31 Ağu 2010

Antalyaspor 0-0 Trabzonspor (Harala Gürele Bir Maç)

4 Yorum
Muhtemelen Şenol Hoca ligin ilk haftasında Fenerbahçe ile oynayan ve koca 90 dakikayı pres yapmadan, rakibe basmadan ve kayarak tek bir müdahalede dahi bulunmadan tamamlayan Antalyaspor’ un aynı yumuşaklıkta oynayacağını düşünmüş olmalı ki, sahaya Colman’ ın önünde dört ofansif oyuncuyla çıktı. Antalyaspor’ un hocası Mehmet Özdilek de Tita, Djiehua ve Necati’ yi aynı anda sahaya sürerek ofansif ve ısırgan bir futbol ortaya koyacaklarının sinyallerini vermişti zaten. Dolayısıyla keyifli, bol gol pozisyonlu bir maç bekledik doğal olarak..

Ancak ilk yarı boyunca göbekteki Colman-Selçuk ikilisinden bilhassa Colman' ın belki de en kötü performanslarından birini sahaya yansıtması ve defansif olarak da hayli aksaması agresif Antalyaspor ortasaha oyuncularına karşı Trabzonspor' un orta alanda pas trafiğinin aksamasına ve Yattara-Alanzinho ikilisini efektif bir şekilde kullanamamasına yol açtı. Sahada ilk kez 90 dakika şans bulan Jaja ise gene çok kötü bir gününde olan Umut' un partneri olarak sahaya sürülmüş olsa da göbekteki zaaaafiyet sebebiyle maçın genelinde ortasahaya yakın bölgelerde topla buluşabildi. Burada kendisine küçük bir parantez açmak gerekirse ben ilk maçı olmasına karşın Jaja' nın oyununu çok beğendim. Sırtı dönük oynayabilmesi, fiziğini etkili kullanışı, adam eksiltebilme yeteneği ve şutör özelliğiyle forvetin arkasında serbest görev aldığında çok önemli işler yapabileceği izlenimini verdi..

Trabzonspor' un ikinci ve üçüncü bölgelerinde işler Şenol Hoca' nın planladığı gibi gitmemiş olmasına rağmen topla daha fazla oynayan Antalyaspor' un maç boyunca pozisyon zenginliği üretememiş oluşunu defansın göbeğinde görev yapan Egemen-Giray ikilisinin kusursuz sayılabilecek performansına bağlamak yanlış olmasa gerek. Artık söylemekten usanmaya başlasam da, Serkan' ın savunduğu sağ kanattan tek bir akın dahi geliştiremeyen Antalyaspor ataklarının neredeyse tamamı her zaman olduğu gibi Trabzonspor' un en zayıf halkası olarak göze çarpan Cale' nin bulunduğu bölgeden geldi maalesef. Topla sahanın herhangi bir yerinde buluşan Antalyasporlu oyuncular istisnasız bir şekilde topu sürekli olarak o kulvara yönlendirdiler. Trabzonspor' un sol kanadını adeta otobana çeviren Antalyaspor' un o kanattan geliştirdiği sayısız atağa karşın yeterince pozisyon üretememesinin en büyük sebebi Milli Takım' a hala layık görülmeyen Egemen' in müthiş performansıydı pek tabii ki. Sadece kendi bölgesini değil, sürekli açık veren sol kulvardaki gedikleri de kapamaya çalışan bu derece formda bir oyuncu nasıl olur da Sabri' nin, Hakan Balta' nın, Gökhan Zan' ın dahi davet edildiği Milli Takım' da yer bulamaz; inanılır gibi değil..

Maçın 39 ncu dakikasında gerçekleşen ve tam 27 dakika süren elektrik kesintisine kadar bizi adeta abluka altına alan Antalyaspor' un oyunun durmasının ardından hızının hayli kesilmiş olduğunu da eklemek gerek bu arada. Aksi halde ilk yarıyı gol yemeden kapayabilmekte hayli zorlanacağımız ortadaydı. Fakat gene de maçın geneline baktığımızda Djiehua' nın ilk yarıda hasbelkader önünde kalan topa vuruşu ve Onur' un kurtarışı haricinde tek pozisyonu dahi yokken kötü günündeki Trabzonspor Egemen, Alanzinho, Umut ve Jaja ile toplamda 5 net pozisyona girmeyi başardı..

Şenol Hoca' dan ilerisi adına öncelikli en büyük beklentim, yıllardır aksayan ama son dönemlerde iyiden iyiye kronik bir sorun halini alan sol bek mevkiine kalıcı bir çözüm bulmasından ibaret. Genç Ferhat' a mı şans verir, yoksa alt yapıdan oyuncu mu çıkarır bilemiyorum yalnız bildiğim şu ki, o bölgede kim oynarsa oynasın şimdikinden daha fazla sorun yaşamayacağımızdır. Ayrıca her frikik organizasyonunda mahalle maçındaki çocuklar misali kendi aralarında kavga eden, trip atan futbolcu aksiyonları görmekten bıktık artık. Şenol Hoca duran topları kimlerin kullanacağı konusunda futbolcularını bilgilendirmeli ve profesyonellik ile uzaktan yakından alakası olmayan bu sahneleri izlemekten bizleri kurtarmalı artık..

Takımdaki herkes ne yaptığını bilsin ki bizler de ne izlediğimizi bilelim..

30 Ağu 2010

Genoa 2010-2011

6 Yorum
Serie A'nın ilk haftası bugün sona erecek. Milan'ın Ibrahimovic transferi, gözlerin bir kez daha İtalya'ya çevrilmesini sağladı. Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim Genoa'nın transfer hamleleri. Geçen sezon 9. bitirdikleri Serie A'da bu sezon daha da yukarı çıkmak için kadrolarında önemli değişiklikler yaptılar.

Genoa taraftarlarının bu sezon umutlu olması için çok sebebi var. Önce gelen ve giden oyunculara bakalım:
  • Gelenler:
  • Eduardo-Braga, 4.5 milyon euro
  • Rafinha-Schalke, 9 milyon euro
  • Zuculini,Hoffenheim, 700 bin euro
  • Kevin Prince Boateng-Portsmouth, 6.5 milyon euro
  • Chico-Almeira, 5 milyon euro
  • Diego Angelo-Naval, 1.5 milyon euro
  • Miguel Veloso-Sporting Lizbon, 14 milyon euro
  • Luca Toni-Bayern, bedelsiz 
  • Toplam: 41 milyon euro
  • Gidenler:
  • Forestieri-Udinese
  • Salvatore Bocchetti-Rubin, 9.5 milyon euro
  • Sergio Floccari-Lazio, 8.5 milyon euro
  • Sokratis Papastathopoulos-Milan, 7 milyon euro
  • Alberto Zapater-Sporting Lizbon, 7 milyon euro
  • Toplam: 32 milyon euro
Amelia'yı Milan'a kiralık gönderen Genoa, Braga'dan Eduardo'yu transfer etti. Savunmanın 2 önemli oyuncusu Bocchetti ve Papastathopoulos'un takımdan ayrılması dengeleri bozacak gibi görünse de takımda hala Criscito, Danielli, Moretti ve geçen sezon Bari'de 34 maçta oynayan genç Ranocchia gibi kaliteli isimler mevcut. Sağ bek pozisyonunda bu sene sıkıntı yaşamayacaktır Genoa. Rafinha'yı Schalke'den de tanıyoruz. Savunmanın yanısıra hücuma da önemli katkı sağlayabilen bir oyuncu. Chico ise Almeira'nın La Liga'yı 13. bitirdiği sezon 27 lig maçında forma giymiş. Rafinha'nın yokluğunda iş yapacaktır.

Genoa en önemli transferlerini ise orta saha bölgesine yaptı. Veloso'nun Serie A'da çok iyi işler yapacağını ve çok geçmeden büyüklerin peşine takılacağını öngörmemiz yanlış olmaz heralde. Geçen sezon Hoffenheim'da forma giyen Arjantinli oyuncu Zuculini ise gelecek vaadeden oyuncular arasında gösteriliyor. Genoa'da kendisinden beklelen patlamayı gerçekleştirirse takımına önemli katkılar sağlayacaktır Zuculini. Sporting Lizbon'a gönderilen Zapater Genoa için kilit oyuncuydu. Bu bölgeye Veloso yerine daha orta kalitede bir transfer yapılsaydı Genoa'nın Zapater'i arayacağını söyleyebilirdik belki. Fakat Veloso ve Zuculi'ni ile derinleşen orta saha kadrosu Zapater'i aratmayacaktır.

Forvette ise önemli oyuncularından Floccari'yi Lazio'ya yaşına göre çok iyi bir bedelle sattı Genoa. Bu bölgede takımdan ayrılan bir başka oyuncu ise Forestieri. Udinese'ye transfer olan Forestieri ile ilgili umutluydum fakat geçen sezon kiralık gittiği Malaga'da oynadığı 20 maçta 1 gol atmış. Anlaşılan bu performansı teknik adam Gasperini'yi tatmin etmemiş. Giden bu iki oyuncunun yerini doldurmak için Bayern'den Luca Toni'ye bonservis bedeli ödemeden kadrolarına kattı Genoa. Geçen sezon Roma'da 15 maçta 5 gol atma performansı gösteren Toni bu sezonda iş yapacak mı göreceğiz. Toni'nin dışında Sculli, Palladino ve Rodrigo Palacio gibi önemli oyuncular da takımın gol yükünü çekecek kapasiteye sahipler. Geçen sezon Serie A'da 57 gol atan Genoa bu sezon bu 4 oyuncusu ile daha fazlasını atmayı başaracak gibi.

Genoa bu sezon can yakacak takımlar arasında yer alacaktır. Ligde Avrupa kupalarına katılmak için büyük bir mücadele vereceklerdir. Tahminim ilk 7 arasında sezonu bitirir Genoa. Bu arada Serie A'nın yayın hakkını alan bir kanal henüz yok ülkemizde. İlerleyen günlerde bir kanalın yayın hakkını almasını umalım. Bu sezon Serie A'da daha zevkli mücadeleler izleyebiliriz.

Suçlu Gene Ayağa Kalkmadı!

6 Yorum
Trabzonspor' un belki de en çok tartışılan oyuncusu Umut Bulut' un Toulouse' a transferi sürecinde oluşan karmaşaya birkaç gün öncesinde değinmiş ve hayati önem taşıyan Liverpool rövanş maçını da etkisi altına alan kaos ortamı konusunda taraftarın kafasında gelişen bir takım soru işaretlerini masaya yatırmıştık..

Ancak aradan geçen dört güne rağmen ne kulüpten ne de Umut' dan herhangi bir basın açıklaması gelmedi henüz. Ajanslara düşen çeşitli haberlerdeyse Şenol Hoca' nın Umut ile yüz yüze görüştüğü ve kendisini affettiği şeklinde bilgiler var. Yani 34 yılın rövanşında takımın tüm kimyasını bozan ve o maçta çok önemli rol oynayacak tipte bir forvetin kadro dışında kalmasına dahi yol açan böylesi önemli vaka bir kez daha örtbas edilmiş gibi gözüküyor maalesef..

Sakatlığını bahane ederekten Liverpool karşısına bilerek çıkmadığı şeklinde haberler yapılarak bir anlamda taraftarın önüne atılan Umut Bulut ya da ihmali olan bir başkası böylesi bir ilkesizlik karşısında cezalandırıl(a)mıyorsa, insanın kafasında burada asıl suçluların ceza verme konusunda yetkili kişiler oldukları ihtimali canlanıyor haliyle..

Neyse artık. İşler en azından skor bazında iyi gidiyor nasılsa, fazla da irdelemeyelim şimdilik! Lakin istisnasız her önemli futbolcumuzun transfer hikayesi böylesine çetrefil ve spekülatif piyastoslara sahne oluyorsa birilerinin bu mevzuu üzerine oturup düşünmeleri gerekiyor sanırım..

Zira sahada elde edilecek başarılı sonuçlar bazı yanlışları maskeleyebiliyor olsa da kokusunu asla gizleyemiyor maalesef..

Sergen Yalçın İftarda Ne Yiyor?

1 Yorum
Ne zamandır yazacağım son anda vaz geçiyorum. Fakat dün akşam Ersin Düzen ile birlikte ligin üçüncü haftasının ardından büyük takımların durumunu değerlendiren Sergen Yalçın’ ı izlerken gene irrite oldum doğrusu. Belki de ben takıntı yaptığım için çok dikkatimi çekiyor bilemem yalnız bir insan program boyunca en az 15-20 kez kimi zaman yüzünü dahi ekşiterekten sessiz ve derinden geğirip durur mu yahu?

İftar yemeklerinde Sergen ne yer ne içer bilemeyiz ancak yediği her neyse artık program boyunca midesinden dışarı çıkmaya çalışıyormuşçasına bir izlenim veriyor gerçekten. TV başında da insan “alien” filmi izliyormuşçasına geriliyor açıkçası. Hani gastrit, ülser, reflü gibi sağlık sorunları varsa bir şey diyemem. Bence bir baktırsın midesine. Kendisine de yazık, bize de..

29 Ağu 2010

Anthony Annan Üzerine

3 Yorum



Galatasaray 1 Eylül'e az bir zaman kala uzayan transfer listesine yeni bir isim daha ekledi: Anthony Annan... Önce kısa bir bilgi verelim Annan hakkında. 23 yaşındaki Ganalı futbolcu Rosenborg'da forma giyiyor. Norveç coğrafi olarak da transfer piyasası bakımından da bize uzak bir ülke. Galtasaray'ın Annan hamlesi bu noktada biraz ilginç. Galatasaray'ın Annan'la ilgilenmesini Karpaty karşısında kaybedilen turun da etkisi olduğunu söyleyelim. Rosenborg foması altında Şampiyonlar Ligi elemelerinde oynadığı için Galatasaray turu geçse bile Annan'ı Avrupa Ligi'nde oynatamayacaktı ve bu yüzden transfer gündemimize girmesi de doğal olarak beklenemezdi. Rosenborg'un Kopenhag'a elenmesiyle takımın önemli oyuncularından Lustig ve Demidov'la birlikte Annan'da kulüpten ayrılmak istedi.

Annan'ın hikayesi Gana yöresel liginde başlıyor çoğu Ganalı futbolcu gibi. 19 yaşına dek Gana'da forma giyen Annan sonrasında Gana'nın en meşhur takımı Hearts of Oak'a transfer oluyor Daha sonra denenmek üzere Norveç'e gidiyor 3 arkadaşıyla birlikte. İdmanlarda kendisini beğenen Start, Annan'ı transfermarkt'a göre bedavaya transfer ediyor. Başlarda takımın ilk 11ine girmeyi başarsa da sakatlanmasının ardından Stabaek'e kiralık veriliyor. Stabaek'de gösterdiği performansla Everton, Blackburn ve Arsenal'in gözetimi altına giriyor. Bu üç Premier Lig takımı Annan'ı transfer etmek için uğraşsa da transfer gerçekleşmiyor. Son olarak çok değil 16 Ağustos'ta da Annan'la Manchester United'ın ilgilendiği haberleri çıkıyor ada basınında. Ferguson Annan'ın oyun stilini Makelele'ye benzettiğini söylüyor. Annan'ın değerinin 8 milyon avro olarak belirlenmesi bu transferin gerçekleşmeme nedeni gibi duruyor. Galatasaray'ın transfer etmesi halinde Rosenborg'a ödeyeceği bedeli bu yönüyle merak ediyorum. Rosenborg'un ŞL'den elenmesi de fiyatın düşmesinde faktör. Ve eğer bu şartlarda bu transfer gerçekleşirse Galatasaray, Annan'ı, Alanzinho'nun Trabzonspor'a geliş fiyatından 1 milyon € daha ucuza getirmiş olacak.

Ülkemizde adı pek duyulmadı Annan'ın. Milli takıma Essien'in sakatlanmasıyla çağırılmaya başlayan Annan burada da düzenli forma giymeye başladı. Güney Afrika'da Gana'nın oynadığı 5 maçta da 90 dakika oynamış. Zaten genel olarak kariyerine göz attığımızda devamlılığı olan bir futbolcu olduğunu rahatlıkla söyleyebliriz. Performans dataları genelde 90 dakika oynadığını söylüyor bizlere. Norveç liginde 21 hafta geride kaldı ve Annan bu 21 maçın tamamında 90 dakika oynadı. Sakatlıklarla arası bir türlü düzelmeyen Galatasaray için bu konunun ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yok heralde. Mevkisi itibariyle kart görme potansiyeli de fazla fakat kariyeri boyunca oynadığı 106 maçta 18 sarı kart 1 kırımız kart görmesi de önemli bir veri olsa gerek.

Futbolda artık en önemli mevki şüphesiz orta saha. Hani hep duyarız defans ve hücum arasında köpü görevi tanımlamasını. İşte zorunluluktan oynayan Ayhan-Barış-Sarp orta sahası da bu görevi yerine getirmediği için oldukça kötü durumdayız. Annan ise genç yaşı ve kuvvetli fiziğinin yanında sert şut atma özelliğine ve Mustafa Sarp'ta olmayan tekniğe sahip bir oyuncu. Bu yüzden Galatasaray'ın orta sahada yaşadığı sıkıntıyı giderme adına önemli bir transfer fakat tek başına yeterli olmayacaktır elbette. Zaten yanına Ibrıcıc veya Misimovic transferi de gündemde. Bu transferlerin yanında Elano'da satılmassa Galatasaray orta sahasının performansı da sınıf atlayacaktır. Pino'nun sağlıklı bir şekilde takıma katıldığını ve Baros'un da form tutacağını düşünürsek umutsuz olmaya gerek olmadığını söylebiliriz. Herşey bir yana bu genç Ganalının başarılı olmasını ve özellikle Anadolu takımlarımızın Afrika pazarına yeniden hakkıya yönelmesini umut ediyorum.

Bhut Jolokia

28 Ağu 2010

Büyüdükçe Büyüleyenler / Ellen Page

0 Yorum
Sene: 2006



Sene: 2010
Yaş: 23
Inception

Fanatik Gazetesi: Baştan Aşağı Rezalet

5 Yorum

Chao Grey sağolsun, Twitter'da paylaştı bu resmi. Dikkatini 1. Çinko haberi ve Frank Rijkaard resmi çekmiş. Ben o resme pek dikkat etmeden ilk resimle ilgili bir yorum yapınca yine Chao uyandırdı. Yukarıdaki haber ve kullanılan resme bakın. Oldu olacak Aykut'un açıklamasının yanına Hardcore bir şeyler koysalarmış.

Rijkaard'la ilgili habere ne demeli? Bu resimler, bu metinler, nasıl bir zihniyete sahibiz böyle? Şimdi Rijkaard'la Nouma bu haberi hazırlayanlara bir tombala yapsa günaha girerler mi?

Resmin büyük hâline ulaşmak için tıklayın.

Umut Bulut ve Transfer Fiyaskosu Üzerine

4 Yorum

2006-2007 sezonunun başında Fatih Tekke gibi her yönüyle komple bir forvetin Zenith’ e transferinin ardından Ankaragücü' nden Trabzonspor’ a getirildiğinde omuzlarına yüklenecek büyük yükün kendisi de farkındaydı. Bu yük sadece efsane golcümüzün yerini almış olmaktan ibaret değil, Trabzon’ un zor bir şehir olması ve kariyerinde ilk kez iddialı bir takımda forma giyecek oluşundan dolayı da ağırlaşıyordu..

Ancak bütün bu dezavantajlara ve Trabzonspor gibi bir takımın tüm gol yükünün sırtına bindirilmesine rağmen geçirmiş olduğu 4 sezon boyunca şu güne dek sakatlık ya da disiplin sorunu yaşamadan toplamda 61 gol atıp 21 de asist yapmayı başardı Umut. Son vuruşlardaki basiretsizliği sebebiyle kimi zaman acımasızca eleştirilse de sahadaki özverili mücadelesi, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi ve gol atabilmek adına gösterdiği müthiş hırsıyla kendisini teknik açıdan eleştirenlerin dahi takdirini kazanmayı bildi çoğu zaman..

Tam dört sezon süresince kendisinin yanına ya da yerine gerçek anlamda pivot özellikleri barındıran bir santrforun alınmayışı ve takımdaki tek gol umudunun kendisinden ibaret tutulmasına yol açan bilinçsiz transfer politikaları sebebiyle taraftarın tüm eleştiri okları sürekli olarak onun üzerine odaklanıyordu. Geçen sezon transfer edilen Teofilo’ nun hayli geç de olsa form tutarak gol atmaya başlaması, bu sezon başında takıma kazandırılan Jaja’ nın da bu bölgede etkili bir alternatif üretecek olması tam da onun üzerinde biriken baskıyı azaltmak ve kafaca daha rahat bir Umut Bulut izleyebilme şansını yaratmışken transfer sezonunun bitmesine günler kala tam da tarihi Liverpool maçının rövanşına denk gelen zamanda Toulouse’ dan gelen teklif ortalığı karıştırdı..

27 yaşına gelmiş ve futbolunun en verimli dönemlerini yaşayan her futbolcunun hayalidir kariyerine bir Avrupa macerası sıkıştırmak. Hele ki yıllar boyunca en ağır eleştirilere maruz kalmasına rağmen görevini kısıtlı meziyetlerinin elverdiği ölçüde özveriyle gerçekleştiren bir futbolcunun kolay kolay reddedemeyeceği türden bir teklif gelmişti Umut’ a. Söz konusu takım Fransa’ nın vasat sayılabilecek takımlarından (ancak bu sezona çok iyi başladılar) bir tanesi de olsa, Gignac gibi yegane yıldızını 18 milyon avro karşılığında son şampiyon Marsiya’ ya da satmış bulunsa Batı’ nın en batısında forma giymek fikri cazip olabilirdi pek tabii ki. Fakat işler bir anda Yattara’ nın Katar transferinde yaşanan kaos ortamına benzer bir karmaşaya dönüştü ve dün Resmi Site’ den yapılan açıklama ile Umut’ un takımda kalacağı bilgisi sunuldu kamuoyuna..


Şimdi gelinen bu noktada mevzuu hakkındaki detaylar ile ilgili kulaktan dolma dedikodular haricinde spesifik bilgilere sahip olamadığımız gerçeğinden hareketle ilgili merciilere cevaplanması gereken birkaç soru yöneltmek gerekiyor haliyle..

1. Madem Umut’ un elden çıkarılması düşünülmüyordu, Toulouse’ dan yapılan teklif ilk anda neden direkt olarak geri çevrilmedi?

2. İlk teklif yapıldığında transferi düşünülüyorsa bile eğer sonradan bir takım ödeme ya da fiyat konusunda anlaşmazlıklar çıkmasının ardından vaz geçilmişse, bu görüşmeler Umut’ un son derece efektif bir rol oynayabileceği hayati Liverpool maçı sonrasına bırakılamaz mıydı?


3. Takımın son derece önemli bir maça çıkacağı gün Şenol Hoca’ nın tabiriyle tesislerde cirit atan ve Umut’ un kafasını sürekli olarak meşgul eden menajer tayfasına herhangi bir önlem alınamaz mıydı?


4. Her futbolcu Avrupa' dan teklif geldiğinde gitmek isteyebilir; eyvallah. Fakat tam dört yıldır sakatlık sorunu yaşamayan bir takım kaptanının tam da Liverpool maçı öncesinde ve transfer teklifi geldiği günde sakatlığını bahane ederek oynamak istemediği şeklinde geçilen haberler gerçeği yansıtıyor mu?

5. Bu kakafoninin tam ortasında kalan ve sadece işini en iyi şekilde yapmaya çalışan Şenol Hoca' nın mükemmel giriş yaptığı bir sezonun başında bütün sinirlerini bozan asıl mesele Umut Bulut' dan mı yoksa Yönetim' den mi kaynaklanıyor?

İşte bu soruların açık yüreklilikle yanıtlanabilirse şampiyonluk adına mükemmel bir başlangıç yaptığımız şu sezonun sonunu çok daha rahat getirebiliriz sanırım..

27 Ağu 2010

Deniz Naki Röportajı İçin Sorularınız

19 Yorum

Deniz, Almanya futbolunun yükselen yıldızlarından biri... Leverkusen'de başladığı futbol yaşantısına St. Pauli'de devam ediyor. Geçen yıl Bundesliga II'de 7 gol atıp 11 de asist yaparak tüm dikkatleri üzerine çekmişti Deniz. Geleceğin yıldız adaylarından biri... Meşhur tabirle yeni Mesut Özil olabilir de diyebiliriz. Bild'e son verdiği röportaj da dikkat çekiciydi. Borges'ten okuyabilirsiniz. Buraya da yapıştıralım:

Dersimli Deniz Naki Bild'e bu pozu vermiş. ve Dersim 62 dövmesinin açıklaması da şu şekildedir:

'Babam Doğu Anadolu'dan yani bu şehirden geliyor. Biz Kürdüz..

Ben nereden geldiğimi bilmediğim için değil daha çok çocukların Kürt kökenine sahip olduğu için utanmaması adına bu dövmeyi yaptırdım. Kürtlerin pek çogu Türk olduklarını söylüyor... Bence her insan sahip olduğu etnik kökeni ile gurur duyabilmelidir.'

Alman U 19-20'lerinde oynayan ve bugün u21 kadrosu içerisinde gözüken Naki milli takım ile ilgili olarak:

'Bugünlerde kendimi milli futbolcu olarak göremiyorum zira Antrenör Adrion'dan uzun zamandır ses seda çıkmıyor'

Eğer milli takımın kimliklere karşı bir sorunu yoksa hemen bugün Türkiye Milli Takımına doğru yönlendirilmelidir yetenekli orta saha oyuncusu.!

Alman Milli Takım ve St.Pauli kıyası yapıldığında sonuç çok açık: St.Pauli her şeyin üzerinde.!

'Ben daha çok 34 kez bu takımın Bundesligada formasını giymek istiyorum ve bu sene asıl hedefe ulaşabilirim.


Kendisiyle bir röportaj yapacağız. Bu röportajı sizlerden gelecek sorularla daha orijinal bir hâle getirmek istiyorum. Katılımlarınızı bekliyorum.

Trabzonspor 1 - 2 Liverpool | Teşekkürden Fazlası...

11 Yorum

Golü aramadan golü bulmak bazen ters etki yapabiliyor. Ben bunu gördüm bugün.  Trabzonspor'un doğru hamleleri yapsa rahatlıkla kopartacağı bir maçın, "kontrollü oyun" adı altında elden kayıp gittiğini gördüm. Bu tip maçlar birer rüyadır. Gerek taraftarlar, gerek oyuncular için. Teknik adamların görevleri de oyuncularını uyandırmak, oynan karşılaşmanın gerçek bir futbol karşılaşması olduğunu hatırlatmaktır. Çünkü rüyaları gerçekleştirmenin en kestirme yolu uyanmaktır. Ama her zaman değil.

Trabzonspor, erken bulduğu golle havaya girmeliydi. Yalnızca takım olarak değil, taraftar olarak da... Zerre hazzetmediğim, bu yüzden çoğu arkadaşımla ters düştüğüm Trabzonspor tribünleri gole rağmen uyumaya başladı. Takımın kontrollü oynaması, maç berabere de gitse aynı oyunu oynayacak Liverpool karşısında bir sonuç getirmedi. 1-0 öne geçtiğimiz bir karşılaşmada yapılacak en doğru şey, bu rüyayı kimseyi uyandırmadan mutlu sona erdirmekti: Saldırmak. Liverpool'u şokta yakalamışken onların kendilerini toparlamasına izin verişimiz garip. Oyuncular rüyadan uyanmışlar, bazı anlarda topu aldıkları zaman kendilerini baskı altında hissediyorlar. Rakibin adı, maçın skoru, başarabilirseler yazacakları tarih... Oyuncuları hep baskı altına alıyor. En basit pas yerine gitmiyor. Çünkü uyanmış vaziyetteler. Heyecan, ya gol yersek çekincesi... Bazı zamanlar bu baskı yerini anlamsız ve gereğinden fazla bir özgüvene bırakıyor. Baskıyı yemiş bir futbolcunun bu baskıdan bunalıp, benim onlardan ne eksiğim var, ben de başarabilirim algısı ve yapabileceklerinden fazlasını yapmaya kalkışması da takım oyununa zarar veriyor. Halbuki bunları düşünmelerine gerek kalmadan, attıkları golün morali ve heyecanıyla düşünmeleri gereken tek şeyin ilkini atabildiyseler, ikincisini atabilecekleri gerçeği idi. Rüyanın gerçeğe dönüşebileceği tek an da buydu bu maç için... Saldırmalıydık, ikinci gol için yüklenmeli, atılan golün de etkisiyle rakibi iyice telaşa vermeli, Hodgson'u erken oyuncu değişikliklerine zorlamalıydık. Hiç de beklemedikleri bir gol yediler, beklemedikleri şeyler devam etmeliydi.

Bu fırsat kaçtı. Yine de ikinci yarı cesur hamleler bekliyordum. Çünkü ilk yarıyı maç berabereymişcesine rölantide oynayan Liverpool'un, yorulan ve baskıyı iyice hissetmeye başlayan Trabzonspor'a karşı daha saldırgan olacağı gün gibi açıktı. Bununla birlikte bazı oyuncuların gününde olmaması da bazı aksaklıklara neden oldu. Fakat bunda bu karşılaşmada gerçek anlamda ne beklediklerini bilmeyişlerinin de etkisi vardı (birini hariç tutuyorum, o da futboldaki bireysel top kaybı rekorunu kırmıştır bence) ki,  bekleneni vermeye yaklaştıkları sırada geriye dönüyorlardı.   Bazen gerçeklere tercih edilmeli rüyalar. Aksi takdire gerçekler, gerçeğe dönüşmekte vakit kaybetmez. 

Bizim değiştirmeye cesaret edemediğimiz oyun gidişatını 19 yaşında bir gençle bozuyor Liverpool.  Semeresini de alıyor. Diğer yandan sol kanat, savunucusunun ilk yarıya oranla daha iyi oynamasına karşın baskı altında... Fenerbahçe maçını çok iyi analiz etmiş Hodgson, belli... Yenilen gol dışında sürekli o kanadı kullanma ısrarları boşuna değildi. Trabzonspor aynı şekilde yanıt veremedi, sol tarafına oranla daha çok açık veren sağ tarafına yüklenemedi Liverpool'un.  Olsun. Gerçeğe en yakın sonuç çıktı karşılaşmadan. Yazık olmasına oldu ama, gerçekçi ve kontrollü olmakla ne istendiyse aslında, o gerçekleşti. Altmetni budur kontrollü oyunun... 

Bu Liverpool karşısında bir dezavantaj olsa da, lig için tam tersi olacağından şüphem yok...  Oyuncuların hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Teknik ekip de dahil... Tecrübe kazanacakları, kendilerini sorgulayıp oyunlarına ve mental yapılarına aşama kaydettirecekleri bir eşleşme izledik.  Onlardan yana hayalkırıklığımı içime atabilirim. Çünkü Liverpool Liverpool'dur.  Fakat Taraftara kırgınlığımı gizleyemem. Oraya analiz yapmaya değil, takıma 12. adamlık yapmaya gitmelilerdi. Kendi tarihlerini, futbol kültürlerini yalnızca "Trabzon da takım mı?" diye sorulduğunda gaza gelip savunmaktan öte bir numaralarını pek göremezsiniz. İnsanlara bazen tribünleri gösterip cevap verebilmelisiniz. Şu maçta 34 yıl önceki maça, o efsanelere bir selam çakmak yerine, önünde koskoca Türk Telekom reklamı olan bir forma açmak hem Trabzonspor'un taraftarlık kültürüne, hem de Cemil Usta'nın ruhuna kayıtsız kalmaktır. Övündüğünüz insanları yalnızca büyüklüğünüz irdelendiğinde hatırlamaya devam ederseniz, unutulmaya yüz tutarsınız...


*** Umut hakkında da sözlerimiz var, hele bir gerçekler ortaya çıksın. Garip gelecek ama, İnşallah sakattır.

26 Ağu 2010

Moussa Maazou Bordeaux'da

1 Yorum

Fransa liginde bir domino taşı etkisidir sürüp gidiyor. Tüm bu hareketliliğin başını Fenerbahçe'nin çektiği konuşuluyor. Niang'ın yer değiştirmesi, ta Umut'a kadar uzanan etkiler, vs. Kelebek etkisi dedikleri tam olarak bu olsa gerek. Son transfer haberi Bordeuax'dan. Gourcuff'u Lyon'a kaptırmalarının ardından Moussa Maazou'yu kiralık olarak kadrolarına kattılar. Bu adamın transfer hikayesini Flying Dutchman blogunda okuduğumda şaşkınlığımı gizleyemedim. Hâlen de gizleyemiyorum. Lokeren'e soru işaretleriyle dolu bir oyuncu olarak gelmişti. Peki nereden? Maazou,  futbola Nijer Silahlı Kuvvetlerinin spor kulübü olan ASFAN'da başladı. O dönemki antrenörleri, onun en önemli özelliği olarak oldukça disiplinli olmasını gösteriyorlar. Anlaşılan Nijer'de de devrecilik anlayışı mevcut. 2005'de 17 yaşında A takıma yükselen 1.85'lik oyuncu ASFAN'daki son sezonunda Nijer gol kralı olunca Lokeren Scoutları onu Belçika'ya getirmiş. Ücret; 30.000 €. Uzun boyuna rağmen oldukça hareketli bir isim olan Maazou, 2009'un devre arasında Dawid Janczyk gibi bir isim ve 4.5 milyon € civarı para karşılığında CSKA Moskova'ya transfer olmuştu. Bu transfer Lokeren kadar ASFAN takımını da sevindirdi. Nijer ekibi, yetiştirme payı olarak toplam bütçeleri kadar para kazandılar. Maazou da en başlarda sevinse de sonraları yaşadığı uyum sıkıntısının da etkisiyle fazla oynama şansı bulamadı CSKA'da.  Önce Lokeren'e, ardından Monaco'ya kiralık olarak gönderildi. Lokeren'de 2 maçta 3 gol, Monaco'da 18 maçta 6 gol atıp kalitesinden şüpheye düşenleri, kendisi de dahil, yeterince ikna etti. 

CSKA antrenörü Leonid Slutsky hariç. Şimdi yeniden Fransa'da, yeniden kiralık, ama Bordeuax formasıyla...  Vagner Love'un da geriye dönmesi, Tomas Necid'in varlığı ve son olarak Basel'in, Lokeren'in Maazou'yu keşfettiği gibi keşfettiği Doumbia'nın transferi sonrasında zaten oldukça kalifiye ve genç olan CSKA'da oynama şansını azaltacaktı.  


Bordeaux'u tebrik etmek lâzım. 4 milyon €'luk satın alma opsiyonuyla geldi. Ve başarılı olacağını umuyorum. Fransa kendi ülkesi gibi, dil problemi yok... Yetenek? var. Çalışma azmi? evet. Gelsin goller o zaman... Çağrı'ya inat yarı Bordeaux'luyum bu sezon. Moussa Maazou hatrına...

25 Ağu 2010

Christian Brüls & MVV & Trabzonspor

3 Yorum

Trabzonspor'a gitmezse MVV ile sözleşmesinin geçersiz olacağını, takımdan ayrılacağını açıklamıştı zaten. Ağustos başında Westerlo ile sözleşme imzalamış. 4 maçın üçünde 90 dakika, birinde 85 dakika sahada kalmış. Bu adamın neden tercih edilmediğini soracağımız en son kişi Şenol Güneş sanıyorum. Teofilo konusundaki ısrarı ortada. Teofilo'nun kendisi dahi takımdan ayrılmak isterken Şenol Hoca onun takıma faydalı bir isim olacağı konusunda ısrar etti. "Oyun Stili Gabric'e benziyor." Demişti onun için. Yani Gabriç varken gereksiz bir hamle olacaktı onu almak. Teofilo tercihinden hareketle Gabriç'in oynatılmaması da isabet denilebilir. Fakat elinizde bir buzdolabı varken ikinciyi almayışınız ne kadar mantıklıysa, ihtiyaç anında o buzdolabını kullanmıyor olmanız o kadar gariptir. 

Brüls, sözleşmesinde 2 yıl içinde Trabzonspor'a gider maddesi yer aldığını, eğer Trabzonspor'a gelmezse MVV'den ayrılacağını açıklamıştı. Daha sonra bu argümana MVV'den üç aydır para almadığını, ve bu sebeple serbest kaldığı argümanını ekledi. MVV ille de para diye ayak diretince transferin bir an evvel bitmesi için Westerlo'nun bir miktar ödeme yaptığı haberleri var. En kötü ihtimalle Belçika Ligi standartlarında büyük gelecek vaadeden bir futbolcuyu neredeyse bedavaya kadrolarına kattılar. Açıkçası Brüls ile ilgili gelişmelerin medyada yer bulmasını beklerdim. Kulübün bu konuda bir bilgilendirme yapması yerinde olurdu. Zira Brüls, Resmî siteden yapılan haberi kaynak alacak olursak, Trabzonspor'un futbolcusuydu. 27.12.2008 tarihli haberin metni aynen şöyle: 
 
Kulübümüzün Belçika’nın KAS Eupen takımından transfer ettiği ve gelişimini izleyerek önümüzdeki sezonda bedelsiz transfer edilmek üzere Hollanda’nın MVV takımına verdiği Christian Brüls sergilediği performansla büyük beğeni topluyor.


Bu durumda bir ödeme yapılması gerekiyorsa öncelik Trabzonspor'un olmalıydı. Çünkü Brüls Trabzonspor'un oyuncusuydu. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi garip bir durum var. Brüls, MVV'ye giderken "2 yıl içinde Trabzonspor'a gelecek" maddesini kullandı diyenler var. Fakat bu durumda MVV'nin hak talep etmesi garip kaçıyor. MVV'den parasını alamıyor oluşunu bahane göstermesi de Trabzonspor'u bağlamıyor. Netice itibariyle Brüls, şu anda Belçika'da. Eldeki gerçek bu. Ve kendisi için MVV'ye ödeme yapıldı ise, ki Belçika basınında bir miktar yapıldığı yazılıyor, MVV'ye yapılmış. Soru işaretleri iç içe. Bu soru işaretlerinin kalkması için yönetimin bu konuda bir açıklama yapması gerektiği kanaatindeyim. MVV ile ilişkiler ne durumdadır, işbirliği anlaşması hâlen geçerli midir? Brüls transferinde yaşananlar nelerdir? Bir de Faty Papy'miz vardı biliyorsunuz. Ondan da ses seda yok. Umarım resmî site, ya da yönetime yakın medya Brüls konusunda bir açıklama yapar, ve bu açıklamaya Papy belirsizliğiyle ilgili notlar da düşerler. Bu konuda bizlerin, özellikle Ayhan abinin kişisel çabalarıyla derlediği bazı bilgiler mevcut. Fakat resmî açıklamaların bilgi kirliliğinin önüne geçmek noktasında önemli olduğunu düşünüyorum.

MVV hamlesinin, Avrupa'da bu çapta bir pilot takım hamlesinin doğru olduğunu, fakat bunun tek başına yetmeyeceğini daha önce vurgulamıştım. Bugün içinde bulunduğumuz durumda MVV, ve hatta 1461 Trabzon hamleleri hedefe ulaşmamış gibi görünse de kesinlikle vazgeçilmemesi gereken hamleler. Faaliyet raporları hazırlanıp nerede yanlış yapıldığı saptanmalı, sözleşme mi, oyuncu tercihi mi, takım tercihi mi, artık eksikler ve hatalar neredeyse tespit edilmeli. Ne pahasına olursa olsun bu tip yenilikçi hareketlerden vazgeçilmemeli. Tabii, ayaklar yere daha sağlam, daha sert basmak kaydıyla. Gerekli dersler alınarak hareket edildiği takdirde, geçen zamanı kayıp değil tecrübe olarak değerlendirmemiz de mümkün olacak. Brüls belki ileride büyük bir yıldız olur. Ve bu Trabzonspor için bir kayıp. Ama asıl büyük kayıp, ilk denemeler başarıya ulaşamadı diye temelini doğru yaptığımız (mesela oyuncu seçimini) bu hamleden vazgeçmek olur.

Oyuncuya gelecek olursak, Brüls'ün bu transferde bazı tecrübeler edindiği de bir gerçek. Şimdiye dek yaptığı açıklamalarla ısrarla Trabzonspor'da forma giymek istediğini belirtiyordu. Westerlo transferinden sonra "Bir futbolcu olarak kendimi daha da geliştirmek istiyorum. Ve bunu yapmak için önümde zamanım var. Aceleye de gerek yok. Anladım ki çabuk yükselirsen, çabuk düşüyorsun" Takımıyla çıktığı ilk hazırlık maçında güzel bir gol atan, ve oynadığı futbolla Belçika Liginin -onların tabiriyle- First Class oyuncuları arasına girmeye şimdiden aday bir futbolcu için fazla mütevazi açıklamalar... 

Keyfimizi Liverpool Değil İlker Yasin Kaçırır

12 Yorum
Yarın akşam Trabzon Avni Aker Stadı’ nda tarihinin belki de en önemli maçlarından bir tanesine çıkacak Trabzonspor. Tabii ki bu önem sadece Avrupa Ligi’ nde gruplara kalabilme endişesinden kaynaklanmıyor. Tarihlerinde ilk olarak 34 yıl önce eşleşen iki takımın yıllar sonra bir kez daha karşı karşıya geliyor oluşundan, İngiliz futboluna karşı Milli Takımlar bazında yaşadığımız başarısızlıklardan oluşan bir nevi eziklik psikolojisinden, Liverpool’ un kadrosuyla, taraftarıyla, topyekün camiasıyla dünya çapında saygın bir ekol oluşundan ve aynı Liverpool’ un bu topraklarda şu ana dek tek bir galibiyet dahi elde edememiş olduğunu gösteren istatistiki verilerden besleniyor aslında. Yani eleriz ya da eleniriz ayrı mesele ancak sonuç ne olursa olsun benim açımdan asıl önem taşıyan bu maçtan alacağım keyfin önüne geçebilecek etkenlerin varlığıdır açıkçası. İşte bu etkenlerin en önemlilerinden bir tanesi de her haliyle özel olan bu maçın biz ekran başındaki sporseverlere sunum şekliyle ilintili maalesef..

Anfield Road’ daki ilk maçta Trabzonspor’ un ortaya koymuş olduğu yürekli futbolu miskin ve bir o kadar da ruhsuz ses tonuyla bizlere aktaran İlker Yasin’ in sunumu gibi mesela. Zira maçın ikinci yarısına yetişerek TV’ yi açan bir futbolsever skoru görmeden İlker Yasin’ in sesini duyduğunda Trabzonspor’ un ilk yarıyı 4-0 geride kapadığı şeklinde bir tahmin yapabilirdi rahatlıkla. Umut’ un yakalamış olduğu en önemli gol pozisyonumuzu rakip santrforun kalemizde yarattığı bir gol pozisyonunu anlatırcasına yansıtan, Onur’ un kurtarmış olduğu müthiş penaltıyı herhangi bir stoperin topu uzaklaştırmak adına rast gele ileriye yolladığı bir pozisyonda söylenecek tarzda “Aferin, bravo!” tepkisiyle kuru kuruya geçiştiren, maç boyunca Liverpool’ un hepi topu üç eksiğini takımın yarısı sahada değilmişçesine lanse eden ve maçın en hareketli dakikalarında bile aynı saatte PAOK deplasmanında mücadele veren diğer temsilcimiz Fenerbahçe’ nin tur şansı üzerine kafa yorarak hayıflanan bu spikeri rövanş maçında bir kez daha duymak, dinlemek istemiyorum ben..

Koskoca D-Smart personelinin bünyesinde şu maçı enerjisi, sinerjisi, heyecanıyla sunabilecek kapasitede başka bir ademoğlu illa ki vardır herhalde. Gerekirse bu harika filme hiç dublaj falan yapmasınlar, direkt olarak Eurosport spikerine de razıyız biz. Söylediklerinin tamamını anlamasak da o maçın ruhunu hissettirmesi bizim için fazlasıyla yeterli. Zaten İlker Yasin' in de söylediklerini anlamaya pek ihtiyacımız yok açıkçası..

24 Ağu 2010

Üç Büyük Darbe!

6 Yorum
ST Süper Lig’ in henüz ikinci haftası geride kaldı. Yani uzun lig maratonu süresince köprünün altından milyonlarca metreküp suların geçeceği aşikar. Ancak henüz ikinci haftada ortaya çıkan ilgi çekici tablonun meydana getirdiği kompozisyon üzerine tarihe küçük bir not düşmek istedim doğrusu..

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray üçlüsünün ilk iki haftada oynamış olduğu toplamda altı maçtan sadece altı puan çıkarabilmiş olmaları lig tarihimizde sıklıkla rastlanan bir istatistik olmasa gerek. Hele ki Galatasaray’ ın ilk iki maçında dahi puanla tanışamamasının daha öncesinde bir örneği yoktur sanırım..

Ligin zirvesindeyse şimdilik üç Anadolu takımının adı var. Oynadıkları iki maçı da galibiyet ile tamamlamayı başaran Trabzonspor, Bursaspor ve Kayserispor topladıkları 6 şar puan ile ligin zirvesinde sıralanmış durumdalar..

Şimdilik vaziyet bundan ibaret. Bakalım ligin sonundaki fotoğraf nasıl olacak. Zira asıl önemli olan o zaman objektife hangi takımların gireceği olsa gerek..

Özellikle Galatasaraylı dostlar alınmasın; başladığı gibi gitmesi dileğiyle..

Trabzonspor 3-2 Fenerbahçe (Kalite Yok Keyif Var)

14 Yorum
Maç öncesindeki en büyük beklentim perşembe günü oynayacağımız ve bizim açımızdan azami önem taşıyan Liverpool rövanşı öncesinde takıma moral aşılayacak bir sonucun ortaya çıkmasıydı. Bu beklentiye mükemmel bir oyun sonucunda alınacak beraberlik ya da vasat bir futbol ile alınacak bir galibiyet de dahildi. Neyse ki en azından ikincisi gerçekleşti. Fenerbahçe önünde seyri son derece keyifli olmasına karşın oyun kalitesi ve futbolcu performansları bakımından vasatı aşamayan bir oyun sergilemiş olmasına karşın rahat bir galibiyet almayı başardı Trabzonspor..

Her iki teknik adamın sahaya sürdüğü kadrolara baktığımızda Trabzonspor’ un inisiyatifi elinde bulunduran bir futbol ortaya koyma düşüncesini, karşılığında Fenerbahçe’ nin ise öncelikle Trabzonspor’ u durdurup orta alandaki pas trafiğini bozarak ani hücumlarda gol üretme planını görebiliyorduk. Nitekim karşılaşma da bir bakıma bu tablonun sahaya yansıması şeklinde geçti aslında..

Defans hattını gene klasik dörtlüsüyle şekillendiren Trabzonspor’ da Serkan kendi bölgesini her zaman olduğu gibi başarıyla savundu. Hatta Fenerbahçe maç boyunca kendi sol kanadını neredeyse hiç kullanamadı. Tabii ki bunda Yattara’ nın da etkisi çok büyüktü. Belki çok da muhteşem bir oyun ortaya koyamamış olsa da sahadaki varlığı ile dahi kendi kulvarındaki Özer ile Dos Santos’ u pasifize etmeyi başardı. Atmış olduğu ikinci gol ise buram buram kalite kokuyordu. Sağ kanatta pek sorun yaşamayan Trabzonspor’ un başı bir çok kez olduğu üzere gene sol kanattan ağrıdı. Alanzinho’ nun takıma katıldığı günden bu yana belki de en etkisiz oyununu sergilediği maçta Cale her zamanki gibi takımın en yumuşak karnı olarak gözümüze çarptı. Fenerbahçe’ nin kazanmış olduğu iki gol ve gene M. Topuz’ un değerlendiremediği gol pozisyonu maalesef gene onun savunmaya çalıştığı bölgeden türedi. Takımının üçüncü golünü atan Glowacki sakatlanıp oyundan çıkana dek Lugano’ nun kafa vuruşuna müdahale edemediği pozisyon haricinde nerdeyse sıfır risk ve hata ile oynarken ilk müdahalelerde çok etkili bir oyun ortaya koyan Egemen hem kendi bölgesini savundu hem de Cale’ nin geri gelemediği anlarda sol kanada yama oldu. Ayrıca bu ikili Fenerbahçe' nin iki gol ümidi Niang ve Semih' e maç süresince tek gol pozisyonuna girebilme fırsatı dahi tanımadı..

Sahaya çift forvet ile çıkabilmesi adına bence en doğru hamleyi yapan ve defansif özellikleri zayıf olan Alex ile Stoch’ u kulübeye yollayarak orta sahasını dinamik oyunculardan oluşturan Aykut Kocaman’ ın planları M. Topuz’ un ters kafa vuruşu ve hemen ardından Yattara’ dan gelen klas gol sonucunda sekteye uğradı. Göbekte Emre ve Baroni’ nin agresif oyununa karşı aynı agresiflikle yanıt veren Ceyhun-Selçuk ikilisi bu bölgede amansız bir savaş verdi maç boyunca. Ancak hemen önlerinde oynayan ve maç 3-2 devam ederken bir de penaltıdan yararlanamayan Colman’ ın gününde olmayışı Trabzonspor’ un hücum zenginliğine büyük sekte vurdu. Sola yakın oynayan, göbekte kazandığı toplarda ise kendisine geniş alan bulamayınca adeta sahadan silinen Alanzinho’ nun yerine ikinci yarının hemen başında sahaya sürülen Umut, Fenerbahçe’ nin en etkili gücü olarak gözüken sağ kanadının etkinliğini azalttığı gibi o bölgeden getirdiği bir topta Yattara’ ya hayatının en kolay golünü atma fırsatını dahi sundu. Ancak Yattara birkaç dakika önce kendisinin hazırladığı pozisyonda topu boş kaleye itemeyen Teofilo’ ya nazire yaparcasına bu topu dışarıya gönderdi..

İkinci yarıdaki doğru hamleleriyle takımını farklı bir galibiyete ulaştıracak pozisyonların da bir anlamda yaratıcısı olan Şenol Hoca’ nın bu maç ile ilgili bana göre eleştirilebilecek tek tercihiyse sahada etkisiz bir görüntü çizen, tek gol pozisyonu dahi hazırlayamadığı gibi yakalamış olduğu yüzde yüzlük fırsatı da gole çeviremeyen ve maçın son bölümlerinde iyiden iyiye yorulan Teofilo’ yu 90 dakika boyunca sahada tutmuş olmasıydı. En azından ikinci yarının ortalarında onun yerine Jaja ya da Burak’ ı oyuna sokarak takıma ekstra bir enerji katabilirdi..

Son olarak Aykut Kocaman' a da bir paragraf açmam lazım. Şu meşhur 1996 senesinde şampiyonluğu elimizden son anda söküp aldıkları maç sonrası vermiş olduğu demeç ile başta Trabzonsporlu olmak üzere bir çok sporseverin gözünde asil bir adam portresi çizen Aykut Hoca' nın bir nevi sorumluluktan kurtulma ya da kendisini temize çıkarma içgüdüsü kokan bazı demeçlerini hayretle izlemekteyiz maalesef..

Daha önce de kötü gidişatı üstü kapalı bir şekilde de olsa bazı futbolcularının üzerine hem de nokta atışlı eleştiriler eşliğinde yönelten teknik adamın dünkü maçtan sonraki ilk demecinde genç kalecisini hedef gösteren açıklaması kendisine hiç yakışmadı doğrusu. Üstelik yediği gollerin hiçbirinde hatası olmadığı gibi (mesela Onur ikinci golde çok hatalıydı) üzerine kritik bir penaltı da kurtaran kalecisini en başta kendisinin koruması gerekirdi. Yani şık olmuyor; hele ki Aykut Hoca' ya hiç yakışmıyor..

23 Ağu 2010

Bumerang Her An Dönebilir!

5 Yorum
2001-2002 İşsiz
2002-2003 işsiz
2003-2004 Galatasaray
2004-2005 İşsiz
2005-2009 Milli takım
2009-2010 İşsiz
2010-2011 İşsiz

2001 milad olmak üzere hesaplandığında son on yılın beşini her türlüsünden yurt dışı tekliflerine rağmen boşta geçirmekte ısrar eden ve diğer beş yılın birini içerisinden yetiştiği Galatasaray’ da, geriye kalan dört yılıysa Milli Takım’ da dolduran ünlü bir teknik adamın istatistikleri yukarıdakiler..

Yani "İmparator Fatih Terim" in Milan ile ilişiğinin kesilmesinin ardından geçen son on yıllık dönemdeki çetelesi bir nevi..

Henüz bir ay önce yazmış olduğum yazıda ve aynı yazı içerisinde linkini vermiş olduğum diğer yazımda Fatih Hoca’ nın adının Galatasaray’ da yaşanması muhtemel en ufak kaos halinde bir şekilde dillendirilmeye başlanma olasılığının altını çizmiştim. Tabii ki sadece benim değil, başta Galatasaraylı olmak üzere futbol ile ilgilenen bir çok sporseverin de tahmin ettiği üzere ligde alınan iki mağlubiyet sonrasında benzer içerikli haberler yapılmaya başlanmış bile..

Yukarıdaki tablodan da açıkça görüldüğü gibi, boşta geçen her iki yıllık periyod sonrasında adeta bir bumerang edasıyla gönderildiği yere tekrardan gerisin geri dönme yeknesaklığı bu yılda devreye girerse Galatasaray’ daki üçüncü Fatih Terim döneminin gerçekleşmesi kimseleri şaşırtmamalı..

Uzatmadan kendi adıma şöyle noktalayayım. Şayet böyle bir olay gerçekleşir, kötü gidişatın bütün faturası eline bir türlü kaliteli kadro verilmeyen Rijkaard’ a kesilir ve sonrasında tekrardan zaman kazanmaya yönelik yeni bir Fatih Terim istihdamı yaratılma yoluna gidilirse son dönemlerde yükselen (ya da körüklenen) Fenerbahçe antipatisi etkisini şiddetle Galatasaray' a devredecektir. Hem de bol miktarda Galatasaray taraftarını dahi içerisine kataraktan..

Bu tercihin gerçekleşmesi sonucunda başarı garantisini hiç kimse veremese de antipati hususunda garantisini bizzat bendeniz verebilirim kolaylıkla..

Son olarak "Hayırlısı" diyerekten geçelim..

21 Ağu 2010

Kamikaze Schuster (Beşiktaş 0-2 İstanbul BB)

11 Yorum
İnönü Stadyumu’ nda Beşiktaş ile İstanbul B. B. arasında oynanan STSL ikinci hafta mücadelesini az önce izledim. Maç yazısı falan yazmaya niyetim yok, zira Beşiktaş' ı yazan arkadaşlar bu maçı zaten enine boyuna tartışacak, analizler yapacak, futbolcu ve teknik adam performanslarını detaylıca masaya yatıracaklardır..

Benim bu maç ile ilgili dikkatimi çeken ve gene bana göre tüm Beşiktaş camiasının sezon boyunca öncelikle düşünmesi gereken bir sorunu olarak gördüğüm nokta, teknik direktör Bernd Schuster’ in oyun mantalitesinden ibaret..

Öncelikle Schuster Türkiye Ligi’ ni bir Portekiz ya da İskoçya ligi segmentinde mi görüyor tam olarak emin eğilim. Zira Real Madrid’ in başındaki bir hocanın La Liga’ da başını ağrıtabilecek kapasitede takım sayısı belki bir elin parmaklarını geçmeyebilir ancak Süper Lig’ de Beşiktaş’ ın hocası olarak görev yapıyorsa kendisini zorlayacak en az on takım olduğunu görmesi ya da birilerinin ona hatırlatması gerekir..

Türkiye’ nin en iyi top yapan takımlarından olmasının yanı sıra kontra atağa da çok etkili çıkabilen ve özelikle büyük takımların başına adeta bela olan İ.B.B karşısındaki Beşiktaş’ ın ilk onbirine bir bakalım..

Cenk, Erhan, Ferrari, Ersan, İ. Üzülmez, Ernst, Delgado, Hilbert, Quaresma, Nihat, Holosko

Koyu fontlar ile belirtmiş olduğum beşli grup defansif açıdan zaafiyeti olan isimlerden oluşuyor. İşin ilginç olan yanı, yedek kulübesinde oturan ortasaha oyuncularından da sadece Necip’ in defansif özelliklere sahip oluşu. Diğer iki isim Guti ve Tabata’ dan ibaret..

Kaleciyi saymazsak sahaya sadece beş defansif adam ile çıkan bir takımın top rakipteyken topsuz oyunda etkili olabilmesini bekleyemezsiniz. Schuster’ in nasıl bir fantezi peşinde koştuğunu bilemiyor olsam da defansif ortasaha popülasyonunun bu derece kısır olduğu bir kadroda bilhassa İ. Toraman dönene dek Necip’ i bir şekilde kazanıp takıma monte etmesi gerektiği kaçınılmaz gözüküyor..

Aksi takdirde bu sene Beşiktaş’ ın gerek galibiyetlerde gerekse mağlubiyetlerde skandal sayılabilecek sürpriz skorlara imza atması kimseyi şaşırtmamalı. Eminim ya da umarım Schuster de bu sorunu en az bizim görebildiğimiz netlikte görüyordur.

FC Unirea Urziceni - Downfall

2 Yorum
  • 1954: Ialomita adıyla Romanya'da kuruldu.
  • 2002: Valahorum şirketiyle sponsorluk anlaşması imzalandı.
  • 2003: Unirea Urziceni 2. lige yükseldi. (Tarihinde İlk Kez)
  • 2006: Tarihinde ilk kez Romanya 1. ligine yükseldi. Takımın başına Dan Petrescu geldi.
2007: Mihai Stoica kulüp başkanlığına getirildi.2008-2009 yılında UEFA kupasında mücadele edecek olan Unirea için bu durum bir rüyanın çok daha ötesindeydi. İlk Avrupa Kupası maçını deplasmanda Hamburg'la oynadılar ve karşılaşma derin bir rüyada olan takımın uykusu gibi geçti. 0-0'lık maçtan sonra 7.000 kişilik evlerinde 0-2 yenilerek kupaya veda ettiler, ama aynı sezonun sonunda bir mucizeye imza atarak ligi Şampiyon olarak tamamladılar. Ligin neredeyse en düşük bütçeli takımıydılar ve aldıkları oyuncuların bir çoğu takıma bonservis bedeli olmadan gelmişti. Bölgedeki genç oyuncuları bünyelerinde toplarken de seçiciydiler. (Giedrius Arlauskis; 150.000 €'ya aldıkları kaleciyi 2 milyon €'ya Rubin'e sattılar. Raul Rusescu, 2. ligden transfer edildi ve Romanya futbolunun en çok gelecek vaadeden futbolcularından biri.)

Takımın sahibi Dumitru Bucsaru'nun en büyük başarısı Petrescu ve Stoica gibi iki uzmanı işbaşına getirmekti ve kazanacakları sadece bu şampiyonlukla sınırlı kalmadı. Ertesi yıl katıldıkları Şampiyonlar Liginde uyanışların en zorunu yaşadılar. Çünkü gerçekten rüyadalardı. Renklerinden ve Petrescu ilişkisinden dolayı Küçük Chelsea lakabını alan Romenler, doğrudan katıldıkları G grubunda Sevilla, Stuttgart ve Rangers karşısında müthiş bir direnç sergilediler 8 puanla 3. olup UEFA kupasına katılmaya hak kazandılar. Tüm bunlar olup biterken Buscaru, cebine 20 milyon €'ya yakın bir para koydu.

Normal şartlarda takımın minimum parayla maksimumu vermesi akabinde yapılacak şey daha iyi bir takım kurmak ve daha büyük hedefler peşinde koşmak olur. Fakat Buscaru bunu yapmadı. Bu müthiş başarıyı takıma kazandıran oyuncuları ve teknik ekibi ödüllendireceği yerde futbolcuların alacaklarını geciktirdi, Stoica ile ters düştü. Durumu ilk farkeden Petrescu, Rusya 2. ligine düşen Kuban Krasnodar takımıyla anlaştı. Daha sonra da Stoica, başkanın verdiği sözleri tutmadığını, ve oyunculara karşı zor durumda bıraktığını belirterek görevinden istifa etti. Oyuncular da birer birer takımdan ayrılıyor.

Küçük Chelsea, hala da Chelsea'leşmekte buna rağmen. En azından yönetim anlamında... Takımın başına İsrailli Ronny Levy'i getirdi Buscaru. Takım ligde son sırada. Romanya Ligi başlayalı 4 hafta oldu ve tek gol dahi atamadılar.

19 Ağu 2010

Liverpool 1 - 0 Trabzonspor: Bundan İyisi...

11 Yorum

Türkiye'de hangi takımın taraftarları, içinde bulunduğumuz şartlarda Liverpool gibi bir takıma karşı deplasmanda alınmış avantajlı bir mağlubiyet sonrasında memnuniyetsiz olabilir? Bildiniz. Kim ne düşünürse düşünsün, Anfield Road'da, en önemli oyuncularınızın negatiflerde gezindiği bir karşılaşmada alınan bu skor büyük bir avantaj. Selçuk ve Colman gibi yaratıcı isimlerin, oyunun her iki yönünü de oynayabildikleri için takdir edilen isimlerin bugünkü negatif etkili oyunlarına rağmen... İlk yarının sonlarında yenen o şanssız gol, Onur'un kurtardığı penaltı, Umut'un yararlanamadığı pozisyon... Maçta akılda kalan pozisyonlar.

Şenol Güneş bu karşılaşmada Alanzinho yerine Umut'u tercih etmişti. Ankaragücü maçının 2. yarısını göremeyen, o karşılaşmada ve Bursaspor karşılaşmasında varlığından söz edemeyeceğimiz Burak yine sahadaydı ve ilk yarı boyunca genel anlamda olumlu işler yapan, ısrarla sağ kanadı kullanan Trabzonspor'un topallayan ayağıydı. Basit noktalarda yanlış tercihleri, kaptırdığı toplar oyunu rölantide oynayıp kontrol altında tutan Trabzonspor'un başını ağrıtmadıysa Glowacki başta olmak üzere Trabzonspor savunmasına dua etmeliyiz. Maxi ve Lucas ile delici denemeler yapan Liverpool, hücum anlayışını ilk yarı göbekten gelmek üzerine kurgulamış. Kanatları pek sık kullanmadılar. İlk yarı Ceyhun bu atak girişimlerine set çeken isim olarak dikkat çekti. Evet, yine heyecanlı ve kronikleşmiş bazı hataları yapıyor ama yine de büyük direnç gösterdi Liverpool orta alanına karşı. Glowacki ve Egemen ilk yarıda oldukça iyi bir oyun sergilediler. Dinamik bir görüntü çizen Trabzonspor defansı bu maç golsüz biter ümidi doğurdu bende. Birbirlerini anlayan 4 isim, bir diğerinin kademelerini zamanında ve akıl dolu müdahalelerle kapatıyordu. Serkan mesela, ters kademelerde oldukça başarılıydı. Hücumda ise sağ kanat ısrarı bir sonuç getirmedi. Burak, ilk yarı boyunca ileriye doğru bir hamleden ve bir isabetsiz ortadan başka bir şey üretemedi. Oysa ki Trabzonspor'un direnci karşısında hiçbir şekilde organize olamayan Liverpool'a karşı doğru tercihler yapılsa, maç boyunca bir rüya gibi gelen golü bulabilirdik.

Bu yarıda kazanılan 3-4 serbest vuruştan hiçbirini Ceyhun'un kullanmaması da ayrı bir garabet olarak gözüme çarptı. Uzun Liverpool stoperlerine karşı Ceyhun'un şut denemesi daha akıllı bir tercih olabilirdi. Böyle maçlarda ekstra işler yapmak için bazen alışılmışın dışına çıkmak gerekiyor. İlk yarının sonlarında yenen gol, Kyrgiakos'un kafa şutu haricinde tek bir atağı dahi olmayan ve Trabzonspor karşısında bocalayan Liverpool için müthiş bir moral oldu. Trabzonspor için de aynı oranda bir moral bozukluğu... Bu bir hata mı? Evet. Favori olmadığınız karşılaşmanın bir bölümünde gösterdiğiniz iyi performans birden bire müthiş bir özgüvene dönüşüyor ve işte bu özgüven bazen böyle sorunlar doğurabiliyor. Rakip Liverpool gibi bir takımsa, rakibi de coşturuyor tabii. Yine de Trabzonspor rakibi savunmak yerine topu savununca ne kadar sağlam bir takım olabileceğini bir kere daha gösterdi ilk yarı itibariyle...

2. yarı, Liverpool golün ve Torres'in de etkisiyle fırtına gibi bir başlangıç yaptı. İlk yarı adını bile duymadığımız, oyuna sonradan girdi sandığımız Jovanovic, Torres gibi isimler Trabzonspor savunması arasında Truva atları gibiydiler ve işe de yaradılar. Orta sahadan gerekli savunma desteğini alamayan Trabzonspor stoperleri, rakip orta saha oyuncularının araya koşuları karşısında çaresiz kalmayı başladı. Oyunu kanatlara da yayan Liverpool karşısında 10 dakikalık bir çözülme yaşadık ve neyse ki kalecimiz Onur adındaki kahramandı. Joe Cole'ün penaltısıyla birlikte çok net bir gol pozisyonunu çıkartan Onur'a neler söylemeli bilmiyorum. Şu anki performansıyla Türkiye'nin -açık ara- en iyi kalecisi ve daha da iyi olan bunu bilmesine rağmen aksamıyor olması. Trabzonspor'un golü yemesine neden olan ve Türk takımlarının da kronik problemlerinden biri olan maç içi gelişen özgüven bu çocukta yerini baştan sana özgüvene bırakıyor. Yaptığı kurtarışlar moraliyle birlikte konsantrasyonunu da en üst seviyeye çıkartıyor. Onur'da durum buyken Colman, Selçuk, Burak, ve Hatta Cale yokları oynadı. (Burak'a baktıkça Gabriç'in günahını gerçekten çok merak ediyorum.) Rakip alanda bir türlü olgunlaştırılamayan atak denemeleri, üstüne bir de anlamsız ve acemice top kayıpları eklenince savunmadaki bocalamayı üzerimizden atamadık. Liverpool'un kendi yarı sahasında takım olarak yaptığı etkili savunma karşısında bir türlü çözüm üretemeyişimiz oyuncularımızın özgüvenlerini birdenbire çökertti. O acemice top kayıplarının sebebi biraz da buydu. Lucas ve Poulsen'in sağlam defansif performanslarını da unutmamak gerekiyor. Duran toplarda da istenilen etkinliği elde edemedik. Elde edemediğimiz gibi, stoperlerin ileri çıktığı pozisyonlarda geride sarı kartlı Serkan'ı bırakmamız tekrar etmemesini dilediğim bir hataydı. Allah korudu, kaptırılabilecek bir top ve gelişebilecek bir atakta daha önce gereksiz bir penaltıya sebebiyet vermiş Serkan'dan olabilir, 2. golü yiyebilir ve tur ümidini kaf dağının arkasına bırakabilirdik.

İleride Teofilo aldığı topları genelde olumlu kullanmaya çalıştı. Fakat orta sahadan ve kanatlardan bir türlü destek alamayışı Kolombiya'lı oyuncunun yalnız kalmasına neden oldu. Bu dakikalarda Selçuk'un ayağından çıkan bir pasta Umut'un yakaladığı pozisyon maçın 2. kırılma anıydı. Evet, biliyorum. Onu da atsa Real Madrid'de oynar. Atsın da oynasın istiyor deli gönül... Alanzinho'nun oyuna girmesiyle takımın daha olgun ataklar geliştireceğini düşünüyordum fakat onu da çok iyi kapattı Liverpool orta alanı. Alıştığımız driplinglerini göremedik Brezilyalı'nın. Bu hamle de işe yaramayınca yapılacak en iyi şey 2. golü bulmak için bastıran Liverpool'u bir kontra ile vurmayı beklemek olacaktı. Fakat bunu da bir türlü gerçekleştiremedik.

En kritik bölgedeki oyuncuların kötü performanslarına rağmen alınan bu skor oldukça önemli. Gününde bir Trabzonspor orta sahası Avni Aker'de Trabzonspor'u istenen skora taşıyabilir. Ataklara yön veren, topu ayağında tutan, basit pas hataları yapmayan, kısacası alışıldık Trabzonspor orta sahası bunu başarabilir. Bunun için de onlara rakibin dikkatini dağıtacak, rahatsız edebilecek, takımı ve taraftarı havaya sokacak bir oyuncu gerekiyor. Yattara yahut Alanzinho tercih edilmeli bu noktada. Zira Burak bunu başaramadı. Defansif anlamda rakibinden -özellikle ilk yarıda- geri kalmayan Trabzonspor'un sağladığı bu denge hücumdaki pasif performansla taçlandırılabilseydi... Keşkeleri geride bıraktık artık. Bu skor Trabzonspor'un altından kalkamayacağı bir skor değil. Eski günlerine dönmüş bir Avni Aker, ofansif özgüven. İhtiyacımız olan şeyler bunlar...

2 yıl önce bu blogu ilk açtığımda bir tespitimi ortaya koymuş, Trabzonspor taraftarının Türkiye'de futbolu en iyi bilen taraftar sıfatıyla gazlandığını, hiçbir konu hakkında edecek kelamı olmayan bazı insanların bile sırf Trabzonlu oldukları için 40 yıllık Teknik Adam edalarıyla ahkâm kestiğini ve bunun ne yazık ki Avni Aker Tribünlerine olumsuz şekilde sirayet ettiğini anlatmıştım. Bu görüntüleri sezon boyu göreceğiz ama lütfen, lütfen Liverpool ile oynanacak rövanş maçında olmasın! Tarih yazmamıza ramak kaldı çünkü. Bu takım kalemse, mürekkebi bizleriz. Kaybetsek bile o kağıdı buruşturup çöpe atmayalım. Bu takım bizim, ve bize daha çok gururlar yaşatacak.

Not: Tribünlerde merhum Cemil Usta'nın resmine iliştirilmiş "Hatıran Yeter" yazılı bir pankart açılsa? Böyle bir organizasyon yapmaya niyeti olanlar mailden irtibata geçebilir benimle...

Vurduğunuz Gol Olsun!

8 Yorum
Maç öncesi konuşmak her zaman en zor olanıdır. Hele ki taraf olduğun bir takım hakkında konuşuyor ya da yazıyorsan çok daha zordur. Zira takımın teknik direktörünü sahaya çıkacak olan kadro üzerinden eleştirmek oynanıp bitmiş bir maçtan sonra hayli kolaydır. Hani derler ya “Yedekteki futbolcu her daim haklıdır” diye; işte o hesap..

Sakatlıktan kurtulan Torres’ i Trabzonspor maçına yetiştirmeyi başaran ve sahaya tam kadro çıkacağı anlaşılan Liverpool karşısında Şenol Hoca’ nın Anfield Road’ a süreceği kadro her ne kadar kesinlik kazanmış olmasa da açıklanmış..

Onur
Serkan – Glowacki – Egemen – Cale
Selçuk – Ceyhun
Burak – Alanzinho – Colman
Teofilo


İki gün önce Liverpool’ u imha planı başlıklı yazımızda Şenol Hoca’ nın sahaya nasıl bir kadro süreceği hususunda biraz beyin jimnastiği yapmıştık. Görünen o ki tek forvet olarak düşünülen Teofilo tercihi haricinde beklediğim kadro sahada olacak gibi gözüküyor..

Oysa ben kendi adıma Liverpool’ un fizik olarak hayli dirençli ve uzun olmalarına karşın çok da süratli sayılmayacak stoperlerine karşı en uygun seçimin Umut Bulut olacağını düşünüyordum açıkçası. Hatta yeni transfer edilen ve henüz bordo mavili forma ile hiçbir maça çıkmamış olan Jaja’ yı dahi Teofilo’ dan daha önce düşünebilirdim doğrusu. Umuyorum ki Teofilo’ nun son iki maçta yapmış olduğu patlama sonrasında ortaya çıkan gazın etkisi bize pahalıya patlamaz. Ayrıca fizik-kondüsyon açısından son derece güçlü olan Liverpool' a karşı fiziki açıdan fazla yeterli olmayan Colman - Alanzinho - Teofilo üçlüsünün aynı anda sahada olması biraz düşündürücü gözükse de umarım kaygılarımda yanılırım. Dedim ya; maçtan önce konuşmak gerçekten de zor..

Ancak asıl önemli olan şu ki, Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonsporumuz’ a bu gece oynanacak zorlu karşılaşmalar öncesinde yürekten başarılar dileriz..

Vurduğunuz gol olsun!

18 Ağu 2010

Mesut Real'de - Kazanan Almanya...

7 Yorum
Bu zafer Almanya'nındır. Kutlamak, tebrik etmek gerekiyor. Mesut, Schalke'de ve Werder'deki oyunuyla göze batsa da, onun bir futbolcudan çok daha fazla anlam ifade ettiğini Almanlar bizden daha iyi kavramıştı. Mesut bir projeydi. Ve proje de onların işi... Hem yetenekleriyle, hem de sosyal konumu itibariyle oldukça stratejik bir öneme sahip Mesut'un etinden ve sütünden faydalanmayı başardılar. Bunu yaparken de son derece sistemli davrandılar. Ve bu resim de onların Türkiye Futbol Federasyonuna, ve hatta tüm Türkiye'ye karşı zaferinin resmidir.

Şu resimdeki gövdenin üstüne Nuri Şahin'i koyamadık. Bundan böyle yalnızca yeni Mesutlar değil, Nuriler, Halil ve Hamitler de en doğruyu seçeceklerdir. Zira vicdanlarıyla yaptıkları tercihlerdeki sorumluluğu taşıyacak vicdan ve izan sahibi insanlar yok buralarda. Onların, yalnzıca birer futbolcu değil, çok mühim birer projeler, köprüler olduğunu anlayacak insanlar yok. Tebrikler Mesut, Tebrikler Almanya...
Artık tek şansımız, Almanların kazandığı bu yarışta bizim de kazanmış sayılmamız. Şimdi herkes kendi çapında dersler vermeye devam edebilir.

Gabric' deki Sorun Ne?

10 Yorum
Trabzonspor’ a 2,5 milyon avro bonservis bedeli karşılığında imza attığında 2009-2010 sezonu başıydı. Kendisi Hırvatistan’ ın gelecek vaad eden futbolcuları arasında gösteriliyordu. Henüz 23 yaşındaydı ve ortasahanın her mevkiisinde görev alabilecek yetenekte bir oyuncuydu. Fizik olarak belki çok yeterli değilse de topla iyi dripling yapıyor, sol kanatta görev aldığında isabetli ortalar açabiliyor, ters kanatta oynadığındaysa aniden içeri kat ederek sol ayağıyla oldukça etkili sert şutlar çıkarabiliyordu. Sonuçta yedek kalsa da bunu çok fazla sorun etmiyor, daha da ötesi gelecek vaad ediyordu..

İlk geldiği sezonda sonradan oyuna girdiği maçlar da dahil olmak üzere toplamda 25 maça çıktı bordo mavili formayla ve dört gole imza attı Drago Gabric. Ancak bu sezonun başından itibaren Şenol Güneş ya da Yönetim’ in inisiyatifiyle bir anda gözden düşüverdi. Süper Kupa finali ve Ankaragücü maçında kendisine görev verilmezken Liverpool deplasmanına da götürülmedi. Tabii ki içeride tam olarak neler döndüğünü bilmek imkansız olsa da Gabric ile Trabzonspor arasındaki bağların giderek gerildiğini görmek pek de zor olmasa gerek..

Kadrodaki sekiz yabancı futbolcudan biri konumunda olan Gabric' in şayet kendisi de kalmak istiyorsa takıma bir an önce kazandırılması hem Trabzonspor hem de kendisi için çok daha faydalı olacaktır. İlerleyen maçlarda ona düşündüğümüzden daha fazla ihtiyacımız olabilir..

17 Ağu 2010

Liverpool' u İmha Planı

13 Yorum
Öncelikle bu yazının başlığının bir hafta önce CNNTürk sayfasında yer alan haberden esinlendiğini belirteyim. Yoksa işimizin hayli zor olduğunu daha önce de belirtmiştik. Teknik direktörümüz Şenol Güneş Liverpool deplasmanında rövanş öncesi avantaj sayılabilecek bir skor edebilme üzerine planlar yaparken bizim kafamızda da Liverpool’ u en azından durdurabilme planları canlanıveriyor haliyle..

Tabii öncelikle akla gelen ilk soru Şenol Hoca’ nın 19 Ağustos akşamında Anfield Road’ a nasıl bir kadro formasyonu süreceği olsa gerek. Rakibin bizimle yapacağı maçtan sonra oynayacağı ilk maç olan Manchester City karşılaşmasının 23 Ağustos tarihinde gerçekleşeceğini de göz önünde tutacak olursak bu karşılaşmada bazı yıldız oyuncularını dinlendirme olasılığını da göz önüne almak gerekebilir. Ayrıca Trabzonspor’ un Liverpool deplasmanından sonraki ilk maçı olan Fenerbahçe karşılaşmasının da 23 Ağustos’ da oynanacağını belirtelim. Yani her iki takım da maçtan sonra ligde zorlu rakipler ile oynayacaklar..

Premier Lig’ deki ilk maçını ezeli rakibi Arsenal’ a karşı oynayan ve talihsiz bir kaleci hatasıyla son dakikalarda galibiyeti kaçırarak beraberlikle yetinen Liverpool takımı, bizlere yansıtılanın aksine oldukça formda ve güçlü bir yapıda gözüküyor aslında. Özellikle yeni transferler Joe Cole ve Jovanovic’ in de katılımıyla Torres’ in yokluğuna rağmen hücum hattına oldukça önemli takviyeler yaptılar. Gene de Liverpool’ un göze çarpan en büyük kozu olarak Mascherano, Gerrard, Cole ve Kuyt gibi yıldızlardan kurulu ortasahası gözüküyor. Üçüncü bölgede etkili gol vuruşlara sahip son derece hareketli forvetler olan Jovanovic ve N'gog da defansımızı hayli uğraştıracak gibi. Ancak ortadaki tablo o kadar da ümitsiz değil. Zira Liverpool defansı hakkında aynı şeyleri söylemek biraz zor. Arsenal önünde forma giyen iki stoper Skrtel ve Agger’ in Selçuk ve Colman vasıtasıyla arkalarına gönderilecek toplarda bolca kademe hatası yapabilme olasılıkları var. Yılların Liverpool emekçisi Carragher’ in ise eğer Şenol Hoca şans verirse Yattara karşısında hayli zorlanacağını düşünmek pek de yanlış olmasa gerek. Her ne kadar defansın sağında görev alan Johnson’ ın yüksek formu söz konusu olsa da Trabzonspor’ un o kanattan fazlaca bir üretkenlik sergileyebileceğini de düşünmüyorum açıkçası..

Liverpool’ u bu şekilde incelediğimizde Trabzonspor’ un bilhassa ortasahasında hem dirençli hem de kalabalık olması gerektiğini söyleyebiliriz sanırım. Yani dörtlü defansın önünde çift önliberolu bir sistem ile hemen önlerinde oyunu çift yönlü oynayabilen üç ortasaha oyuncusu ve tek forvetten oluşan 4-2-3-1 formasyonu en mantıklı seçim olsa gerek. Defansta Onur Serkan, Glowacki, Egemen, Cale’ nin görev alacağını farz edersek savunmanın hemen önündeki iki defansif ortasaha oyuncusundan biri Ceyhun, diğeriyse Selçuk olacak gibi. Fakat ortasahada Colman’ ın yanındaki iki oyuncunun ve santrforun kimlerden oluşacağını doğrusu ben de çok merak ediyorum. Hatta defansın sağında Barış ya da Giray' ı kullanarak Serkan' ın enerjisinden ortasahada da faydalanılabilir..

Yattara ve Alanzinho’ nun Liverpool gibi bir deplasmanda aynı anda sahaya sürülmesinin hayli riskli olduğunu, Jaja, Gabric ve Engin’ in de hazır olmadıklarını varsayarsak ortasahada Colman ile birlikte görev yapacak iki oyuncudan bir tanesinin Yattara olacağını tahmin ediyorum. Gerçi Şenol Hoca ilk onbirde Alanzinho tercihini yaparsa da hiç yadırgamam; orası ayrı. Geriye forvetin arkasındaki diğer isim kalıyor ki asıl mesele bu bence. Alternatif olarak eldeki isimlerden en şanslı olanlar ise Burak ve Barış Ataş’ dan ibaret. Barış’ ın tecrübesizliği göz önüne alındığında Burak fizik gücü ve süratinin de avantajıyla biraz daha şanslı gözüküyor. Ancak Şenol Hoca son haftalarda gollerini peş peşe atmaya başlayan Teofilo ile Umut Bulut’ u yan yana sahaya sürecek olursa Burak Yılmaz’ ın oynama şansı ortadan kalkabilir. Tabii ki burada Şenol Hoca’ nın tek forvet ile sahaya çıkarsa hangi futbolcusuna şans tanıyacağı da merak konusu. Bana kalsa fizik açıdan hayli kuvvetli olan ama çok da hızlı olmayan Liverpool savunmasına karşı Umut Bulut' un enerjisi ve hırsını kullanırdım. Teofilo' nun o savunma arasında hele ki tek forvet olarak oynatılırsa kaybolacağını düşünüyorum..

Ne diyelim? Şenol Hoca bizden çok daha iyisini düşünecek ve ümit ediyorum ki en uygun kadroyu sahaya sürecektir illa ki. Yeter ki sahaya çıkan kadro doksan dakika boyunca elinden gelenin en iyisini yapsın..

22 Milyon Fenerbahçe' yi İzleyecek!

12 Yorum
Tabii ki başlıktaki 22 milyondan kasıt taraftar ya da okuyucu sayısı değil, Fenerbahçe’ nin biraz da plansız programsız şekilde harcamış olduğu avroların çok büyük ihtimal ile sezon boyunca sahaya hiçbir şekilde yansımayacak olan bedeli..

TFF tarafından 6 as, 2 yedek, 2 safra şeklinde yürürlüğe sokulan yabancı sınırlamasının daha ilk sezonda nasıl bir fiyaskoya ve bir o kadar da müsrifliğe dönüştüğünü gösteren bir tablo bu aslında. Zira kadrosunda "+2" statüsünde sayılamayacak derecede yüksek maliyet içeren toplam 10 yabancısı bulunan Fenerbahçe’ nin lig maçlarında görev verebileceği futbolcular az çok belli zaten..

Defansın göbeğinde uyumlu bir ekip haline gelen Bilica-Lugano ikilisinin bozulmayacağını ve savunmanın solundaki Dos Santos’ un alternatifsizliğini hesaba kattığımızda bu üç futbolcunun da yeri sağlam gözüküyor. Ortasahada Alex, Stoch, Dia ve Christian’ ın, forvet hattında ise son transfer Niang’ ın en azından kadroda yer bulacakları da kesin. Hatta bu sekiz futbolcudan iki tanesinin de kulübede oturmak zorunda kalacağı gerçeği de cabası..

Geriye "safra" olarak iki futbolcu kalıyor. Bu isimler de büyük bir sürpriz olmazsa 17,5 milyon avro maliyeti olan Güiza ile 4,5 milyon avro maliyetli Deivid olacak. Yani Fenerbahçe’ nin tam 22 milyon avrosu kulübeye dahi giremeyerek tribünde oturarak Fenerbahçe' yi izleyecek. Üstelik saha içine adım atmadan kazanılacak olan yıllık astronomik ücretler de üzerine katmerlice eklenerekten..

Fenerbahçe kadar olmasa da başta Beşiktaş dahil bir çok takımımızın da sorunu haline gelen bu çarpık tablonun oluşmasındaki asıl suçlunun Federasyon mu yoksa Fenerbahçe mi olduğu konusu ise tartışmaya açık olsa gerek..

16 Ağu 2010

Melih Gümüşbıçak'ın Bursaspor Maçında İşi Ne?

10 Yorum
Geçen sezonun son maçı... Fenerbahçe, sahasında Trabzonspor'u ağırlıyor. Maçın spikeri Melih Gümüşbıçak. Karşılaşma 1-1 devam ediyor. Trabzonspor kalesi Fenerbahçe tarafından yoklanmakta... Ev sahibi takım atak üstüne atak yapıyor ama nafile... Trabzonspor kalesinde Onur devleşiyor. Hatırlıyorsunuz değil mi? Her zaman Fenerbahçe'nin 12. adamı olmuş taraftar heyecandan sus pus... Bu dakikada 12. adam desteği bir başka isimden, hiç de beklenmeyen birinden geliyor: Melih Gümüşbıçak'tan. Onur'un çeldiği bir şut sonrasında top Trabzonspor ceza yayında boşta kalmış, belki de son fırsatlar. Gümüşbıçak kendini daha fazla tutamıyor ve bana göre Türk spor tarihine kara bir leke olarak geçen şu sözleri sarf ediyor: "Yok mu o topa vuracak bir Fenerbahçeli!"

Melih Gümüşbıcak'ın bu içten gelen çağrısına cevap verebilecek bir Fenerbahçeli futbolcu çıkmayınca, Bursaspor tarih yazmıştı. İnsanlar çok şeyin değişeceğini umuyorlardı. Gerek görsel, gerek yazılı medyada. İlk işaret LigTV'den gelmişti. Erman Toroğlu ile yollar ayrılınca sıranın Melih Gümüşbıçak'a da geleceğini umuyordum. Tarafsızlığını, heyecanın en üst noktalara çıktığı ve tüm Türkiye'nin ekrana kilitlendiği bir anda kaybetmiş, LigTV'nin değil, FenerbahçeTV'nin bir elemanı gibi konuşmuş ve milyonları şoka uğratmıştı. O Gümüşbıçak, değil yolların ayrılması, bugün Bursaspor - Konyaspor maçını anlatmakla ödüllendirildi. Gerilerden gelen bir Fenerbahçeli'nin atacağı bir golle Şampiyonluğu kaybedecek Bursaspor'un maçını. Ben bir futbolsever olarak üzüldüm. Maçı ekran başından izlerken Bursaspor adına bir kere daha üzüldüm. Asla hakettiği ilgiyi görememiş, Medya tarafından bir Şampiyondan ziyade lig 5. olmuş bir takım muamelesi gördükleri yetmiyormuş gibi maçlarını da kendi aleyhlerine dileklerini 70 milyonun gözleri önünde itiraf eden biri anlatıyor.

En keskin kılıcını imaj temizliği dahilinde gönderen LigTV'nin paslı bıçaklarla bu uzun yola çıkmasına ne demeli? Pes, sadece bu kadar.

A. Gücü 0:2 Trabzonspor (Sükseli Başlangıç)

18 Yorum

Yazıya öncelikle Teofilo ile başlamak lazım. Şu sayfalarda bilhassa bendeniz tarafından hayli eleştiri alan bir futbolcu olarak en azından bu kadarını hak ettiğini düşünüyorum. Önce Süper Kupa finalinde attığı üç gol, ardından dün akşam oynanan ve ST Süper Lig 2010-2011 sezonunun ilk maçı olan Ankaragücü deplasmanında atmış olduğu 2 gol ile bir anda fırsatçı golcü kimliğine bürünmüş olması hem takımı hem de kendi adına kayda değer bir gelişme olsa gerek..

Son iki önemli maçta atmış olduğu toplamda beş golün dördünü adeta boş kaleye yuvarlamış olması her ne kadar “O golleri kim olsa atardı” benzerindeki eleştirilere muhatap olsa bile bir golcüdeki en önemli meziyetlerden bir tanesi olan "doğru zamanda doğru yerde bulunma" yetisine ve önsezi bilgisine sahip olduğunu bizlere göstermiş oldu Teofilo. Ancak gerek Bursaspor ile oynanan final maçının, gerekse dünkü Ankaragücü karşılaşmasının ilk yarılarında oldukça pasif bir görüntü sergilemiş olmasına karşın ikinci yarılarda çok daha etkili olarak gollerini sıralamış olmasını dikkatli okumak lazım..

Dün akşam Şenol Güneş’ in sahaya sürdüğü kadrodaki defans hattı Glowacki-Song değişikliği haricinde geçen sezonun klasikleşmiş kurgusuydu. Serkan sağ bekte her zamanki çalışkan ve faydalı görüntüsünü sergilerken soldaki Cale fiziki açıdan eksiklerini pek de fazla giderebilmiş gibi gözükmedi gene. Defansın göbeğinde form durumu yüksek ve son derece güçlü bir görüntü sergileyen Egemen’ in partneri olan ve özellikle Süper Kupa Finali’ nde müthiş bir oyun çıkaran Glowacki ise bu performansını sezona yaymayı başarabilirse çok büyük fayda sağlayacaktır eminim. Tabii ki Trabzonspor defansının dün yeteri kadar zorlanmamış oluşunda Ankaragücü’ nün etkili forveti Vittek’ den yoksun sahaya çıkmasının da payı büyüktü kuşkusuz..


Dün akşam Trabzonspor’ un defans hattında işler iyi giderken ortasahada bilhassa ilk yarıda üretkenlik vasatın altında kaldı. Defansın önünde oynayan Ceyhun’ un gününde olmayışı ve ilk yarı süresince Selçuk ve Colman’ ın defans bloku ile olan bağlantısını sağlayamaması sonucu orta alanda Ankaragücü takımına oyunsal anlamda üstünlük kurulamadı. Kalabalık bir orta saha kurgusu ile oynayan rakip takıma karşı Selçuk ve Colman’ ın yeteri kadar topla oynayamaması gerek Burak Yılmaz’ ın gerekse Alanzinho’ nun da üretkenliğini düşürdü. Alanzinho defans ile ortasaha mesafesini bir hayli daraltan rakip yarı alanda istediği topları alamazken Burak neredeyse hiç etkili olamadı. Dolayısıyla geriden ve kanatlardan beslenmediği sürece sahada takımını bir kişi eksiltecek kadar etkisiz olan Teofilo ilk yarıda sönük kaldı..

Ancak ikinci yarının hemen başında gerçekleşen Yattara – Ceyhun değişikliği Ankaragücü’ nün bütün dengesini bozdu. Tüm dikkatini Alanzinho’ ya odaklayan rakip savunmanın bütün konsantrasyonu sağ kulvarda alternatif bir tehditin de devreye girmesiyle tamamen bozuldu. Bu travmaya Yattara’ nın rakip savunmayı ekslterek dengesini bozduğu gibi moral olarak da yerle bir eden çalımları eklenince Trabzonspor hücum üstünlüğünü ele geçiriverdi. Elde edilen hamle üstünlüğüne karşın üçüncü bölgede hala pozisyon zenginliği sağlanamıyor oluşu karşısındaki sorunu Şenol Hoca 67 nci dakikada Umut – Burak değişikliğiyle çözdü. Bu hamle zaten sallanmakta olan Ankaragücü savunmasını tam anlamıyla paralize ederken son 20 dakika Trabzonspor dominasyonu altında geçti. Yeteneklerini çok daha özgürce kullanabileceği boş alanlar ortaya çıkınca gerçek kimliğine bürünen Colman’ ın gönderdiği ara paslara öldürücü deparlar atarak pozisyon zenginliği yaratan Umut’ un biri şuttan seken iki asistiyle Teofilo topları kaleye itiverdi..

Takımdaki kadro derinliğinin yanısıra, hücumda hem Teofilo' nun etkinlik kazanması, hem Yattara' nın muhteşem dönüşü, hem de Jaja' nın transferiyle oyuncu alternatiflerindeki zenginliğin artması bu sezon çok daha renkli bir Trabzonspor izleyeceğimizin garantisi gibi gözüküyor. Bu isimlere Engin ve Gabric' in de eklenmesi halinde çok keyifli bir Trabzonspor izleyeceğimiz ve izlettireceğimiz kesin. Güzel başladık, güzel de bitiririz umarım..