Trabzonspor 3-0'lık farkı yakalayınca oyunculara çöken o şımarık rehaveti çözemedim ben. Liverpool maçında önde olmalarına rağmen bir türlü rahatlayamayan, sürekli pas hatası yapıp, gereksiz stresle kendi kendine pres yapan bu futbolcular değil miydi? Keza Fenerbahçe maçı... Zor sınavlarda istediği sonucu kılpayı alan/ya da alamayan, bunun neticesinde büyük stresler yaşayan, görece önemsiz sınavlarda full çekip "zekiyim ben." modlarına giren öğrencileri hatırladım.Şov başka bir şey, rehavet başka...
Sivasspor karşısında 3-0 öne geçen Trabzonspor'da, hep baskısından şikayet ettikleri Avni Aker'de görmeye alışık olmadığımız bir rahatlık, bir şımarıklık kol gezmişti. Ve buna dikkat çekmiştim. Bugün, Manisaspor karşısında erken gelen golle 1-0 üstünlük yakalayan Trabzonspor'lu futbolcular aynı dikkatsizliğin bedelini ödediler bugün. Sivasspor karşısında da benzer şeyler olmuş, durum 2-0'ken Sivasspor gol kaçırmıştı. Makukula ve Simpson ise affetmedi. Sürekli baskısından şikayet ettiğimiz bu stadyumda oynamanın bir orta yolu var: Denge... Rakibinize saygı duymazsanız, üzerinizdeki o rehavet şekil değiştirip gözlerinizle topu takip ettiğiniz bir başka spor dalının sporcusu yapar sizi.
Jaja, Teofilo, Selçuk, Colman, Umut. İlk gol ve sonrasında sergiledikleri hücum performansı takdire şayan. Yaklaşık bir 10 dakika ciddiyetle rakibi bunalttılar. Atağa çıkışları oldukça organize ve hızlıydı. Bu da Manisaspor'u oldukça yordu. Blog yorumcularının sık sık dile getirdiği üzere Trabzonspor defansının Bedensel olarak üstün rakip forvetlere karşı zaafiyeti kendini bir kere daha gösterince, iki duran toptan yenen iki gol, işin seyrini değiştirdi. Buna rağmen Jaja'nın oyundan çıkmasına ben bir anlam veremedim. Zira ele geçirdiği üstünlüğü korumak için kapanacak bir Manisaspor'u Alanzinho ile çözmek zor. Bunu geçen sezonlarda defaatle gördük. Üstelik Jaja, iç güveysinden hallice sol kanadı da besliyordu, fiziğini kullanarak ceza sahasına girmeye çabalıyor, topu ayağında gereğinden fazla tutmadan gitmesi gereken yere gönderiyordu. Topu ayağında tutmuyor, daha çok topu "saklıyordu." Alanzinho ise iyi başladığı ve rahat bir pasla çok daha iyi bitirebileceği pozisyonları bile anlamsız bir şekilde topla sürükleyerek kapanan rakibe fırsat vermekten başka bir şey yapamadı bugün. Akıcı bir şekilde ilerleyen hücumlar, en ufak duraksamada infilak ediyor. Savunma avantajlı duruma geçiyor ve... Manisaspor daha da direnç buluyordu.
İkinci yarıya Jaja & Alanzinho değişikliği ile başlandıktan sonra ilk birkaç dakika yine tempo yapan taraf Trabzonspor'du. Fakat daha sonra Burak'ın da Yattara'nın yerine oyuna girmesi, Alanzinho ile ani frenler yapan Trabzonspor'un el frenini hepten çekmesine neden oldu. Anlamsız şekilde ileriye yığılan 3 futbolcu, birbirlerinin hareket sahalarını da kısıtlayınca Manisaspor savunmasının işi kolaylaştı. Bayır aşağı salsanız gitmeyecek bir hâl aldı oyun. Yattara'nın çıkışıyla, zaten sınırlı olan kanat organizasyonları hepten durdu. Alanzinho'nun bu noktada Şenol Güneş'in beklediği o delici özelliğini kullanamadığını da gördük. Topu rakip kaleye 35 metrelik bir mesafeye taşıyan Trabzonspor'un bu noktadan sonra bir çıkış yolu bulamadığını gördük. Halbuki bu şekilde kapanan rakipleri açmanın birinci kuralı ileride kalabalıklaşmaktan ziyade kanatlardan taşıyacağınız toplardır. Savunmalar, karşıdan gelen toplardan ziyade yandan gelen toplarda zaafiyet gösterirler ve hata oranları yükselir. Elinizde ligin en iyi kanat oyuncuları varken bunu yapamıyorsanız, oturup bu konu üzerine düşünmek zorundasınız. Eğer Şampiyonluğa oynadığını iddia eden bir takım, bir camia, ligde 0 puanı bulunan bir rakibi karşısında, mağlup olabilir, 45 dakika boyunca acil gol ihtiyacı olmasına rağmen pozisyon bulamıyorsa, oturup bir kere daha düşünmek zorundasınız. Umut'a hiç değinmedim. Çünkü değenilecek bir icraat ortaya koyamıyor sezon başından beri. Haftaya Kayserispor deplasmanı var. Arkadaşlarını kenardan izlemesi isabet olacaktır. Teofilo'nun yanında serbest bir Jaja'yı, takviye edilmiş bir orta saha ile birlikte izlemeyi tercih ederim. Bu isim müthiş pas kaybı oranına rağmen stoper olarak da kullanabileceğimiz Ceyhun olabilir.
Defansın, bedensel üstünlüğü olan oyunculara karşı bocaladığından bahsetmişken, geçen haftanın Robin Hood'u Giray'ın, topun yere inmesi gereken dakikalarda topu ummanlara şişirdiğini görünce şaşırdım. İşte bahsettiğim şey tam olarak bu. Bu ruh halinin bir ortası olmalı. Futbol bir denge oyunu, yalnızca bedensel değil, aynı zamanda zihinsel bir denge. Öne geçtiğiniz bir rakip karşısında birdenbire müthiş bir rahatlık hissediyor, şova başlıyorsunuz. Fakat aynı rakip, biraz çabalayıp size yanıt verdiğinde 180 derecelik bir değişimle baskı bile görmeden bocalamaya başlıyorsunuz. Ayaklarınız titremeye başlıyor. Liverpool maçı, Fenerbahçe maçı, Sivasspor maçı, ve bugün Manisaspor maçı. Sizin, bir profesyonel futbolcu olarak Standardınız olmalı. Hele ki bu seviyede. Tribündeki taraftarın, mağlup durumdayken kaçan gol pozisyonuna küfürle hayıflanması gibi, mağlupken ayağınızdaki topları amaçsızca kullanmaya çalışırsanız rakiplerinizin her birine altın birer anahtar verirsiniz, kalenizi ardına kadar aralamaları için. Şenol Güneş'in, aklı en başında yorumlar yapan, en felsefî söylemleri dillendiren Teknik Adam olduğu bir gerçek. Bu engin tecrübesini oyuncularıyla paylaşmasını ümit ediyor ve bekliyorum. Farklı kazanılan, umut vaadedilen karşılaşmalar sonrası göz göre göre geliyorum diyen faciaları önleyememek acı verici. Bir taraftar için acı verici. Fakat bu takımın sorumluları için acıdan başka hislerin de sebebidir.
Selçuk İnan, rakibin ayaklarından topu almaktan çok Yattara'nın elinden topu almakla uğraşınca takımın saha içi bütünlüğü konusunda da bir ipucu edindik. Sivasspor maçı sonrası sevinmiş, ve şöyle demiştim: Yıllardır şu takımda direkt olarak kaleye gönderilecek frikikleri atacak adam eksikliği hissedildi ve tüm bu süreç boyunca Çağdaş Atan olsun, Umut olsun Yattara'nın ısrarlı isteğine rağmen topu ona bir türlü bırakmadılar. Yine Selçuk, orta yapılacak pozisyonları geçtim, kaleye gönderilecek topları bu adama ısrarla bırakmıyorlardı. Bugün bu takımın kaleye göndereceği duran toplara yalnızca 3 isim müdahil olmalı: Ceyhun, Jaja ve Yattara. Fakat ne yazık ki değişen hiçbir şey yok... Hâlen duran topların nasıl paylaşılacağı konusunda bir otorite boşluğu var. Ersun Yanal zamanından beri durum böyle...Takımda iki tane mükemmel frikikçi dururken, bunlardan biri sahada iken, Selçuk'un böyle bir şeye kalkışması çok anlamsızdı. Bu mağlubiyet futbolun içinde var, olur. Fakat aynı amaç uğruna mücadele ettiğiniz insanların bazı meziyetlerine saygı duymak zorundasınız. Bir işi sizden daha iyi yapan birileri varken, o topu ondan alıp onun rolüne soyunmak takımdan çok kendini düşünmekten başka ne ki? Yattara böylesine oynamaya çalışırken, tekrar o eski havasını yakalamaya başlamışken onun zaten zor sağlanan konsantrasyonunu böylesine bozmak Yattara'dan çok takıma zarar veriyor. Çünkü o oynadığında her şeyin ne kadar kolay olduğu ortada. Frikik kullanımından otoriteye doğru ufak bir geçiş yaparsak bu takımın oyuncuları şunu kabul etmeli: Bu takımın saha içindeki lideri, kaptanı, Yattara'dır. Bir takım arkadaşı, saha içi liderine, takım arkadaşına karşı bu hareketi yapmakla aslında neler yaptığının farkındadır diye düşünüyorum. Şenol Güneş'in de durumun çözümünü bir an evvel sağlamasını bekliyorum. Bu otorite ve top paylaşım meselesi futbolun yazılmamış kurallarının da gösterdiği üzere Yattara lehine bir an evvel sonuçlanmalı. Adı dokuza çıkmış olmasından sebep sekize inmeyen bu adamın harika başladığı bu sezonda onu bu işin parçası yapmaktan çok ötekileştiren her davranışın kökü kazınmalı.
Her şeye rağmen -bu Her şeyin içinde şımarıklıkları da var- Şenol hoca bugün ilk yarıda sahaya sürdüğü oyun düzenine sadık kalabilseydi, Trabzonspor bu karşılaşmayı en azından 1 puanla kapatabilirdi. Daha fazla pozisyon üreten, daha akıcı oynayan, topu istediği gibi yönlendirebilen bir Trabzonspor vardı sahada. Önce Jaja'nın yerine Alanzinho'nun girmesi, ardından Trabzonspor'la sözleşme imzalaması bile kendi adına bir Mucize olan Burak'ın kurtarıcı olarak sahaya sürülüp hücumsal yığılmanın bir başka atığı hâline gelmesi, Manisaspor'lu oyuncuların her pozisyonda zaman çalma çabalarıyla birleşince ilk yarıda takıma o güveni veren iki futbolcunun varlığıyla kutsanmış bir halde top oynayan isimler zihinsel olarak iyice oyundan düştüler. Bir taraf özgüvenini tazelerken diğer taraf futbolun şakaya gelmeyecek bir oyun olduğu gerçeğinin, onların halleri üzeirnden bir mesel olarak anlatılacak olmasının verdiği utancı düşünüyorlardı.
Makukula bugün Trabzonspor'dan çok Sadri Şener'i üzmüştür. Başkandan bu konuyla ilgili espriler bekliyorum. Şampiyonluk hedefiyle girilen bir sezonda en çok arzulanan bir ismin kümede kalma mücadelesi verecek bir takımın formasıyla, Avni Aker'de Trabzonspor'a 2 gol atması tam Sadri Şener'lik bir malzeme.
Bu mağlubiyet üzerinden farklı şeyler düşünenler yalnızca onlar değildi. İstifa etmek için şu maçın neticelenmesini bekleyemeyecek kadar bencil, Trabzonspor'dan çok, kendi küçük karakterlerinin önüne bir kalkan gibi koydukları isimlerini düşünen bazı insanlar da vardı. Birer akbaba gibi izlediler bu karşılaşmayı. Kendileri olmadan bir leş gözüyle baktıkları bu takımın karşılaşmasını, açgözlü birer akbaba gibi izlediler. Yenen her gole birer Manisalı gibi sevinmişlerdir. Çünkü bu beden çürürse bu leşçilere kârı var. Sağlam bir Trabzonspor'un hiçbir kademesinde esamesi dahi okunmayacak bu yerel ezikler sürüsünün tekrar yüz bulabilmesi için bir leşe ihtiyaç var. Kokuşmuş bir leşe... Yenen her gol, ve bu maç sonrası kaybedilecek her puan, onların o zavallı karakterlerinin önüne çıkarcılığın paslanmış yüzünü yansıtan bir kalkan gibi koydukları isimlerini cilalamaları için bir fırsat olacak. Bu akbabalara bu fırsatı vermeyin. Bu takımın elde edeceği her başarı, Trabzonspor'u yalnızca ama yalnızca kartvizitlerinde bir artı olarak gören bu zavallı leş soyucuların köhne hayallerini birer moloz gibi başlarına yıkacak. İnanıyorum.