor. Fakat defansın solundaki Cale her ne kadar risksiz oynasa da maalesef bir o kadar dirençsiz ve narin bir görüntü veriyor. Bu maçta da rakip genelde o koridoru kullandı zaten. Defansın göbeğinde Song ve Giray her zamanki gibi mükemmele yakın bir uyum ve konsantrasyon içerisindeydiler. Bu arada Song' a yaşlı diyenlere de gerçekten anlam veremiyorum. Şu haliyle Sivok, Servet, Bilica gibi hantal adamların yanında atletik ve kıvrak yapısı ile yirmilik delikanlı kıvamında gözüküyor doğrusu. Alayından daha karizmatik oluşu da cabası..

Ortasahanın göbeğinde görev alan Selçuk son zamanlarda adeta kronikleşen vasat futboluna bu maçta da devam etti. Neredeyse her maçta istikrarlı bir şekilde 10 üzerinden 6 lık bir performans sergiliyor Selçuk. Ne 8 e çıkıyor ne de 4 e düşüyor. Açıkçası ben Selçuk' dan daha fazlasını bekliyorum. Bir diğer beklentim de her frikik atışında topun başına geçmemesi gerektiği üzerine. En azından sağ çapraza yakın kazanılan atışlarda Alanzinho' nun kendisinden çok daha etkili şutlar çıkarabileceğini düşünüyorum doğrusu. Bu bölgede Selçuk ile birlikte forma giyen Ceyhun ise belki de Trabzonspor' a gelişinden bu yana en kötü performansı sergiledi. Neyse ki Şenol Hoca mükemmel bir hamle ile kendisini kenara aldı. Lakin yerine tercih ettiği futbolcunun Teofilo oluşu, ikinci yarının ilk dakikalarında ortasahamızın eksik kalmasına ve bocalamasına sebep olsa da bu durum fazla uzun sürmedi..

Burak ise oynadıkça hafiften Umut' a benzemeye başladı sanki. Neredeyse Umut kadar koşuyor, mücadele ediyor, gol için iştahını var gücüyle ortaya koyuyor olsa da savruk ve kontrolsüz görüntüsünden bir türlü sıyrılamıyor. Oysa ki Colman' daki soğukkanlılığın yarısı onda olsa çok daha verimli olacağından eminim ben. Bir kere mükemmel bir fiziği ve kondisyonu var. Sahanın her mevkiisinde oynayabilecek joker özelliklerine de sahip. Mesela Colman' da onun fiziki özelliklerinin hiçbiri olmamasına rağmen müthiş oyun zekası ve sakin oyun stili sayesinde çok daha verimli olabiliyor. Çünkü kafası ve ayaklarını büyük bir uyum içerisinde çalıştırıyor. Halihazırda bu ülkenin uzak mesafeye en isabetli paslar gönderen adamıdır Colman. Bu maçta da mükemmel olmasa da doğru zamanda doğru yerlerde olmayı başardı..

Son haftalardaki göz kamaştıran formuyla rakip defansları adeta maymuna çeviren Alanzinho bu maça da damgasını vurdu. Özellikle ilk yarıda kendisine yapılan bariz faulleri sistematik bir şekilde es geçen Hüseyin Göçek dahi onu durduramadı. Rakibin dengesini bozan koşuları, durduğu yerden ya da hareket halindeyken kalçadan çıkardığı ölümcül şutları, rakiplerinin başını döndüren hızdaki driplingleri, defansın arkasına gönderdiği zekice pasları ve attığı şık gol ile Antalyaspor' u adeta tek başına dağıttı. Ofansif anlamdaki katkısının yanısıra bir çok kez rakibin ayağından top da çaldı ki bunu çok iyi başarıyor doğrusu. Rakip topu daha kontrol etmeye fırsat bulmadan bir anda yanıbaşında biterek pozisyonunu bozabiliyor. Topu kapamadığı anlarda ise baskı altındaki rakip oyuncu kontrolsüz oynamak zorunda kaldığı için gönderdiği savruk toplar gene bize geliyor ama bu enstantaneler istatistiklere top çalma olarak geçmiyor tabii ki..

Maça tek forvet başlayan ve hemen gerisindeki Alanzinho, Burak ve Colman desteğiyle gol arayan Umut için söylenecek pek fazla şey yok bu maçta. Gene son haftalardaki vasatın biraz üzeri futboluna devam ederken takımı ikinci maç öncesinde hayli rahatlatan golü atmayı başardı. Fakat Teofilo' ya bakınca Şeno Hoca' nın Umut konusunda neden bu kadar ısrarcı olduğunu da anlayabiliyorum aslında. Bu adamın Kolombiya' da leblebi gibi gol atmasının sebebi orada offside kuralının olmaması falan sanırım. Zira ikinci yarıda oyuna girdikten sonra çok acemice yakalandığı offside pozisyonları oldu. Bunlardan bir tanesinde dikkatli olabilse Umut' un çektiği şutu tamamladığı pozisyon gol olarak değer kazanabilecekti. Neyse ki Alanzinho' ya bir şekilde asist yapmayı başardı ve ikinci golde kendisini son anda Umut' un önünden kaçırarak şut çekmesini sağlayabildi..

Son sözümüz de Engin' e. Bir futbolcuda olması gereken yetenek ve hırs gibi özellikler kendisinde ne kadar çoksa, olmaması gereken disiplinsizlik ve asabiyet de bir o kadar var. Kendisinin bu zaaafiyetini kullanarak sinsice onun üzerine oynayan bazı teknik adam ve futbolcuların da varlığı ortadayken, hala bu ayak oyunlarına kapılıp bu kafada devam ederse önce kendisine yazık edecek; Trabzonspor' a değil..




Gökhan Töre Chelsea´yi Sırtlıyor !

03:18 Yazar: dandun 1 Yorum
Gecen sezonun kis döneminde Almanya´nin Bayer Leverkusen kulübü altyapisindan Ingiltere´nin büyük kulübü FC Chelsea´ye transfer olan Ümit Milli futbolcumuz Gökhan Töre kendini gelistirmeye devam ediyor.

Profesyoneller ile antremana cikan, maclarini ise PAF Takimi veya U18 Takimi´nda oynayan 1992 dogumlu sol ayakli gencimiz, otoriteler tarafindan haftadan haftaya daha da olumlu degerlendirmeler aliyor.

Ciktigi FA Youth Cup adindaki Federasyon Kupasi yari finalinde evinde Blackburn Rovers U18 Takimi ile karsilasan Gökhan Töre´li FC Chelsea U18 Takimi, Türk futbolcunu macta gösterdigi müthis performans ile 4-0 galip gelerek, finale kalmayi basardi.

Ilk macta da deplasmanda 1-0 galip gelen Chelsea´nin 3´üncü golünü atan, 4´üncü golünü ise attiran Gökhan Töre macin adami secildi. Attigi gol gecenin en güzel golü olurken, 4´üncü golü kendisinin atma sansi olmasina ragmen, daha uygun durumdaki Italyan takim arkadasi Jacopo Sala´ya attirmasi takdirle karsilandi. Gökhan Töre profesyonel kadroda 48 numarali formayi giyiyor ve profesyonel takimin maclarinda kadroya giremeyen futbolculara ayrilan tribün bölümünde oturuyor. Sol acik pozisyonunda oynayan oyuncu olarak profesyonel takimda bu bölgede oynayan Fransiz Milli futbolcu Florent Malouda´nin rakibi oldugunu belirten yetenekli gencimiz, teknik direktör Carlo Ancelotti´nin de kendisiyle sürekli konustugunu ve daha genc olmasindan dolayi sabirli olmasi gerektigni her zaman dile getirdigini söylüyor. Ingiliz futbolunda kanat oyuncularina verilen deger ve bu dogrultuda hiz, teknik ve kuvvetin ön planda olmasi Gökhan´in bu ortamda basarili olma olasiligini oldukca güclü kiliyor. Özellikle alisma dönemini atlattiktan sonra sergiledigi futbol ile kendine güvenenleri mahcup etmeyen milli oyuncumuzun, bundan sonra profesyoneller ile oynama ihtimali eskiye oranla daha yüksek gözüküyor.



Çirkef Orkun, Çapsız Manisa

21:42 Yazar: Great White 4 Yorum
Bir aralar halısahada sürekli oynadığımız bir rakip takım vardı. Kozyatağı' nda yedişerlik oynardık hep. O takımın forvetinde kırkın üzerinde hafif tıknaz, seyrek saçlı, balgöbek bir abi oynardı. Adam özellikle de mağlupken hayli sinire keser, kendi takımındaki futbolcuları habire fırçalardı. Bir keresinde rakipteki çocuklardan biri getirdiği topu bunun önüne al da at diye yuvarladı. Eleman topu aldı, olduğu yerde şöyle döndükten sonra bir vurdu, dağlara taşlara. Ardından bir hışımla pası veren çocuğa dönerek "Senin atacağın topun amuğa goyyim" diye bağırdı. İşte bu akşam Orkun' un yaptığı hareketi görünce direkt bu olay aklıma geldi doğrusu..

Takımda hasbelkader şans bulan isimlerden Gabriel, topu gayet ölçülü ve neredeyse kaleye paralel bir şekilde kalecisinin önüne yuvarladı. Orkun' un yapacağı tek şey topu ileriye doğru yollamaktan ibaret. Üstelik en yakın pozisyondaki Guiza pres halinde olmadığı için topu kontrol edip vurma şansı da var. Oysa Orkun ne yaptı? Topun gelişine berbat bir vuruş yaparak topu Guiza' nın önüne düşürüp golü kalesinde görüverdi. Sonra da tam bir çirkeflik örneği sergileyerek Gabriel' e ağzına geleni sayıp döktü..

Bir kere karşısındaki adam yerli bir futbolcu olsa o abartılı ve son derece haksız tepkiyi asla veremezdi Orkun. Karşısında bir Lugano ya da Neill olsa da veremezdi o tepkiyi. Ama karşısında garibim Gabriel olunca esti gürledi tabii. Çünkü ölümcül hatasını kamufle edecek atraksiyonlar yapması gerekiyordu. Şark kurnazı ya..

Gelelim Manisa' ya. Tarihinde Türkiye Kupası' nın yarı finalini ilk kez gören, eskaza bir çifte beraberlikte dahi finale yükselme ihtimali olan, finalde kazansa tarihi bir başarıya ulaşacağı gibi, kaybetse bile olası bir lig sıralamasında UEFA' ya gidebilme imkanı bulunan bir takım nasıl olur da bu derece çapsız ve vizyonsuz adamların elinde yönetilir? Yahu bu takımın hiç mi taraftarı yok? O taraftar, hayatı boyunca bir kez olsun görebileceği meçhul olan Türkiye Kupası'nda final oynama heyecanını tatmak istemez mi? Takımını bir Avrupalı rakibe karşı izlemeyi hayal etmez mi? O Avrupa takımının kendi şehirlerine gelmesini arzulamaz mı? Hadi kulübün yöneticisi, teknik adamı çapsız diyelim, koca şehirin ne suçu var? Bu kadar mı gamsızsınız? Ama kim takar ki kariyeri, Avrupa' yı ya da kupayı. Sen bunlara sadece paradan haber vereceksin. Zira asıl amaç kıçını bir şekilde Süper Lig' de tutup yayın gelirlerinden pastayı kapmaktan ibaret. Sen İstanbul' da Fenerbahçe ile oynuyorsun ve takımın altı as oyuncusu kulübede oturuyor. Hafta sonu oynayacağın kıçıkırık bir lig maçı için rakibe göz göre göre yatmanın anlamı ne? Abartmıyorum, en az şike kadar utanç verici bir durumdur bu ortadaki tablo. Umarım bu köhnemiş zihniyet ile ligde kalmayı da başaramazlar..

Neyse ki şu akşam gözümüzü gönlümüzü okşayan tek şey, aramızdan ayrılan Galatasaray' ın centilmenlik abidesi başkanı Özhan Canaydın anısına yapılan saygı duruşunda stadyumdaki bütün Fenerbahçe taraftarının kendisini alkışlarla uğurlamasıydı..

Maça gelince. Takımın yarısının kadro dışında kaldığı yedek Manisaspor karşısında Orkun' un ikramı haricinde gol pozisyonu dahi bulmakta zorlanan Fenerbahçe, berbat ve temposuz bir maç sonunda Guiza ve Deivid' in golleriyle 2-0 galip gelerek finale adını yazdırmıştır. Bu da büyük bir mucize olmazsa Trabzonspor - Fenerbahçe finali izleyeceğiz demektir..

Gerçi kim takar ki Manisa'nın dahi iplemediği kupayı!!



Ömer Toprak Röportajı İçin Sorularınız

10:28 Yazar: Cezasahasi 14 Yorum
Özgür abi'nin muhteşem röportajlarına bir röportaj daha eklenecek. Önceleri Alman Millî Takımı için oynayan, fakat geçirdiği kaza ve sonrasındaki süreçte Millî Takımımıza yaklaşan Freiburg'un 1989 doğumlu defans oyuncusu Ömer Toprak. Yorum bölümüne sorularınızı bırakabilirsiniz. Özellikle Mesut'un, Serdar'ın millî takım tercihleri sırasında yaşadıklarını üstünkörü tahmin edenlerden soru bekliyorum, bu oyuncuların tercih aşamasında aslında neler yaşadığını kendi ağızlarından dinlemek gibisi olamaz herhalde...

Ömer, Kohler gibi Alman futbolunda önemli bir yere sahip bir isim tarafından -ki O da Ömer gibi defans oyuncusuydu.- göklere çıkartılan, oyun stili olarak Alman efsanesi Beckenbauer ile kıyaslanan bir isim. Millî Takımımızın adı genelde altyapıdan gelen eksiklikleri ve basit hatalarıyla anılan defans hattının aradığı isim olması kuvvetle muhtemel...



Özhan Canaydın

00:01 Yazar: Master 2 Yorum
Başımız Sağolsun



Ölen Yoksa Aynen Devam!

14:10 Yazar: Great White 9 Yorum
Galatasaray – Ankaragücü maçında Ali Sami Yen tribünlerinde iki taraftar arasında geçen olay günlerdir konuşuluyor. Gördüğümüz kadarıyla lafla atışma şeklinde başlayan bu kavga neticesinde sarı kırmızı kıyafetli taraftar siyah beyaz kıyafetli diğer taraftarı tabiri caizse emanet mandayı döver gibi bir güzel marizliyor. Amansız dayağı yiyen eleman linç olmaktansa kendisini bir alt tribüne atarak kurtarma yoluna gidiyor. Ardından bu münferit olay neticesinde Galatasaray Kulübü’ ne 185 bin TL para cezası geliyor. İşin ilginç yanı bir sonraki hafta Ali Sami Yen Stadı’ nda Fenerbahçe derbisinin oynanacak olması tabii ki. Doğal olarak tartışmalar da bu noktadan sonra alevleniyor..

Bir kere şunu baştan söyleyeyim. 25 bin kişinin bulunduğu bir ortamda 5 dakika süren bir kavga sonucunda o adam tribünden aşağıya düşüp hayatını kaybetmiş olsaydı dahi bu olaydan dolayı Galatasaray Kulübü’ nin sahasını kapatmayı bırakın, para cezası vermek bile son derece anlamsız bir karardır nazarımda. Zira söz konusu talihsiz taraftar biraz daha ters düşse muhtemelen ölümcül bir kaza gerçekleşmiş olacak ve Ali Sami Yen büyük bir ihtimal ile kapanacaktı..

Fakat ortalıkta dolaşan tartışmalara şöyle bir bakıyorum da, Galatasaray cephesi çıkıp da “Kardeşim, iki adam tribünde biribirini yedi diye koca camiayı cezalandırmak da neyin nesi? Asıl olayı çıkaranlar cezalandırılmalıdır” diyemiyor yahu. Bunu söylemek yerine garip bir şekilde “Adam oradan kendisi atladı, atılmadı. Ahanda videodan da görüyoruz” gibisinden komik savunma şekilleri geliştiriyor..

Aslında bana kalırsa bir adamın tribünden atılmasından daha trajik olan şey, o yükseklikte bir yerden atlamayı dahi kurtuluş olarak görmesine sebep olacak korku ve paniği hissetmiş olmasıdır zaten. Sen adamın oradan aşağıya atlamasına sebebiyet verecek kadar büyük tehdit oluşturmuşsan bu daha vahim bir haldir yani. Bir de “Orada dayak atan adam aslında diğerinin atlamasını engellemeye çalıştı” diyenler var ki onlar ayrı komedi. “Adamın aşağıya atlamasını engellemek için biraz zor kullanmak durumunda kaldı” deseler daha mantıklı olacak neredeyse..

Ama diyorum ya, kimse kalkıp da bu bireysel olayın camianın geneline etki edecek bir yaptırıma muhatap olmaması gerektiğini söylemiyor nedense. Ortada yazılanlar, dolaşanlar bir nevi kayıkçı kavgasından öteye gidemiyor haliyle tabii..

Şimdi biraz daha açıklayıcı olabilmek maksadıyla spesifik bir örnek verelim. Haziran ayında İnönü Stadı’ ndaki dev konserlerde stadyuma en az 50 bin kişi akın edecek. Onları taraftar olarak düşünelim. Mesela Rammstein tayfası ile Megadeth fanatikleri bir şekilde biribirlerine dalsalar söz konusu müzik gruplarına herhangi bir ceza verebilir misiniz? Orada bir yaralanma gerçekleşirse ceza alacak taraf, olayı çıkaranlar ile organizasyonu düzenleyenler olacaktır tabii ki. Şimdi bu örnekteki organizatörü futbola uyarlarsak kime denk geliyor? Tabii ki Türkiye Futbol Federasyonu’ na . Ya da şöyle bir örnek de olabilir. Misal, Federer ile Nadal arasındaki maçta iki kişi kavga edip biribirini yaralasa iki tenisçiye herhangi bir yaptırım uygulanır mı? Hiç sanmıyorum. Eğer uygulanıyorsa o da alabildiğine saçma bir karar olmaz mı?

E daha neyi tartışıyoruz o zaman? Var mı futbol ile diğer iki örnek arasında kabaca bir fark? Bence yok. Sadece uygulamalar farklı nedense..

Bir de şu var. Genelde yapılan eyleme değil de sonucuna göre cezalar veriliyor. Tamam, adam öldürmek ile teşebbüs arasında bir fark vardır illa ki ama bu derece de olmaz ki. Tribünden yüzlerce sert cisim atılıp isabet sağlanmazsa maç devam ederken, bir tanesi isabetli atılıp da kafayı yardığında maç tatil edilebiliyor. Bu işte bir mantık görebilen varsa beri gelsin arkadaş..



Gurbetçi Oyuncu Raporları: #18

01:25 Yazar: dandun 0 Yorum
Avusturya rekortmen sampiyonu Rapid Wien´in PAF Takimi´nin oynadigi karsilasmada güne damgayi vuran isimler Türk oyuncular oldu.
Evinde SV Swechat ile karsilasan ve maca kalede 1991 dogumlu Türk oyuncu Ertan Uzun (soldaki resimde), yine 1991 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Muhammed Ildiz ve 1989 dogumlu Türk forvet Serkan Ciftci ile baslayan Rapid´de yaptigi kurtarilslar ile kaleci Ertan Uzun macin adami secildi.
2005 yilindan beri Rapid´de oynayan Ertan Uzun, bu sezon dönüsümlü olarak hem PAF Takimi´nda hem de U19 Takimi´na forma giyiyor.
Rapid Wien´in zaman zaman profesyonel kadrosuna da giren Ertan, Avustruya U18 Milli Takimia giymis bir kaleci.
Swechat maci 1-1 berabere sonuclanirken, Rapid´in golü 1989 dogumlu Serkan Ciftci´den geldi.
Sezon arasinda eski takimi Rapid Wien´e dönüs yapan ve ondan sonra oynadigi 3 karsilasmada 3´üncü golünü kaydeden Serkan, müthis cikisini devam ettirdi. Serkan gecen sezon da Rapid PAF Takimi adina 27 karsilsmada yer almisti ve toplam 7 gol kaydetmisti.

Almanya´da Bayern Münih PAF Takimi ise deplasmanda Jahn Regensburg ile 1-1 berabere kalirken, Bayern´in beraberlik golü penaltidan 1988 dogumlu Ümit Milli forvetimiz Deniz Yilmaz´dan geldi. Bu golle Deniz toplamda 8 gole ulasti.

VfL Bochum PAF Takimi ise evinde FC Saarbrücken´i 2-0 maglup ederken, Bochum´un bir golü 1987 dogumlu Türk forvet Mirkan Aydin´dan geldi. Mirkan bu golle toplamda 8 gole ulasti.

Wehen Wiesbaden PAF Takimi ise deplasmanda Darmstadt 98´i 3-1 magup ederken, Wehen´in bir golü 1989 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Yusuf Celiksoy´dan geldi. Yusuf toplamda 2´inci golünü kaydetmis oldu.

Almanya U19 Ligi´nde ise Hansa Rostock U19 Takimi evinde Union Berlin U19 Takimi´ni 4-0 maglup ederken, Rostock´un bir golü 1992 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Volkan Cekirdek´ten geldi. Sol ayakli oyuncu maca ikiz kardesi Haydar ile birlikte ilk onbirde baslarken, toplamda 2´inci golünü atmis oldu.

Almanya U17 Ligi´ndeki kuzey derbisinde ise Werder Bremen U17 Takimi evinde Hamburger SV U17 Takimi´ni Türk oyunculari sayesinde 2-1 maglup etti.Werder Bremen´in bir golü 1993 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Özkan Yildirim´dan gelirken, diger golü 1994 dogumlu olan Türk orta saha oyuncusu Levent Aycicek´ten geldi. Kaptan Özkan Yildirim 8´inci golüne ulasirken, Levent Aycicek 3´üncü golünü kaydetmis oldu.

SC Weyhe U17 Takimi ise evinde Holstein Kiel U17 Takimi´ni 4-2 maglup etti.Bu macta Weyhe´nin iki golü 1993 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Halil Suveren´den geldi. Toplamda 4 gole ulasan Halil, Weyhe U17 Takimi´na Hannover 96 altyapisindan transfer olmustu.

Schalke 04 U17 deplasmanina giden Bayer Leverkusen U17 Takimi ise rakibini 5-2 maglup etti.
Bu macta Leverkusen´in bir golü 1994 dogumlu Türk forvet Samed Yesil´den geldi.
Schalke´de ise 1994 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Kaan Ayhan´nin golü maglubiyeti önleyemedi. Samed Yesil toplamda 11 gole ulasti ve Almanya U17 Ligi Türk golcüler sirasinda birinci siraya yerlesti. Kaan Ayhan ise attigi gol ile toplam gol sayisini 6 yapti.

Borussia Mönchengladbach U17 Takimi ise deplasmanda Fortuna Düsseldorf U17 Takimi´ni 2-0 maglup ederken, Mönchengladbach´in bir golü 1993 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Samet Günes´ten geldi. Bu gol Samet´in ligdeki ilk sayisi oldu.

Rot Weiss Essen U17 Takimi deplasmanda Sportfreunde Troisdorf´u 2-1 maglup ederken, Essen´in iki golü de Türk oyunculardan geldi. Bir golü 1993 dogumlu orta saha oyuncusu Abdullah Atmaci kaydederken, diger bir golü 1993 dogumlu forvet Ridvan Armut kaydetti. Abdullah Atmaci toplamda 3 gole ulasirken, U17 Milli Takimimiz´in da oyuncusu olan Ridvan Armut toplamda 4´üncü golünü atmis oldu.

Eintracht Frankfurt U17 Takimi ise deplasmanda Bayern Münih U17 Takimi´ni 3-0 gibi farkli bir skorla maglup ederken, Frankfurt´un bir golü 1993 dogumlu U17 Milli forvetimiz Okan Derici´den geldi. Sol ayakli oyuncumuz böylece toplamda 6 gole ulasmis oldu.

SSV Ulm U17 Takimi evinde FK Pirmasens U17 Takimi´na 3-1 maglup oldu.Bu macta Ulm adina tek sayiyi kayeden 1993 dogumlu Türk forvet Serdar Kurt´un golü maglubiyeti önleyemedi.
Serdar Kurt toplamdaki gol sayisini böylece 3´e cikardi.

Avusturya U15 Ligi´nde ise BNZ Tirol U15 Takimi AKA St. Pölten U15 Takimi´ni 5-0 maglup ederken, Tirol´ün bir golü 1995 dogumlu Türk forvet Mehmet Durmus´tan geldi.Bu gol Mehmet´in ligdeki ikinci golü oldu.



Önce Tango, Sonra Kolbastı (TS 1-0 GS)

23:52 Yazar: Great White 13 Yorum
Maçtan önce hangi tarafın kazanacağını tahmin edebilmek zordu tabii ki ama şu maçın skoruna etki edecek unsurların başında ortasahada görev alan futbolcuların gösterecekleri performansın son derece belirleyici olacağına iki gün önceki yazımda değinmiştim. Arda' nın sakatlık problemi sebebiyle sahada yer almayışı haricinde herşey beklediğim gibi gerçekleşti ve maça direkt olarak etki edeceğini düşündüğüm Colman-Alanzinho ikilisinden Colman' ın golüyle uzun bir aradan sonra Galatasaray' ı üstelik güzel bir futbol ile yenmeyi başardık..

Rakip Galatasaray' da özel önlem alınması gereken iki futbolcudan bahsetmiştim. Bu adamlardan biri Keita, diğeriyse Arda idi. Dos Santos' un ise ikinci yarıda görev alacağını tahmin ediyordum. Lakin Arda' nın sakatlığı sebebiyle ilkonbirde şans bulan Dos Santos benim de beklediğimden çok daha yüksek bir performans sergiledi açıkçası. Hatta Arda oynasaydı bizi bu derece zorlayamazdı eminim. Beş metre ötesine düşen bir pet şişeyi bahane edip yerlerde kıvranarak sergilediği yakışıksız davranış haricinde ortalarda gözükmeyen Keita ne sağ ne de sol kanatta hiçbir varlık gösteremezken Elano, ortasahada Selçuk ve Ceyhun' un dirençli futbolu karşısında Jo ise forvette iki stoperimizin arasında resmen ezildi. Rakip adına bu olumsuzlukların yanına ortasahada görev yapan diğer isimlerden Barış ve Mustafa gibi top kullanma becerileri ve oyun zekaları son derece düşük iki oyuncu da eklenince bu bölgede hiçbir üretkenlik sergileyemediler..

Şimdi burada Şenol Güneş' e bir parantez açmak gerek. Bu adama yapılan her türlü eleştiriye bir yere kadar eyvallah çekebilsem de bazı idiotlar tarafından korkak gösterilmeye çalışılmasını asla kabullenemiyorum. Ömer' in yokluğunda Serkan, Giray, Song, Cale' den oluşan dörtlü defansın önüne Ceyhun' u monte eden Şenol Hoca, forvetteki Umut' un hemen arkasına ofansif güçleri ve top yapabilme kabiliyetleri yüksek olan Colman, Selçuk, Burak ve Alanzinho' yu yerleştirdi. Bu formasyon, rakibinizin Galatasaray olduğu gerçeği de düşünüldüğünde sahaya sürülebilecek en ofansif kadro yapısıdır. Üstelik skor üstünlüğü elimizde olmasına rağmen yapılan üç oyuncu değişikliğinde de giren futbolcuların hiçbiri defansif değil, Engin, Gabric ve Teofilo' dan oluşan ofansif isimler..

Çünkü görünen o ki, Şenol Hoca şunu çok iyi biliyordu. Galatasaray' ın ofansif gücü ne kadar yüksek ise defansif gücü de bir o kadar zayıftı. Dolayısıyla oyunu kendi yarı sahanda kabullenirsen kaybedecek, rakip sahada oynayabilirsen kazanacaktın. Zaten Galatasaray' ın maçın ilk onbeş dakikalık periyodunda yakaladığı iki net pozisyon da bunu doğrular nitelikteydi. Neyse ki Onur' un kalesinde devleştiği o dakikalardan sonra Trabzonspor kendine gelip rakip sahaya yerleşti ve önde yoğun bir baskı uyguladı. İşte o zaman Galatasaray defanstan düzenli paslarla çıkamamaya ve ortasahada ise bolca top kaybına başladı. Gol de bu süreçte gerçekleşti. Son adam Emre baskı yediği anda panikleyip Colman' a çalım atmayı deneyince Galatasaray maçlarının gözde yıldızı Colman bu hatayı affetmedi ve cezayı anında kesiverdi..

Bu maç öncesinde Colman ile birlikte maça etki edecek en önemli oyuncu olarak gördüğüm Alanzinho beklediğimin altında bir performans sergilemiş olsa da Burak ve Umut' a birer tane yüzde yüz gollük asist yapmayı başardı ve ağır Galatasaray savunmasını maç boyunca hırpaladı. Serkan bir çok maçta olduğu gibi müthiş bir mücadele örneği sergilerken, defansta Song ve Giray ilk yarıdaki birkaç pozisyon haricinde beklediğim üzere son derece uyumluydular. Cale korktuğum kadar kötü bir oyun sergilememiş olsa bile onun savunduğu bölge maalesef gene en yumuşak karnımızdı. Gerçi Sabri' nin gol olabilecek bir şutunu kesmiş olduğuna değinip hakkını vermek de lazım..

Ceyhun defansif açıdan harika, ofansif olarak vasat bir görünüm sergilerken, Selçuk maç boyunca sade ve sağlam bir oyun ortaya koydu. Umut bu gün de bal yapmayan arı misali rakip stoperlere uyguladığı amansız pres haricinde gene çok net fırsatları heba etti. Gerçi sonradan oyuna giren Engin' in yarattığı pozisyonda arkadaşından pası alabilse, hiçbir müdahale yapma gereğini duymadan muhtemelen topla birlikte kaleye girebilecekti hani. Kendisinin kaçırdığı gollerde bizler ne kadar isyan ettiysek o pozisyonda Engin' e de aynı şekilde isyan etti Umut..

Bana göre maçın farkındalık yaratan adamı sadece attığı gol ile değil, oyunun sıkıştığı, telaşın ve tansiyonun arttığı anlarda topu yere son derece soğukkanlı bir şekilde indirerek oyuna istediği şekilde yön veren Colman oldu. Onur her ne kadar maçın başında yapmış olduğu kurtarışlar ile ön plana çıkıyor gibi gözükse dahi Colman maçın adamıdır benim nazarımda. Üstelik yoktan var ettiği gol de cabası..

Bu arada hakem Yunus Yıldırım'a da değinmeden geçemeyeceğim. Maçın belli zamanlarında her iki takımı da isyan etiren bazı yanlış kararları çok göze batacak cinsten olmasa da oyunun kaderine direkt etki edecek bir pozisyonda son adam Sabri' nin gole giden Burak' ı önce çekerek yavaşlatması, ardından da ayağını takarak düşürmesine seyirci kalışı gözlerden kaçmadı tabii ki. Zira o pozisyonda doğru kararı verebilse Galatasaray daha ilk yarıda bir kişi eksik kalacaktı. Gerçi bu tür maçları kazanabilmek için bu tür etkenlerin de üstesinden gelebilmek gerekiyordu ki takım bunu da başardı..

Son olarak bu önemli galibiyet ve ondan da önemlisi ortaya konulan pozitif, cesur ve dirençli futboldan dolayı başta Şenol Hoca olmak üzere bütün futbolcularımız ile Avni Aker' i yavaş yavaş tekrardan gerçek bir deplasman stadyumu haline getirmeye başlayan taraftarlarımızı yürekten kutluyorum..

Ne demiştik?

"Güzel günler göreceğiz, güneşli günler"



Alanzinho - Colman vs Arda - Keita

15:01 Yazar: Great White 14 Yorum
21 Mart’ da Avni Aker Stadı’ nda Trabzonspor ile Galatasaray arasında oynanacak haftanın maçı öncesinde küçük bir analiz yapalım dedim. Malum, ligimizin demirbaşlarından BJK, FB, GS üçlüsüne karşı en son galibiyetimizi neredeyse iki sene evvel Fenerbahçe’ yi kendi sahamızda 2-0 yenerek elde etmişiz. O zamandan bu yana oynadığımız sekiz maçta üç takıma karşı herhangi bir galibiyetimiz olmadığı gibi dört kez de mağlup olmuşuz. Açıkçası bu tablonun son derece iç karartıcı olduğunu söylemeye gerek yok sanırım..

Bu zorlu maç öncesinde Trabzonspor’ un form durumu çok yüksek olmasa da Şenol Hoca’ nın gelişiyle belli bir ivmenin yakalandığı ve 2010 senesinde oynadığımız resmi maçların hiçbirinde mağlubiyet görmediğimiz gerçeği de ortada diğer yandan. Tabii şu da var ki bu süre zarfında oynayacağımız en ciddi rakip bu hafta sonu kapışacağımız Galatasaray..

Şimdi bir çok kesim en azından kağıt üzerinde Galatasaray’ ı favori olarak görüyordur büyük ihtimal. Sonuçta bize nazaran şampiyonluk yarışının tam olarak içinde bulunuyor sarı kırmızılı takım. Üstelik Trabzonspor maçına çıkabilmek adına bir önceki maçta kendisini sarı kart cezalısı durumuna düşüren Arda ve sakatlıktan kurtularak takıma golle dönüş yapan Baros’ un katılımı da Galatasaray’ ın elini güçlendiren faktörler..

Peki tüm bu verileri en az bizim kadar düşünen ve inceleyen Şenol Hoca’ nın buradaki hamlesi ne olacak acaba? Nasıl bir kadro formasyonu ile sahaya çıkacak? Galatasaray’ ın en büyük kozu olan ofansif gücüne karşı önlem olarak daha kontrollü ve defansif bir futbol anlayışıyla mı yoksa en yumuşak karnı olan defans zaafiyetini hedef alacak ofansif bir oyun yapısıyla mı mücadele edecek? Ben en çok bunu merak ediyorum doğrusu..

Kendi adıma Rijkaard’ ın Trabzon’ da sahaya şu kadroyu süreceğini tahmin ediyorum..

Leo Franco

Sabri - Servet - Neill - Caner

Mustafa - Elano - Barış

Keita - Arda

Jo (Baros)

Tabii ki Giovani dos Santos, Ayhan ve Mehmet Topal da maçın ilerleyen dakikalarında şans bulacaklardır muhtemelen..

Buna karşılık Şenol Hoca’ nın bu maça nasıl bir onbir ile çıkacağından tam olarak emin değilim açıkçası. Zira son oynanan G. Antep maçında takım içi ciddi bir rotasyona gitmişti hoca. Bu maçta nasıl bir seçim yapar bilemiyorum ama benim Şenol Hoca’ dan beklentim şu şekil bir kadro ve formasyonu tercih etmesi..

Onur

Ömer - Song - Giray - Cale

Serkan - Colman - Selçuk - Gabric (Engin)

Alanzinho

Umut

Bir kere Galatasaray’ ın sahadaki en önemli gücü kanatlardan Arda ve Keita’ yı etkili bir şekilde kullanmaktan geliyor. Bu futbolcuların pas trafiğini de genelde göbekte oynayan Elano ve Mustafa ile sağlıyorlar. Soldaki Arda’ nın etkinliğini Serkan ve Ömer’ in dirençli futbolu belli ölçüde pasifize edebilecektir bana göre. Zira Arda' nın çok etkili olduğu bir önceki maçta Ömer yoktu. Fakat en büyük sorunumuz sağdaki Keita’ nın bölgesinde gözüküyor maalesef. Cale o bölgede Keita’ dan çok daha zayıf kanat oyuncularına karşı dahi çok zor duruma düşebiliyor kimi zaman. Şenol Hoca belki burada bir nevi kumar oynayarak Engin’ in inatçı ve agresif yapısından faydalanabilir. Onun yanısıra bu mevkiide Gabric de düşünülebilir fakat defansif açıdan daha etkisiz kalabilir Keita karşısında..

Buna keza bizim de rakibi tehdit edebilecek son derece etkili silahlarımızı görmezden gelmemek gerek tabii. Mesela gününde bir Colman ve Selçuk, ağır GS savunmasının arkasına çok etkili toplar çıkararak Alanzinho ve Umut’ u rahatlıkla pozisyonlara sokabilir. Rakibin kanat organizasyonlarına karşılık bizim göbekten delme girişimlerimiz daha fazla olacaktır bu maçta. Engin eğer görev bulur da kendisiyle kavga etmek yerine maça odaklanabilirse Sabri’ nin koruduğu kanadı kolaylıkla domine edebilir. Özellikle de Alanzinho’ nun bu maçta kilit oyuncu olacağını düşünüyorum. Geçen sezon 2-2 biten GS maçında bir mükemmel gol ile asist yapan ve o gün sahada ancak tekmelerle durdurulabilen bu oyuncuya Şenol hoca oyundaki performansına bakmaksızın 90 dk. boyunca görev vermelidir kesinlikle. Çünkü bu maçta da karşısında açık futbol oynamak zorunda olan ve hantal stoperlere sahip bir takım olacak Alanzinho' nun..

Kısacası maçın düğümünü her iki takımın da ortasahasındaki futbolcuların performansları çözecektir bana göre. Maçın skorunda Alanzinho, Colman, Selçuk ile Elano, Keita, Arda gibi futbolcular belirleyici olacaklardır. Tabii ki Umut ile Jo ya da Baros’ un yakalayacakları pozisyonlardan gol üretebilme becerilerinin de etkili olacağını söylemeye gerek olmasa da ortasahada üstünlüğü ele geçiren takım maçı da alacaktır..

Sonuçta umarım güzel ve keyifli bir maç olur. Ligin ilk yarısında 4-3 yenildiğimiz maç 2-2 devam ederken Serkan’ a yapılan bariz penaltının çalınmamasına benzer skora direkt etki eden bir hakem faciası da yaşanmazsa tadından yenilmeyecek bir maç olacağı kesin gibi gözüküyor..



Ömer Toprak´a Milli Takip !

13:29 Yazar: dandun 7 Yorum
Almanya Birinci Ligi Bundesliga ekiplerinden SC Freiburg´un 1989 dogumlu Türk stoperi Ömer Toprak genc yasina ragmen elde ettigi büyük basari ve ayni zamanda bu genc yasinda basindan gecen büyük trajedi ile bir cok insana örnek olabilecek bir yasam öyküsüne sahip.

Sivas´li bir isci ailesnin oglu olarak futbola kücük yasta TSB Ravensburg isimli bir kasaba takiminda baslayan ve buradan biraz daha büyük bir kulüp olan FV Ravensburg´a transfer olan Ömer, 2005 yilinda SC Freiburg´un futbol yatili okuluna gecti.

Hizli yükselisi burada baslayan yetenekli gencimiz 2007/2008 yilinda SC Freiburg´un U19 Takimi´nda gösterdigi cok iyi performans ile PAF Takma yükseltildi ve bu andan sonra dönüsümlü olarak hem U19 Takim´da hem de PAF Takim´da forma giydi.

2007 yilinda 18 yasina yeni girdigi dönemde SC Freiburg kendisine profesyonel sözlesme teklifi sundu. Teklifi kabul eden gencimiz kontrata 2011 yilina kadar gecerli olmak üzere imza atti.

Bundan sonra demin de belirttigimiz gibi hem U19 Takim´da, hem de PAF Takim´da oynayan 1,86 m boyundaki stoperimiz, U19 Takimi ile 2007/2008 sezonu Almanya U19 Sampiyonu oldu, PAF Takimi ile de oynadigi ligi sampiyon olarak bitirdi.

Bu dönemde Almanya U19 Milli Takim antrenörünün de dikkatini ceken Ömer Toprak, Almanya U19 Milli Takimi´nin U19 Avrupa Sampiyonasi kadrosuna cagirildi.

Daha ilk milli macinda Ispanya´ya karsi gol atma basarisini gösteren defans oyuncumuz, Almanya ile finale kadar yükselmeyi basardi. Finalde Italya U19 Milli Takimi´ni yenip Avrupa Sampiyonu olan Ömer´li Almanya, ülkenin büyük futbol otoriteleri tarafindan alkis yagmuruna tutuldu.

Bu dönemde Almanya Milli Takimi´nin eski efsanevi oyuncusu ve bir dönem Almanya Ümit Milli Takimi´ni da calistiran Jürgen Kohler´in Ömer hakkinda sarfettigi sözler de oldukca etkileyiciydi."Ömer son zamanlarda Alman futbolunda izledigim en büyük yetenek" diyen Kohler, Türk gencini parlak bir gelecegin bekeldigini belirtiyordu.

2008/2009 sezonunda o dönemde Almanya Ikinci Ligi´nde oynayan SC Freiburg´un oynadigi ikinci lig macinda VfL Osnabrück´e karsi ilk profesyonel karsilasmasina cikan gencimiz, ondan sonra formayi kaparak sirtindan cikarmadi. O sezon toplam 30 lig macinda forma giyen ve toplam 4 gol kaydeden Ömer Toprak, SC Freiburg´un Bundesliga´ya cikmasinda büyük rol oynadi.Bu müthis basari öyküsü ise 2009 yilinin Haziran ayinda trajedik bir olay ile büyük bir kesintiye ugradi.

Sezon sonu gelmis ve Ömer yaz tatiline cikmisti. Arkadaslariyla firsati degerlendirip Freiburg yakinlarindaki bir Go-Kart pistine giden gencimizin, bindigi Go-Kart ile baska bir yaris aracina arkadan carpmasi ve bu aracin benzin deposunun infilak etmesi, özellikle bacak bölgelerinde agir yaniklar olusmasina neden oldu.Bu olaydan sonra degil futbola dönüsü, hayata normal sartlarda devam etmesi bile mechul olan Ömer, hastanede aylarca kalmak ve sayisiz ameliyatlar gecirmek zorunda kaldi.
Bu ameliyatlarda yanik bölgelere sagikli dokular nakledilmesi ve uzun süren rehabilitasyon dönemi sonucu yetenekli gencimiz hizli bir iyilesme sürecine girdi.Hastanede baska hastalar ile ilgili gördügü manzaralarin karsisinda, kendisinin aslinda sansli sayilabilecegini söyleyen ve bu dönemin kendisini daha da olgun yaptigini belirten Ömer, inancin ve hirsin sonucu beklenenden de hizli sekilde iyilesti.

Ekim ayinda ciktigi hastaneden sonra yavas yavas antremanlara baslayan defans oyuncumuz, kis arasi hazirlik kampinda Ispanya Ikinci Lig ekibi FC Elche ile yapilan hazirlik macinda 45 dakika oynayarak futbola mucize sayilabilecek bir dönüs yapti. Bununla da yetinmeyip form grafigini gittikce yükselten futbolcumuz, ligin ikinci yarisindaki ilk maci olan Hamburger SV krsilasmasinda 65´inci dakikada oyuna girerek hem futbola dönüsünü pekistirdi hem de hayatinin ilk Bundesliga macina cikti. Bu mactan sonra gelen 8 lig macinin hepsinde 90´ar dakika boyunca mücadele eden Ömer Toprak yine ilk onbir oyuncusu olmayi basardi.

Ömer´in bu yükselisi A Milli Takimimiz´in de yetkilileri tarafindan dikkatle izlendi.

Bu dogrultuda Ömer ile yogun bir diyalog icerisine giren yetkililerimiz, A Milli Takimimiz´in defans böylgesindeki problemleri asmak üzere harekete gecti.

Serdar Tasci´yi Almanya´ya kaptirdiktan sonra, baska bir Türk yetenegi kaybetmek istemeyen TFF kurmaylarinin Ömer´i ikna ettikleri ve oyuncunun Türkiye icin oynamak istedigi belirtildi.

Defans oyuncusu olarak bircok özellikleri arasinda bulunan hizi, mükemmel pozisyon almasi, ikili mücadelerde yüksek basari orani ve akilli paslar ile hücuma yaptigi büyük katki ile birlikte modern bir stoperde olmasi gereken herseyin var oldugu Ömer Toprak´in gittikce cogalan tecrübesiyle beraber, gelecekte büyük bir futbolcu olmasina kesin gözüyle bakiliyor.

Hafta sonunda Freiburg´un Mainz ile oynayacagi lig macini izeleyecek olan A Milli Takim Antrenörü Oguz Cetin´in, Ömer´i takip edecegi ve oyuncunun büyük olasilikla A Milli Takimimiz´a cagirilicagi söyleniyor.

Abisi Harun Toprak´in Almanya´dan Turkcell Süper Lig ekiplerinden Sivasspor´a transferinden sonra yogunlasan diyalog, umariz ki Ömer Toprak ve Türk futbolu acisindan hayirli olur.

Ömer´in futbola dönüsü sonrasi, Türkiye A Milli Takimi´ni secmesi bizim icin kuskusuz sevindirici gelismelerin devami olacak.



Şampiyonluk Sivas' a Değil Bursa' ya Yakışır!

13:15 Yazar: Great White 13 Yorum
Diyarbakır’ da meydana gelen tribün olaylarından sonra maçın oynanmasına gerek kalmadan kazandıkları 3 puan ile ligin zirvesine yerleşen Bursaspor’ un, kalan 9 haftada oynayacağı 8 maç öncesinde şampiyonluk adına büyük bir avantaj sağladığı kesin. Zira sezon başında küme düşürülen Ankaraspor ile oynayacağı bir maçtan alacağı 3 puanı da hesaba kattığımızda bir maç fazlasıyla en yakın takipçisi Galatasaray’ ın 5 puan önünde olduğunu söyleyebiliriz..

Fakat başkalarının da dikkatini çekmiş midir bilmiyorum da, Bursaspor’ un bu görkemli yükselişi sanki biraz medya tarafından da destekleniyor ve hafiften de pohpohlanıyormuş gibi bir durum var ortada. Yani hakemler ya da Federasyon tarafından değil, yanblış anlaşılmasın. Zira şimdiye dek hiçbir şaibeye dedikodu malzemesi dahi olmadan son derece pozitif bir futbol oynayarak ve zirvedeki rakiplerine de üstünlük kurarak bu kararlı yürüyüşüne devam ediyorlar..

Benim dikkatimi çeken asıl mevzuu, daha bir sezon öncesinde ligi haftalar boyunca lider götüren Sivasspor’ un bu sinerjiyi bir türlü yaratamamış olması. Mesela medyada geçen sezon öyle bir hava vardı ki, Sivasspor aradaki puan farkını dokuza da çıkarsa şampiyonluğu bir şekilde kaybedeceğinden emin gibiydi herkes. Oysa buradaki yaklaşım çok farklı. Bursaspor 13 yıl aradan sonra ilk kez liderliği ele geçirmiş olmasına rağmen gerek yazılı gerekse görsel medyada şampiyonluğun en güçlü adayı gibi lanse edilmeye başlandı..

Kimbilir; belki de Bursaspor’ un ortaya koyduğu futbol, Sivasspor’ un geçen sezonlarda oynadığına kıyasla daha fazla güven veriyordur futbol kamuoyuna. Gerçi Sivasspor’ un bir önceki sezondaki maçlarını gözümün önüne getirdiğimde zirvedeki takımlar haricinde oynadığı diğer takımları adeta tulum çıkarırcasına hiç zorlanmadan yendiğini çok iyi hatırlıyorum. Kadro derinliği de Bursaspor’ a oranla çok daha zengindi. Ama onları kimsecikler kaale almıyordu nedense. Üstelik yarışın içerisinde ne Fenerbahçe ne de Galatasaray vardı geçen dönemde. Ligin bitimine 3 hafta kala liderdiler ve kendi sahalarında İBB’ ye kaybetmeseydiler büyük ihtimal şampiyon dahi olacaklardı. Buna rağmen Bursaspor’ a haftalar öncesinden bu yana herkesin gönül rahatlığıyla yakıştırabildiği şampiyonluk gömleği onların sırtında bir anda deli gömleğine dönüşüyordu garip bir şekilde. Sanki emindi herkes öyle ya da böyle tökezleyeceklerinden. Hatta son haftaya dahi lider girmiş olsaydılar bu derece ciddiye alınmayacak gibiydiler..

Tabii şunu da göz ardı etmemek gerek. İki şehir arasındaki coğrafi konum farklılığının yanında aralarındaki sosyo-ekonomik ayrıcalıklar ve bu faktörlerin sağladığı kamuoyu desteği de var. Ayrıca şampiyonluğa koşarken bile tribünlerini doldurmakta güçlük çeken Sivasspor' a karşılık, düşme potasında gezindiği dönemlerde dahi tribünlerini hınca hınç dolduran ve seyircisinin desteğini sürekli arkasında hisseden bir Bursaspor gerçeği de cabası. Görülen o ki, şampiyonluğa önce kendin inanacak, sonra da başkalarının inanmasını sağlayacakmışsın demek. Öyle ya; tamamen iyi niyet ile düşününce vaziyet bu..

Gelelim önümüzdeki tabloya. Ben kendi adıma Bursaspor’ un arkasına da aldığı bu rüzgar ve beraberinde getirdiği özgüven ile önündeki fikstür avantajını da kullanarak son haftalara dek şampiyonluk yarışının içerisinde olacağını düşünüyorum. Ancak şunu da göz ardı etmemek lazım. Bursaspor’ un kadrosunda bu baskıyı absorbe edebilecek mental kapasitede futbolcuların olmayışı ve as kadrosuna oranla yedek kulübesinin yetersizliği onları zorlayabilecek ve hiç beklenmedik maçlarda puan kayıpları yaşatabilecektir..

Sonuç olarak Bursaspor’ un tam 26 yıl sonra yeni bir Anadolu Devrimi’ ne imza atabileceğinden tam olarak emin olamasak da şampiyonluk şansının Galatasaray ile hemen hemen eşit, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ dan ise biraz daha fazla olduğunu düşünüyorum açıkçası..

Ne diyelim; şampiyonluğu hak edenin kazanması dileğiyle..



Platonik Fatih Aşkı !

16:47 Yazar: Great White 6 Yorum

Kendi adıma Şenol Hoca’ yı severim. Hocalığını, kariyerini falan geçtim, kendisini insani yönden çok beğenirim. Yani sonuçta kendisiyle oturup karşılıklı bir kahve içmemiş olsak da saha kenarındaki duruşunu, futbolcularına olan yaklaşımını, polemikten uzak duran kişiliğini, mütevazi yapısını ve her ne kadar ara sıra (felsefi demeç vereceğim tribiyle) zorlayarak yaptığı bazı söylemlerini eleştirsem de genel olarak yorumlarını takdir ederim..

Lakin önümüzdeki hafta sonu Trabzon’ da oynayacağımız son derece önemli olan Galatasaray maçı arifesinde gene kendisini bir şekilde tutamamış ve aylardır gündemimizden bir türlü söküp atamadığımız Fatih Tekke ile ilgili görüş beyan etmiş..

Az önce Fanatik’ de rastladığım habere göre “Seneye bakarsınız ki Fatih orada uyumsuzluğu ya da herhangi bir sorun oldu, anlaşamadı. Fatih yine gelebilir. Oynadığı müddetçe, gücü varsa, takıma katkı yapacaksa yine gelebilir. Şu anda gelmedi, ileride başka bir görevle kadroya dahil olabilir. Trabzonspor ile sembolleşmiş bir oyuncuyu dışlamak doğru değil” demiş hoca..

Yahu iyi hoş da, hafta sonu ligin tepesindeki Galatasaray ile oynuyoruz. Bu maçı kazanmak belki bizim artık neredeyse sıfırlanan şampiyonluk şansımızı artırmayacak olsa da en azından ilk üçe girebilmemiz hususunda ciddi bir avantaj sağlayacak. Ayrıca herkesin diline pelesenk olmuş “Şenol Hoca ile büyük maçlar kazanılmaz” tespitini çürütebilmek adına da büyük bir önem taşıyor olduğu cabası..

Şimdi önümüzde topyekün camia olarak yoğunlaşmamız gereken böylesine önemli bir maç varken hala Fatih Tekke’ nin bilmem hangi şartlar altında, bilmem kaç ay sonra tekrardan gelebilme olasılığına kafa yormanın ve bu gereksiz hadiseyi gündeme oturtmanın anlamı ne? Gerçi suç sadece hocanın da değil. Asbaşkan Hayrettin Hacısalihoğlu daha geçen gün benzer bir demeç daha vermişti. Ama Şenol Hoca' nın bu toplara girmemesi gerekiyor. Fatih Tekke ile ilgili kendince umut yeşerten mesajlar vermek yerine enerjisini 3 milyon avroya mal olan Teofilo' yu motive etmek için harcaması gerekiyor..

Bu taraftar, artık iyiden iyiye kısırlaşarak kişiselleşen ve adeta platonik bir aşk haline gelen Fatih Tekke mevzuusunu tartışmaktansa onun yerine tercih edilen Teofilo’ yu, takımda kerhen şans bulabilen Alanzinho’ yu, son haftalarda formdan düşen Colman’ ı ve sakatlığından sonra yükselişe geçmesi beklenen Gabric’ i sahada görmek, onları izlemek istiyor. Gerçekten istese ve o derece seviyor olsaydı sezon sonunda bonservisi elinde imza atabileceği Trabzonspor yerine Rubin' i tercih eden bir futbolcuya orada başarı dilemekten fazlasına ne gerek var, anlayabilen beri gelsin..

Sezon sonuna kadar bu konu hakkında artık boş yere konuşmayı bırakıp sezon sonunda Fatih’ i alacaksanız alın, almayacaksanız bir kez daha açılmamak üzere kapatın artık şu defteri bir zahmet..




Taraftar Yapınca Kümeye, Personel Yapınca Sineye

13:05 Yazar: Great White 22 Yorum
Bizler bloglarda, forumlarda, televizyonlarda ligimizin marka değerinin nasıl olup da bu derece artış gösterebildiğini tartışa duralım, Ankaraspor’ dan sonra Diyarbakırspor hakkında da küme düşürülme kararı çıkarsa Turkcell Süper Lig’ in de ne derece “büyük” bir marka olduğu en azından birilerinin vicdanında tescillenmiş olacak..

Yahu bu mudur şimdi kalite? Bu mudur futbolun güzelliği, görselliği? Sen bu ligi dünya yıldızlarıyla donatsan ne halta yarar? Avrupa' da forma şansı bulamayan "yıldız" ları iki üç aylığına kiralasan ne yazar? Koskoca camiaların ligdeki kaderleri cebinden 15-20 papel ödeyerek tribüne girizleyen birkaç fanatiğin o günkü ruh haline ve sahaya atlama olasılıklarına bırakıldıktan sonra onca yatırımın, sponsorun, reklamın ne anlamı var?

Öncelikle yapılması gereken en önemli hamle, mevcut kanunların gerekirse bu ülkenin sosyo-kültürel şartlarına göre düzenlenmesi ve taraftar ile kulüplerin ayrı ayrı değerlendirilerek yaptırım uygulanması üzerine olmalıdır. İsterse yüz kişi olsun sahaya dalan taraftarın tuttuğunu iddia ettiği takım değil, bizzat kendileri gerek para gerekse hapis yoluyla cezalandırılmadığı sürece bu tür olayların önüne geçemezsiniz. D. Bakır ya da bir başka takım fark etmez. D. Bakır’ da bu potansiyelin daha fazla oluşu da önümüzde duran gerçeği asla değiştirmez..

Daha bir kaç ay evvel büyük kulüplerimizden bir tanesinin basketbol şubesinde yaşanan kepazeliği unuttuk tabii. Ustalıkla unutturdular zira. Sadece sporda değil, siyasette de gündemin son derece yoğun ve dejenere şekilde yaşandığı bir ülkede her türlüsünden rezaletin ivedilikle örtbas edildiği gibi. Sahi orada ne olmuştu? Koskoca kulübün lisanslı oyuncusu, maaşlı hocası ve bilimum personeli akıllara durgunluk verecek bir piyastosa imza atarak, basketbol literatürüne “Dublör oyuncu” kavramını hediye etmişlerdi. Peki sonra ne oldu? Küme düşürebildiler mi bu takımı? Tabii ki hayır. Yemedi çünkü..

Ama bu kolpalığı dıravdan bir ceza ile geçiştiren postmodern otorite, kulüp ile hiçbir organik bağı bulunmayan, hatta kendi taraftarı dahi olduğu ispatlanamayacak bir grubun tribünde yaptığı spontane taşkınlıklar yüzünden koskoca camiaları ceza manyağı yapabiliyor, sahada kazandığı puanlarını silip hükmen mağlup sayabiliyor, o da yetmedi küme dahi düşürebiliyor. Şimdi adalet bunun neresinde?

Mesela ben yanıma birkaç arkadaş toplayıp sırtımıza da Fener formasını geçirip Kadıköy' de tribüne girsek ve maçın ortasında sahaya zıplasak koskoca Fenerbahçe' yi küme mi düşüreceğiz? Bu derece basit bir plan ile milyonları etkileyebilir miyiz? Bu derece güçlü ve dokunulmaz mıyız sahiden?

İki sezon öncesinde ligde oynadığımız ilk maçta uzatma dakikalarına 1-0 galip durumda girerken sahaya atlayıp bir de üzerine dayak yiyen üç beş andaval yüzünden Sivas’ a karşı hükmen mağlup edilmiştik. O maç sonrasında kaybedilen üç puanın haricinde yediğimiz saha kapatma cezalarından dolayı belimizi doğrultamamış, Sivas ise o gazla şampiyonluk yarışı vermişti. Oysa o gün Avni Aker tribünlerinde rakibin her türlü tahrikine rağmen itidalini kaybetmeyen 20 bin taraftar değil, sahaya dalan birkaç vandal ciddiye alınarak yaptırım uygulanmıştı..

Şimdi objektif bir şekilde düşünelim bakalım. Bir yanda kulübün maaşlı, lisanslı personelinin bilinçli bir şekilde (anlık sinir ya da tahrikle falan da değil) yaptığı düzenbazlık varken diğer yanda kulüp ile ne maaş ne de lisans bağı olmayan bir grubun verdiği spontane tepki var. Dünya’ nın hangi ceza kanununda ikinci olaya diğerinden daha büyük cezalar verilebilir? Burada mantık, zeka ya da herhangi bir insaf emaresi görebilen var mı?

Yıllar önce İnönü’ deki bir maçta da (sanırım Antep) sahaya bir sürü BJK taraftarı girmişti. Ama o maç oynanmıştı. Hem de daha maçın ortasında cereyan etmişti bu olay, uzatma dakikalarında da değil. En basitinden daha dün Ali Sami Yen’ de Beşiktaşlı olduğu iddia edilen bir taraftar onca GS li tarafından iyice bir marizlenerek tribünden aşağı atılmış. Sırf bu vaka bile dün Olimpiyat Stadı' nda sahaya dalan 30-40 kişinin yaptığından daha ürkütücüdür bana göre. Ama gene benim nazarımda kulübü bağlamaz, bağlamamalı..

Sonuçta D. Bakır küme mi düşürülür, yoksa son derece eyyamcı bir yaklaşım ile maç 1-0 olarak tescil edilerek suya sabuna bulaşılmadan mı geçiştirilir bilemem. Bildiğim tek şey artık bu tür tribün olaylarından kulüplerin alabildiğine soyutlanması gerektiğidir. Milyonlarca dolarlık yatırımlar yapan, onbinlerce taraftara sahip kulüplerin kaderleri birkaç çapulcunun tribünde göstereceği tepkilerin şiddetine emanet edilmemelidir. Bu kadar açık ve net..




Mevlüt Erdinc Eski Takimi´na acimadi !

02:50 Yazar: dandun 0 Yorum
Fransa Birinci Ligi´ndeki gururumuz Mevlüt Erdinc bugün firtina gibi esti.

Sezon basinda transfer oldugu Paris St. Germain´de sakatlik dönemin atlattiktan sonra cok iyi performans gösteren 1987 dogumlu A Milli forvetimiz, bugün Paris ekibinin Mevlüt´ün eski takimi FC Sochaux´yu 4-0 maglup ettigi karsilasmada 18, 35 ve 70 ´inci dakikalarda 3 gol birden atarak hattrick yapti.

2006 yilinda en son Portekiz´li yildiz futbolcu Pauleta´nin hattrick yaptigi Paris St. Germain´de, Mevlüt Erdinc kulüp tarihinde toplam 12´inci hattrick yapan futbolcu oldu.Bu sezon toplam 12 gole ulasan Mevlüt´ün ligde ayrica toplam de 4 asisti bulunuyor.

Fransa Kupasi´nda da toplam 3 gol atan 1,81 boyundaki futbolcumuz, Paris St. Germain´i sirtlayan isim olarak göze carpiyor.Attigi üc golle Mevlüt Erdinc Fransa Ligi Gol Kralligi´nda ücüncü siraya yükseldi.Mevlüt´ün önünde 15 gollü Marsilya´li Niang ile 13 gollü Monaco´lu Nene bulunuyor.

Bu arada Avusturya U19 Ligi´nde de bir Türk oyuncu gol atma basarisi gösterdi.AKA Vorarlberg´in 1992 dogumlu Türk forveti Direnc Borihan, Vorarlberg U19´un evinde BNZ Tirol´ü 3-0 maglup ettigi karsilasmada bir gol atarak ligdeki toplam gol sayisini 3´e cikardi.

Direnc ayni zamanda Avusturya Ikinci Lig ekibi FC Dornbirn´in d kadrosunda yer aliyor ve daha dün lig macinda SC Rheindorf Altach´a karsi 65´inci dakikada oyuna girerek mücadele verdi.

Toplam 4 Ikinci Lig macinda yer alan Direnc büyük yetenek olarak yavas yavas profesyonel futbola alistiriliyor.



Yeni Sezon Öncesi Trabzon' da Sorunlu Mevkiiler

23:31 Yazar: Great White 4 Yorum


Trabzonspor’ u sezonun ikinci yarısında devralan Şenol Güneş’ in ligdeki asıl performansının gelecek sezondan itibaren değerlendirileceği gerçeğini göz önünde tutarak bu sezonu bir nevi geçiş dönemi olarak algılamamamız gerektiğini biliyoruz. Peki taraftarın bir sonraki sezondan şampiyonluk şart olmasa da son haftaya dek yarışmacı bir kadro oluşması konusundaki beklentilerine ışık tutacak adımlar acaba nasıl atılacak? Yönetim ve Şenol Hoca’ nın bu konudaki inisiyatiflerinin ne derece tutarlı ve isabetli olacağını şimdiden düşünmeye başlamak gerek belki de. Zira taraftarın en büyük beklentisi, son yıllarda yapılan transfer yanlışlarına ve eksik bölgelere akılcı takviyeler yapılması hususundaki zaafiyetin giderilmesine artık bir son verilmesi üzerinedir doğal olarak..

Şimdi Trabzonspor kadrosunu şöyle bir analiz etmek gerektiğinde kalede uzun vadeli bir istikrar sağlayabilecek kapasitede genç ve yetenekli bir kaleci olan Onur’ un artık takıma iyiden iyiye adapte olduğunu görebiliyoruz ki bu gerek Trabzonspor, gerekse Milli Takım için büyük bir kazanım. Yedeğinde çok da yeterli olmasa da vasat Tolga’ nın beklediğini düşünecek olursak kalede sorun yaşanması uzak ihtimal..

Sağbek mevkiinde iki alternatif gözüküyor. Bir tanesi, halihazırda sakatlığı devam eden, yıllardır futbolunda herhangi bir gelişim gösteremeyen, defansif yanı, geriye dönüşleri hayli zayıf olsa da ileriye çıkışlarında kanatlardan isabetli ortalar yapabilen Tayfun. Diğeriyse tam aksine defansif yönü son derece kuvvetli, konsantrasyonu yüksek, fiziği güçlü fakat kanat bindirmelerinde son derece isabetsiz ortalar yapan ve pas yüzdesi düşük Ömer Aysan. Her ne kadar Ömer, Tayfun’ a kıyasla bu mevkiide daha yeterli gibi gözükse de bana göre her ikisi de Trabzonspor’ un sağ kanadını emanet edebileceği kapasitede oyuncu değiller. Yani çok da acil olmasa da bir sağbek ihtiyacı var..

Sol bek mevkiinde ise durum çok daha vahim. Ne Cale ne de Ferhat sol kanadı kotarabilecek fizik, teknik, kondisyon ve beceri erklerine yeterince sahip değiller. Hele ki Cale’ nin bir yabancı kontenjanını bu bölgede heba ettiği gerçeği de ortadayken gelecek sezon için bir takviye de bu bölgeye yapılmalıdır. Türkiye sınırları içerisinde bu mevkii için yeterli kapasitede bir futbolcu aklıma gelmiyor doğrusu..

Stoperlere baktığımızda Egemen, Giray, Song ve hatta Ceyhun’ un bu bölgede mükemmel olmasalar da vasatın üzerinde olduklarını görebiliriz. Song’ un gelecek sezon takımdan ayrılma olasılığına karşılık bir stoper daha takviye edilmesi düşünülecektir muhtemelen. Gene de defans hattında en sağlam bölgemizin burası olduğunu söyleyelim..

Gelelim ortasahaya. İkinci bölgede görev alabilecek oyunculardan Selçuk, Colman, Gabric ve her ne kadar mental sorunları zaman zaman futbolunun önüne geçse de Engin Baytar ile defansif özelliği de kuvvetli olan genç Ceyhun sahip oldukları futbol melekeleriyle bu takımın en azından kadrosunda rahatlıkla yer alabilecek kapasitede isimler. Sezer, Barış ve geldiği günden bu yana sakat olan Zafer aynı yetersiz ivmeyle devam ettikleri sürece en fazla transferde takas olarak düşünülebilecek isimler gibi gözüküyor. En azından şimdiki tablo bu. Şenol Hoca nasıl düşünür bilemiyoruz tabii ki..

Ofansif ortasaha oyuncularına göz attığımızda sakatlıktan kurtulmuş bir Yattara ve Alanzinho bu takımın gerçek anlamda skoru tek başlarına değiştirebilecek kalitedeki iki yıldız oyuncusu. Gerek yerel gerekse ulusal medyadaki bazı futbol yobazlarının sürekli çemkirip durdukları Alanzinho, atmış olduğu jeneriklik goller ve takımın hücum gücünü adeta tek başına sırtlayan futboluyla bu hazımsız kesimin laflarını yedirmeye devam ediyor zaten. Şenol Hoca tarafından genel olarak sağ kanatta kullanılan Burak Yılmaz ise gelecek sezon için en kötü ihtimalle kaliteli bir alternatif olarak kadroda tutulmalıdır. Mükemmel fiziği, gücü, hırsı ve vasatın üzeri tekniğiyle bu takımda kendisine yer bulabilecek kapasitededir. Gerektiğinde tek santrfor olarak da kullanabilecek ya da forveti çiftleyebilecek özelliklerinin de mevcut olduğunu ekleyelim..

Gelelim yıllardır kanayıp durmasına rağmen hiçbir şekilde tedavi edilemeyen yaramız olan santrfor mevkiine. Bu mevkiide henüz izleme fırsatını bulamadığımız Murat Tosun’ un geldiği gibi gideceği ihtimalini göz önüne alıp, takıma katıldığı günden bu yana bir türlü düzenli olarak forma şansı bulamayan Teofilo’ nun performansına baktığımızda çok tartışılan Umut Bulut’ un mevkiisinde gene alternatifsiz olduğunu görüyoruz. Yetenekleri muazzam olmasa da her yıl 15-20 gol ortalamasıyla oynayan istikrarlı, hırslı, arzulu Umut’ un çok daha yeteneklisini ve santrfor özellikleri olan bir futbolcu bulamadığımız takdirde arkada oynayan 10 futbolcunun performansları gene ligi en fazla ilk beş içerisinde bitirmemize yetecektir. Teofilo’ nun birkaç maçlık gösterdiği performansa bakacak olursak futbolu bildiği, zeki bir oyuncu olduğu kesin. Lakin hız, çabukluk, hava hakimiyeti, güç ve kondisyon olarak Umut’ un gerisinde olduğunu kabul etmek gerek. Umut’ dan biraz daha iyi gözüken top hakimiyeti kendisinden ümitli olmamıza yetmiyor maalesef. Eğer sezon sonuna dek hala takıma uyum sağlamayaz ve var olan eksikliklerini gideremezse bir sonraki sezon Teofilo’ dan çok daha kaliteli, pivot özellikleri bulunan ve sırtı kaleye dönük de oynayabilen bir santrfor ihtiyacı kesin gibi duruyor..

Son olarak kısaca toparlayalım. Bana göre takımda sağ ve sol bekler ile Song giderse stopere takviye gerekecek. Ortasahada Yattara sağlıklı bir şekilde döner ve eldeki futbolcularımızdan maksimum performans alabilirsek ciddi bir sorun gözükmüyor. Belki Engin Baytar’ ın ayrılma olasılığına karşı bir sol kanat oyuncusu alınabilir. Engin kazanılır ve rehabilite edilebilirse kaliteli bir solbek eşliğinde o sorun da ortadan kalkacaktır. En büyük sorun gene üçüncü bölgede. Ya Teofilo kendini aşacak ya da yerine bir pivot santrfor gelecek. Aslında tüm mevkiilerde oynayan herhangi bir oyuncumuzun yerine daha iyisi getirilecekse her mevkiiye ihtiyaç duyabiliriz ama benim beklentim bunlardan ibaret. Umarım Yönetim ve Şenol Hoca’ nın da beklentileri benzer şekilde olur da en azından şampiyonluk yarışında söz sahibi olabilecek, bu taraftarı son haftalara kadar yarışmanın içerisinde kalarak heyecanlandıracak, hepsinin ötesinde coşkulu, korkusuz ve keyifli bir futbol oynayacak bir kadroya sahip olabiliriz. Hep birlikte bekleyip göreceğiz artık..