Nisan 2010 içindeki 39 yayından en yeni 26 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Nisan 2010 içindeki 39 yayından en yeni 26 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Büyüdükçe Büyüleyenler / Jennifer Connelly

11:14 Yazar: Great White 10 Yorum
Sene: 1984


Sene: 2006
Yaş: 36
Blood Diamond




Yapan Değil Bozan Kazandı (Barca 1-0 Inter)

12:57 Yazar: Great White 22 Yorum
Dünkü maçı tek bir cümle ile ifade edebilecek türden iki farklı başlık aklıma gelmişti. Bir tanesi "Defans Sanatı" diğeriyse buydu. Ben futbolda defans yapmayı sanat payesiyle ödüllendirmeyi kabul etmeyen biri olarak diğerini uygun gördüm. Her ne kadar Inter' in maç boyunca ortaya koyduğu insanüstü defansif performansı bir sanat olarak görülecek olsa da ben bir futbolsever olarak kendi adıma böyle sanatın içine ederim arkadaş..

Sonuçta bizler birer futbolseverden fazlası değiliz yahu. Ben aklıselim hiçbir futbol aşığının maçı izlerken "Ulan benim takımım ne de güzel defans yapıyor bee" şeklinde böbürlenebileceğini hiç sanmıyorum. Rakip senin kolunu bükmüş, yüzünün üstüne yatırarak sırtına çullanmış, sana nefes dahi aldırmıyorken "Stoperlerim nasıl da savaşıyor, kalecim ne muhteşem toplar çıkarıyor" gibisinden coşkuyla maç izleyeceklerini de zannetmiyorum..

Dünyada ruh sağlığı iyi durumda olan hiçbir taraftar (mazoşist falan değilse), bir maçın 90 dakika boyunca kendi cezasahasının çevresinde oynanmasını arzulamaz. Gene hiçbir taraftar kendi hücum oyuncularının değil, kendi defans oyuncuları ve kalecilerinin yıldızlaştığı bir maçtan asla keyif almaz. Dolayısıyla taraftarlığı geçtim, herhangi bir futbolseverin hücum yapan bir takımı izlemek ya da desteklemektense defansı mükemmel yapan bir takıma sempati duyuyor olmasını da kabullenemiyorum; yalan yok..

Mesela Mourinho. Bence de dünyadaki en antipatik teknik adamların başında geliyor. Sadece o şımarık duruşuyla da değil, kendini her şeyin üstünde gören narsist demeçleri, megaloman tavırları ve başına geçtiği her takımda istisnasız yapan değil, bozan taraf olması sebebiyle son derece itici bir adam. Burada bozmaktan kasıt, kendi oyununu oynamaktan ziyade rakibinin oyununu bozmak tabii. Hele ki karşısında Guardiola gibi toy bir teknik adam olunca dün akşam çok daha zor geçebilecek bir maçtan tulum çıkarmasını bildi maalesef..

Maç hakkında uzun uzadıya detaylı yorumlara girmeyeceğim ama Inter'in bu zaferinde defansif kurgusunun mükemmelliğinin haricindeki en büyük etkenlerden bir tanesinin Pep Guardiola' ya ait ölümcül hataların varlığının etkisi olduğunu düşünüyorum. Hatta daha da abartayım; maçı İlker Yasin' in yanında yorumlayan ve ülkemizde "Taiwan malı Fatih Terim" konseptinden öteye gidemeyen Hikmet Karaman, Guardiola' nın yerinde Barca kulübesinde olsaydı dün akşam çok daha mantıklı hamleler görebilirdik belki de..

Başlama düdüğünden itibaren oyunu kendi cezasahasının çevresinde kabullenen Inter daha maçın 30 ncu dakikasında 10 kişi kalmasına rağmen hala Toure ve Busquets gibi iki defansif adam ile oynaması ve o dakikalarda yapması gereken müdahaleyi ikinci yarının başında da yapmadan maçı bizim gibi izleyen Guardiola tam bir teknik adam faciasına imza atmıştır. O uzun ve kalıplı Inter savunması arasında boğuşan Ibrahimovic' i oyundan alıp iki pırpır forvet tipiyle Inter savunmasını karıştırma düşüncesi her ne kadar bir mantık çerçevesinde değerlendirilebilse de Ibra' nın her zaman bir gol şansı olduğu gerçeğini göz ardı etmemesi gerekirdi..

Son bir söz de hakem Bleeckere için. Belki Motta' nın ikinci sarı karttan atıldığı pozisyonda da biraz insafsız davranmış olduğunu söyleyebilsek dahi uzatma dakikalarında Barcelona' nın attığı nizami golü vermeyişi ölümcül bir hataydı. Yaklaşık bir metrelik mesafeden hızla gelen bir topun Toure' nin adeta vücudunun içine sokmaya çalıştığı kolouna çarparak Krkiç' in önüne düşmesine "elle oynama" kararı vermesi tam bir skandaldı. Hal böyle olunca, maçın başından sonuna kadar kenarda inim inim inleyen ve kıçta durmaz osuruk misali yerinde duramayan Mourinho' nun zafer turu da kaçınılmaz oldu..

Bir tespit de şu "İtalyan Savunması" geyiği üzerine yapayım nacizane. Dün akşamki Inter kadrosunda başta hocası olmak üzere sonradan oyuna girenler de dahil tek bir İtalyan oyuncu dahi yoktu. Yani bu "defans harikası" takımın İtalyan ekolünden ziyade Mourinho ekolünden kaynaklandığını söylemeye gerek yok sanırım..

Sonuçta kazanan her daim haklıdır haklı olmasına da her kazanan güzel olmuyor işte. Kimi zaman çirkinler de kazanabiliyor..



Ridvan Avci´dan Süper Dönüs !

02:46 Yazar: dandun 0 Yorum
Almanya Ücüncü Ligi´nde dün oynanan erteleme macinda Bayern Münih PAF Takimi evinde SV Sandhausen ile karsilasti.

Maca hizli baslayan ve 1988 dogumlu Ümit Milli forvetimiz Deniz Yilmaz ile 1-0 öne gecen Bayern gencleri, sonradan gelen iki gol ile 2-1 maglup duruma düstü.

Maci birakmayan Bayern Münih PAF Takimi, özellikle Deniz Yilmaz´in cabasi ile beraberlik golünün pesine düstü.

Özlenen gol ise 78´inci dakikada günün yildizi Deniz´den geldi.

Ceza sahasinda 4 tane defans oyuncusunun müdahelesine ragemen milli yetenegimiz düzgün bir vurus sonrasi kaleciyi de avlayarak fileleri havalandirdi.

Deniz böylece 27´inci macinda toplam 12´inci golüne ulasirken, ayni gol sayisina sahip Türk takim arkadasi Mehmet Ekici ile beraber Bayern PAF Takimi´nin en golcü futbolcusu oldu.

Öte yandan Almanya U19 Ligi´nde oynanan baska bir erteleme macinda MSV Duisburg U19 Takimi evinde VfL Bochum U19 Takimi ile karsilasti.

Ruhr bölgesi derbisinde Türk oyuncularin coklugu ve macin sonucunu büyük ölcüde etkilemeleri göze batti.

Karsilasmda 1-0 geriye düsen VfL Bochum U19 Takimi, 1991 dogumlu Türk forvet Ridvan Avci ile 30´uncu dakikada beraberligi yakaladi.

Ikinci yarinin baslarinda ise sahne alan baska bir Türk oyuncu Burak Akarca MSV Dusiburg´u 2-1 öne gecirdi.

Gecen hafta sonu A Takim ile ilk profesyonel macina cikan 1992 dogumlu orta saha oyuncusu Burakcan Kunt´un golü Duisburg´a 3 puan getirecegi sanilirken, 77´inci dakikada bu serfer yine VfL Bochum gencleri adina 1991 dogumlu diger Türk forvet Oguzhan Kefkir sahneye cikti ve 2-2´lik beraberligi saglayan golü kaydetti.

Burakcan Kunt ligdeki ücüncü golünü kaydederken, Ridvan Avci ise 14´üncü macinda toplam 13´üncü golünü kaydetti.

Ridvan´in gecen senenin 12´inci ayinda U19 Türk Milli Takimi´nin kampinda takim arkadasi Oguzhan Kefkir ile antreman sirasinda girdigi ikili mücadelede ayagi kirilmis ve ilk kez gecen hafta forma giyerek yeniden sahalara dönmüstü.

Uzun süre sahalardan uzak kalmasina ragmen Ridvan hala Almanya U19 Ligi´ndeki en golcü Türk futbolcu konumunda.

Oguzhan Kefkir ise gecen cumartesi günü Viktoria Köln´e attigi 2 golden sonra bugün kaydettigi gol ile toplam gol sayisini 10´a cikardi.

Oguzhan bu sezonun 29´uncu haftasinda VfL Bochum A Takimi ile Amanya Birinci Futbol Ligi "Bundesliga"da forma giyerek ilk profesyonel macin cikmisti.

Ayni sekilde MSV Duisburg formasi altinda bugünkü macta tam süre forma giyen 1992 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Burakcan Kunt da gecen Cumartesi günü MSV Duisburg A Takimi´nin ilk onbirinde Almanya Ikinci Ligi´nde SC Paderborn´a karsi forma sansi bulmus ve ilk profesyonel dakikalarini yasamisti.

Bugünkü U19 macinda Bochum Takimi´nda Türk defans oyuncusu Aykut Akyildiz ve 1992 dogumlu diger bir Türk defans oyuncusu Hakan Demir ile birlikte toplam 4 Türk oyuncu mücadele etti.

Duisburg´da ise Burakcan Kunt disinda, 1991 dogumlu sol bek Burak Akarca, 1991 dogumlu sol acik Harun Celebi, 199 dogumlu orta saha oyuncusu Kerem Kalan, yine 1991 dogumlu forvet Serkan Özdemir ve 1993 dogumlu orta saha oyuncusu Hakan Gökdemir ile beraber toplam 6 Türk yetenek forma giydi.



Atalay' dan "Kardeşlik" Türküsü

11:16 Yazar: Great White 6 Yorum
Son zamanlarda duyduğum en saçmasapan demeçti şu..

“Tüm kalbimizle Bursaspor' un şampiyonlugunu istiyoruz. Bunun için çalışacağız, Fenerbahçe' yi yeneceğiz, dualarımız bu yönde"

Aynen bunları söylemiş Ankaragücü Asbaşkanı Ayhan Atalay. Kendisi belki format olarak türkücüyü andırıyor olsa da röportaj boyunca ortalığa saçıp durduğu sözlerinin içeriği Mahsun' un Kardeşlik Türküsü ile taban tabana zıt maalesef..

İnanılır gibi değil yahu. Koskoca bir kulübün asbaşkanı olmuş bir adamın konuştuğu lafa bakın. Gün boyu kahve köşelerinde pinekleyen vandal, fanatik ve bir o kadar da boş beleş apaçilerin dahi zikretmeyeceği cinsten bir açıklama ne yazık ki. Yani şu kelamları TV ekranından söyleyen bu adamı izlerken adeta Fenerbahçe sempatisi pompalandı bünyeme. Hatta günahım kadar sevmediğim ve MHK üzerinde açıkça baskı kurduğundan emin olduğum Aziz Yıldırım bile gözümde mesih gibi yüceldi şu adamı izlerken..

Bursaspor’ un şampiyonluğunu tabii ki isteyebilirsin, mesela ben de isterim ki olsunlar. Fazlasıyla hak ediyorlar da zaten. Fakat sen bir yönetici olarak bu derece fütursuzca nasıl alenen taraf olursun? Sen şu ana dek hangi maç öncesinde çıkıp da böyle bir demeç verme ihtiyacı duydun ki? Şu ana dek oynadığınız diğer takımlara karşı neden aynı derecede bilenme gereğini duymadınız? Bir takıma bilerek gevşek oynamak ile bir başka takıma ekstradan motive olmak arasında ne kadar fark var ki ayrıca? En azından vicdanen..

Bir de hep birlikte dua ediyorlarmış. Müezzininiz kim? Babasının adeta bir doğum günü hediyesi kıvamında kendisine verdiği Ankaragücü Kulübü' nün gencecik başkanı Ahmet Gökçek mi? Muhabbete bak..

Ankaragücü ve Bursaspor gibi iki köklü güzide kulübümüzün karizmalarını ve tüm sempatisini, yıllar öncesine dayanan hazin bir anı üzerine inşa edilmiş olmasına rağmen son zamanlarda salt iki tribün grubundan beslenen bir "kardeşlik" mevzuusu üzerinden yerle bir ediverdiniz ya; helal olsun size!!

Hem sonra neyin kardeşliğiymiş ki bu böyle? Kan (dökmek) kardeşliği gibi bir şey mi? Kime karşı, ne amaçla birleştiniz arkadaş? Neden sadece ikiniz kardeşsiniz ki hem? Aranıza başka bir kulübün sevgisi, sempatisi giremiyor mu? Diğer kulüplerle de kardeş olamıyor musunuz? Bu derece büyük bir aşk ile mi bağlandınız birbirinize? Mesela Bursaspor Trabzonspor ile de kardeş kulüp olmaya niyetlense yasak ilişkiye mi girer bu? Ankaragücü kıskanır mı bizi?

Yoksa bu kardeşlik dürtüsü, her iki tribünden yirmi otuzar kişilik çetelerin birleşip başka takımlara ait mekanlara döner bıçaklarıyla baskın yapabilmek adına kurulmuş bir ittifaktan ibaret mi? Peki bu durumda Ayhan Atalay gibi piyonlara ne oluyor? Bu durumda sizler kimin kuklasısınız yahu?

Daha doğrusu tepedeki “Master of Puppets” kim ki acep?



Logo Beğenmeyen Takımlar #9

18:44 Yazar: Adem 0 Yorum
Bu serîde daha önce Afrika'dan bir misafirimiz olmuştu.Şimdi ise okyanusların ötesine, Arjantin'e gidiyoruz. Ligde pek de iyi günler geçirmeyen Boca'yla ilgili şu an girilebilecek tek post konusu sanıyorum ki ligdeki pozisyonları. Biz, 105 yıllık tarihi boyunca beş farklı logo kullanan Boca'yı bu yönüyle inceleyeceğiz.


1905 yılında kurulan kulüp, ilk logosuyla 1912 yılında tanışmış. Sol tarafta gördüğünüz Logo Efsanevî Arjantin kulübünün ilk logosu. Tam adı Club Atletico Boca Juniors olan kulübün logosunda bu harfler sembolize edilmiş. Resmî sitedeki logolar bölümünde yer verilmeyen bu logo, 1922 yılında yerini sağ taraftaki logoya bırakıyor ve sağdaki logo da takımın kuruluşunun 50. yılı olan 1955 yılına kadar kullanımda kalmış ve bu logoyla 4'ü amatör dönemde olmak üzere 11 lig şampiyonluğu, 3 de Arjantin Kupası kazanmış. Arjantin ve Uruguay kulüpleri arasında 1905'den 1922'ye kadar oynan Copa de Honour Cousenir'i de kazanma başarısı gösteren kulüp, aynı ülkenin takımları arasında oynanan Copa de Competencia Jockey Club'u da yine bu dönemde iki kez kazandı.



1955 yılında Boca 50. yılını kutluyordu. Ve kapsamda kulüp logosunda değişikliğe gidildi. 1960'a kadar kullanılan bu logonun her iki tarafında birer defne yaprağı bulunuyor. Bu logonun uğursuzluğuna mı inanıldı, ne oldu bilemeyeceğim fakat Boca'nın bu 5 yıl boyunca Boca'nın kazandığı kupa sayısı sıfır.




sBir önceki logonun uğursuz olma ihtimalini güçlendiren logo işte bu logodur. Etki kendisini göstermiş, kulüp 1962,1964 ve 1965'de lig Şampiyonluğuna ulaşmış. 1967 sonrası Metropolitano ve Nacional olarak oynanmaya başlayan ligde de logo anında etkisini gösteriyor ve Nacional'i lider olarak tamamlarken Copa San Martín de Tours adıyla bilinen Arjantin Kupasını da müzesine götürüyor. Campeonato Nacional'i 1970'de tekrar kazanan Boca, bir logo değişikliğine daha gidiyor.


Bu Logoda kulübün tam ismine işaret eden harfler geriye dönmüş. Arka plan ise bir önceki logodan. Logonun üzerinde 20 yıldız var. Bu 20 yıldız da kulübün o ana kadar kazandığı başarıları simgelemekte. Başarılarını logosuna nakşeden Boca, takip eden yıllarda başarıyı alışkanlık haline getiriyor. Ve bu logoyla birlikte eski başarılarına devam ederken, o güne dek 1 kez finalde kaybettikleri Libertadores'i üst üste iki kez (1977,1978) kazanıyorlar. Üstüne bir de 1978'de Kıtalararası Kupa'yı da ekliyorlar.

Ve daha sonra kupaların, başarıların logoyla pek alakası olmadığı kanaatine varıyorlar ki 81'den 92'ye kadar hiç kupa kazanamamalarına rağmen logolarını değiştirmiyorlar. Sadece kazanılan başarılarla birlikte yeni yıldızlar ilave ediliyor logoya. Şu anki logonun mavisi daha açık. Yıldızı daha fazla. Boca deyince akla gelen ilk şey River, bakalım River armasına. Kaç yıldız var o armada? Sıfır. Rakamla 0. E verelim mesajı Boca yöneticilerine, keramet yıldızlarda olsaydı Real Lyon'a elenmezdi. Değil mi efendim?



Eskişehirspor 1-0 Trabzonspor (Umut - Selçuk Elele Mağlubiyete)

10:25 Yazar: Great White 15 Yorum

Dün akşam Eskişehir Atatürk Stadyumu’ nda her şeyden önce keyifli bir doksan dakika izleyeceğime emindim kendi adıma. Ne de olsa bir hafta öncesinde Kasımpaşa maçında mükemmel bir futbol oynayan takımımızın karşısında Eskişehirspor gibi ligin hem formda hem de renkli takımlarından bir tanesi vardı. Tribünlerde de gerek Eskişehirspor taraftarlarının yarattığı ambians gerekse takımlarını Eskişehir deplasmanında yalnız bırakmayan Trabzonsporlu taraftarların coşkusu da eklenince maçtan beklentim had safhaya ulaşıverdi doğal olarak..

Ancak zeminin yağmur sebebiyle ağırlaşmış oluşu maçın ilk dakikalarında Şenol Güneş’ in top tekniği yüksek oyunculardan oluşturduğu ortasahasının işini zorlaştırmaya ve daha dinamik oyunculardan kurulu Eskişehrispor ortasahasının ekmeğine yağ sürmeye başladı. Maçın ilk yirmi dakikalık bölümü iki takımın kontrollü bir futbol ortaya koymasıyla geride kalırken son haftaların tartışılan adamı Umut Bulut’ un adeta takımına ihanet edercesine sergilediği cahillik neticesinde bir kişi eksik kaldı sahada Trabzonspor. İlk pozisyonda hakem ile girdiği anlamsız diyalog yüzünden boş beleş bir sarı kartı gören Umut, hemen bir dakika sonrasında rakibi Bülent’ e attığı anlamsız dirsek darbesiyle ikinci sarı kartı görerek mükemmel geçebilecek bir maçın da içine tuz biber ekiverdi. Profesyonel bir futbolcunun böylesine saçmasapan bir şekilde kendisini oyun dışına attırmasına söylenecek bir söz bulamıyorum ben açıkçası. Gerçekten yazık..


Sahada on kişi kalan Trabzonspor, geride kalan dakikaları daha çok kendi yarı alanında bekleyip ileriye attığı uzun topları Alanzinho ile buluşturabilme gayretiyle geçiştirirken ilk yarı bu şekilde tamamlandı. İkinci yarının hemen başında Şenol Hoca’ nın takıma müdahale edeceğini zaten bekliyordum. Hatta ağır zeminden en fazla etkilenen Gabric ya da Colman' ı oyundan alıp fizik üstünlüğü ve hava hakimiyeti bulunan Ceyhun’ u sahaya sürerek ortasahayı güçlendireceğinden emindim ki nitekim o doğru hamle geldi. Fakat aynı anda yaptığı değişiklikte sahada tel tel dökülen Selçuk yerine Alanzinho’ yu sahadan çekip Burak Yılmaz’ ı sürmesini hayretler içerisinde izledim. Son haftaların hücumdaki en formda oyuncumuz olması bir yana, ortasahadaki pas alışverişlerini düzenleyen, topun ayağımızda kalmasını sağlayan, defansın arkasına süratli koşular yapabilen ve top rakipteyken pas aralarına girerek rakibin ortasahasındaki pas trafiğini bozan bir futbolcuyu oyundan çıkarmanın mantıklı bir gerekçesini bulamadım ben..

Zaten ikinci yarı başladığı anda bu seçimin ne kadar yanlış olduğu apaçık bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Burak Yılmaz hücumda hiçbir varlık gösteremediği gibi defansif açıdan da herhangi bir katkı sağlayamadı. Oysa ikinci yarıda Alanzinho sahada kalmış olsaydı, bir kişi fazla oynayan Eskişehirspor’ un pervasızca kalemize yüklendiği dakikalarda geride bıraktıkları boşlukları çok daha iyi değerlendirebilecek bir ortam da bulacaktı kendisine. Kaldı ki o fırsatlar Burak’ ın eline birkaç kez geçmiş olsa da bu pozisyonların hiçbirinde rakibini eksiltmeyi ve tehlike yaratmayı beceremedi. Tam bu noktada kendisine halihazırda çok güvendiğim Şenol Hoca’ nın ölümcül hatasını kabul etmek gerek doğrusu..

Maçın ikinci yarısında özellikle Sezer Öztürk’ ün önderliğinde atak üstüne atak geliştiren Eskişehirspor Ümit Karan ile bulduğu pozisyonların tamamında kalesinde devleşen Onur’ a takıldı. Kalemize ulaşamayan bir çok akında ise Song mükemmele yakın bir futbol ortaya koydu. Son dakikalara girilirken iyiden iyiye bunalan takıma Şenol Hoca’ nın bu kez doğru bir hamle yapmasını ve takımın biraz olsun nefeslenmesini ümit ettiğim anda beni şoke eden bir değişiklik daha yaşandı. Topu ayağımızda bir saniye daha fazla tutabilmenin dahi büyük anlam kazandığı o dakikalarda oyundan alınan isim Engin Baytar oldu. Acaba onun yerine ortasahada pres yaparak rakibin oyununu bozabilecek kapasitede bir Sezer hamlesi olur mu diye düşünürken sahaya bir başka uzun forvet Murat Tosun giriverdi..


İşte bu hamlenin ardından Eskişehirspor bizi resmen domine ediverdi. Ortasahamız tamamen oyundan düşünce son haftaların son derece formsuz adamı Selçuk adeta paralize oldu. Hatta uzatma dakikalarında öylesine bir acziyet içerisine düştü ki Eskişehirspor forvetlerinin yapamadığı asistleri yapmaya başladı Ümit Karan' a. Bunlardan bir tanesini maçın yıldızı Onur kurtarırken, diğerinde top ayağımızdayken saçmasapan bir şekilde taca gönderdiği top kalemizde golle sonuçlanan akın haline geldi..

Kısaca özetlersek başta Umut' un anlamsızca gördüğü kırmızı kart, ardından Şenol Hoca' nın kendisine yakıştıramadığım iki yanlış hamlesi ve kendisine maç boyunca sabredilen Selçuk' un berbat performansına hakem Serkan Çınar' ın "Gol olana kadar devam" zihniyeti de eklenince bu maçtan puan alabilmemiz mucizelere kalacaktı. Mucizelere inanmayan bir insan olarak sonuca da pek şaşırmadım tabii ki..

Son olarak bir paragraf da Rıza Çalımbay' a açmadan geçemeyeceğim. Bir önceki sezon bu stadyumda kazandığımız 5 gollü galibiyetin etkisinden midir bilemiyorum ama maç boyunca en az sahadaki Ümit Karan kadar çirkef ve saldırgan bir tutum içerisindeydi. Giray' ın adeta vücudunun içine sokmaya çalıştığı kollarını arkasında kavuşturduğu pozisyonda meydana gelen topun ele çarpma anına dakikalar boyunca ağlarcasına itiraz edişi bile hocalığı bir yana karakter olarak da onun hiçbir zaman büyük takım hocası olamayacağının ispatı gibiydi aslında..



El İnsaf Be Özdenak !

16:31 Yazar: Great White 13 Yorum

Şu adama futbolculuk döneminde “Ayı Gökmen” lakabını sadece fiziki görüntüsünden dolayı takmamış olduklarını dün akşam evde kanalları zaplarken denk geldiğim Telegol programında bir kez daha görmüş oldum ibret verici bir şekilde..

Daha öncesinde gene bir canlı yayının ilerlerleyen saatlerinde gelişen bir mevzuuya durup dururken “Eamuğaagoyyim” diyerekten girizleyerek ne derece “renkli” bir kişilik olduğunu dosta düşmana gösteren GS li spor yazarı Gökmen Özdenak, dün akşamki canlı yayında Galatasaray – Bursaspor maçında kaçan golleri de futbolcuların Fenerbahçe antipatisinden beslenen kötü niyetlerine bağlamış açık bir şekilde..

Neymiş efendim; Galatasaraylı forvetler Bursaspor’ un şampiyonluğunu engelleyip Fenerbahçe’ yi şampiyon yapmamak adına bilerek atmamışlar o golleri. Hatta hızını alamayıp iyiden iyiye kontrolden çıkan Özdenak’ ın tespitine göre Keita’ nın kafa ile kalecisine verdiği tehlikeli geri pas da aslında bilerek kaleye gönderilen bir şutmuş meğer. Vallahi inanılır gibi değil yahu. Tamam, reyting uğruna ekranlarda ne türden çapsızlıkların döndüğünü hepimiz biliyor, görüyoruz da bu kadarına da "Pes" doğrusu..

Yahu bilerek gol atmak istemeyen bir insan onca pozisyonu neden zorlasın ki? Mesela Baros o bomboş pozisyonda kafa ile dışarıya gönderdiği topa iki kişinin arasından neden hareketlensin? Kaleci Ivankov’ un köşelerden çıkardığı onca sert şut “yanlışlıkla” kaleye giriverse ne olacaktı? Yani şu yorumu canlı yayında bizler yapsak kanaldan odunla kovalarlar herhalde..

Gerçi ben bu adamların böylesine ciddi boyutlarda zeka ya da algılama sorunları olduğunu da pek düşünmüyorum aslında. Muhtemelen bu hezeyanlar, daha fazla dikkat çekip reytingleri de o nisbette artırmak telaşıyla yapılan manüplasyonlardan ibarettir illa ki..

Kaldı ki hangi amaçla bunları söylemiş olduklarının ne önemi varsa? Zira her iki halde de ilke, seviye ve kalite dibe vurmuş bir kere..



İkinci Safra Zafer Yelen

12:19 Yazar: Great White 5 Yorum

Geçen hafta Ömer Aysan’ ın sözleşmesinin fesh edilmesinin ardından bu hafta başında ikinci futbolcunun da sözleşmesinin feshedileceği haberi yayılıverdi medyaya. 2008-2009 sezonunun başında almak için niyetlendiğimiz ama kulübü Hansa Rostock ile oluşan sorunlar sebebiyle transferini bir sene sonra gerçekleştirebildiğimiz Zafer Yelen’ in de bileti kesilmek üzere. Zaten Trabzonspor Kulübü’ nün resmi sitesinde de konuyla ilgili bir açıklama yapılmış..

Aslında kendi adıma pek de şaşırdığımı söyleyemem bu habere. Tüm sezonu neredeyse sakat geçiren ve son haftalarda 18 kişilik kadroda yer bulmasına rağmen tek bir maçta dahi şans bulamayan bir futbolcu, önümüzdeki sezonda hangi plan ve beklentiler ışığında takımda tutulabilir ki zaten. Gerçi söz konusu haberlerde kendisinin antrenmana geciktiği için kadro dışında kaldığı yazılıyor olsa da bana göre işin aslı, bu futbolcudan herhangi bir verim alınabilme ihtimalinin neredeyse kalmamış olmasından ibarettir elbet..

Oysa ki takıma ilk kazandırıldığı bu sezon başında kendisinden hayli ümidim vardı kendi adıma. Henüz 24 yaşında olması, en azından videolarda izlediğimiz uzaktan sert şutları ve hatta menajerlik oyunlarında bile kendisinin genç potansiyeller arasında gösteriliyor oluşu heyecanlandırmıştı bizleri. Şayet sezon sonu gönderilirse gidişinden çok kendisini tek bir maçta dahi Trabzonspor formasıyla görememiş olduğuma yanacağım sanırım. Zira şimdiye dek, böylesi büyük ümitlerle transfer olmasına rağmen herhangi bir maçın tek bir dakikasında dahi forma giyemeden ayrılan bir futbolcumuz olduğunu hatırlamıyorum ben. Tabii ki bir çok isimsiz futbolcu tek bir maç dahi oynayamadan gelip gitmiştir Trabzon’ dan ama bu derece tantanalı bir şekilde büyük beklentiler ile gelip de gerisin geri gidecek olması garip gerçekten de..

Sonuçta tam olarak resmileşmiş bir durum olmasa da şu dakikadan sonra geriye kalan birkaç önemsiz maçta bile forma şansı bulamayacağı kesinleşen bir futbolcunun bir sonraki sezonda kadroda tutulacağını beklemek biraz safdillik olur sanırım..

Ne diyelim ki artık.. Gelecek sezon bizde ya da bir başka takımda aradığın şansı bulabilmen umuduyla yolun açık olsun be Zafer..



Lucas Barrios

11:43 Yazar: Adem 0 Yorum

Otomatiğe bağlamış. Alman ligine sessiz sedasız gelip büyük sıçrama yapan Güney Amerikalılardan biri olması kesinleşti gibi. Emerson'lar, Lucio'lar, Pizarro'lar, Paulo Sergio'lar, Elber'ler... Şimdi de Lucas Barrios... Gurbetçi jargonunun ülkemize en büyük armağanlarından biri olan "Almanlar yapıyor abi" kalıbını kullanasım geliyor, hele ligimizde parlayan ve neden sonra sönen benzerlerini görünce. Bobo'yu düşünüyorum. Aklıma Mehmet Demirkol'un şu sözleri geliyor:  
"Beşiktaş Dzeko ile anlaşmış bir zamanlar, sonra olmamış. Olsun, Bobo var, Bobo'nun Dzeko'dan ne farkı var? Bobo Wolfsburg'a gitsin, bugünkü Dzeko gibi olur, Dzeko Beşiktaş'a gelsin, Bobo gibi..."



Urfalıyak Ezelden!!

14:30 Yazar: Great White 0 Yorum
Haftalardır nerede oynanacağı konusunda tartışmaların yaşandığı Ziraat Türkiye Kupası Final maçının Şanlıurfa Gap Arena Stadyumu’ nda oynanacağının kesinleşmesinin ardından ilginç gelişmeler de yaşanmaya başladı..

Mesela final maçı için Urfa’ ya THY’ nin Barcelona kulübüne tahsis etmiş olduğu bordo-mavi renkli uçağıyla uçmak için “Bir tur verir misin ağbi?” kıvamında izin alan Trabzonspor Yönetimi, finalin Urfa’ da oynanacağının açıklanmasından sonraki gelişmelerin ardından Şanlıurfaspor Kulübü ile kardeş kulüp olma kararı da almış..

Bizim kardeş kulüplerimizi seçmemizde TFF’ nin final için seçtiği şehirlerin etkili olduğu düşüncesini her ne kadar biraz tuhaf ve inceden de popülist bir yaklaşım gibi algılıyor olsam da sonuçta güzel (en azından kötü değil) bir hamle olduğunu kabul etmek gerekir tabii..

Hatta iki kulüp arasındaki karşılıklı jestleşmeler bununla da kalmamış, artık iyiden iyiye klasikleşen 61 nci dakika şovunun 63 ncü dakikada yapılması konusunda fikir birliğine de varılmış. Tam burada insanın “Maç iyi ki Adana’ ya alınmamış” diyesi geliyor. Yani maçın daha ilk dakikasında gerçekleşecek bir tribün şovu fazlaca garip kaçardı herhalde. Umarım o dakikalarda skor olarak ümitsiz bir durumda olmayız da bunca tantananın ardından keyifli bir 63 ncü dakika ambiansı yaşarız hep birlikte..

Şu dev finali Atatürk Olimpiyat Stadyumu’ nda (dışarıda kalacaklar hariç) en az 70-75 bin taraftarın önünde oynatmak yerine, hafta içi mesai saatinde hangi şartlarda oraya ulaşabilecekleri meçhul 25-30 bin kişinin önünde oynanmasının kararını tam bir eyyamcılık ve emri vaki örneği göstererek alan TFF’ yi kendi adıma şiddetle kınadığımı da belirteyim..

Siz bakmayın önce Fenerbahçe, daha sonra da Trabzonspor Yönetimleri’ nin yarım ağız ile yaptıkları “Gerekirse Urfa’ da da oynamaktan memnunluk duyarız” şeklindeki nabza şerbet türünden açıklamalarına. Her iki kulübün de tribünlerden elde edecekleri salt maddi kayıplar bile böyle bir demeç vermelerine büyük engel teşkil edecek cinsten aslında. Ama işte tepelerde bir yerlerde yapılan bazı “küçük” hesaplar neticesinde “Onlarca trilyon harcayarak yaptığımız stadyum bir işe yarıyor gözüksün bari” zihniyeti devreye girmiş ve bu büyük final resmen sürgün edilmiştir..

Yağmayıp da gürlemeyi bir halt zanneden bir takım vurdumduymaz güruhu “Orası da sonuçta bizim topraamız. Urfalıyak eezeldeen!” teranelerini sıka dursunlar burada gözden kaçan asıl mevzuu, Federasyon’ un sezon başında açıklama gereğini duymadan son dakikada atmış olduğu golün varlığıdır. Önemli olan şey, bu acı gerçeği idrak edebilmek ve koyun gibi güdülmek yerine haklı tepkini gösterebilmektir. Gerisi benim nazarımda "tribüne oynayan" boş beleş zırvalardan öteye gitmez açıkçası..



Büyüdükçe Büyüleyenler / Dominique Swain

16:57 Yazar: Great White 2 Yorum
Sene: 1997
Yaş: 17
Lolita


Sene: 2006
Yaş: 26
Alpha Dog




İlk Safra Ömer Aysan

14:05 Yazar: Great White 16 Yorum
Ajanslara düşen haberlere göre, Ankaraspor' dan tabiri caizse batan geminin malı edasıyla kurtarılan Ömer Aysan' ın sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiş. Açıkçası kendi adıma bu habere pek de fazla şaşırdığımı söyleyemem. Gerçi forma şansı bulduğu ilk zamanlarda özellikle defansif açıdan hayli güven veren ve kontrollü oynamayı seven oyun tarzıyla başarılı maçlar çıkarmış olsa da ofansif açıdan hayli yetersiz görüntü arz etmişti Ömer. Hatta daha önceki maç yazılarımda orta yapma yeteneği açısından inanılmaz bir zaafiyeti olduğunu ve yaptığı ortaların neredeyse tamamının cezasahasını dahi bulmadığı şeklinde eleştiriler de getirmiştim kendisine..

Dolayısıyla alınan bu karara aslında şu açıdan bakmak lazım. Mesela aynı bölgede görev yapabilecek kapasitedeki Tayfun ve bu bölgeyi ikincil mevkii olarak kullanabilen Serkan' ın da varlığını düşündüğümüzde bir sonraki sezona bu iki isimden (bilhassa Serkan' dan) fazlaca artıları olmayan Ömer' in kadroda düşünülmemesi gayet doğal karşılanmalı. Kaldı ki benim düşünceme göre bu bölgeye çok daha kalifiye bir futbolcu transfer edilmesinin istendiği şeklinde de yorumlanabilir bu hamle. Aslında bana kalsa bu isimler arasında ilk olarak Tayfun' a yol verirdim ama bu futbolcunun Trabzonspor' da tutunabilmesini sağlayan kafa kağıdının arka yüzü düşünüldüğünde ilk olarak Ömer' in safra durumuna düşebileceği gayet net bir şekilde ortaya çıkıyor. Ayrıca Ömer' in bazı maçlarda ortaya çıkan asabi ve disiplinsiz yapısı da bu seçimde etkili olmuştur eminim. Zira bu mental eksilerini bir yere kadar absorbe edecek cinsten özel yeteneklere sahip olsaydı belki Engin Baytar' a gösterilen tolerans kendisine de gösterilebilirdi. Ancak gerek hücuma katkı açısından var olan yetersizlikleri ve gerekse kimi zamanlar ortaya çıkan sinirsel zaafiyeti bu sonucu doğurmuş olabilir..

Sonuçta bu kararın her iki tarafa da şans getirmesini ummaktan ve Şenol Hoca' nın bu kararına saygılı olmaktan başka bir seçeneğimiz olmasa da bu bölgeye gerçekten kaliteli bir takviye yapılmaması halinde bir sonraki sezonda Ömer Aysan' ı dahi arayabilme ihtimalinin varlığı beni tedirgin etmiyor değil. Bizden söylemesi..



Sadece Futboldan Anlayan, Futboldan da Anlamaz

11:21 Yazar: Adem 6 Yorum
Ne de güzel söylemiş Cesar Luis Menotti. Gerçi ben bu mükemmel sözü geçtiğimiz cumartesi NTVSpor ekranlarında yayınlanan ve bizlere de futbol hakkında konuşma fırsatı veren Yenilsen de Yensen de programının değerli konuğu Tanıl Bora’ dan duydum aslında..

1978 Dünya Kupası’ nı takımının teknik direktörü olarak Arjantin’ e kazandıran ünlü futbol adamı Menotti’ nin bu sözü o kadar çok şey ifade ediyor ki, şu söylemin zihnimde patlattığı flaşları yazıya dökebilmekte zorlanıyorum resmen. Böylesine gerçekçi, sosyal ve bir o kadar da felsefik anlamlar içeren şu cümleden çıkarmamız gereken çok şey olduğu açık..

Hakikaten de sosyal çevrenizi şöyle daha bir dikkatlice incelediğinizde sizinle sadece futbol hakkında konuşabilen insanların aslında futbol hakkında da ne derece klişe ve bağnaz bir tutum sergiliyor olduklarının farkına varacaksınızdır. Mesela bu kişiler kendi hayatlarını birebir ilgilendiren siyasi manüplasyonların neredeyse tamamından bi’haberdirler. Dini düşünceleri, ilkokul beşinci sınıfta sağdan soldan duydukları kulaktan dolma dogmatik ve bir o kadar da hurafelerle bezeli rituellerden ibarettir. Sanatın sinema dalındaki birikimleri Cekicen filmerinden öteye gidemezken, müzik hakkında konuşabilecekleri anekdotları ancak Kıraltivi’ nin yayın akışıyla besleyebilmektedirler..

Bu kişilerin sokakta sizi gördüklerinde selam vermeden önce söyledikleri ilk şey “Bu hafta kimle oynuyonuz la?” sorusundan öteye geçememekte, kendi takımlarına karşı aşırı bir şekilde hissettikleri tamamen suni bir aidiyet duygusuyla fanatizmin doruklarında gezinmektedirler. Dolayısıyla bu futbol yobazları asla objektif de değillerdir ve hemen her takımın taraftarları arasında kendilerine bir yer edinmişlerdir..

Sonuçta fark ederiz ki bu kişiler çok iyi anladıklarını iddia ettikleri futboldan da aslında hiç anlamıyorlardır. Futbolun sadece futboldan ibaret olmadığı gerçeğinin de farkında değillerdir. Onların gözünde futbol, salt bir suni kimlik arayışı ve kendi egolarını tatmin etme platformundan fazlası değildir. Dolayısıyla hayatlarında futboldan fazlasına yer bulamayan insanların futbol hakkındaki söylemlerinin de ne bir anlamı, ne de bir kalitesi vardır..

Bu mükemmel sözü zikreden büyük usta Menotti ve bu sözü bizlere (en azından bana) duyuran üstad Tanıl Bora’ nın zihnine sağlık..

NOT: Fotoğraf söz konusu programın facebook grubundan alınmıştır..

Great White



Mehmet Sinan Soysal, Serdar Abisi ile Görüstü

14:38 Yazar: dandun 2 Yorum
VfB Stuttgart´in 1987 dogumlu Türk futbolcusu Serdar Tasci´nin Almanya Milli Takimi´ni secmesi bizi Türk futbolseverler olarak üzmüstü.

Degeri simdiden 20 Milyon Euro olarak adlandirilan 1,86 m boyundaki stoper, gecenlerde gelecek vaad eden yetenekli baska bir Türk futbolcu ile Esslingen Merkez Camii´nde ibadetten sonra bir araya geldi.

1995 dogumlu Mehmet Sinan Soysal ayni Serdar gibi stoper mevkiinde oynuyor ve su an Stuttgart yakinlarindaki Normannia Gmünd Kulübü´nün U15 Takimi´nin kaptanligini yapiyor.

Normannia Gmünd U15 Takmi ile Almanya´nin en yüksek U15 Ligleri´nden olan EnBW C Junioren Oberliga Baden Württemberg´de mücadele veren Mehmet Sinan Soysal, burada VfB Stuttgart, Karlsruher SC ve TSG 1899 Hoffenheim U15 Takim´lariyla karsi karsiya geliyor.

Takimi´nin defansta bel kemigi olan ve 1,80 m boyu ve sakin oynayis tarzi ile herkes tarafindan büyük begeni toplayan Mehmet Sinan, ayni zamanda topu geriden oyuna sokusu ve hücuma verdigi katki ile tam bir modern stoper görüntüsü veriyor.

Ön libero mevkiinde de oynayabilen yetenekli gencimiz, komple bir futbolcu olarak Serdar Tasci´nin kücük yaslardaki oyun tarzini andiriyor ve böyle devam etmesi halinde gelecek icin cok olumlu sinyaller veriyor.

Bunun farkinda olan kulüplerin alt yapi gözlemcileri Mehmet Sinan´i bundan dolayi yakin takibe alip, gösterdigi gelisimi dikkat ile izliyorlar.

Ayni zamanda cok da basarili bir ögrenci olan gencimiz, Almanya´nin en yüksek seviyedeki Lisesi "Gymnasium"da okuyor ve bu dogrultuda okulunun öneminin de bilincinde.

Serdar Tasci ile bulusmasinda abisinden nasihatler alan Mehmet Sinan, elinden gelen herseyi yapacagina dair söz verdi ve amacinin yükselebilecegi en yüksek noktaya erismek oldugunu belirtti.

Bir cok ortak yönünün oldugu Serdar Tasci gibi Mehmet Sinan da Stuttgart yakinlarindaki Esslingen kentine bagli bir kasabada oturuyor.

Serdar abisi ile beraber hatira fotografi cektiren Mehmet Sinan Soysal' in bu andan büyük keyif aldigi süphesizken, ileride abisinin aksine Türkiye A Milli Takimi´nda forma giymek istemesi, Türk futbolseverlerin kuskusuz ruhunu oksayacak bir haber.

Mehmet Sinan´i ilgiyle izlemeye devam edecegiz.



Umut Bulut & Teofilo Gutierrez

11:51 Yazar: Adem 14 Yorum
Umut hep oynadığı için, Teo da az oynadığı için bir takım sıkıntılar yaşıyorlar diyordu Şenol Güneş, Kasımpaşaspor maçı sonrası. Sıkıntılar... Tek takım, tek mevki, iki oyuncu. Kasımpaşaspor maçının ilk yarısını izledim. Sıkıntı yaşayan bir kişi gördüm. O da aldığı her topu kaleciye nişanlayan, top orta saha oyuncularındayken Teofilo'nun 2 metre yanında biten, Teofilo'da ikense neredeyse sahanın diğer tarafına kadar kaçan, çok daha kolay pozisyonlardaki hiç bir arkadaşına pas vermeyen, son derece kötü tercihlerle kaleye gönderdiği şutları kaçırdıktan sonra en ufak bir özür jestinde bulunmayan, duyarsız bir kişiydi.

Devre arasında mevkiindeki yetersizlik sebebiyle başarıya ihtiyaç duyan takımının kadrosuna katılmış, fakat yaşadığı uyum sorunu neticesinde kendisini baskı altında hisseden takım arkadaşına, gol atması, bu şanssızlığını kırması, üzerindeki stres ve baskıdan kurtulması için atacağı bir golün ne anlama geldiğini idrak edemeyecek kadar bencil ve düşüncesiz biriydi sahada gördüğüm.

Bir futbolcu düşünün ki sahaya zaman zaman kaptan olarak çıksın. Kaptanlık ne demek? Sorumluluk demek her şeyden evvel. Ve Kaptan, bugün Teofilo'nun yaşadığı durumu mütemadiyen kendisi yaşasın. Fakat kendisiyle aynı sorunu yaşayan takım arkadaşı ve mevkidaşına karşı bu kadar vurdumduymaz davransın. Bu psikolojinin sebebini merak ediyorum işte. Gerçekten merak ediyorum. Attıracağı bir gole iki ülkede milyonlarca kişi sevinecekken, o bunun yerine gerçek yüzünü göstermeyi tercih etmiş, bir gol atacağım diye koskoca takımın ruhunu inceden baltalamıştır, neden? Aklıma çevreden çalınan bazı şeyler var fakat inandırıcı değiller, bu seviyede bir oyuncunun takım arkadaşına pas atmayışının sebebi onu takımda istememesi olamaz.

Gol atmış mıdır? Evet, ama attığı gole kendisinden başka (ve Annesinden) kaç kişi sevindi acaba? 2. yarıyı izleyemedim, gol olduğunu öğrendiğimde sessiz dualarımla birlikte kardeşimi aradım, golü inşallah Umut atmamıştır diyordum bir yandan. Umut'un çok pozisyona girdiği, koştuğu, vesaire, hepsi bir kenara. Yakında çok önemli bir maça çıkacağız, ve bu maçta takımın 2 gol ayağı olacak. Bunlardan birinin henüz golsüz. Dolayısıyla moralsiz. Üzerindeki baskı da gitgide artıyor. Golle tanışamadıkça da devam edecek. Gol noktalarında yaşadığımız sıkıntıları da göz önüne alırsak Umut kadar Teofilo'ya da ihtiyacımız var bu karşılaşmada. Bu stresten, baskıdan kurtulmasının yolu bir gol atması, sadece bir gol. Çok da yaklaştı bu gole, ama olmadı. Partneri, yani Umut, 3 yıllık yeni bir sözleşmeye imza atmış, tüm eleştirilere rağmen takımda oynamaya devam ediyor. Bu bencilliği, yeteneksizliği ve sıfır pas yeteneği Gökhan'ın ruhsuzluğuyla birleşmiş, çok rahat bir şampiyonluğu kaybetmiştik. İhale komple Gökhan'a kalmıştı, 15 golünün yanına 14 asist ekleyen Gökhan'a. Şenol Güneş şöyle bir açıklama yapıyor: Umut hep oynadığı için, Teo da az oynadığı için bir takım sıkıntılar yaşıyorlar. Sahadaki görüntülerinden o da memnun değil. Her ikisini de kapsayan bir uyarı da bulunsa da asıl uyarının kime gittiği çok açık. Sanıyorum Şenol Güneş kendi çapında bir önlem alıp oyuncuların sıkıntı sebeplerini farklılaştıracaktır. Teo çok oynadığı için, Umut da eskisi kadar oynayamadığı için sıkılacak diye düşünüyorum. Bu biraz da keşke şöyle olsa düşüncemden beslenen bir dilek olabilir. Fakat şu bir gerçek ki, Umut'a ciddî bir uyarıdan fazlası gerekiyor. Kasımpaşaspor karşısında kazanılan bir galibiyet var. Tamam, peki ileride çok daha kritik maçlarda böyle davranmaya devam ederse sevgili gol ayağımız, ne olacak? Bu tip davranışların yaratacağı soğukluk, Türkiye Kupası Finalinin kaybedilmesine bile yol açabilir.

Sadri Şener'in açıklamaları umarım gerekli yerlere ulaşır, mesaj alınır. Benim de Umut'a değil de kıymetli validesine bir sözüm var. Teyzeciğim, lütfen oğlunuza boş durumdaki arkadaşlarına pas atmasını tembihler misiniz? Takım arkadaşlarından, hocasından ve başkanından çok sizi dinliyor da...



Trabzonspor 2-0 Kasımpaşa (Teşekkürler Şenol Hoca)

10:45 Yazar: Great White 17 Yorum
Daha dün izlediğim ve izlerken sıkıntıdan inim inim inlediğim Fenerbahçe – Beşiktaş karşılaşmasından sonra şöyle yüksek tempolu ve bol pozisyonlu bir maç bekliyordum Trabzonspor – Kasımpaşa maçından. Zira bir tarafta takımını 6 ofansif oyuncuyla sahaya süren Şenol Güneş, diğer taraftaysa içeride dışarıda açık futbol oynayan ve futbolu çirkinleştirmeyen Yılmaz Vural vardı. Ama itiraf edeyim, gene de böylesine mükemmel bir maç beklemiyordum açıkçası. Hatta hiç abartmıyorum, izlediğim onca maç arasında sezonun en hareketli ve pozisyon zengini maçı olduğunu dahi söyleyebilirim rahatlıkla..

Serkan, Burak ve Ömer’ in yokluğunda sağ kanadı Engin ve Gabric’ e emanet etti Şenol Hoca. Engin sağ bek mevkiinde hiç sırıtmadığı gibi kendisinden beklenen performansın ötesine geçti. Ortasahada Selçuk, Colman, Gabric ve Alanzinho alabildiğine yüksek bir pas yüzdesiyle oynayınca ilk yarı özellikle Umut ile Kasımpaşa kalecisi Murat arasında geçti. Bu periyodda inanılmaz pozisyonlara giren Umut, gerek beceriksizlik, gerek şanssızlık ve gerekse egoistliği yüzünden tamamını heba etti. Bu devrede Alanzinho tek kelimeyle bir futbol resitali sundu. Gol için futbol oyun kuralları içerisinde her şeyi yaptı. En incesinden arapaslar attığı yetmedi, bireysel yetenekleriyle adam eksilterek rakibin bütün dengesini bozdu. Teofilo' nun da hücumda pek etkili olamamasına karşın ortasahaya kadar gelerek top istemesi ortasahadaki pas trafiğini daha da yükseltti. Ancak bu noktada artık iyiden iyiye kronik bir sorun halini alan forvet sorunsalına değinmeden geçemeyeceğim..

Dün bir kez daha gördük ki, ileride top tutabilme kabiliyeti ve son vuruş ustalığı açısından yeterli olan tek bir forvetimiz dahi olmadığı için sahada oynana o mükemmel futbol bir kez daha heba olup gidecekti. Artık ortada ibret nişanesi gibi gözüken bu soruna kalıcı bir şekilde çözüm üretmek gerekiyor. Mesela dünden bu yana Umut' un egoistliği ya da beceriksizliği konuşuluyor; eyvallah. Ama görüyoruz ki hemen hemen bütün pozisyonlara tek forvet de oynasa çift forvet de oynasa sadece Umut giriyor. Bu derece müthiş bir gol iştahı ve pozisyon yaratabilme becerisi olan bir adamın tam bir son vuruş özürlü olması ironik bir şekilde acıklı bir durum aslında. Bir de diğer taraftan Teofilo' ya bakıyoruz. Onun hakkında söyleyebileceğimiz olumlu şeyler "Umut o pozisyonda ona verseydi boş kaleye vuracaktı ne güzel" den öteye gidemiyor maalesef. İşte aralarındaki en büyük fark bu zaten. Biri tüm yetersizliklerine rağmen pozisyonları yoktan yaratırken diğeri bir kenarda yancı pozisyonundan öteye gidemiyor..

Bu noktada Teofilo ile ilgili tekrar söylüyorum. Kendisinden asla ümitsiz değilim. Muhtemelen ileride daha iyi olacaktır. Mesela o bir türlü döndüremediği belini döndürecek, tosbağadan hallice gözüken hızını biraz olsun yükseltebilecektir. Yani ileride kaç level birden atlar, ne derece bir evrim sürecinden geçer bilemem ama şu haliyle bir sonraki sezonumuzu emanet edebileceğimiz forvet tipinin kıyısından dahi geçemeyeceği kesin. Umut ve Teo ikilisinin yanına ya da yerine gerçek bir santrfor transfer edilmesi gereği ve gerçeği bu maçtan sonra farz olmuştur artık..

Maça dönersek, hakikaten de büyük bir keyif aldım maç boyunca. Kasımpaşa da maçı güzelleştirmek için elinden geleni yaptı. Asla kapanmadı ve gol aradığı dakikalarda tehlikeler de yarattı. Bunlardan bir tanesinde Engin' in Cenk' e yaptığı müdahaleye penaltı kararı verilse kimse itiraz edemezdi. Ama iki dakika öncesinde cezasahasının çaprazında Alanzinho' ya arkadan yapılan sert faule ses çıkarmayıp devam ettiren ve bu pozisyonun hemen akabinde gelişen atakta son adam durumundayken Alanzinho' yu yaka paça indiren Barış' a kırmızı kartı çıkaramayan Özgüç Türkalp bu kararı vermeye cesaret edemedi..

Umut' un tek kelimeyle gol kaçırma rekoru kırdığı maçta Egemen' in kafa golü olmasa mutemelen bu güzel futbola çok yazık olacaktı. Bu arada son kazanılan serbest vuruşu paslaşarak kullanan Kasımpaşa beni resmen dumura soktu. Yahu kalecin bile gitmiş Trabzon cezasahasının içinde top beklerken önce paslaşıp, sonra bir de driplinge girmenin anlamı neydi çözemedim. Kaptırılan topu kazanan Umut' un uzatma dakikalarında atmış olduğu 80 metrelik deparın da hakkını vermek lazım. Gerçi kalecinin olmadığı kaleye dörde bir şekilde giderken dahi o golü atamama ihtimalini düşünmedim değil; orası ayrı. Neyse ki burada egoistlik yapmayıp yanında bekleyen ve ofsaytta beklediğinin dahi farkında olmayan Colman' a falan vermeyi düşünmedi..

Son olarak; başta Şenol Hoca olmak üzere Yılmaz Hoca ve sahadaki bütün futbolcuları bizxlere böylesine harika bir maçı izlettirdikleri için yürekten kutlayarak teşekkür ederim..



Kadıköy' deki Nouma Aşkı !

12:54 Yazar: Great White 1 Yorum
Dün akşam oynanan Fenerbahçe - Beşiktaş karşılaşmasını Beşiktaşlı bir arkadaşımın evinde izlerken tanık olduk bu sahneye. Kendi ülkesinde dahi Türkiye’ de gördüğü ilginin onda birini göremeyen Nouma ile bir röportaj yapılıyordu maç öncesinde. Basın odasında Nouma’ nın hemen arkasındaki camın önüne biriken Fenerbahçe taraftarları bir yandan kendisine gülerek el sallıyor, diğer yandan da cep telefonlarıyla bu anı fotoğraflama telaşına giriyorlardı. Öyle bir sevgi ki, arka plandaki kadraja birileri girip, diğerleri çıkıyor. Her ne kadar Saracoğlu' nun genelini kapsayan bir yaklaşım olmasa da bu tablo bana biraz garip geldi ve şu görüntüyü fotoğraflama ihtiyacı hissettim..

Hepimizin çok iyi hatırladığı gibi aynı Nouma, bundan tam yedi sene önce İnönü' de Fenerbahçe filelerine attığı gol sonrasında elini şortunun içine daldırıp uzun bir süre o vaziyette bekleyerek büyük tepki almış, hatta Türk futbol literatürüne "tombala çekmek" tabirini sokan o hareketin ardından Beşiktaş ile bağlarını dahi koparmak zorunda kalmıştı. Zamanında yaşanan onca tantananın ardından şu yukarıdaki enstantaneyi görmek bana biraz garip geldi doğrusu.

Tamam, sonuçta o arka planda sırıtan tiplerin camı kırarak Nouma’ ya saldırmalarını falan beklemiyordum illa ki fakat böylesi bir hayranlık ile izleme ve bu “anlamlı anı” fotoğraflama dürtüsünü anlamakta zorlanıyorum açıkçası. Kayıtsız ya da tepkisiz kalmayı anlarım da bu göz yaşartan sevgi gösterisi nedir be arkadaş? Bu nasıl bir ruh halidir anlamak mümkün değil. Yoksa o gözlükleriyle kendisini Samuel L. Jackson falan mı sandılar, merak etmiyor da değilim hani..

Bu arada derbiyle ilgili iki kelam edecek olursak, maçın tam da beklediğim “kalitede” geçtiğini söyleyebilirim. Kadro yapısı itibarıyle organize hücum yapamayacağı ve ancak tesadüfi bir gol ile maçı alabilme ihtimali olan Beşiktaş’ a karşı gene hücumda fazlaca etkili olamasalar da Alex gibi bir silaha sahip olan Fenerbahçe arasında geçen bu maçın ilk golü atanın kazanacağı bir karşılaşma olacağı belliydi aslında..

Lugano’ nun bariz penaltını ver(e)meyip, ardından Bilica’ nın alakasız pozisyonundan penaltı üreten hakem Hüseyin Göçek’ in de maçı adeta katlettiğini söylemeden geçemeyeceğim. Ernst’ in Emre patentli provakasyonuyla oyundan atılmasından, son dakikalarda gösterdiği ucuz kartlara kadar tam bir eyyamcıbaşı görüntüsü sergiledi dünkü maçta. Penaltıya sebebiyet verdiği için sarı kart gösterdiği Bilica' nın penaltı noktası üzerinde gerçekleştirdiği hafriyat çalışmasına kayıtsız kalmış olması da cabası. Anlık bir sinirle topa vuran ya da köşe bayrağını tekmeleyen oyuncuya sarı kart gösterebilen zihniyet, aleni şekilde sahaya zarar veren bir futbolcuya kayıtsız kalabiliyor maalesef..

Bir paragraf da Mustafa Denizli' ye açmazsam içim rahat etmeyecek. Beraberliğin bile bir halta yaramayacağı bir ortamda 9 defansif oyuncuyla çıktığın ve pozisyona dahi giremeden bitirdiğin bir maçta yanında oturan Yusuf' a hiç şans vermeyip, Holosko' yu 85 nci dakikada oyuna alma basiretsizliğine kelimeler kifayetsiz kalır sanırım. Bir de üzerine maç sonrası röportajında yapmış olduğu ajitasyon yüklü mazeret üretme çabalarına değinmiyorum bile..

Sonuçta Volkan’ ın kurtardığı penaltıyı saymazsak her iki takımın kalecilerinin de adeta tek bir kurtarış dahi yapmadan tamamladıkları kısır bir maç sonrasında Fenerbahçe şampiyonluk şansını büyük ölçüde artırırken Beşiktaş’ ın Devler Ligi ümidi de aynı oranda zayıflamış oldu..

Kısacası her haliyle ilginç bir maç oldu dün geceki derbi..



Bilica'dan TFF'ye Tepki?

11:47 Yazar: Adem 17 Yorum
Kadıköy'ün Euro 2016'ya aday stadlar dışında kalmasına en büyük tepki Fenerbahçeli Bilica'dan geldi. Stada ilk kazmayı vuran Bilica, TFF'ye de mesaj gönderdi.

Koçum Bilica... Düzinelerce Kamera, onlarca gözlemci, ve bir kaç milyon izleyici daha tv başında... Sanırsın Yukarı Milano Köyüyle Aşağı Lyon mezraları arasında oynanıyor karşılaşma, sanırsın, maçın hakemi Cambaz Nejat.Ama olmaz, olamaz. Köyün muhtarı Hasan bile bu kadarına kayıtsız kalamaz.

Dün gece Türk Futbolunun Utanç gecelerine bir yenisi daha eklenmiştir. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Bir sonraki karşılaşma için tabelayı falan da hazırlasın Fenerbahçeliler, "Ceza (İnşaat) Sahasına girmek tehlikeli ve yasaktır" ibaresi uygundur.



İngiltere'de Türk Rüzgârları: Nadir Çiftçi & Alparslan Öztürk

10:15 Yazar: Adem 0 Yorum
Ingiltere´de bu hafta Birmingham City PAF Takimi deplasmanda FC Portsmouth PAF Takimi ile karsilasirken, sahada Türk futbolunun gelecegi adina iki önmli isim vardi.

Portsmouth´da 1992 dogumlu Türk forvet Nadir Ciftci ilk onbirde maca baslarken, ayni sekilde Birmingham City adina da 1993 dogumlu Türk sag bek Alpaslan Öztürk macin basindan itibaren sahada lan isimlerdendi.

Macin 6´inci dakikasinda Nadir Ciftci´nin golü ile 1-0 öne gecen Portsmouth, 17´inci dakikada 2-0 öne gecti.Ilk devre bu skorla son bulurken, ikinci yariya baskili baslayan taraf Birmingham City oldu.

Bu bölümde antrenörü tarafindan sag bek pozisyonundan sag acik pozisyonuna cekilen Alpaslan Öztürk, takiminin hücum gücünü bir hayli yükseltti.

73´üncü dakikada gelen gol ile durumu 2-1´e getiren Birmingham City´nin diger cabalari sonucsuz kalinca, maglup olmaktan kurtulamadi.

Herseye ragmen Alpaslan Öztürk, mactan sonra antrenörü tarafindan büyük övgü alirken, takim icinde günün en iyi oyuncusu unvanina layik görüldü.

Sezon basinda Belcika´nin Germinal Beerschot altyapisindan Ingiltere´nin Birmingham City akademisine transfer olan 1,86 m boyundaki Alpaslan, U18 Takimi´nda gösterdigi performans ile hizli bir yükselis ile, daha 16 yasinda olmasina ragmen kulübünün PAF Takimi kadrosuna alindi.

Yetenekli gencimiz daha simdiden Bimingham City altyapisinin en cok gelecek vaad eden futbolcusu olarak görülüyor.

Alpaslan Öztürk aslinda orta sahada oynayan bir futbolcu ama Birmingham City PAF Takimi´nda antrenör tarafindan sag bek pozisyonunda oynatiliyor ve bu bölgede de büyük begeni topluyor.

Portsmouth´lu Nadir Ciftci ise kulübünün U18 Takimi´nda attigi goller sonucu PAF Takimi´na cikarildi ve bu macta kaydettigi önemi büyük gol ile PAF Takimi´ndaki ilk golünü atmis oldu.



Kupa' yı Almak Değil, Fenerbahçe' yi Yenmek !

12:14 Yazar: Great White 4 Yorum
Bir tarafta 27 yıldır kupa şampiyonluğuna hasret Fenerbahçe, diğer taraftaysa tam 26 senedir şampiyonluk bekleyen Trabzonspor. Her iki takım ligde bir çok kez kafa kafaya şampiyonluk yarışı vermiş olmasına karşın kupada ilk kez final oynayacak. Sadece bu açıdan baktığımızda bile 5 Mayıs’ da bir finalden çok daha fazlasını yaşayacağımız kesin..

Fakat özellikle medya tarafından körüklenen ve bazı patetik taraftar bünyelerini hedef alarak bilinçli bir ajitasyon silahı olarak kullanılan “eski defterleri açma” ve maçı bir nevi “kan davasına dönüştürme“ politikası şimdiden başladı bile. Bir çoğumuzun hatırladığı üzere, 5 Mayıs 1996’ da lig finali kıvamındaki bir maçta kendi sahamızda Fenerbahçe’ ye yenilerek şampiyonluğu kaybetmiş ve iki taraftarımız o maçtan sonra yaşadıkları travma sebebiyle intihar etmişti. Şimdi oynanacak kupa finalinin de tarihinin 5 Mayıs olması birilerinin kafasında hemen flashback patlatıverdi tabii. Çünkü tam da yurdum insanının yüreğine dokunacak cinsten arabesk bir malzemeydi bu. Aradan bir elli yıl daha geçse ve bu şark zihniyeti aynı kafayla devam etse eminim ki tekrar tekrar kaşınacak bir yaradır bu aslında..

Ben ise bir taraftar olarak olayın tamamen farklı tarafındayım. Yani daha çok sosyal tarafında. Sonuçta herbirimizin kendine özgü bir sosyal yaşantısı var ve bu yaşamı oluşturan en önemli faktörlerden bir tanesi de çevremizdeki dostların varlığı olsa gerek. Örneğin benim etrafımda bir tane dahi Fenerbahçeli olmasa, Fenerbahçe’ yi yenmek ya da yenilmek beni ne derece etkileyebilir ki? Ben o Fenerli arkadaşımı bizim kazandığımız ya da onların kaybettiği herhangi bir maçın ardından kızdıramadıktan sonra taraftarlık kimliğinin bize ne gibi bir getirisi olabilir? İşte futbolun zevki ve sosyal yaşama kattığı renk burada başlıyor zaten. Eski defterleri karıştırarak intikam duygusu yaratmak yerine futbolun bu rekabetçi yapısı üzerine eğilmek lazım bana göre..

Mesela Trabzon’ da benim birçok akrabam ve dostlarım var. Arada onlarla konuştuğumuzda sorarım “Yahu etrafınızda bir tane bile BJK li, FB li ya da GS li yokken hiç canınız sıkılmıyor mu?” diye. Hakikaten sıkıcı bir durum aslında. İlla ki Trabzon’ da da üç İstanbul takımı sempatizanı taraftarlar var ama çok azınlıktalar. Zaten o azınlık, yukarıda da bahsettiğim taraftarlığın en keyif veren yanı olan “karşı tarafa takılma ve kızdırma” tribalini doyasıya yaşayamıyor. Bir anlamda sadece kendileri sevinip gene kendileri üzülüyorlar. Rakip taraftarın sevincine ya da üzüntüsüne birebir şahit olamıyorlar. Trabzon’ un bu yapısı her ne kadar biz Trabzonsporlular için bir gurur kaynağı gibi gözükse de, ironik bir şekilde oradaki taraftarlarımız için bir nevi şanssızlıktır da aslında..

Gelelim tekrardan kupa finaline. Bu kupayı kaybedersek ben biraz daha fazla üzüleceğim mesela. Ama benim üzüntüm sadece kupayı kaybetmek ya da finalde Fenerbahçe’ ye yenilmekten ibaret olmayacak. Tam 27 yıldır 6 kez final oynayıp bunlardan üçünü GS’ ye, ikisini BJK’ ye, biriniyse G. Birliği’ ne kaybeden Fenerbahçe’ ye nihayetinde şampiyonluğu ikram eden takımın biz olacağımız çekincesidir bu maalesef. Zira şu finali kaybedersek Fenerli dostlarımızın “tacizlerinden” ziyade BJK ve GS li arkadaşların “Ulan finalde sizle karşılaşmamış olsalar elli yıl da geçse şampiyonluk göremezdi bunlar” şeklinde gelişebilecek yaklaşımlarıdır beni “rahatsız” edecek olan. Aksi gibi, Fenerbahçe finale yürürken bu iki takımdan herhangi birisini eleyerek gelmiş olsa “Naapalım oolum, adamlar sizi de eledi. Madem öyle siz eleseydiniz” diyebilirdik ama onu bile diyemeyeceğiz canına yandığım. İşte taraftarlığın keyfi de zaten bu triplerde gizli. Bu keyifli atraksiyonları yaşamadıktan sonra ne edeyim ben kupayı ya da şampiyonluğu..



Büyüdükçe Büyüleyenler / Alyssa Milano

13:48 Yazar: Great White 0 Yorum
Sene: 1984 - Yaş: 12
Who' s The Boss? (TRT dizilerinden)


Sene: 2008 - Yaş: 36
Pathology




Antalyaspor 1 -0 Trabzonspor (Utana Sıkıla Finale)

22:27 Yazar: Great White 17 Yorum
Uzun zaman sonra bir yazıya başlık atarken ilk kez hiç zorlanmadım doğrusu. Ortamda İstanbul takımı taraftarları olan dostlarımın da bulunduğu bir grup ile birlikte maçı izlerken kimi zaman sıkıntıdan bunaldım, kimi zamansa yediğimiz inanılmaz baskıdan dolayı adeta utandım. Tamam, sonuçta ilk maçtaki 2-0 lık avantaj sebebiyle daha kontrollü bir oyun oynayacağımızı ve alabildiğine dinamik bir rakip olan Antalyaspor' u sahasına hapsederek ablukaya alacağımızı falan beklemiyordum tabii ki. Fakat Antalyaspor ikinci yarının ortalarına doğru yorulana dek bu derece domine olacağımıza, maçın belli periyodlarında böylesine çaresiz durumlara düşeceğimize asla ihtimal vermiyordum..

Başlama düdüğünün hemen ardından başlayan Antalyaspor baskısını ilk etapta normal karşılamış, hatta maçı yorumlayan Üründül' ün "Trabzonspor doğal olarak kontrollü bir oyun sergiliyor" yorumuyla da kendimi biraz olsun ferahlatmaya çalışmıştım. Ancak Antalyaspor ortasahasında Jedinak, Ertuğrul ve Sedat' ın müthiş oyununa ofansta Tita, Djehoua ve Necati' nin üretken futbolları da eklenince özellikle Cale' nin bir türlü "savunamadığı" sol kanadımızdan ciddi tehlikeler yaşamaya başladık. Neyse ki bu kriz anlarında gerçekleşen iki net gol pozisyonunda geçit vermeyen kaleci Onur' un muhteşem performansının yanısıra Serkan, Giray ve Egemen' in de cansiperane çabaları skorun sadece 1-0 da kalmasını sağladı..

Tabii bu devrede Antalyaspor' un bizi sürklase etmesindeki en büyük etken, ortasahada topu tutup pas trafiğini sağlaması gereken Colman, Ceyhun ve Selçuk üçlüsünden bilhassa Ceyhun' un büyük zaafiyet göstermesiydi. Bu durum, bir dinamo gibi çalışan Antalyaspor ortasahası karşısında bütün yükün Colman ve Selçuk' un üzerine binmesine sebep oldu. Bu baskıyı absorbe edebilecek yan unsurlardan bir tanesi de Burak ve Alanzinho' nun göstereceği performanstı tabii ki. Ancak bu iki futbolcudan özellikle Burak, kazandığı hemen hiçbir topu olumlu kullanamayınca maçın 60 ncı dakikasına kadar Antalyaspor, tabiri caizse squash maçı çıkardı..

Ortasahada halihazırda top yapamayan ve atak üstünlüğü elde edemeyen Trabzonspor' un sahada ayakta kalabilen tek oyuncusu Colman önderliğinde gerçekleştirebildiği cılız ataklarında üçüncü bölgede topla buluşan Umut' un kronik sorunu olan topu ayağında 2 saniyeden uzun süreyle tutamama zaafiyeti hücum yollarındaki üretkenliği tamamen engelledi. İkinci yarının hemen başında Ceyhun' un yerine girerek takımın oyununu biraz olsun yukarıya çeken Engin' in kendi kişisel yetenekleriyle yarattığı tek pozisyonda direğe takılmasını saymazsak, koca maç boyunca kaleci Ömer' in kurtarmasını gerektirecek tek bir şut dahi atamadık Antalyaspor kalesine. Zaten hemen akabinde dönen topa vuran Umut da topu boş kale yerine Antalyaspor defans oyuncusuna nişanlayınca Ömer yere yatmadan maçı tamamlamış oldu..

İlla ki herşeye rağmen bir şekilde finale çıkmak ve finali Fenerbahçe ile oynayacak olmak sonuçta bir başarıdır. Fakat Şenol Hoca' nın geldiği günden bu yana ortaya koyduğumuz en kötü futbolu oynadık bu gece. Açıkçası bu performanstan daha kötüsüne şahit olacağımızı da düşünmüyorum ben. Şenol Hoca' yı bu maçta eleştireceğim tek nokta ise Burak' a maçın son onbeş dakikasına kadar sabır göstermesiydi. Forvet hattında tel tel dökülen Umut' a da gösterdiği sabır, kenarda bekleyen Teofilo' ya ne derece güvendiğinin bir kanıtı gibiydi bana göre..

Bir paragraf da TRT' ye açmazsam içimde uhde kalır. Yahu arkadaş, maçı şifresiz, parasız bir şekilde yayınladınız; eyvallah. Hatta Ömer Üründül bile belki de ilk kez bu derece doğru tespitler ile bir maçı yorumladı. Ama şu her atraksiyonunuzu allayıp pullayıp gözümüze sokma çabası nedir anlamak mümkün değil. Hadi eskiden iki kamerayla takip edebildiğiniz maçlarda kale arkasından gösterilen görüntüleri bile özenle anons ederdiniz etmesine de elalemin onlarca kamerayla her türlü açıdan yayınladığı maçları görmezden gelircesine her tekrar pozisyonunda "Bakın, ne de güzel her pozisyonun tekrarını bile gösteriyoruz" kıvamında yorumlar yapmanın manası nedir sanki? Bırakın onu da biz takdir edelim artık. Bir de maç aksiyon halindeyken yedek kulübesini gösterip durmak da neyin nesi?

Son olarak, bu derece yüksek tempolu bir maçı mükemmele yakın bir şekilde yöneten Yunus Yıldırım ile tek bir hava topunu dahi es geçmeyen ve bana göre sahanın açık ara yıldızı olan Jedinak başta olmak üzere Antalyaspor takımını tüm samimiyetimle kutlarım. Finalde görüşmek üzere..



Arda'yı Eleştireceğim Derken İnsanlık Sınırını Zorlamak

12:31 Yazar: Adem 12 Yorum
Bilgin Gökberk: Jo'ya özel hayatı yüzünden getirilen eleştiriler çok yersiz. ... Adam istediğini yapar, neticede serbest zaman...

Okay Karacan: Galatasaray taraftarının, kendisi gibi altyapıdan A takıma yükselen Emre Çolak'a, "Takıma gir, sana araba alacağım" dedikten sonra Emre takıma giremese de "Al, bu anahtarlar senin" diyecek kadar Galatasaraylı olan Arda'yı protesto ederken iki defa düşünmesi gerekiyor.

Bilgin Gökberk: Bu abilik olayını anlamıyorum. Ne yani? Neden araba alıyor ki Arda Emre'ye? Amaç ne? (Özetle)

24 TV, 12.04.2010

Bilgin Gökberk, ilginç bir kişi. 2003 yılında bir radyo programı yapıyordu, Turizmle ilgili bazı muhabbetlerini hatırlıyorum. Keyif vericiydi. Ya da dersler o dönem o kadar sıkıcıydı ki bu program bana çok keyifli geliyordu. Aklımda hep o haliyle kalmıştı. Ta ki düne kadar. Dün, 24 tv'de denk geldiğim Takım Oyunu programında ne kadar sıkıcı bir adam olduğunu, ne kadar itici bir karakter olduğunu bir kere daha gördüm. Jo'ya geldiğinde profesyonellikten, kazandığı parayla istediğini yapabileceğinden bahsediyor da, neden Arda mevzubahis olduğunda, her şeyden ötede insani bir erdem sergileyen bu adamı böylesine bağnazca eleştiriyor, anlayan beri gelsin. Zaman Jo'nun zamanı da, para kimin parası Bilgin bey? Arda, kendi kazandığı bu parayı, gönlünden nasıl geçiyorsa o şekilde değerlendiriyor. Kimseye de sorması gerekmiyor, soracağını zannetmiyorum. İster gider Emre Çolak'a araba alır, ister Ajdar Anık'a albüm yapar. Seni niye bağlıyor ki? Neden bu adamı eleştireceğim diye zorluyorsunuz sınırlarınızı?

Okay Karacan'a da tebrikler. Büyük bir sabır ve metanetle bu adamın bilinçsiz muhalefeti ve saçma cümlelerine dayanıyor.




Ozzy Osbourne İstanbul' da !

15:54 Yazar: Great White 2 Yorum
Tarih: 30 Eylül 2010
Saat: 19.00
Yer: İstanbul
Mekan: Kuruçeşme Arena..

En son Judas Priest’ i izleme şansına sahip olduğum, belki de dünyanın en güzel manzarasına sahip mükemmel bir sahnede 62 yıllık yaşayan efsane Ozzy Osbourne’ u ağırlayacak İstanbul’ daki müzikseverler. En azından şu ana dek edindiğim ve sağlamlığını elimden geldiğince tespit ettirebildiğim duyumlar bu şekilde..

Şimdi burada kalkıp uzun uzadıya vikipedik bilgiler ile bu devasa heavy metal sembolünü detaylıca anlatmaya gerek görmüyorum, zira bu haber ile ilgilenecek olanların zaten en az benim kadar donanımlı oldukları gerçeğinin farkındayım..

Gene de Lita Ford ile gerçekleştirdikleri harika düet performansını paylaşmış olayım..

Şu İstanbul şehri özellikle son yıllarda Dio, Metallica, Megadeth, Iron maiden, Judas Priest, Led Zeppelin, Slayer, Wasp, Udo, Roger Waters, Testament, MSG, Manowar, Bon Jovi, Guns n Roses, Scorpions gibi devlerin her birine ev sahipliği yapmışsa da Ozzy Osbourne her daim eksiklik yaratmıştı bünyelerde..

En nihayetinde yıllardır beklenen bu şölen “son anda bir aksilik gerçekleşmezse” BKM Organizasyonu ile gerçekleşecek ve edinilen bilgilere göre biletler gayet uygun fiyatlar ile satışa çıkacak. Haziran ayında İnönü Stadı’ nda gerçekleşecek üç günlük Sonisphere Festivali sonrasında belki de o festivali dahi gölgede bırakmaya aday bir organizasyon olacağı kesin..

Şimdiden beklemeye başladık Karanlıklar Prensi’ ni..



Şampiyon Son Hafta Belli Olur

13:52 Yazar: Great White 6 Yorum
1. Fenerbahçe 73 puan (Beşiktaş ile oynayacak)
2. Bursaspor 71 puan (Galatasaray ve Beşiktaş ile oynayacak)
3. Galatasaray 69 puan (Bursaspor ile oynayacak)
4. Beşiktaş 66 puan (Fenerbahçe ve Bursaspor ile oynayacak)

Öncelikle belirteyim bu tablo sezon sonundaki beklentimi değil, ligin tepesindeki dört takımın kendi aralarında oynayacakları maçları çıkarıp geri kalan maçların tamamını kazanmaları halinde oluşacak sıralamayı gösteriyor..

Mesela dördüncü sıradaki Beşiktaş, Fenerbahçe ve Bursaspor dahil tüm maçlarını kazansa dahi Fenerbahçe’ nin bir puan gerisinde kalacak. Galatasaray da ona keza. Tüm maçlardan üç puan çıkarsa bile kazanabileceği maksimum puan 72 olacak. Tabii bunlar faraza görüşler olsa da takımların şampiyonluk yolunda ne derece şansa sahip oldukları konusunda somut fikirler üretebilme açısından önemli veriler olduğunu düşünüyorum..

Hal böyle olunca Bursaspor’ un şampiyonluk ihtimali kadar ligi dördüncü bitirme ihtimalinin de pek uzak olmadığı sonucuna varabiliyoruz sanırım. Devler Ligi biletini kapabilme açısından son derece büyük önem arz eden ilk ikiye kalabilme hususunda en şanslı takımın Fenerbahçe olacağı da gün gibi aşikar..

Her sezonun sonlarına doğru iyiden iyiye kızışan ve en az şampiyonluk yarışı kadar büyük heyecan veren ligde kalma savaşında bu sezon fazlaca bir mücadele yaşanmayacağı gerçeği ortadayken son haftalarda şampiyonluğa oynayan takımların can havliyle hayatta kalma mücadelesi veren takımlara sürpriz puanlar kaybetme olasılığı da hayli zayıf gözüküyor. Bu arada şunu da belirtmem gerek ki, Fenerbahçe' nin kazanacağı öngörülen maçlar arasında son hafta oynayacakları Trabzonspor maçı da var. Yani bize karşı o maçta kaybedebilmeleri olası puanlar hem şampiyonluğu hem de Devler Ligi' ne katılacak takımları birebir etkileyebilecek gibi gözüküyor..

Ben gene de bir Trabzonsporlu olarak şampiyonluğu oyunsal anlamda en fazla hak eden takımın kazanmasını istiyor olsam da şu da açık bir gerçek ki yukarıdaki takımların istisnasız hiç biri bu payeyi hak edecek bir futbol ortaya koyamıyorlar ne yazık ki..

Belki Bursaspor’ un diğerlerine nazaran biraz daha total bir futbol ortaya koyduğunu kabul etsek bile şampiyonluk yarışının o büyük stresini kaldırabilecek mental olgunluğa sahip olmadıkları gerçeği onların da en büyük handikapı olacaktır diye düşünüyorum. Fakat gene de emin olduğum tek şey, son derece sürpriz sonuçlar yaşanmazsa şampiyonluk turunu atacak olan takımın bunu son haftaya kadar bekleyecek olduğudur..

Uzun lafın kısası, hak eden kazansın..



Beşiktaş - Trabzonspor 0-0

13:29 Yazar: Great White 26 Yorum
Maç öncesindeki beklentim, kazanan kim olursa olsun sahada güzel bir futbol izleyeceğim üzerineydi. Çünkü Beşiktaş yarışın dışında kalmamak adına kazanmak zorunda olup, daha atak, daha agresif ve dominant bir futbol oynamalıydılar. Fakat Tabata, Nihat, Tello ve Nobre gibi isimlerin yokluğunun da etkisiyle sahada yaratıcı özellikleri son derece sınırlı olan ama defansif güçleri hayli yüksek bir Beşiktaş vardı. Tabii bu durum en azından benim beklediğim kaliteli futbolu büyük ölçüde etkiledi. Zira sahaya son derece ofansif bir kadroyla çıkan Trabzonspor, özellikle ilk yarıda Beşiktaş' ın güçlü ve dirençli ortasahasına karşı üstünlük kuramadı ve zaman zaman da kalesinde pozisyonlar vermek durumunda kaldı..

Ancak ilk yarıda bizi en olumsuz etkileyen faktör, Beşiktaş orta sahasının direncinin yanısıra takımı adeta 10 kişiyle oynamak durumunda bırakan Teofilo' nun içler acısı performansıydı. Bu futbolcuyla ilgili elimden geldiğince imtina edip acımasız olmamaya çalışarak yaptığım bütün yorumlarda etkisiz, kösülük, hantal ve pısırık bir yapısı olduğu gerçeğine değinmiştim zaten. Dünkü performansıyla ise adeta "Ben buyum kardeşim, benden fazlasını beklemeyin. Bir sonraki sezona da bana güvenerek başlarsanız göreceğiniz tablo şimdikinden hallice olmayacaktır" edasıyla bas bas bağırdı bizlere Teofilo. Artık Yönetim' in yapacağı ilk iş, sezon sonunda bu futbolcudan en az zarar ile kurtulmak ve bu fahiş transfer hatası sebebiyle taraftarın huzuruna çıkıp özür dilemek olmalıdır. Gerçekten de büyük bir fiyasko ile karşı karşıyayız maalesef..

Tekrar maça dönersek, Beşiktaş' ın yukarıda belirttiğim eksiklerinin de etkisiyle fazla üretken olamadığını ve oynamaktan ziyade oynatmamaya yönelik bir kadro yapısıyla sahaya çıktığını görüyoruz. Bu kadronun karşısına Umut, Teofilo, Alanzinho, Burak ve hatta Colman gibi defansif özellikleri ofansif özelliklerinden daha düşük olan futbolculardan oluşan bir kadro ile çıktığımız için doğal olarak ilk devre boyunca hayli zorlandık. Fakat ikinci yarıda Teofilo kenara alınıp Ceyhun oyuna dahil olunca ortasahada sayısal eşitlik sağlandı ve iki ortasaha arasındaki yaratıcı oyuncu farklılıkları ortaya çıkmaya başladı. Ceyhun' un yanına gelmesiyle Selçuk rahatladı. Colman daha kolay topla oynamaya başladı. Alanzinho zaten ilk yarıda hücum bölgesinde ayakta kalan tek adamdı, ikinci yarıda adeta coştu. Bütün ataklara yön vermesinin yanısıra bir çok tehlikeyi de kendisi yarattı. İyiden iyiye yorulan ve sinirlenen Burak' ın yerine Sezer' in de girişiyle maçın son dakikaları tamamen Beşiktaş ceza sahası çevresinde oynandı ve Burak, Umut, Ceyhun, Alanzinho ve Selçuk ile çok net pozisyonlar harcandı..

Açıkçası Beşiktaş' ın dünkü kadrosu, maç sabaha dek oynansa bile organize tek bir gol dahi atabilecek yeterlilikte değildi bana göre. İlk yarıda adeta bir kişi eksik oynayan Trabzonspor' a karşı iyi gözükseler de ikinci yarıda şampiyonluk için yeterli bir kadroya sahip olmadıkları gerçeği açıkça ortaya çıktı. Gerçi bunda bazı yıldız oyuncularının sakat oluşunun da etkisini göz ardı etmemeliyiz. Mesela şu maçta bir Tabata ya da Tello olsaydı hem Beşiktaş hem de biz daha güzel bir futbol ortaya koyabilirdik. Zira Beşiktaş' ın dünkü kadrosunda yapan değil, bozan adamlar fazlaydı..

Ayrıca her iki takımın da kalecileri ve defans hatları alabildiğine başarılı bir maç çıkardı doğrusu. Bizde Onur, Beşiktaş' da Rüştü ve onun yerine giren Hakan çok başarılıydılar. Zaten Hakan, adeta tek kale oynamamıza rağmen kaybettiğimiz ilk maçta da harikalar yaratmıştı. Defansımızın sağında Serkan, Yusuf' u resmen sahadan sildi. Solda Cale beklediğimin üzerinde bir performans göstererek gününde olmayan Holosko' ya fazla top göstermedi. Göbekte Giray ve Egemen her zaman olduğu gibi vasatın üzerindelerdi..

Hakem Bünyamin Gezer ise neredeyse hatasız bir maç yönetti. İlk yarıda Burak' ın cezasahası içerisinde arkadan çekilerek düşürülüşüne penaltı çalmaması normal karşılanmalı. Gerçi pozisyonda bariz bir faul olduğu açık ama ben de olsam öyle basit bir penaltıyı vermezdim açıkçası. Aynı şekilde Egemen' in uzatma dakikalarında topa yaptığı elle müdahalede çalınmayan penaltı pozisyonunun da tartışmaya değer bir tarafı yok aslında. Mustafa Denizli ve topyekün yedek kulübesinin böyle saçmasapan bir pozisyondan dahi medet umarak kenarda isyan etmesi son derece trajikomik bir tablo oluşturmuştur. Orada Egemen' in tırnağının ucuyla temas ettiği top yön değiştirmediği gibi ivme de kaybetmemiştir. Ayrıca topun gittiği noktada ise herhangi bir Beşiktaşlı dahi bulunmamaktadır. Kimse kusura bakmasın, böylesi ucuz bir pozisyondan penaltı kurtarmaya çabalamak, sivrisinekten sızma yağ çıkarmaya çalışmaktan farksızdır benim nazarımda..

Sonuçta kalite açısından pek fazla doyurucu olmasa da mücadele açısından güzel ve centilmence bir maç oldu. Şampiyonluk adaylarından Bursaspor ve Beşiktaş' a ikişer, Galatasaray' a ise üç puan kaybı yaşatarak prestij mücadelemize devam ettik. Şenol Hoca' nın gelişinden sonra farkındalık yaratan futbolumuzu çok daha iyiye taşıyabilmemiz için artık nokta transferler yapılmasının zamanı gelmiştir. Bu transferlerde öncelik ise yine yeniden forvet hattıdır. Geçen sezondan ders alındıysa aynı hatanın bu sezon da tekrarlanmaması dileğimle..