31 May 2010

Glowacki Sevdası !

5 Yorum

Geçen gün Sadri Başkan zikretmiş..

Önümüzdeki sezon öncesinde takıma toplam iki "nokta" transfer yapılacakmış. Hatta bunlardan bir tanesi stoper, diğeriyse forvet hattına olacakmış. Hala açıkça itiraf edilememiş olsa da forvet hattına "haklı olarak" bu denli öncelik veriliyor oluşu, Teofilo transferinde ne derece çuvallanılmış olduğunun bir nevi kabulüdür nazarımda. Bu kısmı geçelim..

Öncelikle forvet hattı için adı geçen isimlere detaylıca değinmek istemiyorum doğrusu. Sonuçta bu isimlerin bir çoğu basında yer almasının akabinde Yönetim tarafından yalanlanıyor zira. Fakat Semih Şentürk transferinin gerçekleşmesini çok isterim kendi adıma. O kısmı da not düşeyim..

Şimdi stoper mevkiinde Song' un gidişinin ardından bir eksiklik ve alternatifsizlik doğduğu kesin. Haliyle bu mevkii için ciddi bir takviyenin yapılacak olması aşikar. Adı geçen isimler arasında bir dönem bizde gösterdiği performans ile sivrilerek Porto' ya giden ama sonrasında kariyerinde düşüş yaşayan Stephanov da var. Açıkçası giderkenki haliyle gelecekse başım üstüne..

Bir diğer isim Glowacki ise gerek basın, gerekse Trabzonspor' un yetkili ağızları tarafından neredeyse bir fenomen haline getirilmiş şimdiden. 31 yaşına gelene dek ömrü hayatı Krakov' da geçmiş bu adamın şu gezegende bizden başka bir talibi var mı bilmiyorum ama bizdeki aşk da hakkat bambaşkaymış; onu ibretle takip ediyorum. Adamı görmeden, gelip topa vurmadan karamsar bir hava yaratmak istemiyor olsam da Song' da yeterli bulunmayıp Glowacki' de yeterlilik gösteren nitelikleri merak etmiyor da değilim hani..

Şayet Glowacki transferi gerçekleşecek olursa kendisi belki de çok başarılı bir performans gösterecektir; bilemem. Zira hafiften naftalin kokan cinsten olsa da tam bir kapalı kutu. Fakat bu transferin üzerine böylesine bir sevda ile düşülmesindeki ana kriter nedir, ben bil(e)miyorum. Her ne kadar yıllık ücreti yüksek olsa da bonservis sorunu olmayan "yaşayan efsane" Song' un yerine bir de üzerine bonservis ödenerek alınmaya çalışılan bu Polonyalı' da kimselerin göremediği ne türden meziyetler var mesela? Kaldı ki Avrupa futbolunu az çok takip eden bir futbolsever olarak 31 yaşındaki bu ismi şimdiye dek hiç duymamışsam ve sanal platformlarda da hakkında herhangi bir bilgiye sahip olamamışsam bunu nacizane sorgulama hakkımın olduğunu düşünüyorum ben..

Neyse, fazla uzatmayacağım. Çünkü böyle çetrefil ve belirsiz durumlarda söylenecek en mantıklı cümle "Vardır bir bildikleri" olsa gerek. Gerçi Trabzonspor Yönetimi' nin şimdiye dek bu işi bildiklerini doğrulayan hamlelerini özellikle transfer dönemlerinde pek görememiştik. Umarım bundan sonra görürüz artık..

28 May 2010

Röportaj: Berkan Tugay Karadeniz (1.FC Köln)

0 Yorum
Bugün Almanya´nin köklü kulüplerinden 1.FC Köln´ün U19 Takimi´nda oynayan 1992 dogumlu Türk sol acik Berkan Tugay Karadeniz ile konustuk.
Solak futbolcumuz Genc Milli Takimi´mizda da forma giyerek büyük basariya imza atmis genclerimizden.
Köln altyapisinin su an en yetenekli gencleri arasinda gösterilen 1,75 metre boyundaki gencimizin ailesi de sporcu.
Mevkii geregi Milli futbolcumuz Arda Turan ile ortak yanlari olan Berkan´i izleyenler, Köln´lü oyuncumuzu Galatasaray´li oyuncuya benzetemeden edemiyorlar. Gelecek icin büyük planlari olan yetenekli gencimizi dinleyelim simdi.

Soru: Merhaba Berkan. Öncelikle ayirdigin zaman icin cok tesekkür ederim. Berkan Tugay Karadeniz kimdir? Kendini ve aileni tanitirmisin? Türkiye´nin neresinden geliyorsunuz? Tatillerde en cok nereye gidiyorsunuz?
Berkan: Adim Berkan Tugay Karadeniz, 18 yasindayim ve Köln´de dogdum. Artvinli´yim, su anda Meslek Lisesi´nin son sinifindayim. Benden büyük 22 yasinda bir abim var, adi Baris Karadeniz. Tatillerde en cok dinlenmek icin Antalya´da izin yapiyorum. Ayrica Artvin´e de akraba ziyaretine gidiyorum.

Soru: Türkiye´nin en cok nesini seviyorsun?
Berkan: Havasini ve de tüm Türkiye´nin misafir perverligini.

Soru: Futbola nasil ve ne zaman basladin?
Berkan: Henüz 5 yasindayken abim Baris, 1.FC Köln´ün altyapisinda oynarken her antremanda ben de saha kenarinda top oynuyordum. Abimin antrenörü bende belirli bir potensyel görmüs ve böylece beni kendisi 1.FC Köln´ün miniklerine kaydetti. 97 yilindan beri (yani tam 13 yildir) 1.FC Köln´ün bütün altyapi takimlarinda oynadim. Su anda U19 yasalti takiminda oynamaktayim.

Soru: Ailen futbola baslama ve devam ettirme konusunda destek oldumu sana?
Berkan: Babam da eski profesyonel sporcu oldugu icin bana ailem her zaman destek cikti. Hic bir macimi ve antremanimi kacirmadilar ve yanimda oldular. Futbola basladigim ilk günden beri en büyük destegim ailemdir. Ailemin yaninda dayilarimin da cok emegi bulundu.


Soru: Ikinci isminin Tugay olmasi eski Galatasaray´li futbolcu, simdi ise Galatasray´a antrenör olarak dönen Tugay Kerimoglu ile ilgisi var mi? Bazen özellikle babalar meskur futbolcu isimlerini ogullarina koyarlar. Sende de mi böyle birsey söz konusu yoksa tamamen tesadüf mü?
Berkan: Hayir tesadüf degil, dayim büyük bir Tugay Kerimoglu hayrani oldugu icin annem ve babam benim ikinci ismimi Tugay koydular.

Soru: Su an 1.FC Köln´ün U19 Takimi´nda oynuyorsun. Ne zamandir bu kulüptesin ve ondan önce hangi kulüplerde oynadin?
Berkan: 97 yilinda 1.FC Köln kulübünde futbola basladim ve o zamandan beri ayni takimda oynuyorum.

Soru: Bu sezon toplam 17 lig macinda 4 gol attin ve 7 asistin var. Dogru mu bu bilgilerimiz? Memnunmusun performansindan?
Berkan: Bu sezon toplam 19 Lig macinda 5 gol attim ve 8 asistim var. Performansimdan oldukca memnunum. Seneye 92 dogumlu oldugum icin ayni ligde oynama imkanim var. Seneye bu performansi yükseltecegime inaniyorum.

Soru: Gecen sezon Köln U17 Takimi´nda 25 macta 6 gol ve 17 asist yapmistin. Bu sezon ise takimdaki 91 dogmlularin yaninda bir yas kücük olmana ragmen cogu macta ilk 11´de oynuyorsun. Antrenörün sana belli ki güveniyor. Sana bu konuda ne deniyor gelecek icin? Seni profesyonellerde görebilecegiz mi yakinda?
Berkan: Dediginiz gibi gecen sezon U17 takiminda 25 macta 6 gol attim ve 17 asist yaptim. Antrenörüm ile iliskim cok iyi. Bana güvenci sonsuz. Her konuda bana destek olup dogru yolu gösteriyor ve benim gelecege en iyi sekilde hazirliyor ve ikimiz bu konuda elimizden geleni yapiyoruz.

Soru: Köln U19 Takimi ile bu sezon ligde 2´inci sirada bulunuyorsunuz. Amaciniz ne takim olarak?
Berkan: Takim olarak amacimiz A Jugend Bundesliga West´de sampiyon olup daha sonra Almanya Sampiyonlugu´na katilip yari finale yükselmek. Onu basardikdan sonra finalde galip gelip Almanya Sampiyonu olmak istiyoruz.

Soru: Orta saha futbolcusu olarak hangi özelliklerin var? En cok göze batan özelligin neler? Orta sahanin en cok neresinde oynamayi seviyorsun?
Berkan: Sol taraftan orta noktaya attigim tam isabet ortalar, hizliligim, duran toplara iyi vurusum ve teknik kapasitemin yüksek olmasi benim özelliklerimden bazilaridir. Gecen yil 17 yas alti takiminda yaptigim 17 asist de bunu gösteriyor.En sevdigim mevkii orta sahanin sol kanadidir. Burada sol cizgide teke tek pozisyonlarda hizimi iyi kullanabiliyorum.

Soru: Su an kendine ne gibi bir hedef koydun?
Berkan: Kendime her zaman ufak bir hedef koyup adim adim illerlemeye calisiyorum. Önümüzdeki kalan lig maclari cok önemli. 4 mactan 12 puan almayi hedefliyoruz. Almanya Sampiyona´si Yari Finali bir sonraki hedefim. Su an tüm konsantremi oraya verdim ve tek hedefim budur.

Soru: Örnek aldigin futbolcular varmi?
Berkan: Benim örnek aldigim belli bir futbolcu yok ama tabii ki Messi veya Cristiano Ronaldo gibi oyunculardan cok sey ögrenebilirim.

Soru: Türkiye U16 Milli Takimi´na 2007 yilinda davet edildin ve toplam 4 kez milli oldun. Neler hissetmistin davet edildiginde?
Berkan: Ilk davetimde 40 kisiyle Istanbul´da kampdaydim. Orada kendimi begendirdim ve Mili maca davet edildim. Cok mutlu oldum Türk bayragini kalbimin üzerinde tasidigim icin.

Soru: Ondan sonra uzun süredir davet edilmedin. Simdi yasin itibari ile U18 Milli Takimimiz´a davet edilmeyi bekliyormusun? Böyle bir ihtimal var mi su an icin?
Berkan: Böyle bir ihtimal olup olmadigini ben bilmiyorum ama tüm yüregim ile her zaman davet edilmeyi bekliyorum. Neden su ana kadar cagirmadiklarini bilmiyorum. Ne yazik ki TFF´den izleyen de yok maclarda. Umarim ki yakin bir sürede onlarin dikkatini cekerim ve yeniden ay yildizli formayi giyerim.

Soru: Almanya Genc Milli Takimlarindan teklif geldimi?
Berkan: Alman Milli Takimi´nin dikkatini cekmistim ama o arada Türkiye icin oynuyordum ve ondan sonra bir daha cagirmadilar.

Soru: Secme imkanin olsa ilerde hangi milli takim icin oynamak istersin?
Berkan: Su an kesin bir cevap verecek durumda degilim. Unutmiyalim ki Almanya´da dogdum ve egitimimi burada gördüm. Hangi taraf daha cok arkamda durursa onun icin oynamak isterim.

Soru: Sence Almanya´da Türk oyunculara Almanya´yi secmeleri icin baski yapiliyormu? Berkan: Bence yapilmiyor. Bizim antrenörler hangi ülke icin oynamak istiyorsak arkamizda duruyorlar ve bizi destekliyorlar.

Soru: Türkiye´de taraftari oldugun bir takim varmi?
Berkan: Ailece Galatasaray´liyiz !

Soru: Türkiye Süper Lig maclarini takip ediyormusun? Sence nasil bir lig?
Berkan: Evet takip ediyorum. Süper Lig Avrupa Ligleri arasinda en iyilerinden birisi. Türk insaninin futbol meragi zaten belli. Süper Lig´i seviyorum.

Soru: En begendigin Türk oyuncu kim? Begenmenin nedeni ne?
Berkan: En begendigim Türk oyuncu Arda Turan. O da sol ayak benim gibi ve mevkiimiz ayni. Ondan cok sey ögrenebilirim.

Soru: Futbol disindaki hayatinda neler yaparsin? Hobilerin varmi?
Berkan: Haftada 7 kez antreman ve bir macim oldugu icin hobi icin zamanim cok az oluyor. Ama bos vakitlerde arkadaslarimla bulusup ya gezmeye gidiyoruz veya sinemaya.

Soru: Ne tür müzik dinlersin?
Berkan: Hip Hop, R&b, cesitli Türk sarkilari.

Soru: Senin gibi iyi bir futbolcu olma yolundaki genclere bir tavsiyen varmi? En Önemli sey ne bu konuda?
Berkan: Hep diger oyunculardan bir adim önde olmak lazim. Cok calisan ve yüreginle oynayan futbolcu hedefine ulasir.

Soru: Röportajin icin cok tesekkür ederiz Berkan.Sana bundan sonraki futbol hayatinda basarilar dileriz. Insallah Türk Futbolunun örnek gösterebilecek futbolcularindan biri olursun. Eklemek istedigin son bir sey varsa seni dinliyoruz.
Berkan: Ben tesekkür ediyorum ve bütün Türk futbolculara gelecekleri icin bol sans diliyorum.

27 May 2010

Öztürk Karatas Profesyoneller´de de atti !

0 Yorum
Almanya´nin ünlü kulübü VfB Stuttgart´in bu sezon U19 Takimi´nda forma giyen 1991 dogumlu hücuma yönelik Türk orta saha oyuncusu Öztürk Karatas, özellikle son haftalarda gösterdigi peformans ile hizli bir yükselis icinde.

VfB Stuttgart U19 Takimi´na sezon basinda Karlsruher SC U19 Takimi´ndan transfer olan 1,78 metre boyundaki gencimiz, yeni takimina cabuk adapte olarak 18 macta toplam 7 gol kaydetmis ve 2 de asist yapmisti.

Gecen sezonun büyük bölümünü sakatliktan dolayi oynayamayarak geciren Öztürk, VfB Stuttgart´ta yepyeni bir sayfa acarak eski formuna gün gectikce daha cok yaklasmaya basladi.

U19 Takimi´ndaki basarisindan sonra, VfB Stuttgart PAF Takimi ile sezonun son macinda Almanya Ücüncü Ligi´nde forma giyerek bir ilki gerceklestiren orta saha oyuncumuz, sezon bitiminden sonra da cikisini devam ettirdi.

Bu dogrultuda Stuttgart´in Bundesliga´da mücadele eden profesyonel takiminin sezon sonundaki bir dostluk macinin kadrosuna dahil edilen Öztürk, gelecek icin kulübünün kendisi ile önemli planlari olduguna dair mesaj almis oldu.

Amatör ekip Ebersbach ile karsilasan VfB Stuttgart profesyonelleri ilk 11´de Öztürk Karatas ile basladi.

45 dakika sahada kalan Öztürk, daha ilk macinda VfB Stuttgart´i 1-0 öne geciren golü atarak, kendisine güvenenleri mahcup etmedi.

Orta sahanin hücuma yönelik her yerinde oyayabilecek yetenekte olan Öztürk, 10-1 VfB lehine biten mactan sonra cok mutlu oldugunu belirtirken, bundan bir kac gün sonraki diger bir macta daha forma giyeceginin bilincinde olarak, bu sanslari iyi kullanmaya calisacagini söyledi.

Dedigimiz ikinci macta VfB Stuttgart profesyonelleri ile yine amatör kulüp SC Ilsfeld karsisina cikan Öztürk, yine ilk 11´de sahaya cikti.

Ayni zamana Almanya A Milli Takimi´nin ve Stuttgart´in emektar kalecisi Jens Lehmann´in jübilesi mahiyetindeki macta 90 dakika boyunca sahada kalan Öztürk Karatas, 11-1 VfB lehine biten macta yine bir gol atarak, profesyonellerde daha simdiden kendinden söz ettirmeye basladi.

U17´den U19 Milli Takim´lara kadar toplam 11 kez Türkiye Genc Milli olan gencimiz, bu macarda toplam 2 gol kaydetti ve U17 Milli Takimi´miz ile 2008 yilinda U17 Avrupa Sampiyonasi´nda yari finale cikti.
Öztürk´ün gelecek sezon Stuttgart´in PAF Takimi´nda forma giymesi bekleniyor.

Fakat cikardigi yeni yildizlar ile taninan VfB Stuttgart´in gelecek sezon Bundesliga´daki sürpriz ismi Öztürk Karatas olursa kimse sasirmasin!

26 May 2010

Yeni Sezon Formaları: Barcelona 2010/2011

0 Yorum

Güle Güle Büyük Şef

5 Yorum
Bir sonraki sezonda Trabzonspor formasını giyip giymeyeceği merak konusu olan Rigobert Song ile yolların ayrıldığı açıklanmış. Kulüp genel saymanı Mahmut Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada Song ile çok güzel günler geçirdiklerini belirterek "Takımda bir ağabey olarak hizmet etti. Takıma önemli katkılar sağladı. Ancak misyonu doldu ve takımdan ayrılma zamanı gelmişti" şeklinde demeç vermiş..

Bir ara medyada da oldukça tartışılan kemik yaşını tam olarak bilemiyor olsam da resmi olarak gözüken 34 yaşına rağmen sahadaki duruşu, karizması, takıma verdiği cesareti ve atletik yapısının yanısıra saygı duyulası yetenekleriyle gerek Galatasaray' da gerekse bizdeki performansıyla her daim beğendiğim bir futbolcu olmuştu Song. Açıkçası bana kalsa kendisiyle bir sezon daha maç başı ücret karşılığında anlaşmayı düşünürdüm ancak aralarında ne tür detaylar konuşulduğunu bilmediğimiz için konu hakkında fazla da yorum yapmak istemiyorum..

Sonuçta bizde geçirdiği iki sezon boyunca ortaya koyduğun futbol, gösterdiğin profesyonellik, takıma kattığın sinerji ve kısacası her şey için teşekkürler sana Afrika Aslanı. Sırtında o kutsal formamız ile senin gibi bir futbol efsanesini sahalarda görmüş olmak bile benim açımdan gurur verici bir hatıra olarak kalacaktır ilelebet..

Kendisine önümüzdeki 2010 Dünya Kupası' nda Kamerun formasıyla başarılar dilerim. Yollarımızın ileride tekrardan kesişmesi dileğiyle, güle güle Büyük Şef..

Seni unutmayacağız..

23 May 2010

Dragan Mrdja Transferi Hakkında

6 Yorum
Pantelic'ti, Makukula'ydı derken Trabzonspor bir sürpriz daha mı yapıyor? Medyamızda yer alan haberlere göre, Vojvodina takımı oyuncusu Dragan Mrdja'nın, Trabzonspor'la sözleşme imzaladığı duyurulmuş oyuncunun kulübünün resmî web sayfasından. Peki bu haber doğru mu?

Haber, B92, Sportske, Sportal gibi bir kaç sırp spor portalına düşmüş durumda. Vojvodina'nın resmî web sitesinin alt kısmında Press diye bir bölüm var. Bu bölümde basına yansıyan Vojvodina haberleri yer alıyor. Haber, resmî sitenin haberi değil. Spor portallarının haberi... Vojvodina ile ilgili ulusal sırp medyasında çıkan bütün haberler bu kısımda görünüyor. Yani kısaca, haber resmî sitede yayınlanmış falan değil. Ülkemizde pek alışık olmadığımız üzere resmî sayfadaki bir bölümde, basından alıntılanmış bir şekilde yer alıyor. Henüz resmî bir transfer söz konusu değil. "La bu adam kim, sizin yapacağınız transfer..." şeklinde küfretmeden önce bilmemiz gerekiyor diye düşündüm.

Inter 2-0 Bayern Münih / Futbolsuz Final

6 Yorum
Son yıllarda izlediğim en berbat finaldi kuşkusuz. Benim nazarımda antipatinin doruklarında gezinen, her fırsatta kameralara oynayan ve her gittiği takımda önüne hiçbir teknik adama sunulmayan imkanlar verilerek adeta bir nevi mesih haline getirilen Mourinho' nun kazanmasını asla istemiyordum ama maalesef bir şekilde gene zafere ulaştı kibir küpü Portekizli teknik adam..

Şimdi bu yaklaşımımı dileyen kıskançlık ya da hazımsızlık olarak algılayabilir ama şu gezegendeki en değerli kupayı alan bir takımın grup maçları ve Barca' yı 3-1 yendikleri maç da dahil olmak üzere rakibini domine eden tek bir maç dahi oynamamış olması beni irrite ediyor doğrusu. İstisnasız hemen her maçta topla oynama oranı %30-35 sınırını geçmeyen bir takımın böylesi bir başarı elde ettiğini en son Yunanistan' ın Avrupa şampiyonu olduğu sene görmüştük sanırım. Kaldı ki o turnuva sonunda Mourinho' nun elindeki kadronun onda birine dahi sahip olmayan Otto Rehhagel adeta linç edilmişti dünya basını tarafından. Oysa şimdi görüyoruz ki aynı kösülük futbolun biraz daha hallicesini oynatan (böyle pahalı bir kadroyu zorlasanız da o Yunanistan kadar kötü oynayamaz zaten) Mourinho futbolun ilahı haline getiriliyor pervasızca..

Biz futbolseverlere ŞampiyonlarLigi tarihinin belki de en güdük finalini Porto' nun başındayken Monaco' yu 3-0 yenerek kazandıkları maçta yaşatan Mourinho, tam 6 yıl sonra köşe vuruşu dahi kazanamadığı ve maç boyunca gardını almış bir boksör edasıyla köşesinde kendisini savunduğu bir maçta, üzerine gelen rakibinin bıraktığı boşluklardan yararlanarak aradan salladığı iki aparkat ile Van Gaal karşısında kazanmayı bildi. Tabii ki futbolda saldırı kadar savunmanın da ne denli önemli olduğunu kabul ediyoruz mutlaka. Sonuçta bir tarafta Van Buyten ve Demichelis gibi ağır aksak iki stoper varken diğer tarafta Lucio ve Samuel vardı mesela. Bayern' in sol kanadında hologram misali takılan Badstuber denen faciaya hiç değinmiyorum bile..


İki takım arasındaki fark büyük ölçüde defans hattında ön plana çıkarken bu maçta ofansta da Bayern' in şanssızlığı ve özellikle Olic' in gününde olmayışı skora büyük ölçüde etki etti. Bir de üzerine Milito' nun muazzam performansı eklenince Inter adeta nokta atışlar ile maçı aldı götürdü. Robben' i sürekli olarak ikili perdelemeyle önlemeye çalışan Inter bunda alabildiğine başarılı olurken bu futbolcuya yoğunlaştığı anlarda zaman zaman defansında açıklar da verdi. Fakat iyi performansına karşın oyundan alınan Hamit' in mükemmel pasında kaleciyle karşı karşıya kalan Muller' in o net pozisyondan gol çıkaramayışı bana göre maçın kırılma anıydı..

Aslında maçın kırılma anlarından bir tanesi de ilk yarıda maç golsüz eşitlikle devam ederken Inter cezasahasının içerisinde oluşan karambolde Maicon' un açık bir şekilde elle oynamasına hakemin veremediği penaltıydı. Yarı finalin uzatma dakikalarında Barcelona' nın verilmeyen nizami golünden sonra bu pozisyonun da es geçilmiş olması Mourinho' yu hangi küresel güçlerin kolladığını düşündürtecek kadar da rahatsız ediciydi bence..

Nihayetinde futbolda netice önemli illa ki. Neticede Inter şampiyon, Mourinho ise en büyük! Fakat diğer yanda ise ben bir futbolseverim. Sonuca ve elde edilen başarıya saygı duyuyorum duymasına ama sevgi ve hayranlık duyamıyorum açıkçası. Hiçbir takımın da elindeki bunca imkana karşın bu şekilde futbol oynayarak şampiyon olmasını istemiyorum. Hele ki işin içine (bana göre) sistemli hakem hataları da eklenince iyiden iyiye rahatsız oluyorum. Bazı romantikler bu durumu futbolun postmodern gerçeklerinden biri olarak göstermeye çalışsa da bunu söylemekten imtina etmiyorum..

Bu arada Mourinho, bir sonraki sene büyük ölçüde Real Madrid' in başında olacak ve bence tam da hak ettiği yeri bulacak. Başarıyı parayla satın almaktan başka bir sisteme sahip olmayan bir takımın başına bu adamdan daha uygununu bulamazlardı zaten. Ancak şu da bir gerçek ki seneye La Liga' nın çehresi bir hayli değişecek. Orası kesin..

21 May 2010

Umut Bulut ile Üç Yıl Daha

13 Yorum
Trabzonspor kulübü asbaşkanı Hayrettin Hacısalihoğlu açıklamış bugün. Sezon sonunda kontratı sona eren Umut Bulut' un sözleşmesi 3 yıl süreyle uzatılmış..

Umut' un son vuruşlarındaki malum sorunlarını bilmeme ve bazı maçlarda beni çıldırtan aksiyonlara imza attığını kabul ediyor olmama rağmen gene de sevindiğim bir haber oldu açıkçası..

Her ne kadar bitiricilik konusunda bir takım eksiklikleri olsa da ligimizin yerli forvetleri arasında son derece istikrarlı oluşuyla, müthiş fizik gücüyle, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle ve o cesur yüreğiyle en azından kadroda tutulması gereken bir adam olduğunu her fırsatta savunmuşumdur..

Gerçi bu habere üzülecek ve hatta belki de lanet okuyacak bir çok Trabzonsporlu' nun varlığı da ortada maalesef. Zira onların da bir kısmının kendilerince haklı argümanları var illa ki. Fakat şu da bir gerçek ki, kendilerinin Umut' a duydukları antipati (kimi zaman nefret) bana göre Yönetim' in tam dört senedir şu takıma Umut' dan daha iyi bir santrfor getirememiş olmasından besleniyor aslında..

Ayrıca son zamanlarda gerek Rıdvan Dilmen, gerek Hakan Şükür, gerekse Sergen Yalçın gibi bol reyting alan yorumcuların Umut Bulut hakkında sarfetmiş oldukları olumlu yorumlarının da bu imzayı aceleye getirdiğini düşünüyorum ben kendi adıma..

Fazla uzatmadan, bir sonraki sezon kendisinin yerinde ya da yanında komple bir santrfor görebilmem umuduyla bu imzanın hem Umut hem de Trabzonspor adına hayırlı olmasını temenni ediyorum..

Tebrikler ve başarılar Umut..

Büyüdükçe Büyüleyenler / Winona Ryder

0 Yorum
Sene: 1988
Yaş: 17
Beetle Juice




Sene: 2009
Yaş: 38
Star Trek

19 May 2010

Trabzonspor 2009-2010 / Sezon Sonu Raporu

12 Yorum
Onur Recep Kıvrak (9/10) : Sezon başında Sylva ve Tolga’ nın arkasında üçüncü kaleci statüsündeyken şenol Hoca’ nın devre arasında takımın başına geçmesiyle bulduğu şansı mükemmel bir şekilde değerlendirerek Milli Takım’ a kadar yükselmeyi başardı. Bazı sert topları zaman zaman sektirmesi haricinde neredeyse hiçbir eksiği yok. Zamanla Avrupa’ nın dahi en önde gelen kalecilerinden bir tanesi olması muhtemel..

Tolga Zengin (5/10) : Kendisine yıllar boyunca ısrarla şans verilmesine rağmen bir türlü gelişim sağlayamadı. Yan toplarda hala son derece yetersiz ve cezasahası içerisinde alan hakimiyeti yok. Dolayısıyla bir sonraki sezon kalırsa kadrodaki Trabzonlu futbolcu kontenjanını doldurmaktan başka bir fonksiyonu olmayacağı kesin..

Tony Sylva (6/10) : Sezonun ilk yarısında vasat bir performans gösterdi. Şenol Hoca’ nın gelişinden sonra Onur’ un yedeğinde kaldı ve o günden bu yana kulübeden dışarı çıkamadı. Zaten bir sonraki sezon takımda olmayacak futbolcuları başında geliyor. Emeklerin için teşekkürler..

Serkan Balcı (8/10) : Gene müthiş bir sezon geçirdi. Gerek ortasahanın sağında, gerek önliberoda ve gerekse sağ bek mevkiinde görev aldığı her maçta vasatın çok üzerinde performans gösterirken istikrarlı görüntüsünü de hiç kaybetmedi. Takımın en hırslı ve özverili futbolcularının başında geliyor oluşu da cabası. Gelecek sezon ilkonbirde şans bulabilme ihtimali, sağbek mevkiinde ondan daha iyisini bulabilmemizle alakalı olacak gibi gözüküyor. Sonuçta mutlaka takımda olması gereken adamlardan biri..

Egemen (7/10) : Mevkiisinde zaman zaman yedek kalmış ve bazı maçlarda kritik kademe hataları yapmış olsa da bir çok maçta vasatın çok üzerinde bir oyun ortaya koyduğunu düşünüyorum. Takıma kattığı sinerji ve cesaretin yanısıra ileri çıkışlarda yapmış olduğu kritik kafa vuruşlarıyla da takımın önemli bir parçası haline geldiğini söyleyebiliriz..

Giray Kaçar (7/10) : Egemen ile neredeyse mükemmele yakın bir uyum yakaladı bu sezon. Hava toplarındaki hakimiyeti, konssantrasyonu vasatın üzerinde bir defans oyuncusu. Sürpriz gol vuruşlarının ötesinde topu oyuna sokma kabiliyeti de fena sayılmaz. Bir sonraki sezon takımda bulunması gereken adamlardan..

Rigobert Song (7/10) : Bu sezon birçok maçta yedek kalmış olsa bile liderlik vasıfları ve tecrübesiyle takıma çok büyük bir hava kattığını söylemek gerek. Bir sonraki sezon takımda kalıp kalmayacağı meçhul fakat yabancı statüsünde olmasa yangında ilk kurtarılacaklar arasında görürdüm kendisini. Şayet takımdan ayrılırsa seni unutmayacağız Büyük Şef. Böyle bir futbol efsanesinin formamızı ıslatmış olması bile benim açımdan büyük bir gururdur zaten..


Tayfun Cora (4/10) : Geçirdiği talihsiz sakatlık öncesinde gerek sağ bek gerekse stoper mevkiinde vasatı bir türlü aşamadı. İleri çıkışlarda yapmış olduğu isabetli ortaları iyi olsa da geriye dönüşlerde sorun yaşaması ve kolay çalım yemesi en önemli eksileri olarak göze çarpıyor. O da Tolga gibi kafaa kağıdının hatırına takımda istihdam edilenler arasında bulunuyor ne yazık ki..

Hrvoje Cale (5/10) : Takımın yabancı kontenjanını gereksiz bir şekilde işgal eden futbolculardan biri olduğunu düşünüyorum. Hemen her maçta rakip sağ kanat oyuncularının yıldızlaşmasına sebebiyet verdiği gerçeğinin yanında ofansif özelliklerinin neredeyse sıfır olduğunu söylemeye gerek yok. Hücuma çıkışlarda etkili ortalar yapamaması bir yana defansif açıdan da son derece güçsüz ve ağır kaldığı kesin. Sene boyunca en yumuşak karnızım olan bu bölgeye çok daha efektif bir oyuncu almak şart gözüküyor..

Ferhat Öztorun (5/10) : Onun da Cale' den pek bir artısı olmadığı gibi defansif açıdan daha bile zayıf olduğunu söyleyebilirim. Fakat ileri çıkışları diğer muadiline göre biraz daha etkili olsa da şampiyonluğıu hedefleyen bir takımda en fazla alternatif olabilir. O da yaşının genç oluşu ve gelişime açık bir futbolcu olması sebebiyle..

Ceyhun Gülselam (6/10) : Bu sene kendisinden beklenen performansı gösteremediğini düşünüyorum fakat ondaki potansiyelin varlığından da eminim kendi adıma. Genç yaşına rağmen ikili mücadelelerde kendisine büyük avantaj sağlayan fiziği, hava hakimiyeti, sert şutları ve hem stoper hem de ortasahada kullanılabilmesi sebebiyle takımda olması gerekenlerden bir tanesi de o..

Selçuk İnan (7/10) : Her zaman olduğu gibi ne vasatın çok üstüne ne de altına düştü bu sezon da Selçuk. İstikrarlı, sade ve faydalı futbolunu sürdürürken Colman ile de uyumlu bir ikili oluşturdular. Kendisinden çok daha iyi bir performans beklediğimizi de eklemek gerek tabii ki..

Sezer Badur (5/10) : Devre arasında transfer edildi fakat Sivas' daki performansının yanına dahi yaklaşamadı. Gene de bir sonraki sezonda yararlı bir alternatif olarak düşünülebilir kansındayım. Kısacası gitse de olur, kalsa da..

Burak Yılmaz (6/10) : Devre arasında takıma katıldıktan sonra en azından benim beklediğimden daha iyi bir performans ortaya koyduğunu itiraf etmem gerek. Güçlü fiziği ve sürpriz gollerinin yanısıra eski halinden daha hırslı oluşu bir sonraki sene en azından bir alternatif olarak takımda tutulmasını hak edecek nitelikte bana göre..


Gustavo Colman (8/10) : Takımda en iyi performans gösteren oyuncuların başında geldi bu sezon. Bir önceki seneden çok daha etkili, inisiyatif kullanabilen, soğukkanlı yapısıyla takımın hücum ve defans gücüne çok şey kattı. Oyunu iki yönlü oynayabilmesi, inanılmaz isabetli pasları ve her iki ayağıyla da çektiği etkili şutlarıyla Türkiye' nin en iyi yabancıları arasındaki yerini aldı bile..

Alanzinho (8/10) : Broos döneminde adeta futboldan soğutulmasına rağmen Şenol Hoca' nın gelişiyle resmen şaha kalkan oyunculardan biri oldu. Şu anda Türkiye' de topla en etkili ve süratli dripling yapan oyuncu konumunda. Oyunu dikine oynaması, defansları matkap gibi delebilme özelliği ve sol ayağıyla çıkardığı etkili şutlarıyla rakipler için durdurulması çok zor bir silah haline geldi. Seneye şampiyonluk yolundaki en büyük kozlarımızdan biri olması da cabası..

Engin Baytar (7/10) : O da Şenol Güneş ile dirilenlerden. Belki de ülkenin mental olarak en sorunlu futbolcusu durumundayken maç kazandıran ve sorumluluk alan futbolcu kıvamına geliverdi. Açıkçası her takımda en az bir tane olması gereken futbolcu tiplerinden. Paralize olmuş bir takımı dahi tek başına motive edebilen bir yapısı var. Rehabilitasyonuna sabırla devam edilerek takımda kesinlikle tutulmalı..

Ibrahima Yattara (5/10) : Onu değerlendirmeye gerek bile yok aslında. Sezona son derece istekli ve etkili başlamasına rağmen geçirdiği talihsiz sakatlık sonrasında başına gelen teşhis-tedavi skandalı sebebiyle sahalara ancak ligin sonunda dönebildi. Gene de sadece varlığıyla dahi takıma büyük sinerji ve moral katan unsurların başında geliyor. Bir sonraki sezon sağlıklı bir Yattara bu takımın en büyük transferi olur..

Drago Gabric (6/10) : Çok büyük ümitler beslediğim bir futbolcuydu fakat bilhassa fiziki açıdan kendisini bir türlü geliştiremedi. Kondisyon olarak yetersiz olması, var olan yeteneklerini bir çok maçta yansıtmasına engel oldu. Etkili sol ayağı ve oyun zekasıyla hala beğendiğim bir futbolcu olmasına rağmen gitmesi ya da kalması konusunda kararsızım açıkçası..


Barış Memiş (5/10) : Yıllardır gelecek vaadeden yetenekler arasında yer almaktan bir türlü kurtulamadı. Kendisine bir türlü şans verilmiyor oluşunu, o şansı hak edecek şekilde çalışmadığı şeklinde yorumluyor olsam da ben kendisinin en azından alternatif olarak tutulmasını ya da bir takıma kiralanması gerektiğini düşünüyorum..

Murat Tosun (5/10) : Devre arasında takıma katıldığı günden bu yana çok az sayıda şans bulmasına rağmen etkili fiziği, topu ayağında saklayabilme özelliğiyle vasat bir görüntü sergiledi. Denizlispor' a atmış olduğu harika golü ondan çok daha fazla şans bulan Teofilo' dan görememiştik mesela. Dolayısıyla bu futbolcunun da gitmesi ya da kalması halinde pek fazla hissedilmeyecek oyunculardan olduğunu söyleyebilirim..

Umut Bulut (7/10) : Trabzonspor taraftarını neredeyse ikiye bölen ve kuşkusuz en çok tartışılan adam. Kendisini beğenenlerin de beğenmeyenlerin de haklı bir takım argümanları olsa da gerçek olan şu ki, tam 4 yıldır kendisinden daha iyi bir santrfor edinememiş olmamız. Son vuruşlarda kimi zaman yaşadığı sorunlar baki olsa da rakip defansı inanılmaz yoruyor oluşu, hırsı, mücadelesi ve istikrarlı bir biçimde her sezon toplamda 15-20 gol arasında bir performans gösteriyor olduğu inkar edilemez. Yanına ya da yerine çok iyi bir santrfor alınması zorunluluğunu da ekleyerek takımda kesinlikle tutulması gereken adamlardan biri olduğunu düşünüyorum ben kendi adıma..

Teofilo Gutierrez (3/10) : Kurtulduğumuza adeta bayram ettiğim Gökhan' ın gidişinin ardından transfer edildiğinde öylesine büyük umutlar besleyerek sevinmiştim ki, kendisini yeterince izlemeden hakkında olumsuz eleştiri yapanlara sürekli karşı durmuştum. Fakat ne yazık ki, Trabzonspor tarihinin en büyük transfer fiyaskolarından biri olduğunu çok geçmeden fark ettim. Olumlu tek bir özelliğini göremediğim gibi eksiklerini saymakla bitmez herhalde. Sahada inanılmaz ağır ve hantal duruşu, dripling özelliği ve hava hakimiyetinin neredeyse sıfır oluşu bunlardan sadece birkaçı. Zorluk derecesi son derece düşük maçlarda dahi şans bulmasına rağmen bırakın gol atmayı etkili bir futbolunu da göremediğimiz gibi bir sonraki sezon için en ufak bir ışık dahi vermedi. Bir sonraki sezon şimdiye dek görülmemiş bir evrimleşme sürecine girer de en az 15-20 level birden atlamayı başarırsa beni utandırdığına çok memnun olabilirim belki ama bana göre kendisine teşekkür edilerek uğurlanmalı..


Dipnot:
Kalması gerekenler
Ortada olanlar
Gitmesi gerekenler

18 May 2010

Vokallerin Efendisi DIO Öldü

0 Yorum

Rainbow, Black Sabbath ve kısa süre de olsa Deep Purple gibi dev gruplarda da çalıştıktan sonra kendi adıyla kurduğu Dio' nun vokalistliğini yapan ve en son Sonisphere Festivali kapsamında Haziran ayında İnönü’ de son grubu Heaven and Hell ile sahne alacakken mide kanseri tedavisi sebebiyle konseri iptal edilen Ronnie James Dio 17 Mayıs 2010 tarihinde 67 yaşındayken yaşama veda etti..

Rainbow' dayken Temple Of The King, Black Sabbath' dayken Die Young, Dio' dayken ise Don't Talk to Strangers gibi muhteşem parçaları zihnimize kazıyan Ronnie' yi istesek de unutabilmek mümkün olmayacak sanırım. Yani Dio' yu unutsak bile şu parçaları ve daha nicelerini hafızalardan silebilmek sahiden de imkansız..


Ayrıca sadece o mükemmel sesiyle ya da sanatçı dehasıyla değil, duruşuyla, karizmasıyla, yardım konserlerine de iştirak eden karakteriyle hayattayken de efsane olan bir adamın öleceğinden emin olmasına rağmen son günlerinde nasıl da korkusuzca dimdik ayakta kalabildiğini şu görüntüleri izlediğimizde anlayabiliyoruz zaten. İşte yıkılmadan, ezilmeden, ayakta ölmek dedikleri şey bu olsa gerek..

Huzur içinde yat büyük üstad..

Seni unutmayacağız..

17 May 2010

Yeniden Anadolu İhtilali (FB 1-1 TS)

3 Yorum
Dün gece tam 26 yıl aradan sonra gene başrolünü Trabzonspor' un oynadığı ama kazananın bu kez Bursaspor olduğu bir başka Anadolu ihtilali daha gerçekleşti Türkiye' de. Bu ihtilal sadece Bursaspor' un kendi sahasında Beşiktaş' ı 2-1 yenerek şampiyon olmasıyla değil, aynı anda İstanbul' da oynanan maçta Trabzonspor' un lider Fenerbahçe ile 1-1 berabere kalmasıyla ortaya çıktı tabii ki. Ligin zirvesinde gerçekleşen bu deprem bir yana, üçüncülük mücadelesi veren G. Saray' ın da G.Birliği' ne 2-1 kaybetmesi, ligin son haftasında şiddetle galibiyete ihtiyaç duyan üç İstanbul takımının da kaderlerinin aynı olduğunu gösterir gibiydi..

Daha on gün önce Kupa finalinde Fenerbahçe' nin 27 yıllık kupa hasretine son vererek o hasreti 28 yıla uzatan Şenol Güneş' in Trabzonspor' u belki de en büyük darbeyi dün gece vurdu sarı lacivertli camiaya. Günlerdir ortalıkta pervasızca dolaşan "Kupayı verip, ligi aldılar" ya da "Trabzon nasılsa Fener' e yatar" kıvamındaki hezeyanlara inat, sadece kendi taraftarını değil maçı izleyen tüm futbolseverleri gururlandıracak ve bu ülkede herşeyin masabaşında dönmediğini, maçların sahada kazanılması gerektiğini hatırlatacak türden bir onur mücadelesi verdi dün gece Trabzonspor..

Maçtan önce skordan ziyade önemsediğim tek şey, Trabzonsporlu futbolcuların sahada arzulu, hırslı ve istekli bir futbol ortaya koymalarıydı zaten. Hatta futbolcuların jest ve mimiklerinde kendini belli edecek en ufak bir isteksizlik ya da Fenerbahçe' ye maçı bıraktıklarını hissettirecek en küçük bir ifade bile beni sadece Trabzonspor' dan değil, Türk futbolundan dahi soğutacaktı. Çünkü maçın hemen ardından etrafta söylenecek laflar ve ortaya atılacak dedikodular şimdiden belliydi. Zira Fenerbahçe ile aramızda “anlaşılmış” olan sözümona kupa - lig takası dışında üzerimize yapıştırılacak en aşağılık iftira, Trabzonspor' un kendisinden başka bir Anadolu takımının şampiyonluğunu asla istemeyeceği üzerine olacaktı. Zaten haftalardır fütursuzca ciddi ciddi dillendirildi de bu iddialar. Hatta Ankaragücü maçını önem açısından göklere çıkaran zihniyet, bizimle oynanacak son maçı çantada keklik olarak göstermekten çekinmedi bile. Oysa dün gece Kadıköy' de aslanlar gibi gururla mücadele veren Trabzonspor bu çirkin iddiaları da sahiplerine teker teker yutturdu. Her birinin suratlarına tokat gibi çarptırdı. En son 26 yıl önce kendisinin gerçekleştirdiği devrimin bir benzerini Bursaspor' un da yapabilmesinde birincil etken oldu. Hiçbir hesap yapmadan, herhangi bir kirli senaryoya prim vermeden sadece sahada futbol oynayarak yaptı bunu Trabzonspor..

Daha maçın hemen başlarında cezasahasının önünde bir anda boş kalan Alex' in Onur' dan dönen şutunu tamamlayan Guiza ile öne geçen F. Bahçe için işler tam da istedikleri gibi gidiyordu oysa ki. Fakat hızlı kullanılan bir serbest atış sonrasında Colman' ın pasını orta şut karışımı bir vuruşla kaleye gönderen Burak' ın golü her şeyi değiştiriverdi. Bu gollerden sonra ilk yarıda her iki takımın da müthiş tempolu mücadelesini izledik keyifle. Trabzonspor' da Serkan, Giray ve Egemen muazzam bir savunma örneği gösterirken gene Cale' nin savunmaya çalıştığı sol kanadı kullandı genellikle Fenerbahçe. Kalede Onur ise bir çok kez olduğu gibi gene devleşti. Her şey bir yana gerçekten de çok büyük bir kaleci kazandı Türk futbolu..

Ortasahada Selçuk, Colman ve Engin üçlüsü gerek top kullanmada gerekse defansif açıdan müthiş bir tempo ile oynadılar. Öte yandan Alanzinho ve Burak kupa maçında gösterdikleri performansı gösterememiş olsalar da zaman zaman bunaltan Fenerbahçe ataklarında defanslarına yardım etmekten geri kalmadılar. Umut ise tek bir gol pozisyonuna dahi giremediği maçta rakip stoperlere uyguladığı baskı ve defansına verdiği destek açısından verimliydi. Sonradan oyuna giren Ceyhun vasatı aşamazken Murat Tosun istekli bir görüntü çizdi ve hakem Yunus Yıldırım’ ın adeta sarı kart göstermemeye yemin ettiği Bilica’ ya bir de kart yedirdi. Maçın son dakikalarında oyuna giren Yattara ise neredeyse topla dahi buluşamadan maç bitiverdi. Maçın son dakikaları inanılmaz bir heyecan içinde Fenerbahçe’ nin yoğun baskısı altında geçerken özellikle Alex ve Guiza’ nın girdiği gol pozisyonlarında gerek defans gerekse Onur o gole izin vermedi..

Fakat bu maçta Fenerbahçe’ nin yaşadığı trajedi bir yana asıl ilginç olay, maç sonrasında Fenerbahçe tribünlerinde cereyan eden yanlış haber neticesinde tüm Saraçoğlu tribünlerinin şampiyonluğu kutlama görüntüleriydi şüphesiz. Yani 80 li yıllarda olsa anlarım anlamasına da neredeyse herkesin cebinde internet ile dolaştığı bir ortamda böylesine enteresan bir durum nasıl gelişebilir, aklım almıyor doğrusu. Herhalde dünya üzerinde iki rakip takımın iki farklı şehirde aynı anda şampiyonluğu kutladığı bir başka gece olmamıştır daha önce. Gerçekten de bu trajikomik olayın hafızalarda en az Bursaspor’ un şampiyon oluşu kadar iz bırakacağı ve her türlü platformda malzeme edileceği kesin gibi gözüküyor..

Bursaspor’ a gelince. Zaten bana göre ülkedeki en mükemmel hücum hattına sahip oldukları gerçeğiyle dahi şampiyonluğu hak eden bir tarafları vardı aslında. Ozan, Sercan, Volkan, Turgay gibi son derece etkili hücumcularının haricinde mütevazi sayılabilecek bir kadro ve ne yaptığını bilen (kendisine çok da fazla sempati duymuyor olsam da) zeki bir teknik adam ile elde ettikleri bu büyük başarıdan dolayı kendilerini yürekten tebrik ederim. Ayrıca şampiyon olabilmek için büyük takımları da yenmek gerektiği gerçeğini bize tekrardan hatırlatmış oldu Bursaspor bu görkemli zaferiyle. Her şey bir yana çok büyük iş çıkardılar gerçekten de. Türk futbolunun sadece İstanbul takımlarından ibaret olmadığını Trabzonspor’ dan sonra bir kez daha ispatladılar..

Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’ nde ve Süper Lig' de kendilerine başarılar dilerim. Uğurlar olsun..

16 May 2010

Onur'umuzla...

16 Yorum
Kupayı Trabzona verdiler, Ligi de Fener alacak, Sadri Şener şöyle dedi, Sadri Şener böyle dedi, Anlaştılar, Şampiyon Fener. Bunu diyenler şunu hep unuttular: Trabzonspor Trabzonspor olduysa, İstanbul takımlarıyla sevişerek değil, onlara karşı savaşarak oldu! Bugün tüm Türkiye, Bursasporlularla beraber bu çocukları alkışlasın. Haklarındaki her türlü spekülasyonu çöpe attılar. Bursaspor'un tarih yazarken kullandıkları kalemin mürekkebi oldular.

Ve kim ne derse desin... İntikam soğuk yenen bir yemektir. 1996'nın 5 Mayısında türlü oyunlarla Trabzonspor'un elinden alınan şampiyonluğun rövanşıdır bu sezon. Önce Türkiye Kupası, şimdi de Türkiye Ligi Şampiyonluğu'nu Fenerbahçe'nin ellerinden söküp aldı Trabzonspor... Tebrikler Bursaspor, Tebrikler Trabzonspor, Tebrikler Onur! Anadolu şahlanıyor, ağabeyinin önderliğinde!...

15 May 2010

Erduan Adili Avrupa´nin En Genc Golcüsü !

0 Yorum
Isvicre Birinci Lig Kulübü Grasshopper Club Zürich´te forma giyen 1994 dogumlu Türk futbolcu Erduan Adili, bugün attigi gol ile tarih yazdi.

Normalde kulübünün U16 ve U18 Takimlari´nda forma giyen 1994 dogumlu hücuma dönük orta saha oyuncusu, Grasshopper´in bugünkü Birinci Lig maci icin profesyonel kadroya alindi.

Grasshopper Zürich´in deplasmanda FC Aarau ile karsilastigi ve 3-1 önde götürdügü karsilasmada dakikalar 76´yi gösterirken, teknik direktör Ciriaco Sforza, Erduan´i oyuna dahil etti.

Oyuna girdikten 9 dakika sonra sol taraftan gelen ortayi gögüsüyle düzeltip, sag ayagi ile voley olarak bekletmeden vuran yetenekli gencimiz, topu kalecinin uzanamayacagi sol köseye göndererek durumu 4-1 yapti.

15 yas ve 286 günle Isvicre´de günün konusu olan 1,65 metre boyundaki Erduan, böylece sadece Isvicre´nin degil, Avrupa´nin söz sahibi liglerinin gelmis gecmis en genc gol atan futbolcusu oldu.

Sadece 70 seneyi geckin zaman önce AS Roma adina Serie A´da gol kaydeden Italyan Amadeo Amadei, Erduan Adili´den 2 gün daha gencti.

4 sene önce Almanya Bundesliga´da 1988 dogumlu A Milli oyuncumuz Nuri Sahin 17 yas ve 82 günle Almanya´nin ligde en genc gol atan futbolcusu olmustu.

Ingiltere Premier League´de ise 1988 dogumlu Everton´lu James Vaughn ligin en genc golcüsü oldugunda, dünyamizda 16 yas ve 271 gün gecirmisti.

Ayni zamanda Isvicre U16 Milli Takimi´nin da formasini giyen Erduan´in ailesi eski Yugoslavya´nin Türk azinligina mensup ve yillar önce Isvicre´ye göc etmis.

Babasi Musa, annesi Avidan ve iki ablasi Nuran ile Nalan ile birlikte Zürih´te yasayan Erduan, gelecekte Türk Milli Takimi´nda oynamak istedigini belirtti.

Attigi golden sonra yere yigilan ve göz yaslarina bogulan gencimizin gelecekte kendinden cok söz ettirecegi kesin.

14 May 2010

Vederson Trabzon' a İlaç Olur

13 Yorum
Son zamanlarda sıklıkla konuşulan bir mevzuu olsa gerek, sezon sonunda sözleşmesi sona erecek olan Fenerbahçeli Vederson’ un Trabzonspor’ a transfer edilme olasılığı. Fenerbahçeli ya da Trabzonsporlu taraftarların bu transfer ile ilgili görüşleri nedir bilemem ama kendi adıma Vederson’ un Trabzonspor’ a son derece faydalı olabileceğini düşünüyorum doğrusu..

Önümüzdeki temmuz ayında 29 yaşına girecek olsa da yaşını pek fazla göstermeyen fiziki özelliği, atletik yapısı, sürati, gücü, son derece sert ve etkili şutlarının yanısıra yerli statüsünde oynuyor oluşuyla Trabzonspor’ a büyük bir güç katacağından eminim ben. Tabii ki bunca artı özelliklerinin yanında bazı eksileri de yok değil. Mesela sağ ayağını neredeyse hiç kullanamayan bir oyuncu Vederson. Kimi zaman geri gelişlerde sorun yaşadığını ve agresif yapısı sebebiyle kart görmeye müsait bir futbolcu olduğunu da biliyoruz. Fakat gene de elimizdeki Cale ve Ferhat ile kıyaslandığında çok daha faydalı olacağı ortada..

Zira Cale’ de neredeyse hiç olmayan hız, güç, kondisyon gibi fiziki özellikler kendisinde fazlasıyla var. İleri çıkışları, orta ve şutları da Cale ile kıyaslanamayacak kadar iyi.Üstelik yerli statüsünde oluşu da cabası. Diğer alternatif genç Ferhat ile kıyaslamıyorum bile..

Sonuçta bu transfer biterse hem Fenerbahçe’ de düzenli olarak forma şansı bulamayan Vederson hem de Trabzonspor kazançlı çıkacaktır. Umarım bir aksilik yaşanmaz ve her ne kadar sonradan uydurduğu şu ön ismine inceden ayar olsam da Vederson’ u bir sonraki sezonda Trabzonspor formasıyla izleme şansına erişiriz..

Ayrıca Vederson haricinde bu bölgeye bir başka alternatif olarak da Denizlispor' dan Çağlar düşünülebilir. Aynı zamanda Trabzonlu da olan bu futbolcunun 25 yaşında oluşu ve Vederson ile benzer artılara sahip olması da dikkat çekici. Kısacası yeni sezon öncesinde bu mevkiiye kaliteli bir transfer yapılması elzem duruyor, orası kesin..

Hayırlısı bakalım..

12 May 2010

Yeni Tomas Jun

7 Yorum
Resimdeki ninemiz Kolombiya'dan. Yabancımız değil, Bize Her Yer Trabzon mottosunun Kolombiya konsolosu gibi duran bu nine Teofilo'nun büyükannesi. Forması da yakışmış doğrusu. Umuyorum ki o kazanda bir çeşit büyü hazırlıyor olsun. Torununun bir golden daha çok bir çeşit büyüye, onu hızlandıracak ve Türkiye'ye uyum sağlamasına yarayacak bir büyüye ihtiyacı var. Ya da bunların tersi için bir çeşit büyü yapılmış da o büyünün bozulmasına... Teofilo'nun sabırdan çok daha fazla şeylere ihtiyacı var. Yeni Tomas Jun'umuz... Bunu söylemek istemezdim söylemek istemediğim halde ağzımdan kaçan o kadar çok gerçek var ki...

11 May 2010

Trabzonspor 2-1 Denizlispor (Maksat Spor Olsun)

8 Yorum

Dün akşam Atatürk Olimpiyat Stadyumu’ nda, ligden düşmesi haftalar önce kesinleşen Denizlispor ile Türkiye Kupası’ nı kazandıktan sonra bir nevi erken tatil havasına giren Trabzonspor karşılaştı. Maçın pek bir önemi yoktu belki ama Kupa Beyi Trabzonspor İstanbul’ a gelmiş ve kendi evinde (fikstür olarak da) oynayacaktı. Bizler de ayağımıza kadar gelmiş bu harika fırsatı değerlendirerek tribünlerdeki yerimizi aldık tabii ki. Benim tahminime göre 20-25 bin civarında bir izleyici kitlesi vardı dün akşam tribünlerde. Pazartesi günü oynanan ve herhangi bir önem arz etmeyen bir maç için hayli tatminkar bir kalabalık olduğunu söylemek gerek doğrusu..

Şenol Hoca’ nın sahaya süreceği kadrodan ziyade hemen herkesi asıl heyecanlandıran olay, Yattara’ nın aylar sonra ilk kez sahne alacak olmasıydı illa ki. Kalede Tolga, hemen önünde Serkan, Giray, Egemen ve Ferhat’ dan kurulu bir defans kurgusu vardı. Ortasahada Ceyhun, Sezer ve Colman görev yaparken hemen önlerinde Alanzinho ile Yattara sürekli olarak yer değiştirerek oynarken forvette Umut’ a da destek verdiler..

Defansa maç boyunca çok da fazla iş düşmezken Serkan ve Egemen vasattılar. Giray köşe vuruşundan gelen topa yükselerek attığı gol dışında defansta da sağlam bir görüntü verirken sol kanatta Ferhat ne hücumda ne de defansta herhangi bir varlık gösteremedi. Ben açıkçası geçen süre zarfında bu futbolcuda herhangi bir gelişim gözlemleyemedim maalesef. Sanırım bir sonraki sezonda da pek fazla etkili olamayacak gibi gözüküyor..

Ortasahada Ceyhun, defans ile köprü olabilme vazifesini elinden geldiğince başarıyla kotardı. Her ne kadar top kullanma konusunda hala ciddi sıkıntıları olsa da ikili mücadelelerde fiziğini çok iyi kullanıyor oluşu takım için büyük avantaj. Ancak aynı şeyleri Sezer için söylemek hayli güç. Sezer’ in şu kadro yapısında vasat bir alternatif olabilmekten fazlaca bir fonksiyonu olabileceğini asla düşünmüyorum. Colman ise her zamanki gibi sakin, şuurlu ve zekiydi. Oyunu gene mükemmel yönetti ve inanılmaz kontra toplar atarak pozisyonlar yarattı. Gerçekten de gün geçtikçe daha bir keyif veriyor Colman’ ı izlemek..


Hücum hattında ise Alanzinho pek iştahlı değildi dün. Umut’ un değerlendiremediği mükemmel asistinin dışında pek fazla ortalarda gözükmedi. İlk yarının sonlarına doğru ayağına aldığı darbe sonrasında ikinci yarının hemen başında yerini Murat Tosun’ a bıraktı zaten. O Murat Tosun ise kendisinden çok daha fazla şans bulmasına rağmen hala gol atmayı başaramayan Teofilo’ ya nazire yaparcasına cezasahası dışından jeneriklik bir gol attı Denizlispor kalesine. Yattara ise aylar sonra dönmesine ve onca maç eksiğine rağmen en azından benim beklediğimin üzerinde bir performans gösterdi doğrusu. İlk yarıda iki net pozisyona girerken, ikinci yarıda ise Teofilo’ nun değerlendiremediği mükemmel bir asiste imza attı. Umut ise bildiğimiz gibi. Gol hariç her şeyi fazlasıyla yaptı gene. Özellikle ilk yarıda iki net pozisyondan yararlanamadı. Fakat her ne olursa olsun, ikinci pozisyondan sonra tribünlerden gelen yuhalama tepkisi son derece yakışıksız ve mantıksızdı. Yahu bu adam daha birkaç gün önce kupayı bize getiren golü atmış. Kıtıbiyöz bir maçta kaçırdığı golden sonra elindeki yegane forvet hangi akla hizmet yuhalanır, anlamak mümkün değil. Kaldı ki bir hafta sonra İstanbul’da Fenerbahçe’ ye karşı son derece kritik bir maça çıkacak bu adam..

Son bir paragraf da 56 ncı dakikada Sezer’ in yerine giren Teofilo’ ya açmam gerek. Bundan önceki yazılarımda da bu futbolcunun tarihimizdeki en büyük fiyaskolardan bir tanesi olduğunu öngören cümleler sarf etmiştim. Şimdi artık neredeyse tam olarak emin oldum ki, şu ana dek Trabzonspor formasıyla görmüş olduğum en kötü forvet bu adam. Bir futbolcu kötü oynayabilir, formsuz ya da moralsiz de olabilir fakat bu derece silik, ruhsuz, cansız, hantal ve etkisiz olamaz. Sahaya yansıtılmış bir hologramdan farkı yok neredeyse. Önüne atılan hiçbir topa yetişemediği gibi ikili mücadelede geçebildiği tek bir rakip dahi göremedim henüz. Hava hakimiyeti zaten sıfır; onu biliyoruz. Tek bir meziyeti olduğunu düşündüğüm top saklama konusunda da son derece yetersiz. Ayağına gelen her toptan bir an önce kurtulup kıçını cezasahasının en tenha köşesine gizlemekten başka bir halt yapmadı dün gene. Dripling kabiliyeti sıradan bir stoperinkinden bile zayıf. Hele ki hız? Bırakın bir forveti, düzenli antrenman yapan herhangi bir vatandaşın dahi bu derece ağır olabilmesini benim aklım almıyor. İnanılır gibi değil. Çıplak gözle izlerken bağıra çağıra giden 3,5 milyon dolara daha bir kan ağlıyor insan..

Neyse; Teofilo' dan bahsederken gene sinire kesiverdim sanırım. Yönetim ve Şenol Hoca' dan bir sonraki sezon için en büyük beklentim gerçek bir santrfor alınması üzerine olacak. Aslında her yazımın altına bu notu düşmem lazım artık. Zira en büyük, en hayati ihtiyacımız bu gerçekten de. Zaten iki senedir şampiyonluğu kazanamıyor ve yarıştan kopuyor oluşumuzun da asıl sebebi bu. Ama artık yeter yahu. Bari bu sefer yapın şu transferi..

Barış Odabaş ilk Profesyonel Macinda !

0 Yorum
Almanya Ücüncü Ligi´nde bugün oynanan son hafta maclarinda Borussia Dortmund PAF Takimi, Holstein Kiel deplasmanina gitti.
Ligden düsmesi daha önceden kesinlesen Dortmund 3-1 geriye düstügü macta, 76´inci dakikada 1988 dogumlu Türk oyun kurcu Mehmet Boztepe ile durumu 3-2 yapti.
Bundan 4 dakika sonra Mehmet Boztepe´nin düsürülmesi ile kazanilan penaltiyi gole ceviren Dortmund´lu Hünemeier skoru 3-3 yapti.
Fakat son dakikada bir gol daha yiyen Dortmund gencleri 3´üncü Lige 4-3´lük maglubiyet ile veda etti.Oyuncmuz Mehmet Boztepe ligi toplam 15 macta 4 gol ve 5 asist ile tamamlarken özellikle son 6 haftadaki performansi ile göz doldurdu (toplam 3 gol ve 3 asist).

Bu Lig´de oynanan diger bir karsilasmada ise Kickers Offenbach evinde karsilastigi Bayern Münih PAF Takimi´ni 4-1 maglup etti.
Gelecek sezonu da Almanya Ücüncü Ligi´nde gecirecek olan iki takimin karsilasmasinda gülen tarafin bir golü 1988 dogumlu Türk forvet Tufan Tosunoglu´dan gelirken, diger bir golü de yine 1988 dogumlu diger Türk forvet Ugur Albayrak kaydetti.
Aylar süren uzun bir sakatlik döneminden yeni cikan Tufan Tosunoglu, yeni yeni forma giymeye basladigi Offenbach´ta böylece gecen hafta sonundan sonra yine topu aglarla bulusturmayi basarirken, ligde toplamda 2´inci golünü atmis oldu.Ikinci yarida oyuna giren Ugur Abayrak ise bu sezon ilk golünü atti.
Bayern Münih PAF Takimi´nda Ümit Milli forvetimiz Deniz Yilmaz da 90 dakika boyunca sahada ter döktü.
Deniz Yilmaz ligi toplam 13 gol ve 5 asistle tamamlarken, Bayern PAF Takimi´nin bu sezon en golcü futbolcusu oldu.
Bu oyuncularin performansi disinda iki takimda da Avrupa´daki Türk futbol yetenekleri adina iki önemli gelisme daha yasandi.Bayern PAF Takimi´nda 56´inci dakikada 1992 dogumlu Türk defans oyuncusu Cüneyt Köz oyuna dahil olmasi, oyuncumuzun Almanya Ücüncü Ligi´ndeki ilk dakikalarini yasamasi anlamina geldi.
Cüneyt Köz bu sezon Bayern Münih U19 Takimi ile Almanya U19 Ligi´nde simdiye kadar toplam 19 karsilasmada foma giydi.
Ayni sekilde uzun süredir Hessen eyaleti kulübü Kickers Offenbach Profesyonel Takimi ile antremanlara cikan 1991 dogumlu Türk orta saha oyuncusu Baris Odabas da 65´inci dakikada oyuna girerek, kendi adina ilk Ücüncü Lig dakikalarini yasamis oldu.
Baris da bu sezon Kickers Offenbach´in ya U19 Takimi´nda, ya da PAF Takimi´nda forma giyiyor, attigi goller ve yaptigi asistler ile kedinden cok söz ettiriyordu.
Bölgesinde kendi yas grubunun en yetenekli Türk futbolcularindan biri olarak gösterilen Baris Odabas, mactan sonra yaptigi aciklamada cok heycanlandigini ama elinden gelen mücadeleyi gösterdigine inandigini kaydetti.
Baris´in gelecek sezon Offenbach´in büyük kozlarindan biri olmasi bekleniyor.

Diger yandan Almanya Birinci Ligi Bundeslig´ya Ikinci Lig´de sampiyon olarak yüksekelen FC Kaiserslautern ´in PAF Takimi deplasmanda Wormatia Worms´u 3-1 maglup ederken, Kaiserslautern´in bir golü gecen sezonun Avrupa PAF Takim´lari Türk gol krali Alper Akcam´dan geldi.
Sezon basinda Kasiserslautern ile profesyonel sözlesme imzalayan 1987 dogumlu forvetimiz böylece bu sezonki toplam 9´uncu golünü kaydetmis oldu.
Alper Akcam gecen sezon www.yetenekliturkfutbolcu.de.tl sayfasi tarafindan dagitilan ödülü, Kaiserslautern Spor Direktörü, eski Alman Milli futbolcu ve ayni zamanda eski Besiktasli oyuncu Stefan Kuntz´un elinden almisti.

Almanya U17 Ligi´nde ise Eintracht Frankfurt U17 Takimi evinde FC Kaiserslautern U17 Takimi´ni 2-1 maglup ederken, Frankfurt´un galibiyet golü 1993 dogumlu U17 Milli forvetmiz Okan Derici´den geldi.
Bir kac gün sonra U17 Milli Takimi´miz ile Liechtenstein´da düzenlenecek U17 Avrupa Sampiyonasi´na katilacak olan Okan Derici, ligde toplam 9´uncu golünü kaydetmis oldu.

10 May 2010

Kadıköy' de Teslim Olmayın Yeter!

13 Yorum

Tam bir ay önce kendimce yürüttüğüm bir mantık çerçevesinde şampiyonun ancak son hafta belli olabileceğini öngören bir yazı yazmış, hatta o yazıda son hafta ortaya çıkması muhtemel sıralamayı da yapmıştım. Ligin bitimine sadece bir hafta kala önümüzde görüntülenen tabloya baktığımızda şüphelerimde haklı çıktığımı ve şampiyonluk düğümünü çözecek maçlardan en önemlisine çıkacak takımın Trabzonspor olduğunu görüyoruz. Kaldı ki sadece birkaç gün önce Türkiye Kupası Finali' nde mükemmel bir futbol eşliğinde yendiğimiz Fenerbahçe ile oynayack olmamız da cabası. Hal böyle olunca biribirinden farklı komplo teorileri de ortalıkta dolaşmaya başladı maalesef..

Her şeyden önce, şimdi bunca hengamenin ortasında kabak gene Trabzonspor’ un başına patlamazsa iyidir. Sonuçta kupa şampiyonluğunu kazanmış ve günlerdir sağda solda kutlamalar yapan bir takım Trabzonspor. Yani futbolcular kafaca ligi neredeyse bitirmişler gibi gözüküyor. Tabii ki kalkıp Fenerbahçe’ ye göz göre göre teslim olacak değiller fakat şu da bir gerçek ki, kupa maçındaki o müthiş motivasyon bu kez aynı şiddette ol(a)mayacak. Dolayısıyla bu şartlarda Fenerbahçe’ nin bizi Kadıköy’ de yenmesi halinde ortaya saçılacak onlarca dedikoduyu şimdiden hayal ediyor gibiyim..

Kimisi kalkıp “Kupayı alınca, ligi de verdiler tabii ki” gibisinden deli saçması bir teori ortaya atacak, kimisiyse “Trabzonspor kendisinden başka bir Anadolu takımının şampiyon olmasını istemiyor” martavalını sıkacaktır. Bu türden safsatalara mahal bırakmamak için Trabzonspor’ un yapması gereken en önemli şey, sonuç ne olursa olsun sahada sonuna dek savaşmak olmalıdır. Hırsından, arzusundan, inancından asla taviz vermemelidir..

Ayrıca bir takım medya tarafından anlamsızca körüklenen "5 Mayıs' ın intikamı" ajitasyonunun da bu maçı amacından saptırarak sportif alanın dışına çekiyor olmasını ibretle takip ediyoruz. Bir kere o maçın rövanşı ya da intikamını alabilmek için Kadıköy' de Fenerbahçe' yi yenip şampiyonluktan ederek o kupayı bizim kaldırmamız gerekir ancak. Hele ki 14 yıl önce intihar eden iki renkdaşımızın acısını, (bırakın Fenerbahçe' yi yenmeyi) Devler Ligi' ni kazanmakla dahi unutturamayacağımız gerçeği ortadayken, bu türden söylemlerin anlamsızlığı ve özellikle genç taraftarlar üzerinde yaratabileceği son derece büyük tehlikeler içeren etkisi tüm açıklığıyla ortaya çıkıyor ne yazık ki..


Ancak bir çok kişinin gör(e)mediği somut bir gerçek de şu ki; ezeli bir rekabetin olması ya da dünyadaki bilmem kaçıncı derbi niteliğinde sayılması bir yana Fenerbahçe bu sezonu şampiyon olarak tamamlarsa en büyük "yardımı" Galatasaray’ dan görmüş olacak aslında. Zira Fenerbahçe ile şampiyonluk mücadelesi veren Bursaspor’ a çok kritik bir dönemde 2 puan, yarıştan erken kopan Beşiktaş’ a ise toplamda 5 puan kaybı yaşatırlarken Fenerbahçe’ ye iki maçta da yenilerek 6 puan kazandırdı sarı kırmızılılar. Bir de üzerine geçtiğimiz hafta kendi sahalarında Antalyaspor’ a yenilerek hemen gerisinde bulunan Beşiktaş’ ı lig üçüncülüğü açısından heveslendirdiler. Ne tesadüftür ki aynı Beşiktaş son hafta Fenerbahçe’ nin şampiyonluk yarışındaki tek rakibi Bursaspor ile karşılaşacak..

Ortada böylesi çetrefil bir tablo varken bir futbolsever olarak en büyük temennim kazanan her kim olursa olsun kaybedecek olanların onurlu ve erdemli bir şekilde mücadele etmeleri gereği üzerinedir. Özellikle Trabzonspor’ a burada çok önemli bir iş düştüğü kesin. Herkesin havadan nem kaptığı şu ortamda kimselere malzeme vermeyecek bir şekilde savaşmalarını istiyorum kendi adıma. Bırakın topyekün takımı, tek bir futbolcumuzun dahi Kadıköy’ de isteksiz ve yüreksiz bir futbol ortaya koyduğuna tanık olursam benim gözümde sadece Trabzonspor değil, Türk Futbolu da bütün değerini yitiriveririr..

Kısacası bir futbolsever olarak bu hafta sonundan beklentim şundan ibaret..

"Bursaspor' u şampiyon yapmak için değil, Fenerbahçe' yi yenmek için oynayın"

Şampiyonluğu sahanın dışında değil, içerisinde hak edenin kazanması dileğiyle..

7 May 2010

Büyüdükçe Büyüleyenler / Jodie Foster

6 Yorum
Sene: 1972
Yaş: 10
Bonanza (TRT Dizilerinden)



Sene: 1976
Yaş: 14
Taxi Driver



Sene: 2007
Yaş: 45
The Brave One

Burakcan Kunt Profesyonellerde !

0 Yorum
Almanya´da MSV Duisburg altyapisinda yetisen onlarca Türk yetenekten biri olan 1992 dogumlu orta saha oyuncumuz Burakcan Kunt, özellikle son haftalardaki performansi ile kendinden cok söz ettiriyor.
MSV Dusiburg U17 Takimi ile gecen sezon toplam 25 lig macinda 12 gol atan ve 7 asist yapan 1,84m boyundaki gencimiz, www.yetenekliturkfutbolcu.de.tl tarafindan dagitilan özel ödüllerinden birini Avrupa U17 Lig´leri Türk Gol Krali unvani altinda almisti.

Attigi 12 gol ile kulübünün de gittikce ilgisini ceken Burakcan, bu sezondan itibaren yasindan dolayi ciktigi U19 Takimi´nda da aninda ilk 11 futbolcusu olmus ve U19´daki yeni antrenörünün gözüne girmisti.

Sezonun ilk yarisinda antrenörü tarafindan alisik olmadigi ön libero mevkiinde oynatilan yetenekli gencimiz, bu yüzden gol sayisi bakimindan gecen sezonun gerisinde kalmisti.
Ligin ikinci yarisi itibari ile antrenörü Burakcan´i eski pozisyonu olan ofansif orta sahaya cekince, hem Burkacan´in takima katkisi daha fazla oldu, hem de Duisburg U19 Takimi daha basarili sonuclar almaya basaladi.

Simdiye kadar U19 Takimi´nda toplam 19 macta 3 gol ve 5 asist yapan Köln dogumlu gencimiz, Duisburg A Takimi teknik direktörü Milan Sasic´in de dikkatini cekmis olmali ki, son iki haftadir A Takim´in Almanya Ikinci Ligi´ndeki maclarina, hem de ilk onbirde baslayarak cikiyor.
SC Paderborn ile oynanan ev macinda ilk onbirde oynayan Burkacan, ilk yarida göz doldururken, yedigi sari karttan sonra antrenörü tarafindan riske edilmemek icin ikinci yarida oyuna girmedi.

Bu macta cok heycanli oldugunu beliren Burakcan, ayrica ilginc de bir ani yasadigini söyledi.
Rakip takimin 1983 dogumlu eski Türkiye Ümit Milli forvetimiz Mahir Saglik ile sikca karsi karsiya gelen Burakcan´a Mahir Almanca birseyler söyleyince, Burakcan "Ben Türk´üm, benimle Türkce konusabilirsin" demis. Mahir bunun üzerine cok sasirmis ve hafiften bir sevinc tebessümü ile Türkce olarak bundan mutluk duydugunu belirtmis.

Bu mactan sonra gelen ve yine Duisburg´da oynanan Karlsruher SC macinda da ilk onbirde baslayan Burkacan Kunt, bu sefer 54 dakika sahahda kalarak daha 18 yasinda olmamasina ragmen tecrübeli bir futbolcu görüntüsü ile herkesin begenisini topladi.
Burakcan Kunt zaten uzun zamandir profesyoneller ile beraber antremanlara cikiyor ve A Takim´da yer almak icin gün sayiyordu.
Hayallerini süsleyen profesyonel futbola ilk adimlarini atatan yetenekli gencimiz bundan sonra yeni hedefler kovalayacak.

Chelsea London altyapisinda forma giyen Ümit Milli futbolcumuz Gökhan Töre ile cocukluk arkadasi olan ve ayni onun gibi aslen Samsun´lu olan gelecek vaad eden futbolcumuz, yine ayni Gökhan gibi Milli Takimimiz´da oynayacagi günü iple cektigini ve en yakin zamanda milli davet bekledigini belirtiyor.
Alman yetkililerin Burakcan´a Alman Vatandasligi´na gecme konusunda telkinde bulunduklari ve bu dogrultuda oyuncumuzun Alman Vatandaligi´na basvurdugu belirtiliyor.

6 May 2010

Trabzonspor 3-1 Fenerbahçe / Kupa Beyi Büyük Oynadı

11 Yorum
Nerede ve hangi saatte oynanacağı adeta yılan hikayesine dönen Ziraat Türkiye Kupası Finali’ nin Şanlıurfa Gap Arena Stadyumu’ nda saat 15.45’ de yapılacağının açıklanmasından sonra gerek Trabzonsporlu gerekse Fenerbahçeli binlerce sporsever akın ediverdi güneydoğuya. Birçok arkadaşımın ve akrabamın da otobüsler ya da özel araçları aracılığıyla büyük fedakarlıklar göstererek gittikleri onca yolun yorgunluğu ancak Fenerbahçe’ yi finalde mağlup edip kupayı almak ile giderilebilirdi sanırım..

Maç öncesinde bir kısım medyaya ait bazı futbol bağnazlarının biribirinden arabesk söylemler ve ajitasyon yüklü ağlak temalar ile süsleyerek anlamsızca zikredip durdukları “5 Mayıs’ ın İntikamı” andavallığının körüklemeye çalıştığı kin ve nefret dürtüsünün aksine son derece sağduyulu, serin kanlı ve bir o kadar da seviyeli bir maç ortamı vardı Gap Arena tribünlerinde. Aradan 14 yıl geçmiş olmasına rağmen her sene bıkıp usanmadan aynı duygu sömürüsünü yapıp duran bu çığırtkan tayfasına inat herkes sadece maçı ve kazanmayı düşünüyordu neyse ki. Zaten bu güzel görüntüler, gerek maç esnasında gerekse maç sonrasında da hiç bozulmadı. Hakem Cüneyt Çakır da her iki takım aleyhine vermiş olduğu iki hatalı elle oynama kararı haricinde kusursuz bir maç çıkardı..

Detaylara gelince..

Öncelikle belirteyim; Gap Arena’ nın sorunu sadece ışıklandırmasında değildi. Sahanın zemini de tam olarak futbola elverişli sayılmazdı. Top zemin üzerinde çoğu zaman dengesiz bir şekilde sekiyor ve özellikle tekniği yüksek futbolcuların top kontrollerindeki avantajlarını hayli düşürüyordu. Zira maçın hemen başlarında Umut’ un kaçırdığı inanılmaz gol pozisyonunda top yerden hafifçe sekerek ivme kazandı ve kontrolsüz bir şut çıkıverdi ortaya. Gerçi zemin düzgün olsaydı da Umut’ un o pozisyonu değerlendireceğinden emin olamazdık tabii. Ayrıca havanın alabildiğine sıcak oluşu, hem su molalarına sebebiyet verdi hem de yüksek tempolu maçlarda sorun yaşayan Fenerbahçe’ nin ikinci yarıda tamamen oyundan düşmesine neden oldu..

Şenol Güneş karşılaşmaya Onur, Serkan, Egemen, Song ve Cale’ den oluşan klasik defans dörtlüsüyle başladı. Onların hemen önünde Selçuk ve Colman’ ı yan yana oynatırken sağ kanada Burak, sola ise Engin’ i yerleştirdi. Tek forvet Umut’ un arkasında ise serbest oynayan Alanzinho vardı. Colman zaman zaman sol kanada deplase olduğunda Engin onun boşalttığı göbeği kontrol altına aldı. Açıkçası kadroyu gördüğümde Şenol Hoca’ ya sadece Burak Yılmaz tercihinden dolayı biraz sitem ettiysem de maç başladığında özellikle ilk yarı boyunca Burak’ dan müthiş bir performans izledik. Gerçi bunda karşısındaki Vederson’ un da etkisizliğinin payı olsa bile maç boyunca Fenerbahçe’ nin sağ kanadını resmen perişan etti..

Kalede Onur tek bir kritik kurtarış dahi yapmadan maçı tamamlarken, önündeki defans hattına da pek iş düşmedi aslında. Song’ un kaptırdığı topta gelişen atakta Alex’ in adeta yoktan var ettiği inanılmaz golü haricinde 90 dakika boyunca kalemizde herhangi bir gol pozisyonu yaşamadık. Şu açıkça gözüküyor ki, Trabzonspor defansı geriye yaslanmadığında çok daha az hata yapıyor. Rakibe önde bastıkları anlarda kimi zaman defansın arkasına atılan toplarda sorun yaşıyor olsalar da geriye yaslandıkları maçlardaki kadar bocalamıyorlar. Nitekim Egemen ve Song, göbekten Emre ve Alex önderliğinde geliştirilen ataklarda Selçuk ile Colman’ ın da oyunu çift yönlü olarak mükemmel bir şekilde kotarmaları sayesinde neredeyse hatasız oynadılar. Sağ kanatta Serkan, karşısındaki Özer’ i adeta sahadan silerken, solda Cale de en iyi maçlarından birini çıkardı Mehmet Topuz karşısında..

Fakat maçın kazanılmasında en büyük etken, her iki takımın ortasahasındaki kreatif futbolcuların gösterecekleri performans ile şekillenecekti. Yani Trabzonspor’ da Alanzinho, Colman ve Engin, Fenerbahçe’ de ise Alex, Özer ve Emre gibi inisiyatif kullanan yaratıcı futbolcuların gerçekleştirecekleri varyasyonlar büyük önem taşıyordu. Çünkü her iki takımın da forvetleri formsuz ve bir o kadar da moralsizdi maç öncesine kadar..

İşte bu şartlarda sazı eline alan isimler Colman ve Alanzinho oldu. Özellikle Alanzinho ayağına aldığı ya da pas aralarına girerek rakipten kaptığı hemen her topta öldürücü driplingleriyle ileriye doğru roketlenerek Selçuk ve Emre’ den oluşan Fenerbahçe göbeğini adeta delik deşik etti. Onun bu müthiş temposuna solda Engin, sağda ise Burak Yılmaz’ ın üretken futbolları eklenince maçın büyük kısmı Trabzonspor’ un dominasyonu altında geçti. Lakin Umut’ un Fenerbahçe savunması arasında gösterdiği insanüstü mücadeleye rağmen set hücumlarına uygun bir futbolcu tipi olmayışından sebep, o baskıdan gol üretemedik. Umut’ un ilk yarıda yakaladığı ve zeminin de azizliği nedeniyle kaçan o net pozisyon haricinde başka da ciddi bir pozisyon olmadı..

İkinci yarıda ise Alex’ in şapkasından çıkardığı golünden sonra skoru koruma telaşıyla geriye yaslanan ve Urfa’ nın sıcağında iyiden iyiye oyundan düşen Fenerbahçe’ ye kenarda pinekleyip duran Daum da müdahale etmeyince beklenen gol, ligin en yetenekli olmasa da en iştahlı ve arzulu golcüsü olan Umut Bulut’ un harika kafa vuruşuyla geldi. O golden sonra zaten fizik olarak çöküşte olan Fenerbahçe moral olarak da paralize olunca son yirmi dakikada ezici bir üstünlük kurduk rakip karşısında. Bu dakikalarda Colman’ ın bir şutu direkten dönerken, Burak’ ın altıpas içerisinde değerlendiremediği inanılmaz bir gol fırsatı daha vardı. Sonrasında Şenol Hoca’ nın bu periyodda yapmış olduğu akılcı hamleler ile kondisyonu sürekli olarak üst seviyede tutan Trabzonspor, önce Engin’ in Lugano’ yu ekarte ederek attığı gol ile öne geçerken, daha sonrasında maçın yıldızlarından Colman’ ın gene benzer hareketler eşliğinde kazandırdığı gol neticesinde Fenerbahçe’ nin 27 yıllık kupa hasretini devam ettirdi..

Sonuçta , bazı bağnaz kafalar tarafından desteksiz bir şekilde final maçlarını kazanamadığı gerekçesiyle eleştirilen Şenol Hoca, önce Galatasaray galibiyeti daha sonrasındaysa mükemmel futbol eşliğinde gelen kupa zaferiyle bu köhnemiş zihniyete gereken cevabı da vermiş oldu. Ligde herhangi bir amacımızın kalmadığı bir atmosferde sezonu bir başarı hikayesiyle noktalamak adına çok büyük bir önem taşıyan bu finalden yüzünün akıyla çıkan Şenol Güneş başta olmak üzere bütün futbolcularımızı ve büyük fedakarlıklar göstererek şu önemli maçta takımımızı yalnız bırakmayan binlerce Trabzonspor taraftarını yürekten tebrik ediyorum..

Haftalar önce ne demiştik? "Güzel günler göreceğiz güneşli günler"

Nitekim o ilk günü bütün güzellikleriyle şimdiden görmüş olduk. Darısı bir sonraki sezona..