24 Haz 2010

Futbolundan Yorumuna Kadar Kalitesi Düşük D.K.

4 Yorum
Şimdi şunu baştan itiraf etmem gerekir ki 2010 Dünya Kupası benim açımdan pek de keyifli gitmiyor doğrusu. En azından şimdiye dek beklediğim kalitenin, sinerjinin, heyecanın ve coşkunun oldukça altında seyrettiğini söyleyebilirim kendi açımdan. Bu şekilde düşünüyor olmamın sebepleri arasında, benim gözümde bütün zamanların en andaval izleyici kitlesi ünvanını kazanan Afrikalılar’ ın çalıp durduğu vuvuzelayı, özellikle hatalı goller yiyen kalecilerin sürekli olarak eleştirdiği jabulaniyi, Afrika’ nın kendine has iklim şartlarını, stadlar arasındaki rakım farkllılıklarını ya da futbol kalitesinin küresel bazda bir düşüş içerisinde olmasını gösterebiliriz belki. Ancak bunların da ötesinde, söz konusu maçları takip ederken kendilerini de takip etmek durumunda kaldığımız TV yorumcularının da etkisini göz ardı etmememiz gerekir sanırım..

Şimdi bir maç yorumcusundan bir futbolsever öncelikle ne bekler? Kendi adıma cevap vermem gerekirse, oynanan maçta benim dikkatimi çekmeyen bazı atraksiyonları, çoğunluğumuzun göremediği bir takım detayları ya da alabildiğine teknik yorumlar falan beklerim ben. Ancak Güntekin Onay, Mert Aydın, Ersin Düzen gibi bir kaç yorumcuyu saymazsak diğerleri gerçek anlamda içler acısı vaziyetteler bana göre..

Mesela TRT’ nin canlı maçlardaki yorumcusu Ömer Üründül’ ü anlatmamıza gerek yok. Bazı maçlarda gerçekten de doğru tespitler yapıyor olmasına karşın kendi klişelerini hemen her maça yaymaktan geri kalamıyor. Şimdiki son trendi (onun nazarında) zayıf takımlara karşı takındığı “Oyun zekaları pek gelişmiş değil. Mesela son hareketi bir türlü yapamıyorlar di mi?” muhabbetinden ibaret. Gana maç boyunca girebildiği üç pozisyondan bir gol çıkaramayınca “Son hareketi yapamıyorlar” oluyor ama misal İspanya 15 pozisyondan gol çıkaramadığında bu tespitten nasiplenmiyor..

NTVSpor’ da Sergen Yalçın ise evlere şenlik. Onun gözünde herşey kendi kağıdının üzerindekinden ibaret. Sorulan her soruya “Şimdi şöyle de bir sıkıntı da var” girizgahıyla başlayan Sergen, sonrasındaysa “Mesela Hollanda takımı kağıt üzerinde baktığımız zaman öyle yıldız oyunculara falan sahip değil bence. Onların da böyle bir sıkıntıları var mesela” şeklinde devam ediyor. Gece yarısında TV’ de rüya yorumu yapan tayfadan tek farkı futboldan bahsetmesi. Sokak aralarında futbol oynayan çocukların isimlerini haykırıp durduğu birkaç dünya yıldızı haricinde tek bir yabancı futbolcu hakkında bilgisi olmadığını her programda açıkça belli ediyor oluşu da cabası..

Süper Lig maçlarında esip gürleyen Rıdvan Dilmen ise tıpkı futbolculuk döneminde olduğu gibi yorumculukta da Edirne’ den öteye geçtiği anda kuyruğu titretiyor. Neyse ki karşısında Güntekin Onay oturuyor da “Şu Uruguay forvetinde görev yapan uzun saçlı çocuk mesela. Kimdi o Güntekin?” sorularına cevap bulabiliyor. Geçenlerde Güntekin’ e gevrek gevrek gülerek “Johannesburg’ da rakım ne kadardı Güntekin? Sen bilirsin böyle şeyleri” kıvamında soru sorması bile durumunu özetliyor. Yani Güntekin’ in bildiği şeyler onun gözünde tırıvırı bilgi yığınından ibaret onun gözünde. Gene de Sergen ile yan yana oturduğunda Konfiçyus gibi kaldığı kesin..

Bir paragraf da TRT’ nin diğer yorumcularına ayırmadan geçemeyeceğim. Yani Hakan Can ve Feyyaz Uçar’ dan bahsediyorum. Konuşurken sanki gestapo tarafından sorguya çekiliyormuşçasına gergin ve tutuk bir tavır takınan Hakan Can’ ın hangi kriterler ışığında oraya götürüldüğünü ben hala anlayabilmiş değilim. Böylesi kösülük bir konsept ile hayatın anlamını anlatsan ne yazar yahu? Feyyaz da ona keza. Adeta bir android gibi ruhsuz, sevimsiz, mimiksiz bir adam. Maç sonrasında maçta yaşananlardan fazlasını anlatamayan ve önündeki kağıtlara bakarak vikipedik bilgiler okumaya çalışan Murat Demiryas' dan pek bir farkı yok. Şimdi bunca olumsuz etkenler ortadayken gel de doyasıya keyif al Dünya Kupası’ ndan..

Umarım ikinci tur sonrasında saha içindeki kalite alabildiğine artar da kalitedeki bu artış yorumculara da yansır. Bizler de dört senede bir yaşayabildiğimiz bu futbol şöleninden alabildiğine keyif almaya başlarız artık..

23 Haz 2010

Arjantin Kurtuldu!

0 Yorum

Clarin gazetesinin anketi. "Kim gelmesin" diye sormuşlar...

21 Haz 2010

Az İş, Çok Laf

0 Yorum
Trabzonspor yönetiminin çok ilginç bir transfer taktiği var. Aslında onlara da hak veriyorum. Yalanlama yapmaktan transfer yapmaya vakit bulamıyorlar. Bir de kulüp çalışanlarını nedenli nedensiz işten çıkarmaya vakit buluyorlar, yine teslim edelim haklarını. Son İsmail Başer olayına yazının sonunda değineceğiz. Ne diyorduk, az laf çok iş. Trabzonspor yönetim kademesini işgal edenlerin son 5 senedeki en büyük başarısı da bu alandaydı. isimden başlayalım. Sezon bittiğinde başkanın keyfi yerindeydi. Fenerbahçe'ye karşı kazanılan kupa, ve ligin son haftasında şampiyonluğun el değiştirmesine neden olan maç... Devre arasını hatırlayalım hemen. Fatih Tekke olayı. Kaşımak değil amacım ama ne kadar çok laf, ne kadar da az iş yapmıştı o dönemde yönetim. Devre arasında bu takıma katılacak efektif bir golcü takımı rahatlıkla şampiyonluk potasına taşıyabilecekti üstelik. Olmadı, sezon sona erdi. Yapılan onlarca hataya rağmen, somut başarıyı arkasına almanın getirdiği özgüvenle taraftara mesajlar vermenin yarattığı hoşluktan olacak, "bu kadroya 2 banko isim yeterli." açıklaması geldi Sadri Şener cephesinden. Durum gerçekte böyle miydi?

Daha önce blogda şöyle bir şeyler karalamıştık. Bu açıklama müthiş bir açıklamaydı bence. Kendi takımının ihtiyaçlarını rakip takımların oyuncu sayılarına göre belirleyen bir anlayış dünyada ilkti. Gözle görülen, taraftarları çileden çıkartacak kadar belirgin bu eksikliği görmek için iç ses yerine dış dünyaya bakmak ilginç bir zaafiyeti meydana çıkartıyor. Öyle ya da böyle, bu eksiğin sonunda görülmüş olması ve başkan tarafından bu eksikliğin giderileceği (ilginç bir yöntemle de olsa) açıklaması yapılması yüreklere su serpmişti. Fakat bu açıklamaların akabinde muhtelif yöneticilerce mütemadiyen yapılan diğer açıklamalar bazı düşüncelerin -Özellikle Trabzonspor cephesinde- çok çabuk evrim geçirebileceğini bir kere daha bizlere göstermişti. Üstelik bir yandan da en ufak bir "Söylemlerim çelişirse ne yaparım?" kaygısı güdülmemesi de dikkate değer. Önemli bir kurumun başındasınız, altınızdaki insanların her hareketini "topluma örnek" addedip ona göre kendilerine çeki düzen vermelerini, ona göre davranmalarını bekliyorsunuz fakat kendi davranışlarınız, daha doğru bir ifadeyle sözleriniz çeliştiğinde, bu çelişkiler ne kadar alakasız gibi görünse de "kulübün menfaatleri ve maddî durum" ekseninden değerlendirilip normalmiş gibi karşılanabiliyor, ya da normal karşılanması bekleniyor.

Gustavo Colman'a iyi bir teklif gelmesi hâlinde satabileceklerini söylüyor yöneticilerimizden biri. Gustavo Colman... Takımın mevcut durumunun en önemli dişlilerinden biri. Gidişi takımı direkt olarak negatif etkileyecek bir isim. Ve kendisini alacak takımda da pozitif bir etki yaratacağı aşikar. Yani bir başka takım için, kendisini transfer etmeyi düşünen bir takım için "direkt katkı yapabilecek" bir oyuncu. Kapıyı 6 milyon €'dan açacağı konuşuluyor Trabzonspor'un. Fakat aynı Trabzonspor, takıma direkt katkı yapabilecek başka oyuncular ararken 2 milyon €'dan yukarı çıkamıyor. Bu da apayrı bir nokta. Eğer siz, mevcut kadronuza büyük katkı yapan bir isim için 6 milyon €'dan açıyorsanız kapıları, bu takıma katacağınız ve aynı katkıyı bekleyeceğiniz diğer isimlerin transfer ücretleri için de biraz insaflı olmalısınız. Atay Aktuğ döneminde muhteşem bir kadroya sahipti Trabzonspor. Tek eksiği olan bölge forvetti ve o eksiği gidermek için Zurawski düşünülüyordu. Yapılan ince hesaplar yüzünden direkt katkı yapabilecek bu isim yerine, gelecek vaadeden genç bir isim olan Jun'a doğru bir yönelme olmuştu. Sonucu hepimiz biliyoruz. O müthiş takımın oyuncuları bir bir kulübe veda ettiler. Kabak da Şenol Güneş'in başına patladı.

"Transferler kamp dönemine yetişecek." Açıklaması da evrime uğrayan bir başka açıklama. Şimdiki hedef Transferlerin yurtdışı kampına yetişmesi... Şimdi bu durumu Fenerbahçe'nin, Beşiktaş'ın transferleriyle karşılaştırmayacağım. Bu elbetteki abes olur. Bir Ankaragücü, bir Bursaspor, efendim bir Kayserispor, bir Gençlerbirliği bile bugün Trabzonspor'un fersah fersah önünde görünüyor bu konuda. Takımların durumundan bahsetmiyorum. Sadece ihtiyaçlarını belirleyip yaptıkları hamleler takdire şayan. Takımınızın durumu bellidir. Hedefleri de bellidir. Buna göre bir yol haritası çıkartırsınız ve bu hedefe doğru ilerlersiniz. Bu standarttır. Siz tüm bunları yapmıyor olmanız bir yana, taşıdığınız Büyük Takım etiketine ihanet ediyorsunuz eylem ve söylemleriniz arasındaki farklar ve söylemlerinizdeki değişmelerinizle.

Forvet bir ihtiyaç değilse bu en başından belirlenmeliydi. Ağızdan çıkan kelimeler önemlidir. İhtiyaçsa kamuoyuna dillendirildiği üzere ilk kamp dönemine yetiştirilmeli. Bu konuda bu denli ince eleyip sık dokunması garip. Teofilo'yu sırf Şota önerdi diye 3 milyon $ gibi bir paraya getirdi bu takım. Lütfen... Siz istikrar diye diye 3 senede 3 farklı teknik adamla çalışıp kulübü bu denli borca sokarken hep "birden olmuyor başarı" diyordunuz. E hadi biz de sabırla bekliyorduk. Bursaspor geldi bu söylemi de çürüttü. Sizin kendi kendinize çürüttüklerinizi de eklersek bir müze açarız eldeki materyalle... Bir kulübün aldığı oyunculardan çok alamadığı oyuncular konuşulmaya başlanmışsa ortada ciddî bir problem olduğu muhakkak. Hiç kimse alamadığınız oyuncularla ilgilenmezken sürekli onlardan bahsedilmesi sanıyorum bir başka ilk futbol aleminde.

Cale veya Colman satılırsa Forvet alınabilirmiş. Stoch Fenerbahçe'ye gidince Fenerbahçe'yi etik davranmamakla suçlayan, diğer yandan Trabzonspor'un sözleşmeli oyuncularına sarkan Galatasaray için yaptığınız açıklamada hiç bir oyuncuyu göndermeyi düşünmüyoruz demiştiniz? Kasıtlı yapıyorlar demiştiniz? Sizin bu açıklamanızda bir kasıt arayabilir miyiz acaba? Bu kadar çelişki fazla mı dediniz? Bence yönetim en doğrusunu yapıyor der, çekilirim aradan.

20 Haz 2010

Jabulani Kâbusu

1 Yorum

İngiltere Kalecisi Green, yediği hatalı gol sonrası topu Jabulani'ye attığında herkesin gözünde biraz daha küçülmüştü. Fakat zaman İngiliz'i haklı çıkartıyor. Bugün oynanan Hollanda - Japonya ve Gana - Avustralya maçlarında yenen gollere de bir bakınca Jabulani'nin nasıl bir top olduğu konusunda derin düşüncelere garkoldum. Slovenya'nın Cezayir'e attığı gol... Green'in haklılık payı var galiba bu konuda. Hollanda maçında Japonya kalecisi Kawajima Sneijder'in vuruşunu sektiriyor. Gana - Avustralya maçında uzaktan gelen şutu Kingston sektiriyor. Cezayir - Slovenya maçında Chaouchi kucağına gelen topu sektiriyor... Özellikle yerden seken toplar bir çeşit el bombası gibi. Yere değince pimi düşen bir el bombası. Enyeama'nın Yunanistan'dan yediği golü hatırlayın. Turnuvanın en iyi kalecisi şu ana kadar. Fakat sektirdiği top...

Bu kadar benzer golün hepsini kaleci hatası olarak adlandırmak için sebepsiz yere Adidas hayranı olmak yeterli diye düşünüyorum. Almanlar bu açıdan en şanslı takım. Zira Ocak ayından bu yana Jabulani'yle oynuyorlar. Adidas'ın menşei neresi? Alsın başını gitsin komplo teorileri.

19 Haz 2010

NTVSpor - Falso

0 Yorum
Aslında Dünya Kupası öncesi yayında olmasını beklediğimiz bir projeydi. Dünya Kupasına katılan 32 takımı derinlemesine inceleyen bu farklı proje çeşitli sebeplerde gecikti. Fakat şimdi yayında. Farklı diyorum, klişe olmasın, gerçekten de hoş bir çalışma oldu. Siz de bu linkten takip edebilirsiniz yazıları.

18 Haz 2010

Yeniden

0 Yorum

Bir kaç gündür domainden kaynaklanan bir problem sebebiyle bloga erişemiyorduk. Nihayet sorunlar giderildi. Ortalık sütliman.  Maradona Arjantin'den sonra bloga da bir el attı. Peleye de laf atmasa daha iyi olacaktı ya, neyse... Uruguay da harika gidiyor. E o zaman blog geri kalmasın, asılsın maçlara...

Okan Aydin Final Kapisini Araladi !

0 Yorum
Almanya U17 Sampiyonlugu´nda Eintracht Frankfurt ile Hertha Berlin disinda yari finale kalan diger iki ekip VfB Stuttgart U17 ve Bayer Leverkusen U17 Takim´lari, yari finalin iki ayakli maclarinin ilkinde Stuttgart´ta karsi karsiya geldi.

Bayer Leverkusen gencleri maca firtina gibi baslarken 1994 dogumlu Türk sol acik Okan Aydin´in (resimde kirmizi formali gencimiz) 3´üncü dakikada ceza sahasi icine derinleme pasinda bir baska 1994 dogumlu Türk oyuncu Samed Yesil´in topu sol ayak ile filelerle bulusturmasi sonucu 1-0 öne gecti.

Ilk yarinin bitimine 8 dakika kala bir gol daha bulan Leverkusen, soyunma odasina 2-0 galip sekilde girdi.

Ikinci yarida kontrollü oynamayi tercih eden misafir ekip Stuttgart´in bir golüne engel olamasa da mactan 2-1 galip ayrildi ve 20 Haziran´da Leverkusen´de oynanacak rövans maci öncesi önemli bir avantaj elde etti.

Hakli bir galibiyet alan Leverkusen genclerinde Türk forvet Samed Yesil gol bölgelerindeki etkili oyunu ve arkadaslari ile yardimlasmasi ile büyük begeni toplarken, maca sol acik olarak baslayan Okan Aydin, macin belli bölümlerinde ön libero ve forvet bölgelerine kayarak gösterdigi müthis performans ile macin yildizi oldu.
Hizi ve topa olan hakimiyeti ile herkesi kendine hayran birakan Okan, ayni zamanda attigi tehlikeli paslar ile dikkat cekti.

Okan Aydin su ana kadar ligde toplam 26 macta 4 gol kaydederken, ayni zamanda Almanya U16 Milli Takimi´nin da kadrosunda bulunuyor.
Samed Yesil ise ayni Okan gibi Almanya U16 Milli Takim oyuncusu ve ligde toplam 26 macta 14 gol kaydetti.

15 Haz 2010

Çıkan Oyuncu Vittek, Giren Oyuncu Fenerbahçeli Stoch!

1 Yorum

2010 Dünya Kupası' nda 5 nci günün açılış karşılaşması olan Slovakya - Yeni Zelanda mücadelesini biraz önce izledim. Şu ana dek oynanmış maçlar arasında bana göre tartışmasız en renksiz ve en güdük olanı buydu herhalde. Ancak Slovak takımının sağ ve sol kanadında sıkça yer değiştirerek görev yapan 21 yaşındaki Weiss' ın etkileyici bir performans gösterdiğini söylemem gerek..

Ankaragücü' nde forma giyen Vittek' in bir metre ofsayt pozisyonunda buluştuğu topu Yeni Zelanda ağlarına yollamasıyla öne geçen Slovakya, uzatma dakikalarında Reid' in gene ofsayt kokan pozisyonda attığı kafa golüne engel olamayınca karşılaşmadan beraberlikle ayrılmak zorunda kaldı. Dolayısıyla grubun halihazırdaki favorileri Paraguay ve İtalya' nın da işine gelen bir skor ortaya çıktı..

Tabii ki bu karşılaşmada Fenerbahçe' nin hafta içinde büyük fırtınalar koparan transferi Stoch' un göstereceği performans da hayli merak konusuydu. Ancak sahaya sürülen kadrolara baktığımızda Slovakya takımının ilkonbirinde Stoch' u göremedik. Sonradan öğrendiğimize göre sakatlığı sebebiyle riske edilmemiş Stoch..

Derken 83 ncü dakikada yapılan oyuncu değişikliğinde sahadan alınan oyuncu golün sahibi Ankaragüçlü Vittek olurken giren oyuncu ise Fenerbahçeli Stoch oluyordu. Maçı sunan TRT spikerinin bu enstantanedeki yorumu ise "Oyundan golün sahibi Vittek alınırken yerine Fenerbahçe' nin yeni transferi Stoch giriyoor!" şeklindeydi..

Kısacası.. Yoruma gerek yok sanırım. Biraz daha hakkaniyetli davranmak zor olmasa gerek..

14 Haz 2010

Hollanda 2-0 Danimarka

0 Yorum

Turnuvanın ağır toplarından Fransa, Arjantin, İngiltere ve Almanya' dan sonra bir başka favori Hollanda' nın zorlu Danimarka karşısındaki performansı benim açımdan da hayli merak konusuydu. Arjantin' den sonra turnuvalarda en fazla desteklediğim takım olan Portakallar' ın Robben gibi bir silahtan mahrum olsalar da kupaya Johannesburg' da galibiyet ile başlamasını temenni ediyordum doğal olarak. Tabii ki Hollanda' dan beklentim sadece galibiyet değil, aynı zamanda kaliteli ve hücum zenginliği içeren bir performans ortaya koymasıydı. Sonuçta karşısındaki Danimarka' nın da açık bir futbol ortaya koyacağını tahmin ediyordum..

Ne var ki karşılaşma hiç de beklediğim gibi başlamadı. Zira bu görüntüdeki en büyük etken, Danimarka Milli Takımı' nın şimdiye dek hiç görmediğim bir şekilde tutuk ve defansif bir oyun ortaya koymasıydı. Adeta sahada Danimarka' yı değil de bir başka kuzey Avrupa takımı Norveç' i izliyor gibiydik. Oyunu tamamen kendi yarı sahasında kabul eden, ortasaha oyuncularını dahi defansif özellikleri yüksek oyunculardan oluşturan, tüm hücum organizasyonlarını sağ kanattaki Rommedahl' in bireysel çabalarına ve cezasahası içerisinde oluşacak karambollerde Bendtner' in kuracağı fiziki üstünlüğe bağlayan Danimarka' nın bu ucuz stratejisi, Hollanda' nın da tutuk futbolu ile birleşince ortaya Cezayir-Slovenya maçına benzer bir mücadele çıkardı ilk yarı boyunca. Bu devrede hafızalarda kalan tek önemli pozisyon, sağ kanattan Rommedahl' in yapmış olduğu mükemmel ortaya adeta eğilerek kafayı vuran Bedntner' in dışarıya gönderdiği toptu zaten..


Ancak ikinci yarının hemen başında gelişen Hollanda akınında Van Persie' nin rakip altı pas önüne gönderdiği top Simon Poulsen' in kafasına adeta bir taş gibi düşünce o kontrolsüz vuruş Danimarka kalesinde gole dönüşüverdi. Hiç hesapta olmayan bu şans golüyle skor avantajını eline geçiren Hollanda bu dakikadan sonra en iyi yapabildiği işi yapmaya, yani topu ayağında alabildiğine tutarak oyunu kontrol etmeye başladı. İşin ilginç yanı, Danimarka takımı oyunun bu periyodlarında dahi risk almaya yanaşmadı. Gene aynı kösülük futbol anlayışlarına devam ettikleri gibi kenardan yapılan emektar Gronkjaer hamlesi de hücuma hiçbir zenginlik katamadı. Maçın bu şekilde devam edeceği kesin gibi gözükürken 67 nci dakikaya dek sahada adeta yürüyen Van der Vaart' ın yerine giren Elia hem oyunu hem de skoru değiştiren adam oldu. 23 yaşındaki genç oyuncunun oyuna dahil olmasıyla Hollanda' nın maç boyunca hiç işlemeyen sol kanadına büyük bir hareketlilik geldi. Oyuna girişinin ardından yarattığı üç tehlikeli akının sonrasında o dakikaya kadar sahada pek gözükmeyen Sneijder' in mükemmel pasına hareketlendi ve direğe çarptırdığı topu boş kaleye Kuyt tamamlayınca Hollanda zor geçebilecek bir maçtan net bir galibiyet ile çıkmayı başardı..

Açıkçası Hollanda benim beklentilerimin aşağısında bir futbol ortaya koymuş olsa da ortasahadaki dirençli futbolunun ve defanstaki sağlam görüntüsünün turnuvada kendilerine çok önemli bir avantaj getireceğini düşünüyorum. Ayrıca üçüncü bölgede pozisyon yaratabilme konusundaki kısırlıklarının Robben' in dönüşüyle büyük ölçüde giderileceğini tahmin ediyor olsam da bu maçta sonradan oyuna giren Elia ve henüz şans bulamayan Ryan Babel' in de kullanılması gerektiğini, zira bu iki futbolcunun da en az kendilerinin yerinde görev alan futbolcular kadar performans ortaya koyacaklarını düşünüyorum doğrusu. Sonuç olarak bir başka favori daha sürprize yer bırakmayarak kazanmasını bildi..

12 Haz 2010

Arjantin 1-0 Nijerya

3 Yorum

2010 Dünya Kupası' nda biraz da duygusal davranaraktan favori ilan ettiğim Arjantin, ilk maçında Nijerya karşısındaydı bugün. Kaledeki genç isim Romero' nun önünde kurulu defansın sağına Gutierrez, soluna Heinze' yi yerleştiren Maradona, savunmanın ortasında Samuel ile Demichelis' i görevlendirmişti. Ortasahanın göbeğinde 35 lik emektar Veron ile Mascherano yer alırken, solda Di Maria, hemen önlerindeyse serbest adam rolünde Messi, Tevez ve en önde Higuain üçlüsünden kurulu hücum hattını izledik. .

Maçın genelinde pek etkili olamayan Nijerya' nın zaman zaman zorladığı Arjantin savunmasında en çok aksayan isim bana göre sahanın en kötüsü Gutierrez oldu. Gerçi onun bu düşük performansında, önünde hiçbir Arjantinli oyuncunun bulunmayışının ve sağ koridordaki yükün tamamen kendi sırtına binmesinin de büyük etkisi oldu. Zira o bölgeye ara sıra Veron ve Tevez deplase olsalar da Nijerya' nın sol kanat bindirmeleri Arjantin' in sağ kanadına defansif anlamda oldukça sıkıntı verdi. Bu akınlarda Nijerya forvetleri Obinna ve Aiyegbeni biraz becerikli ve biraz da şanslı olabilselerdi Maradona' nın Arjantini daha ilk maçta büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilirdi..


Tabii ki Nijerya takımının saman alevi gibi parlayan atakları sonucunda yakaladığı pozisyonların çok daha elverişli olanlarını Arjantin forvetleri de yakaladı. Bütün atak organizasyonlarını neredeyse sadece Messi' nin yaratıcılığına ve Tevez' in enerjisine bağlamış bir görüntü çizen Arjantin takımı, bu atak varyasyonlarında özellikle Higuain ile tam üç net gol pozisyonunu heba etti. Messi' nin kendi çabasıyla yarattığı pozisyonlarda kaleci Enyeama' nın müthiş kurtarışlarını da eklersek en azından pozisyon bazında çok da kısır bir karşılaşma olmadığını söyleyebiliriz..

Ancak ne var ki kupanın favorisi olarak gördüğüm Arjantin takımını bu turnuvayı sürklase edecek bir tempoda bulamadım doğrusu. Bilhassa Veron, istatistiklere göre maçın en fazla koşan adamı gibi gözükse de çok konuşmasına rağmen hiçbir şey anlatamayan adam durumundaydı adeta. Kritik bölgelerde çok basit top kayıpları yaptığı gibi, enerjik Nijerya ortasaha oyuncularına karşı oldukça ağır kalarak defansif açıdan da bekleneni veremeyince göbekteki bütün yükü Masherano sırtlanmak zorunda kaldı. Turnuvanın yıldız adayları arasında göstermiş olduğum Di Maria' nın ise sol kanatta adeta kaybolmasının geride kalan maçlar öncesinde beni alabildiğine tedirginliğe sevketmiş olduğunu da itiraf edeyim..


Harcanan onca pozisyona karşın bir köşe vuruşundan gelen topa Heinze' ın mükemmel kafa vuruşuyla elde ettiği golle maçı kazanan Arjantin' in şampiyonluk adına çok büyük umutlar vermese de iyi bir başlangıç yaparak ikinci tur için avantaj yakaladığı kesin. Ancak benim Maradona' dan öncelikli beklentim, bu maçta beklenenin çok altında performans gösteren futbolculara bir şekilde ivme kazandırmasından ya da onların yerine kulübedeki kaliteli isimlere şans vererek rotasyona gitmesinden ibaret. Gerçi Di Maria' dan hala umutlu olsam da Veron ve Gutierrez' in aynı düşük performanslarını sürdürmeleri halinde Arjantin' in kupadaki dev rakipler karşısında şansının zor olduğunu düşünüyorum..

Sonuçta Maradona illa ki bizim gördüklerimizden çok daha fazlasını görüyordur ve önlemlerini de o nisbette alacaktır. Nijerya ise Yunanistan galibi G. Kore karşısında kazanmayı başarırsa bir üst tur için büyük avantaj yakalayabilir..

Glowacki Nihayet Trabzonspor' da

2 Yorum

G. Afrika' daki Dünya Kupası heyecanının başladığı ilk günlerde ardı ardına gerçekleşen transferlere Trabzonspor' un haftalardır ısrarla istediği Glowacki de eklendi. Sözleşmesi sona eren Song ile yollarını ayırıp Polonyalı Arkadiusz Glowacki ile ilgilenen Trabzonspor Yönetimi sonunda muradına erdi ve 3 yıllık anlaşma sağlandı..

Söz konusu yeni transferimiz hakkında yaşının 31 oluşu ve Wisla Krakov' da geçirdiği on yıllık dönem haricindeki pek gösterişli olmayan milli takım kariyeri ötesinde ne görsel ne de bilgisel anlamda çok fazla bilgimizin olmadığı gerçeği ortadayken hakkında fazlaca da yorum yapmayı uygun görmüyorum açıkçası. Zaten bu futbolcumuz hakkındaki "son derece doğal" şüphelerimi dile getiren bir yazı yazmıştım kısa süre önce..

Umarım biz futbolseverlerin bilmediği, görmediği bir çok olumlu özelliğini Glowacki' yi uzun süredir takip ettiği söylenen başta Şenol Hoca olmak üzere transferde yetkili diğer isimler izlemiş, görmüş, beğenmiş ve onaylamışlardır. Hayırlı olsun..

Vuvuzela Gölgesinde Görkemli Açılış

0 Yorum

G. Afrika 2010 Dünya Kupası' nın ilk gününde gerçekleştirilen son derece muazzam açılış törenine rağmen aylardır üzerine onlarca tartışmanın yaşandığı şu vuvuzela denen illetin bu büyük organizasyonun keyfine limon sıkacağı daha ilk günden belli oldu maalesef. Tribündeki onbinlerce taraftarın pozisyonlara olan sesli tepkisini, renkli tezahüratlarını tamamen devre dışı bırakarak adeta bir on kasım sireni gibi kesintisiz şekilde 90 dk. boyunca çalınıp durması hakikaten de dayanılacak türden bir zulüm olmasa gerek..

Blatter' in turnuva öncesinde bu enstrümanı Afrika kültürünün bir parçası olarak görmesi ve bir nevi zenginlik olarak değerlendirmesi yöre halkına saygısızlık yapmaktan kaçınması şeklinde yorumlanabilir olsa bile G. Afrika yetkililerinin bu ruhsuz kakafoniye izin vermemesi gerekirdi aslında. Yani şöyle otantik bir enstrüman olsa gene bir yere kadar anlayacağım da, ülkemizde pazarlansa muhtemelen "Ne alırsan 1 milyon" dükkanlarında satılacak türden kalitesizlikteki plastik zımbırtıların böyle büyük bir futbol şölenine damga vuruyor olması tam bir andavallık örneği olsa gerek..

Bu vuvuzelalara bellli bir sınırlama getirilmez ve turnuva sonuna dek aynı şekilde devam edilirse G. Afrika seyircisini bütün zamanların en dangalak izleyici kitlesi olarak hatırlayacağım kendi adıma..


Bu arada açılış maçında ev sahibi G. Afrika ile 1-1 berabere kalan Meksika' nın oyunsal anlamda rakibine karşı çok daha etkili olduğunu, topla daha fazla oynadığını ve oyunu istedikleri gibi yönlendirdiklerini gördük. Özellikle Dos Santos' un bu turnuvada en azından 3 maç boyunca büyük sükse yapacağı, şayet tur atlamayı da başarırlarsa yıldızının çok daha fazla parlayacağını söyleyebiliriz sanırım. G. Afrika takımındaysa mükemmel bir açılış golüne imza atan Tshabalala ve kanat akınlarında oldukça etkili gözüken Pienaar başarılı bir görüntü çizdiler..

Gece oynanan Uruguay - Fransa maçı ise umarım turnuvanın en keyifsiz maçı seçilir de daha kötüsüne şahit olmayız. Fransa maç boyunca topa daha hakim taraf olarak gözükse de Uruguay defansı müthiş bir savunma örneği göstererek rakibine tek bir gol pozisyonu fırsatı dahi vermeden maçı tamamladı. Açıkçası bundan daha sönük ve pozisyon fakiri bir maç daha izlemeyecek olmamız dileğiyle..

Röportaj: Beyazıt Taflan (Tennis Borussia Berlin)

1 Yorum
Avrupa´daki yetenekli genc futbolcularimizla yapilan röportajlara devam ediyoruz. Bugün konustugumuz isim ise Almanya´nin baskenti Berlin´in köklü kulüplerinden olan Tennis Borussia´nin altyapisinda top kosturan 1991 dogumlu Türk forvet Beyazıt Taflan.
Almanya´nin en yüksek U19 Ligi "U19 Junioren Bundesliga"da mücadele eden Tennis Borussia U19 Takimi´nda Beyazit simdiye kadar attigi 10 gol ile en golcü oyuncu.
Bu gol sayisi ile ayrica Almanya U19 Ligi´nin de en golcü 3 Türk futbolcusundan biri olan yetenekli gencimiz ile bir cok konu hakkinda sohbet ettik.
Simdi Beyazit´i dinleyelim.

Soru: Merhaba Beyazit. Öncelikle ayirdigin zaman icin cok tesekkür ederim. Beyazit Taflan kimdir? Kendini ve aileni tanitirmisin? Türkiye´nin neresinden geliyorsunuz? Tatillerde en cok nereye gidiyorsunuz?
Beyazıt: Ben Trabzon´luyum ama Berlin´de dogdum. Annem ve babam, ikisi de tabii ki Trabzon´lu, 1980´li yilarda Almanya´ya Berlin´e geldiler. Tatilde cogunluka Trabzon´dayim. Dede ve babaannemlerin yanina giderim. Onlar hep köyde kalirlar.

Soru: Türkiye´nin en cok nesini seviyorsun?
Beyazıt: Türkiye´nin en cok insanlarin cana yakin olmalarini, bir de Trabzon´un dogasini, tabii ki de bir Trabzon´lu olarak Trabzonspor´u.

Soru: Futbola nasil ve ne zaman basladin?
Beyazıt: Futbola 6-7 yaslarinda SC Siemensstadt Kulubü´nde basladim.5 sene orada oynadim. Sonra 3 sene Hertha 03 Zehlendorf Kulübü´nde oynadim.Bu arada Berlin Eyalet Karmasi´na (Berlin Auswahl) secildim.Sonra 2 sene Tennis Borussia´da B Genclerde Alamnya´nin en yüksek U17 Ligi "U17 Junioren Bundesliga"da oynadim. Sonra 1 sene Türkiyemspor´da oynadim ve yine Tennis Borussia´ya dönerek, A Gencler´de Almanya´nin en yüksek U19 Ligi "U19 Junioren Bundesliga"da oynamaya basladim.

Soru: Ailen futbola baslama ve devam ettirme konusunda destek oldumu sana?
Beyazıt: Evet hem de cok. Babam daha ilk basladigimda benim basaracagima inandi.Amcalarim da cok destek veriyorlar. Maclarima hep geliyorlar.

Soru: Tennis Borussia Berlin´in A Takimi Almanya 4´üncü Ligi Regionalliga´da oynuyor. A Takim´da oynamayi düsünüyormusun yoksa amacin simdiden daha yüksek liglerde mi oynamak?
Beyazıt: Tennis Borussia´ya cok sey borcluyum. Buraya gelene kadar cok katkilari oldu, bilhassa antrenörüm Markus Schatte´ye cok tesekkürler, basarimda büyük katkisi var. Daha yukarda oynamak istiyorum. Amacim profesyonel olmak.

Soru: Bu sezon Tennis Borussia´da 17 macta toplam 10 gol kaydettin ve U19 Bundesliga´nin en golcü Türk oyuncularindan birisin. Takimi´nda da en golcü oyuncu sensin. Memnunmusun performansindan?
Beyazıt: Evet memnunum ama cok daha fazla calisip daha iyi olmak istiyorum.

Soru: Tennis Borussia´nin futbol egitimini nasil buluyorsun? Cok büyük bir kulüp olmamasina ragmen bu kadar yüksek bir ligde oynuyorsunuz. Sence bu neye bagli?
Beyazıt: Bundesliga takimlari gibi imkanlarimiz yok, onun icin egitim orta derecede sayilir. Profesyonel takimda daha basarali olurdum diye düsünüyorum. Öte yandan Tennis Borussia kulübü Berlin gibi büyük bir kentin, Almanya´nin baskentinin kulübü oldugu icin iyi oyuncu bulma sansi fazla.

Soru: Baska takimlardan transfer teklifleri aliyormusun?
Beyazıt: Evet, yurt icinden ve yurt disindan var ama henüz kesinlesmis bir sey yok. Amacim profesyonel olmak. Onun icin teklifleri iyi düsünmem lazim.

Soru: Forvet olarak hangi özelliklerin var? En cok göze batan özelligin neler? Baska pozisyonlarda da oynayabiliyormusun?
Beyazıt: En büyük özelligim ikili mücadelelerdeki basarim, pres ile sansimi mac boyunca ararim. Defans arkasina sizmak ve kaleciyle teke tekte basarilyim. Cogu gollerimi böyle attim. Mac boyunca mücadele ederim.Bir de 3 kafa golüm var bu sene ligde. Sol ayak oldugum icin sol kantta da oynayabiliyorum.

Soru: Su an kendine ne gibi bir hedef koydun?
Beyazıt: Sezonun bitmesine daha üc mac var, daha cok gol atmak icin elimden geleni yapacagim. Sonrasi profesyonellik. Ilerde mutlaka bir Birinci Lig´de, Almanya veya Türkiye veya baska bir ülkede oynamak istiyorum.

Soru: Örnek aldigin futbolcular varmi?
Beyazıt: Messi ve Cristiano Ronaldo. Soru: Su ana kadar Türkiye Genc Milli Takimi´ndan bir teklif aldinmi? Beyazıt: Yok henüz bir teklif, insallah ileride alirim.

Soru: Almanya Genc Milli Takimlarindan teklif geldimi?
Beyazıt: Hayir ama Berlin Eyalet Karmasi´nda (Berlin Auswahl) oynadim.

Soru: Secme imkanin olsa ilerde hangi milli takim icin oynamak istersin?
Beyazıt: Ben ikisinden de gelecek bir tekliften gurur duyarim ama Türkiye´yi tercih ederim.

Soru: Türkiye´de taraftari oldugun bir takim varmi?
Beyazıt: Trabzon´lu oldugum icin tabii ki Trabzonspor.

Soru: Türkiye Süper Lig maclarini takip ediyormusun? Sence nasil bir lig?
Beyazıt: Bazen, seyrediyorum zaman buldukca. Seyirciler cok atesli. Derbiler cok kaliteli geciyor. Ama kulüplerimizin Avrupa´daki basarsizlikarina cok üzülüyorum.

Soru: Türkiye´de en cok transfer olmak istedigin kulüp hangisi olur?
Beyazıt: Trabzonspor !

Soru: En begendigin Türk oyuncu kim? Begenmenin nedeni ne?
Beyazıt: Su an Trabzonspor´un kalecisi Recep Onur Kivrak, motivasyonu cok iyi ve kazanmak icin herseyini veriyor.

Soru: Futbol disindaki hayatinda neler yaparsin? Hobilerin varmi?
Beyazıt: Fitness yapmak ve Playstation oynamak hobilerimin basinda geliyor.

Soru: Ne tür müzik dinlersin?
Beyazıt: Genelde Hip Hop.

Soru: Senin gibi iyi bir futbolcu olma yolundaki genclere bir tavsiyen varmi? En Önemli sey ne bu konuda?
Beyazıt: Cok calismari lazim, yaptiklari isi sevmeleri lazim, maca ciktiklari zaman baska seyleri unutsunlar, kötü aliskanliklardan uzak dursunlar.

Soru: Röportajin icin cok tesekkür ederiz Beyazit.Sana bundan sonraki futbol hayatinda basarilar dileriz. Insallah Türk Futbolunun örnek gösterebilecek futbolcularindan biri olursun. Eklemek istedigin son bir sey varsa seni dinliyoruz.
Beyazıt: Ben de sizlere cok tesekkür ederim.

10 Haz 2010

Stoch' dan Fenerbahçe' ye 4 Yıllık İmza

5 Yorum

Fenerbahçe Kulübü, Galatasaray’ ın da ilgilendiği ve bu sebeple muhtemelen Fenerbahçe’ ye olan maliyetini de yükselttiği Miroslaw Stoch ile 4 yıllık anlaşmaya vardı. Maliyeti konusunda henüz net bir bilgimiz yok fakat benim tahminime göre kendisinin Dünya Kupası' nda yıldızının parlayacak olması ihtimali o fiyata fazlasıyla yansımıştır eminim..

Bonservisi Chelsea' de olan ve geçen sezonu kiralık olarak bulunduğu Twente takımında şampiyon olarak noktalayan genç futbolcu, forvetin arkasında ofansif ortasaha oynayabildiği gibi kanatlarda da görev yapabiliyor..

21 yaşında, 1,68 boyunda olan ve Ribery’ ye benzer oyun stiliyle Dünya Futbolu’ nun gelecek vaad eden yıldızları arasında gösterilen Slovak futbolcunun Fenerbahçe’ de nasıl bir performans göstereceğini merak etmiyor değilim doğrusu..

Ayrıca Hollanda Ligi' nde gösterdiği performansın benzerini, oraya oranla çok daha sert bir lig olan Turkcell Super Lig' de gösterebilmesi o kadar kolay olmayacaktır. Hele ki Fenerbahçe' nin tamamen Alex' e endeksli hücum planını da düşündüğümüzde Stoch' un işinin bu sene biraz daha zor olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek..

Sonuçta heyecan verici bir transfer olduğu kesin. Fenerbahçe Camiası' na hayırlı olsun..

Bernd Schuster Beşiktaş' da

0 Yorum

Beşiktaş Kulübü, Mustafa Denizli' nin plansız gözüken ayrılığının ardından haftalardır iyiden iyiye çetrefilleşen teknik direktör arayışına son noktayı biraz önce koydu..

An itibarıyle NTVSpor' da girilen son dakika haberine göre imzalar atılmış. Demirören' in takımın başında Denizli varken Schuster ile görüşmedikleri şeklindeki beyanatlarını çürütürcesine hem de.

Nasıl bir performans göstereceği hakkında şimdiden bir tahminde bulunmak güç olsa da Almanlar' ın "Sarı Meleği" Bernd Schuster artık Beşiktaş' da..

Beşiktaş camiasına hayırlı olsun..

Finali Arjantin - Brezilya Oynar!

10 Yorum

Haftalardır birçok blogda 2010 Dünya Kupası' na katılan takımlar ile ilgili değerlendirme ve analizlerde bulundu arkadaşlar. Bu işi profesyonelce yapmakta olan hiçbir medya organının yanına dahi yaklaşamayacağı derinlikte yorumlar ve detaylı bilgilendirmeler edindik sayelerinde. Ben de bu analizleri Dünya Futbolu hakkındaki kendi nacizene birikimlerimle de harmanlayarak bir nevi kupa kehanetinde bulunmak istedim açıkçası. Kupa süresince ne derece bir isabet oranı tutturacağım meçhul olsa da en azından vaziyeti takip etmem açısından eğlenceli olacağı kesin. Şimdi kehanetlerimi sıralayayım..

A Grubu' nu Uruguay ilk sırada, Fransa ise ikinci sırada bitirir..

B Grubu' nda Nijerya, Arjantin' in ardından son 16' ya kalır..

C Grubu' nun lideri İngiltere olurken ikinci sırayı ABD alır..

D Grubu maçları Almanya' nın liderliği ile tamamlanırken peşinden Gana bir sürpriz yapabilir..

E Grubu' ndaki favorim Hollanda' yı Danimarka takip eder..

F Grubu' nda İtalya tecrübesiyle liderliği elde ederken peşinden üst tura çıkan takım Paraguay olur..

G Grubu' nun mutlak favorisi Brezilya' nın arkasından vizeyi Portekiz alır..

H Grubu' ndan ise İspanya birinci, İsviçre ise ikinci olarak yollarına devam ederler..


Gruplardan çıkan takımların bunlar olacağını düşünürsek gerçekleşecek eşleşmelerden çıkacak sonuçlar da tahminimce şu şekilde olacaktır..

Uruguay Nijerya' yı, İngiltere Gana' yı, Almanya ABD' yi, Arjantin Fransa' yı, Hollanda Paraguay' ı, Brezilya İsviçre' yi, İtalya Danimarka' yı ve İspanya ise Portekiz' i safdışı bırakarak çeyrek finale kalacak takımlar olacaktır tahminime göre..

Gene mevcut eşleşme formülü üzerinden gidersek Brezilya Hollanda' yı, İngiltere Uruguay' ı, Arjantin Almanya' yı ve İspanya İtalya' yı eleyerek yarı finale çıkacaklardır..

Yarı finalde İngiltere' yi deviren Brezilya ve İspanya' yı evine gönderen Arjantin final vizesi alırken üçüncülük maçında İspanya galip gelecek, İngiltere ise bu turnuvada dördüncülük ile yetinecektir..

Ortaya çıkacak Arjantin - Brezilya finalinde ise biraz da duygusal davranarak Arjantin' in galip geleceğini öngörüyorum. Hadi itiraf edeyim, Messi' nin gol krallığını elde ederek Maradona' nın tam 24 yıl sonra dünya kupasını bir kez daha kaldırmasını şiddetle umut ediyorum..

Ayrıca forma şansı bulduklarında Arjantin' den Di Maria ve Pastore, Uruguay' dan Lodeiro, Yunanistan' dan Ninis, Meksika' dan Dos Santos, G. Kore' den Kim Bo Kyung, Cezayir' den Boudebouz, ABD' den Altidore, Gana' dan Abeyie ve Adiyiah, Danimarka' dan Eriksen, Almanya' dan Marin, Slovakya' dan Stoch, Kamerun' dan Mbia, Nijerya' dan Obasi ve Hollanda' dan Elia' nın bu turnuvada yıldızlaşacaklarını düşünüyorum..

Ne diyelim.. Rast gele..

9 Haz 2010

Sonisphere' de Son Headliner Belli Oldu

0 Yorum

25-26-27 Haziran 2010 tarihlerinde İnönü Stadyumu' nda gerçekleşecek Sonisphere' in son headlinerı da belli oldu. Son anda bir aksilik çıkmazsa Heavy Metal' in efsane gruplarından Accept ikinci günde Manowar' dan sonra sahne alacak..

Bundan tam 2 sene önce Sarıyer Mehmet Akif Korusu' nda solist Udo Dirkschneider' ın kendi grubu UDO ile gerçekleştirmiş olduğu konseri izleme şansını bulanlardandım. O geceki ambiansı bir hatırlıyorum da; derme çatma bir sahnede 300-500 kişilik bir müziksever grubuna seslenmişti ustalar. Hatta yaşayan efsanelerden Udo sahnede Princess Of The Dawn' ı söylerken o izleyici kitlesinin neredeyse yarısı ağaç diplerinde goygoy peşindelerdi..


Aynı bu kez Accept Udo' suz İstanbul' da olacak ve koskoca bir festivalin ikinci gününde onbinlerce izleyicinin önünde son grup olarak sahne alacak. Bir Accept hayranı olarak bu habere hayli sevinmiş olsam da Sonisphere organizasyonu açısından hafiften ucuza kaçan bir hamle olarak gördüğümü de belirteyim. Biletlerin çoğunluğunu halihazırda satmış olduklarını ve Ronnie James Dio' nun ölümüyle eksilen Heaven and Hell' i de düşündüğümüzde kendileri açısından oldukça karlı bir seçim olmuşa benziyor. Hele ki Motorhead, Ac-Dc, Iron Maiden gibi söylentilerden sonra..

Fakat şu da var ki, her ne sebepten olursa olsun neticede son derece kaliteli bir seçim yapmış oldular bana göre. Kaldı ki son headliner olarak adı geçen gruplar arasında yeniyetmelerin fenomeni "emotik" grup Anathema' nın da ciddi ciddi konuşulduğunu düşündüğümüzde şamda kayısı olarak da görülebilir Accept..

Taraftar İcraat Bekliyor

9 Yorum

Şayet bu transfer sezonunda da başta forvet olmak üzere ihtiyaç duyulan mevkiilere 3-4 nokta transfer yapılmadığı takdirde Trabzonspor Yönetimleri' nin bu ligde şampiyon olmayı gerçek anlamda istemediklerinden emin olacağım artık. Oyunsal anlamda başarılı bir sezon geçirdikten sonraki istisnasız her sezon öncesinde, yani neredeyse bütün otoritelerin şampiyonluk yolunda en fazla şans verdikleri takımların başında gelmeye başladığı her dönemde o birkaç transfer hiçbir zaman yapıl(a)mıyor her nedense..

Yönetim' in elinde Türkiye Kupası' nı kazanmış, ligin son haftasında birçok kesimin işkemdesinden ürettiği komplo teorilerini çürütürcesine şampiyonu değiştirip Anadolu' nun kendisinden başka bir takımı da şampiyon olarak çıkarabilmesini sağlamış, Şenol Güneş' in gelişinin ardından ligin ikinci yarısında en fazla puan toplayan takımlarından biri haline gelmiş ve yaş ortalaması hayli genç bir kadro var sonuçta. Bu kadronun mevkiisel bazdaki temel ihtiyaçlarını belirlemek için futbol uleması olmaya da gerek yok. Trabzonspor' a uzak ama futbola yakın hemen herkes dahi bu eksiklerin farkında zaten. Peki şu takımın kurulması yolunda harcanan onca para ve emeğin taçlandırılması adına son derece büyük önem taşıyan o son hamle neden gelmiyor?

Belki bu transfer sezonunda bir ilk olacak ve o beklenen büyük adım bu sene gerçekleşecektir de. Fakat gelişmelere, transferde adı geçen isimlere baktığımızda o vizyonu bir türlü göremiyoruz maalesef. Ligdeki rakiplerimiz var olan kadrolarını daha da güçlendirme operasyonlarına imza atarken biz hala Sadri Şener' in Fenerbahçeli Semih transferiyle ilgili etik değerlere bağlılığı konusundaki göz yaşartıcı "hassasiyetini" izliyoruz. Forvet için düşünülen diğer isimler ise bizimle anılana dek kimselerin haberdar olmadığı futbolcuların ötesine geçemiyor nedense..

Sadri Başkan eylül ayını beklemeyeceklerini ve yeni futbolcuların kamp dönemine yetişeceğini söylemiş olsa da gelişmeleri takip ettiğimizde en azından şu ana dek bir kararlılık göremediğimiz kesin. Muazzam bir kararlılık örneği gösterdikleri tek futbolcu, gönderilen Song' dan sadece 3 yaş genç olan Glowacki' den ibaret şimdilik. Bu futbolcu hakkında her ne kadar önyargılı bir tutum izlemek istemiyor olmama rağmen Yönetim' den benim beklediğim o "son hamle" kriterlerine de en azından vizyon açısından pek uygun görmüyorum açıkçası..

Gerçi vizyon açısından son derece olumlu bulduğum ve transfer edildiğinde hayli büyük umutlar beslediğim ama sonrasında berbat bir performans göstererek tarihimizin en acı kazıklarından biri haline gelen Teofilo konusunda büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak yanılgıya düşmüştüm. Umarım Yönetim' in transfer stratejisi ve Glowacki konusunda da yanılan taraf gene ben olurum..

7 Haz 2010

Önce Hizmet Sonra Kombine

0 Yorum

Her yeni sezon öncesinde bazı yöneticilerin sıklıkla dile getirdiği bir mevzuudur şu kombine biletler ile ilgili söylemler. Kombine biletlere taraftarın ilgisinin fazla olmadığı zamanlardaysa genellikle serzeniş şeklinde cereyan eder. Bu demeçler vasıtasıyla taraftarın dikkati çekilir, taraftarlık bilinci hatırlatılır ve hatta yeni yapılacak transferlerin gerçekleşmesi olasılığı dahi kombinelere gösterilecek alakayla ilişkilendirilir. Yani amiyane tabirle "Madem icraat bekliyorsunuz, önce paraları görelim" mesajı verilir. Yapılması beklenen yeni transferlerin yanısıra verilmesi zorunlu hizmetler dahi taraftarın sırtına ve onların taraftarlık sorumluluğuna yükletilir bir anlamda..

Bir kere bu zihniyetin, ne günümüzün ekonomik ve iktisadi gerçekleriyle ne de mantık çerçevesinde açıklanabilecek hiçbir tarafı olmadığını belirteyim kendi adıma. Sonuçta bu kulüpler her ne kadar sportif faaliyet gösteriyor olsalar da, gelir-gider dengeleri olan, kar-zarar tabloları bulunan ve ticari faaliyetler de göstererek profesyonelce yönetilen oluşumlardır. Bu durumda taraftarlar da var olan takım sevgilerinin yanısıra hiçbir ticari kazanım imkanları olmayan ve söz konusu kulüplerin müşterisi durumundaki olgulardır. Bu somut gerçek açık ve net bir biçimde ortada olmasına rağmen sporseverlerin kendi takımlarına duydukları sadakatin her sezon başında bu türden demeçler ile pervasızca sorgulanıyor olmasını asla kabullenemiyorum..

Oysa bu devinimin tamamen aksine işlemesi gerekmiyor mu? Burada ilk hamleyi yapması gerekenlerin taraftarlar değil de kulüpler olması gerektiği açıkça ortada değil mi? Yani dükkanlarının vitrinlerine müşterileri çekecek ürünleri koyması gerekenler kulüp yöneticileridir tabii ki. Hele ki bir önceki sezonu açık ara şampiyon bitirmiş olan kulüpler dahi her yeni sezon öncesinde taraftarının ilgisini cezbeden ve onlara heyecan veren transferler yapma zorunluluğunu hissederken, ilk hamleyi taraftardan bekleme aymazlığı alabildiğine antipatik bir yaklaşım olsa gerek..

Mesela Fenerbahçe Kulübü, Saracoğlu Stadyumu' nun son derece modern bir görünüme kazandırılması sonrasında kombine satışlarında muazzam bir artış trendi yakalamıştı. Çünkü önce hizmet kalitesini, sonrasındaysa doğal olarak satışı artırmışlardı. Hatta Trabzonspor' da Albayrak ve Şener Yönetimleri' nin ilk dönemlerinde gerçekleştirdikleri taraftarları fazlasıyla heyecanlandıran transferler de buna benzer olumlu bir etki meydana getirmişti. Dolayısıyla buradan şunu net bir şekilde görüyoruz ki, Kulüp Yönetimleri' nin taraftarın ilgisini çekmeye yönelik yapmış oldukları bütün yatırımların karşılığı kendilerine bir şekilde dönmektedir. Yani parasını peşin verdikten sonra hizmet beklemek durumunda olan taraftara nazaran mali risklerinin alabildiğine düşük olduğunu dahi söyleyebiliriz rahatlıkla..

Sonuç olarak, yeni transferler ya da hizmet içeren bir takım hamleler yapılsa da yapılmasa da taraftarlık yükümlülüklerini kayıtsız şartsız yerine getiren ve takımlarına büyük bir sadakat ile bağlı olan bir çok taraftarın varlığını görmezden gelmesek de taraftarın bu karşılıksız sevgisinin bu şekilde suistimal edilmesini de uygun bulmuyorum kendi adıma.

Her ne kadar "İstediğim şu oyuncular getirilmezse kombine almam" ya da "Şu futbolcudan kurtulmadığımız sürece tribüne gitmem" tepkisini de pek sağlıklı bulmuyor olsam da kısacası, önce Yönetimler kendilerine düşen görevi layığı ile gerçekleştirecek, sonrasını taraftardan bekleyecek..

Avni Aker' e Saldırı Planı Yapılmış!

5 Yorum

Dün gece TV' de ülkemiz siyasetinde gerçekleşen son gelişmelerin tartışıldığı Habertürk' e ait Olduğu Gibi isimli programı izliyordum. Programda söz alan katılımcılardan olan ve tespitlerini genel olarak beğendiğim Prof. Dr. Ümit Özdağ açılım ile ilgili görüşlerini dile getirirken "Mesela yıllar önce PKK' nın Trabzon Avni Aker Stadyumu' nu bombalı saldırıyla havaya uçurma planından ülkemizde bir çok insan haberdar değildir" şeklinde bir cümle sarfetti..

Bu bilgi ne derece doğrudur bilemem ama ben ilk kez duydum açıkçası. Bu bilgiden benim gibi habersiz bir çok kişinin olabileceği düşüncesiyle buradan da yorumsuz bir şekilde paylaşayım dedim..

4 Haz 2010

Denizli' den Plansız Ayrılık

2 Yorum

Mustafa Denizli ile Beşiktaş' ın yolları, tecrübeli hocanın iyiden iyiye kronikleşen sağlık sorunları sebebiyle ayrılmış bulunuyor. Öncelikle kendisine sıhhat dileyelim. Neredeyse bütün takımlar yeni ya da mevcut hocalarıyla bir sonraki sezonun planlarını yapmaya başlamışken biraz zamansız bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz sanırım..

Ayrıca basın toplantısında konuşan başkan Yıldırım Demirören' in Denizli için kapılarının her zaman açık olduğunu ve dilediği zaman istediği görevi alabileceğini dahi söylemesi Denizli' nin sağlık sorunlarının sanılandan daha ciddi olabileceği şüphesini getirdi aklıma doğrusu..

Teknik adamlığı tartışılabilir olsa da mütevazi ve sakin kişiliğiyle her daim saygı duyduğum bir kişilik olan Mustafa Denizli' nin en kısa zamanda eski sağlığına kavuşmasını dileriz..

Beşiktaş da muhtemelen Schuster ile yoluna devam edecek gibi gözüküyor. Onlar için de hayırlısı olur umarım..

Trabzonspor da Farmville' de!

2 Yorum

Trabzonspor Kulübü, futbolcularımızın sağlıklı beslenebilmesi amacıyla Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri' nde sera kurup, organik sebze ve meyve üretimine başlamış. Doğal gübreler ve yeraltı sularının kullanılacağı serada domates, salatalık, biber, patlıcan, kabak vb. sebzelerin yanı sıra kavun, karpuz, kiraz, erik gibi çeşitli meyveler de yetiştirilecekmiş. Hatta zamanla tesislerin geri kalan alanlarında küçük ve büyük baş hayvancılığa da yönelinerek futbolculara hayvansal gıda temini açısından da hizmet verilecekmiş..

Bu girişimdeki asıl amaç söz konusu mahsüllerden ticari kazanç sağlamak değil, futbolcu ve personelin sağlıklı bir şekilde beslenmesini sağlamaktan ibaret tabii ki. Tarımsal olarak bakıldığında asfaltından dahi çimen çıkacak kadar verimli bir coğrafyaya ve iklime sahip Trabzon söz konusu olduğunda bence de mantıklı olduğu kadar aynı zamanda örnek teşkil edecek türden bir hamle olsa gerek..

Keşke organik gıdalar yetiştirme konusunda gösterilen bu hassasiyet, son on yıldır alt yapıdan tek bir yıldız oyuncu çıkaramamış Trabzonspor' un yetenekli genç futbolcularını yetiştirme hususuna da gösterilebilse. Genç futbolcu seramızdan alabildiğimiz son mahsuller olan Gökdeniz ve Fatih Tekke' nin neredeyse jübile dönemlerinin yaklaştığını düşünecek olursak beklentimizde haksız olduğumuz pek söylenemez sanırım..

Ne diyelim. Hayırlısı. Belki de besin kalitesindeki artış yeteneklere de aynı nisbette yansır. Kimbilir!

Enis Küley Yine Turnuva´nin En Iyisi !

2 Yorum
Almanya´nin en ünlü ve köklü kulüplerinden biri olan VfB Stuttgart, özellikle altyapida yetistirip, cikarttigi kaliteli genc futbolcular ile taniniyor.
Buna son örnek olarak Serdar Tasci´yi gösterebiliriz.

Serdar´dan sonra yavas yavas A Takim´a alistirilmaya baslanan 1991 dogumlu bir diger Türk futbolcu Öztürk Karatas var.

Son dönemlerde ise, bahsedilen abilerine yas olarak biraz uzak olsa da, yetenegi ile en az onlar kadar göze batan 1997 dogumlu Türk yetenek Enis Küley, ortaya koydugu performans ile cok iy bir yolda oldugunu gösteriyor.
VfB Stuttgart´in U13 Takimi´nda forma giyen Enis Küley, gectigimiz hafta sonu Isvicre´nin Luzern kentinde katildigi bir turnuvada, takimi ile sampiyonluga imza atarak yine adindan söz ettirdi.
SC Freiburg, Crystal Palace, Eintracht Frankfurt, Bröndby Kopenhagen ve FC Luzern gibi kulüplerinin U13 Takimlari´inin katildigi turnuvada Enis cok iyi futbolu ile herkesin dikkatini cekti.

Bu turnuvanin yankilari daha devam ederken, VfB Stuttgart U13 Takimi tüm sezonki yogun temposuna uygun olarak, iki gün sonra Emmenbrücke kentindeki Uluslararasi U13 Turnuvasi´na katildi.

Bu turnuvada Enis Küley cogu zaman oynadigi gibi yine sag bek pozisyonunda yer aldi.Herkesi kendine hayran birakacak degerdeki performansi ile yine takimini sirtlayan isim olan yetenekli gencimiz, takimi ile grup maclarinin sonrasinda ceyrek finale kaldi.
Ceyrek finalde gölgede 28 derecelik hava sicakligindan etkilenen ve yorulan tüm oyuncularin aksine Enis, sorumlulugu tamamen üzerine aldi ve topu son dakikalarda defansta kaparak, bir kac oyuncuyu da ekarte edip orta sahayi gecti.
Muhtesem solosunun ardindan kaleye 25 metre kala attigi cok iyi sut ile herkesin hayran kaldigi bir gol kaydeden VfB Stuttgart´in Türk yetenegi, yari final biletinin alinmasini sagladi.
Bu golle Enis, tekniginin cok gelismis olmasinin yaninda hrisinin ve kondisyonunun da ne kadar iyi oldugunu kanitlamis oldu.

Yari finalde VfB Stuttgart U13 Gencleri Macar ekibi Györi ETO FC ile karsi karsiya geldi.
Bu macta 1-0 geriye düsen Stuttgart, yine sicaktan etkilenen oyuncularinin zorlanmasi sonucu maglup olacak taraf gibi duruyordu.Son dakikalara girilirken sahneye yine Enis Küley cikti.
Enis yine sanki ceyrek finaldeki solosunun kopyasini yaparcasina, defansta topu kapip tüm orta sahayi gecti.
Bu solonun da ardindan müthis bir sut ile uzaktan buldugu golle, VfB Stuttgart´i penaltilara tasiyan Enis, yine herkesi kendine hayran birakti.
Finalde Ingiliz ekibi Crystal Palace ile karsilasan VfB Stuttgart U13´leri, macta Enis´in yarattigi 3 tane yüzde yüzlük gol pozisyonundan yararlanamayinca, 0-0´lik sonuctan sonra penalti atislarina gecti.
Sans Ingiliz ekibinden yana olunca, Stuttgart ikincilikle yetinmek zorunda kaldi.Turnuva sonunda jüri heyetinin belirlemesi sonucu Enis Küley turnuvanin en degerli oyuncusu secilirken, tüm seyircilerin düsüncesi resmi taraftan da onaylanmis oldu.

Bir cok turnuvada "en degerli oyuncu" unvani bulunan yetenekli gencimiz, unvanlarina bir yenisini daha eklerken, gelecek icin de cok iyi sinyaller verdi.
Enis Küley´in bu basarisi devam etmesi dilegi ile, Türk futbolunun cok iyi bir futbolcu kazanma yolunda oldugunu belirtmeliyiz.

3 Haz 2010

Seçuk Aydın Dünyaca Yumruk Atacak

5 Yorum

5 Haziran 2010 cumartesi gecesi İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu' nda Dünya Şampiyonluğu için ringe çıkacak Selçuk Aydın. Boks tarihimiz açısından çok büyük önem taşıyan bu maça özellikle görsel basınımızın ne derece ilgisiz kaldığı gerçeğini söylemeye gerek yok sanırım. Zira Selçuk bu maçı kazanırsa Türkiye' de bir ilki gerçekleştirerek Dünya Şampiyonluğu ünvanını elde ederek muazzam bir tanıtıma da imza atmış olacak..

Bu dev maçtaki rakibimiz Rumen asıllı Kanadalı boksör Ionut Dan Ion (Jo Jo Dan) profesyonel kariyerinde çıkmış olduğu 26 maçın tamamından galip ayrılırken 14 tanesini nakavt ile kazanmış. Selçuk Aydın ise 19 maçın tamamını kazanırken 15 tanesinde rakiplerini nakavt ile devirme başarısını elde etmiş. Ayrıca 28 yaşındaki Jojo' nun 1,80 lik boyuyla, 26 yaşındaki Selçuk' dan tam 10 cm uzun olduğunu da belirtmek gerek. Dolayısıyla kol uzunluğu avantajını da..

Ionut Dan Ion' un 2010' un ilk ayında Petr Semo' yu yendiği maçın görüntülerini izlemiştim. O maçtan hafızamda kalan en önemli ayrıntı ters gardlı bir boksör oluşuydı. Hani şu sağ eli yerine sol eliyle gardını alıp sağ direkler ile rakibi yormaya çalışan boksörlerden. Selçuk ise bildiğimiz düz gardlı boksör tipi. O balyoz gibi sert olan sağ yumruğunu yüzünden ayırmayan ve rakibinin açığını bulduğu anda öldürücü darbeyi yapan tipte bir boksör. Yere rakibinden daha sağlam basan bir fiziki yapısı olduğunu da ekleyeyim. Bence en büyük avantajı da bu olsa gerek. Ringde son derece rijit ve sert bir duruşu var Selçuk' un..


Bu arada son üç gündür gündemi değiştiren İsrail saldırısı Selçuk Aydın' ı da fena halde etkilemiş olacak ki çevresindekilere "İsrail beni çok daha fazla hırslandırdı" demiş. Ben olsam bünyede var olan bu hassasiyeti maçta lehimize çevirecek bir motivasyon unsuru haline getirebilmek için Ionut Dan Ion' un dedesinin eski bir yahudi göçmeni olduğuna inandırırdım kendisini. İşte o gazla Jojo ile ringde yoyo gibi oynardı herhalde Selçuk!

Son olarak, Trabzonlu ve aynı zamanda sıkı bir Trabzonspor taraftarı olan Selçuk Aydın' ın sonuç ne olursa olsun, Türkiye' yi en iyi şekilde temsil edeceğinden ve o ringde pes etmeden sonuna dek mücadele edeceğinden eminim ben kendi adıma. Hatta galibiyet şansını da rakibine oranla daha fazla gördüğümü de ekleyeyim. Bizler sana güveniyoruz, en az senin kendine güvendiğin kadar. Vurduğun yerden ses getirmen dileğiyle başarılar dileriz..

1 Haz 2010

Altı As, İki Yedek, İki Safra

10 Yorum

Turkcell Süper Lig' de şu güne kadar 6+2 olan yabancı futbolcu sınırlaması esnetip bükülerek 6+2+2 olarak kabul edilmiş..

Yani 6 oyuncunuz eskisi gibi ilkonbirde olabilirken yedek kulübesindeyse diğer iki yabancı bekleyecek. Diğer yabancılar ise o hafta kadroya dahi giremeyeceklerinden dolayı "Topa yabancı" statüsünde olacaklar muhtemelen..

Şimdi bu kadro dışında tutulacak ama bünyede barınabilecek +2 yabancının mantığı ne olabilir? Mesela eldeki yabancı rotasyon imkanını artırarak sakatlık ve cezalı oyunculardan asgari şekilde etkilenmeye karşı bir önlem olarak değerlendirilebilir belki. Bunun haricinde gelecek vaad eden potansiyeldeki genç yabancı futbolculara yapılacak yatırımları cesaretlendirebilir hatta..

Fakat diğer yandan da yapılması olası kalitesiz transferler ile ligimizi bir nevi mülteci kampına da çevirebilir rahatlıkla. Tabii bunun yanında yabancı futbolcu enflasyonu neticesinde yerli futbolcularımızın kadroda yer bulma şanslarını zorlaştırarak Milli Takımlar' a sunulan futbolcu portföyü kısmen de olsa daralacaktır illa ki. Hele ki genç futbolcuların istihdamı konusunda ciddi sıkıntılar yaşanacağını düşünmek pek de abes kaçmaz sanırım..

Ayrıca son ihaleden sonra yayın değeri astronomik rakamlara ulaşan ligimizde bu paralardan nemalanacak kulüp idarelerinin söz konusu meblağları yurt dışına oluk oluk akıtmalarına sebep olacak bir başıboşluğa sebep olması ihtimali de cabası tabii..

Bir de şu var ki Avrupa' da bizim futbolcularımız yabancı statüsünde sayılırken biz neden burada böylesine "misafirperveriz" ki dışarıya karşı? Adam seni Afrikalı ya da G. Amerikalı statüsünde görerek resmen vize uyguluyor ama sen "gel geç" modundasın resmen. Bu durum, yıldız statüsündeki yerli futbolcularımızın ceplerini olduğundan daha fazla doldurabilecekken, rotasyondaki çoğunluğu oluşturan diğer futbolcularımız ciddi sorunlar yaşayabilir. Öyle ya.. Dışarıda zaten yabancı konumundayken, buradaysa seni kendi ülkelerinde yabancı olarak gören adamlardan kendine bir yer bulmaya çalışacaksın. Bunların da ötesinde, adeta vatandaşlık kavramının içini boşaltırcasına devşirilip duranlara değinmiyorum bile..

Yani 6+2+2 denkleminde eşitliğin diğer tarafında nasıl bir sonuç çıkacağı şimdiden muamma..

Uzun lafın kısası, şimdi seyreyleyin cümbüşü..